<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Türkiye&#039;nin Bir Numaralı Tarımsal Haber ve Bilgi Portalı</title>
        <link>https://www.tarimpusulasi.com/</link>
        <description>Tarım Pusulası: Güncel tarım haberleri, analizler ve sektörel gelişmelerle çiftçilerin ve tarım profesyonellerinin doğru bilgi kaynağı.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Her hukuki hak, hak mıdır? Tarım Kredi’nin maaş açıklaması mevzuata değil vicdana takılmalı</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/her-hukuki-hak-hak-midir-tarim-kredinin-maas-aciklamasi-mevzuata-degil-vicdana-takilmali-269</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/her-hukuki-hak-hak-midir-tarim-kredinin-maas-aciklamasi-mevzuata-degil-vicdana-takilmali-269</guid>
                <description><![CDATA[Her hukuki hak, hak mıdır? Tarım Kredi’nin maaş açıklaması mevzuata değil vicdana takılmalı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bakanlıklarda birçok genel müdürlük makamı var ve hemen hemen hepsi aynı maaşı alır. Bu maaşlar da bilinir. Hiçbiri tartışma konusu olacak seviyede de değildir!&nbsp;Ancak <strong>Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Hüseyin Aydın’ın maaşı ve aldığı huzur hakkı</strong>, tarimdanhaber.com internet sitesinde çıkan iddia sonrası sosyal medyanın ve Meclisin tartışma konusu haline geldi. Önceki <strong>Genel Müdür Fahrettin Poyra</strong>z döneminde de maaş ve huzur hakları gündeme gelmişti. Aynı sorun, fındık üreticisinin kooperatifi Fiskobirlik’te de yok mu?</span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">TKK’dan gelen resmi açıklama tam bir “bürokratik klasik”: “Her şey mevzuata uygun.”</span></span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bakın burası çok önemli; çünkü <strong>Cumhurbaşkanı maaşının bile bilindiği Türkiye’de</strong> ne zaman devlette özel birilerinin maaşı gündem olsa, karşımıza o meşhur “mevzuat” kalkanı çıkarılır. Peki bu “mevzuat” dediğimiz şey, milyonlarca çiftçi borç batağında yüzerken çiftçi örgütünün genel müdürünün toplamda ne kadar maaş aldığını açıklamasını engelliyor mu? Yoksa o rakamlar açıklandığında sokağın “huzuru” mu kaçıyor?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ülkede birçok koltuk sahibine, yakınlarına hatta yakınlarının yakınlarına yüksek maaşlar yetmiyor gibi yönetim kurulu üyelikleri dağıtılıyor. Tarım Kredi Kooperatifinden gelen açıklamada da mevzuat gereği yönetim kurullarının tamamından değil de “huzur hakkı” olarak da bir yerden alınıyormuş.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Huzur hakkının “<strong>huzur</strong>” kısmı, kararlara imza atması sonucu alınıyor.</span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sorun nerede?</span></span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sorun, bir kişinin sadece asıl görevinden aldığı asgari ücretin kaç katına denk gelen maaş yetmemiş gibi, iştiraklerden, bağlı kurumlardan ve yönetim kurullarından ayrı ayrı “huzur” bulmasındadır.</span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Meblağ ne?</span></span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Net rakamlar genellikle devlet sırrı gibi saklansa da iddialar ve geçmiş örnekler, bu rakamların asgari ücretin onlarca katı birleşimi olduğunu fısıldıyor.</span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Mevzuat her şeydir ama adalet değildir.</span></span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Diyelim ki her kuruşu mevzuata uygun. Diyelim ki her imza, her kurulan komisyon hukuki bir zemine dayanıyor. Peki her hukuki hak gerçekten hak mıdır? Adalet ve vicdan nerede? Bir tarafta tarlasını sürmek için mazotun kuruşunu hesaplayan çiftçi, diğer tarafta “<em>o çiftçinin parasıyla mevzuata uygun</em>” huzur paketleri…</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bu tabloda bir “huzur” var ama o huzurun adresi sizce de 85 milyon mu?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Herkesin bir “huzur hakkı” vardır, unuttunuz mu? Huzurlu olmak elbette haktır. Ama listenin devamı oldukça kabarık:</span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Çiftçinin huzuru, hasadının karşılığını aldığında başlar.