
Paslanmaya Değil, Yaşatmaya
En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Deprem sonrası kalıcı konutlara geçişle birlikte atıl durumdaki binlerce konteynır, şu an depolar yerine Türkiye’nin gıdasının temininde en önemli saç ayaklarından olan mevsimlik geçici işçiler için hasat bölgelerine doğru yola çıkmalı. Neden mi?
İnsani Bir Yaşam Alanı oluşturmuş olacağız. Çadırın tozu ve aşırı sıcak/soğuk yerine; işçilerimize, gıdamızı üreten ellere, elektriği ve suyu olan "ferah bir oda" borçlu değil miyiz?
Sağlıklı bir ortamda Temiz suya erişimi ve bulaşıcı hastalık riskini bitirmenin en kısa yolu, kurulacak geçici yerleşim alanları olmaz mı?
Çocukların ve Kadınların Onuru: Eğitimden kopan 400 bin çocuk işçi ve günde 16 saat hem tarlada hem hane bakımında çalışan kadınlar için konteynır, sadece bir barınak değil; sosyal bir güvence alanıdır.

Sadece Ücret Artışı Yeteceğini mi düşünüyorsunuz?
Mevsimlik işçinin yevmiyesinin 1.299 TL’ye çıkması, onların çadırlardaki sağlıksız yaşam koşullarını, güvensiz taşıma araçlarındaki kaza risklerini veya sosyal dışlanmışlıklarını ortadan kaldırmıyor. Tarım sektöründe kayıt dışılığın ve sigortasızlığın bu denli yüksek olduğu bir ortamda, devlet eliyle sağlanacak konteynır kentler, bu işçileri "görünmez" olmaktan çıkarıp sistemin bir parçası haline getirecektir. Hatta orada yaşayan kadınlarımız, en düşük seviyede de olsa SGK güvencesi altına alınamaz mı? Kadını kırsalda tutmanın, en sağlam yolu, onun güvencesini sağlamak değil mi?
Sonuç olarak;
Elimizde hazır bir kaynak var. Deprem bölgesinin o zor günlerinde sığındığımız o metal çatılar, şimdi Anadolu’nun bereketli topraklarında ter dökenlerin yuvası olmalı. Gelin, bu konteynırları çürümeye terk etmek yerine, soframıza gelen ekmeğin gerçek sahiplerine, o ferah ortamı çok görmeyelim. Ne dersiniz?



























Yorum Yazın