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Emeklinin huzuru, ay sonunu getirebildiğinde…</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Gencin huzuru, “Ben ne olacağım?” kaygısı bittiğinde…</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">İşçinin, memurun da “huzur hakkı” yok mu?</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Öğrencinin, öğretmenin de “huzur hakkı” yok mu?</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ev kadınının da her doğan çocuğun da “huzur hakkı” yok mu?</span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Huzur sadece belirli bir kesimin ayrıcalığı haline gelmişse, orada sadece rakamlar değil güven de erir. Siz istediğiniz kadar “mevzuat” deyin; asıl mevzu, geçim derdiyle boğuşan vatandaşın bu lüksü izlerken duyduğu o derin huzursuzluktur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Kısacası: <strong><em>85 milyonun huzurunu ve adaletini sağlayın; herkesin huzuru zaten yerinde olmaz mı?</em></strong></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 13:54:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ormanın Başkentinde Taht Yok, Emek Var!</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ormanin-baskentinde-taht-yok-emek-var-268</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ormanin-baskentinde-taht-yok-emek-var-268</guid>
                <description><![CDATA[Ormanın Başkentinde Taht Yok, Emek Var!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Kastamonu’nun o serin, reçine kokulu havasını ciğerlerime çekerken zihnimde tek bir cümle yankılanıyor: "Burası ormanın başkenti; ama bu başkentte taht yok, emek var. Ormancılık Haftası kapsamında üniversiteli gençlerle gerçekleştirdiğimiz “Tarımda Geleceği Savunmak” program serisi vesilesiyle Türkiye’nin yeşil kalbi Kastamonu’daydık.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Gördük ki; Kastamonu sadece bir coğrafya değil, dünya çapında projelerin mutfağı olan devasa bir okul. Programda kimler yoktu ki? Bir uçta bilimin ışığını taşıyan akademisyenler ve pırıl pırıl öğrenciler, diğer uçta toprağın asıl sahibi çiftçiler ve yerel demokrasinin bel kemiği muhtarlar... Ve tabii ki devletin çözüm iradesini temsil eden Bakanlık yetkilileri. Alanında uzmanlar ve OGM’nin cefakâr personeliyle, orman dediğimiz o heybetli organizmanın perde arkasını konuştuk. Çok verimli bir program olduğuna inanıyorum.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bilim Sahada, Saha Bilimde</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Şehrin en güçlü paydaşlarından Kastamonu Üniversitesi ve Ormancılık Fakültesi, bugün Türkiye’nin sayılı "ihtisas üniversitesi". Fakülte Dekanı Prof. Dr. Mahmut Gür ve ekibiyle yaptığımız görüşmelerde şunu anladım: Burada mesele sadece kereste değil. "Odun dışı orman ürünleri" denilen o muazzam ekosistemle aslında geleceğin ekonomisi inşa ediliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bu başarının arkasında ise kusursuz bir kolektif ruh var. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Küçük’ün vizyonu ile Bölge Müdürü Hakan Yaslıkaya’nın saha tecrübesi birleşince; akademisyeninden çiftçisine, muhtarından Bakanlık yetkilisine kadar herkesin aynı amaçla oturduğu o "çok sesli gelecek masasında" "Tarımda Geleceği Savunmak" idealinin en somut örneği çıkmış.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Rakamlar Umut Veriyor, Hassasiyet Koruyor</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">FAO’nun 2025 verileri gurur verici: Türkiye, orman varlığını en çok artıran ülkeler sıralamasında dünyada 4. sıraya yükseldi. Yıllık 118 bin hektar yeni yeşil alan... 2026 hedefi ise 600 milyon fidanı toprakla buluşturmak. Gökyüzünde İHA’lar, yerde dünyanın en ileri teknolojik altyapısı...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ancak teknoloji kadar hayati olan bir şey daha var: Toplumsal hafızamızdaki o haklı endişe. Yanan alanların kaderi... Şunu bir kez daha not düşelim: Küle dönen her karış toprak, üzerine beton dökülecek bir "arsa" değil, küllerinden doğması gereken bir "vatan toprağıdır". Yanan yerlerin yapılaşmaya değil, sadece ve sadece ormana devredilmesi, zaten hukuken zorunlu ancak unutmayalım ki, aynı zamanda gelecek nesillere olan namus borcumuzdur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Fakat biz ormanı genelde sadece yangınlar ya da kesim tartışmalarıyla konuşuyoruz. Oysa o yeşil örtünün altında sessiz ve derin bir direnç hikayesi yatıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ormancı Temiz Hava Alır Yanılgısı</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Dışarıdan bakan için "oksijen deposu" olan o dağlar, personel için amansız bir parkur. Bir yanda kavurucu güneş, birkaç yüz metre yukarıda keskin bir ayaz... Bizim "huzur" dediğimiz yamaçlar, onlar için her gün kat edilen zorlu bir hayat kavgası. Ve bu kavga, ancak ormanın gerçek koruyucusu olan köylünün refahıyla sürdürülebilir hale geliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Köylü Gülerse Orman Güler</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">İşte burada devreye ORKÖY giriyor. "Doğduğu yerde doysun" düsturuyla; güneş panelinden hayvancılık kredilerine kadar sahada muazzam bir hizmet ağı örülmüş.</span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">2025 yılında dağıtılan 2,5 milyar TL kredi,</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">2026 için hedeflenen 3,2 milyar TL bütçe...</span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bunlar sadece istatistik değil; Kastamonu’nun en sarp köyünde, damındaki güneş paneli sayesinde şehre muhtaç kalmadan yaşayan köylünün yüzündeki tebessümdür. Çok net: Köylü ormanda huzurluysa, orman da güvendedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Kastamonu-Zuhal-irgas-toplanti-1.jpg" style="height:450px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Kastamonu-Zuhal-irgas-toplanti-2.jpg" style="height:433px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Kastamonu-Zuhal-irgas-toplanti-4.jpg" style="height:533px; width:800px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:52:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekmek Kavgasından &#039;Varlık&#039; Mücadelesine: Konya’dan Dünyaya Hububat Mesajı</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ekmek-kavgasindan-varlik-mucadelesine-konyadan-dunyaya-hububat-mesaji-267</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ekmek-kavgasindan-varlik-mucadelesine-konyadan-dunyaya-hububat-mesaji-267</guid>
                <description><![CDATA[Ekmek Kavgasından 'Varlık' Mücadelesine: Konya’dan Dünyaya Hububat Mesajı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Konya’da sadece bir kongre izlemedik; aslında Türkiye’nin önümüzdeki yüzyıldaki "varlık stratejisinin" yol haritasına tanıklık ettik.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">İnsanlık tarihinin sıfır noktası sayılan Çatalhöyük’ün gölgesinde, <strong>Ulusal Hububat Konseyi’nin</strong>, <strong>Konya Ticaret Borsası</strong> ile birlikte düzenlediği <strong>2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi</strong> gerçekleşti. Salondaki atmosfer, sadece bir sektörel buluşmanın ötesinde, adeta bir "<strong>milli güvenlik</strong>" zirvesi ciddiyetindeydi. Tarım- Orman ve Ticaret Bakanlıklarının Genel Müdürlüklerinin yanı sıra, Üniversitelerden, konuyla ilgili paydaşlar salondaki yerlerini almışlardı. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Peki, bu zirveden bize ne kaldı? Satır aralarında hangi çarpıcı sözler yatıyor? Gelin, bir gazeteci gözüyle bu büyük resmi parçalarına ayıralım.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Maliyetleri Biliyoruz, Üreticiyi Koruyacağız</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Konuşmanın en çok beklenen ve salonda yankı bulan kısmı şüphesiz alım fiyatları ve maliyet artışlarıydı. Ortadoğu’daki (İran-İsrail/ABD) gerilimin enerji ve gübre fiyatlarını tetiklediği bir dönemdeyiz. Ancak burada devletin tavrı oldukça net: "<strong>Maliyet artışlarını göz önüne alacağız.</strong>" Bu cümle, çiftçi için bir can suyu, sanayici için ise bir güven limanı olarak düşünülebilir. Üreticinin enflasyon ile ezilmeyeceğinin sinyali ilk kez bu kadar yüksek perdeden verildi. <strong>Ancak salonda konuştuğumuz üreticiler umutlarını, önümüzdeki sezon ki alım fiyatlarından ziyade, artan yağışlarla beklenilen rekolte artışına bağlamış durumdalar.&nbsp;&nbsp; TMO son satış fiyatını 15 bin 100 lira açıkladı. Genelde bu son satış, hasat sezonunun fiyatlarını belirleyen bir rakam. Malkara Ticaret Borsa Başkanı Atilla ayaz ise en az 2 lira müstahsile ekstra destek beklendiğini söyledi.</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Gıda Milliyetçiliği ve Proaktif Hamleler</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Türkiye, küresel krizlerin ortasında üretimde pozisyon almış durumda. Gübrede gümrük vergilerinin sıfırlanması, ihracatın durdurulup iç piyasanın öncelenmesi ve amonyum nitrat kararları aslında tek bir şeyi söylüyor: Önce kendi soframız. "Türkiye’nin gıda arz güvenliği sıkıntısı yoktur" beyanı, spekülatörlerin elindeki en büyük kozu almış oldu. <strong>Ancak buradaki en önemli sıkıntı piyasadaki gıda fiyatlarında önlenemeyen yükseliş.</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">İklim Krizi: Her 1 Derece, %8 Kayıp Demek</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Küresel ısınmanın her 1 derecelik artışı, tabaktaki yemeğin %8 eksilmesi anlamına geliyor. Bu gerçekle yüzleşen bir yönetim anlayışı önemli. Konya gibi bir tahıl ambarında "Su Verimliliği Seferberliği"nden bahsedilmesi tesadüf değil; bir zorunluluktur. Bu süreçte, Tarsimin çok daha yaygın, güçlü bir şekilde sahada olmasının önemi altı çizilen noktalardan biriydi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-UHK-Toplantisi-02.jpg" style="height:533px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Planlı Üretimde Yeni Faz: "Uyduyla Takip, Tavizsiz Denetim</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Eskiden "ne ekersem o olur" devri vardı, artık "<strong>neye ihtiyaç varsa, su varlığı neye müsaade ediyorsa o ekilecek</strong>" devri başlıyor. Çiftçi Kayıt Sistemi’nin (ÇKS) uydu görüntüleriyle entegre edilmesi, artık devletin hangi parselde hangi buğdayın boy verdiğini dijital olarak izlemesi demek. Bu, sadece bir bürokratik işlem değil; tarımda dijital devrimin güzelliği. <strong>Aslında yıllardır eksik bırakılan, yeni başlanan üretim planlamasındaki zorlukların ivedilikle çözülmesi önemli bir nokta.</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">İşlenmeyen Toprağa "Dokunuş</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Atıl arazilerin kiralanması gündeme geldiğinde birileri endişelenmişti. Ancak sonuç şaşırtıcı: "Bakanlık bu uygulamayı duyurduktan sonra, tespit edilen arazilerin %65’i sahipleri tarafından ekilmeye başlandı." Demek ki bazen sadece "niyet beyanı" bile toprağı üretimsizlikten kurtarmaya yetiyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sonuç Olarak;</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tarım, artık sadece çiftçinin çizmeleriyle sınırlı bir alan değil; siber güvenlik kadar stratejik, enerji kadar hayati bir konudur. 2026 hasadı öncesi verilen mesaj net: Yağışlar arttı, altyapı sağlam, rekor yolda.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ancak unutulmamalıdır ki; asıl başarı sadece "çok üretmek" değil, metinde de vurgulandığı gibi “<strong>üreticiye destek, adil paylaşım, tüketiciye uygun fiyatta ürünün ulaştırılması</strong>" olarak geçiyor. Üretimin başkenti Konya’daki irade, Türkiye’nin bölgesel bir gıda gücü olma yolunda emin adımlarla ilerlemesinin gerekliliğinin kanıtıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Şimdi gözler, tarladaki bereketin sofraya nasıl bir adaletle yansıyacağında...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Programın, başarılı organizasyonun öncüsü Ulusal Hububat Konseyine ve Konya Ticaret Borsasına ve diğer kıymetli bileşenlerine teşekkür ediyorum.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 22:51:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kastamonu’nun Üretim Hafızası: Devrekani’de Hayvancılık Devrimi</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kastamonunun-uretim-hafizasi-devrekanide-hayvancilik-devrimi-266</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kastamonunun-uretim-hafizasi-devrekanide-hayvancilik-devrimi-266</guid>
                <description><![CDATA[Kastamonu’nun Üretim Hafızası: Devrekani’de Hayvancılık Devrimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bu hafta üniversitelerde öğrencilerle birlikte yapılan "<strong>Tarımda Geleceği Savunmak</strong>" programımız için rotamızı; tarihin izleri, doğası ve alın teriyle harmanlanmış kadim şehrimiz Kastamonu’ya çevirdik. Taşköprü sarımsağından Siyez bulguruna, o meşhur doğal pastırmasına kadar coğrafi işaretli ürünlerin merkezi olan bu bölge, aynı zamanda Türkiye’de ormancılığın "<strong>başkenti</strong>" sayılıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ancak bu kez yazı odağımızda, Kastamonu’yu ve tüm Batı Karadeniz’i hayvancılıkta yeni bir evreye taşıyacak olan&nbsp;</span></span></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Kastamonu- Devrekani Besi Organize Tarım Bölgesi (OTB)</span></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto"> projesi vardı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Batı Karadeniz’in Yeni Üretim Üssü</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Projeyi yerinde ziyaret ettiğimizde, 2021 yılında tüzel kişilik kazanan bu dev yatırımda artık "<strong>son düzlüğe</strong>" girildiğini müşahede ettik. 1.290 dekar alan üzerine kurulu olan bölge; 79 adet besi işletmesi ve 15 adet sanayi tesisine ev sahipliği yapacak şekilde titizlikle planlanmış.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">İlçede halihazırda var olan yaklaşık 30 bin büyükbaş hayvan varlığına, 19.100 başlık bu modern kapasitenin eklenmesi, bölgeyi sadece Kastamonu için değil, tüm Batı Karadeniz için stratejik bir üretim üssü haline getiriyor. Yıllık 8.500 ton et üretimi hedefleyen projenin tam kapasiteye ulaşmasıyla birlikte, yaklaşık 1.500 kişiye doğrudan istihdam sağlanması öngörülüyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Yatırımda Mevcut Durum ve Rakamlar</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tarım Reformu Genel Müdürlüğü bünyesinde hayata geçirilen projenin altyapı çalışmaları tamamlanmış durumda. Rakamlara baktığımızda yatırımın büyüklüğü daha net anlaşılıyor:</span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">2023 yılından bugüne kadar toplam 744 milyon TL ödeme gerçekleştirilmiş, 2026 yılı için ise 200 milyon TL ödenek tahsis edilmiş durumda.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Yatırımcı ilgisi ise oldukça yüksek; tahsis edilen 45 parselden 21’i yapı ruhsatını almış, 3 işletme tamamlanmış ve 9 işletmenin inşaatı ise fiilen devam ediyor.</span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Kastamonu genelinde yürütülen kırsal kalkınma hamleleri, TDİOSB dışındaki desteklerle de büyüyor. KKYDP kapsamında 2006-2026 yılları arasında hayata geçirilen 1.211 proje ve çeşitli makine alımları için sağlanan 1.418 milyon TL'lik destekle, reel olarak 2.209 milyon TL tutarında yatırım ekonomiye kazandırılmış ve 3.624 kişilik istihdam sağlanmıştır. Genç ve eğitimli girişimcileri destekleyen Uzman Eller Projesi kapsamında ise 33 projeye sağlanan 17 milyon TL'lik hibe desteği, toplamda 22 milyon TL değerinde yatırımı faaliyete geçirerek bölgenin tarımsal vizyonuna güç katmıştır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Markalaşma ve Pazar Gücü</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">OTB projesinin asıl gücü; besicilik faaliyetlerini modern işletmelerde toplayarak maliyetleri düşürmesi ve verimliliği artırmasında yatıyor. Yerel üreticinin yemden pazarlamaya kadar olan zincirde daha güçlü konumlanması, bölgedeki "satılamayan ürün" sorununun ortadan kalkması bekleniyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Hazır markalaşma demişken; Kayseri pastırmasının AB’den coğrafi işaret alması çok kıymetli bir adım. Ancak Kastamonu’nun o eşsiz doğal pastırmasını da aynı güçlü vitrine taşımak ve tanıtmak bir o kadar önemli değil mi? İşte Devrekani OTB, bu yerel değerlerin hak ettiği pazar gücüne kavuşması için gereken profesyonel zemini hazırlıyor. Bu noktada ticaret odaları, borsalar ve ziraat odalarına büyük sorumluluk düşüyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-Kastamonu-hyvancilik-organize-sanayi-ziyareti-01.jpg" style="height:600px; width:800px" /></span></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-Kastamonu-hyvancilik-organize-sanayi-ziyareti-02.jpg" style="height:600px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-Kastamonu-hyvancilik-organize-sanayi-ziyareti-03.jpg" style="height:600px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-Kastamonu-hyvancilik-organize-sanayi-ziyareti-04.jpg" style="height:600px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-Kastamonu-hyvancilik-organize-sanayi-ziyareti-05.jpg" style="height:600px; width:800px" /></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 12:55:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toprağın Sigortası: Pancarda Kooperatif Devrimi</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/topragin-sigortasi-pancarda-kooperatif-devrimi-265</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/topragin-sigortasi-pancarda-kooperatif-devrimi-265</guid>
                <description><![CDATA[Toprağın Sigortası: Pancarda Kooperatif Devrimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Pazarcık’ta traktör sesleri yükseldi. Beklenen o ilk tohum 2 Mart itibarıyla toprakla buluştu. TÜRKŞEKER 2026 sezonunun startını Maraş’tan verirken aslında, koca bir üretim ekosistemini de harekete geçirdi. Bu sadece "tohumu at, mahsulü bekle" hikayesi mi? Kesinlikle hayır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Şeker pancarı öyle her aklına esenin her istediği metrekareye keyfince ekeceği bir ürün değil. O, tarımın en disiplinli en kuralcı aktörü. <strong>Münavebe, sözleşme ve kota...</strong> Bu üç kelime pancar üretiminin kutsal üçlemesidir. Eğer toprakla inatlaşıp "Ben her sene buraya pancar ekeceğim" derseniz, doğa cevabını sert verir. Toprak hastalanır, yorulur ve en nihayetinde size küser. Verim düşer hastalıklar baş gösterir. İşte bu yüzden her yerde üç-dört yıl beklemek zorundasınız. Bu bir engel değil toprağın sürdürülebilirliği için bir yaşam sigortasıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Yıllardır uygulanan bu tarım politikası aslında Türkiye’nin üretim planlamasında ne kadar hayati bir noktada durduğumuzu gösteriyor. Ancak mesele sadece yasaklarla veya kotalarla bitmiyor. Çiftçiyi bu disiplin içinde tutacak, toprağı korurken üreticinin cebini de gözetecek bir sisteme ihtiyacımız var.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tam da bu noktada şeker pancarı birliklerinin ve kooperatifleşmenin ne kadar "stratejik" bir kale olduğunu görüyoruz. Üretim planlamasında öyle bir rol model var ki hem çiftçinin sigortası oluyor hem de sanayinin çarklarını yağlıyor. O, örnek sadece bir yardımlaşma sandığı değil, tarımın gelecekteki kurtuluş reçetesi olarak duruyor önümüzde.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">İşte bu noktada sözü, lafta kalan projelerden çıkarıp toprağın içinde devleşen gerçek bir başarı öyküsüne getirmek gerekiyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Çiftçinin Güvencesi: Akşehir-Ilgın Modeli</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Pazarcık’ta toprağa düşen o ilk tohumun arkasındaki asıl güç çiftçinin sırtını yasladığı o devasa organizasyonlardır. İşte tam burada, 1952’den beri büyüyen yerelden ulusala bir köprü kuran <strong>Akşehir-Ilgın Pancar Ekicileri Kooperatifi</strong>’ni konuşmamız gerekiyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bu kooperatif sadece bir "çiftçi birliği" değil tarımın sanayiyle, hayvancılıkla ve hatta turizmle nasıl entegre edilebileceğinin canlı bir kanıtı. 1972’de PANKOBİRLİK çatısı altına girerek gücünü tescilleyen bu yapı bugün Anadolu’nun ortasında adeta bir "tarım kalesi" gibi yükseliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Pancardan Patatese, Süratle Sanayiye...</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Başkan Yusuf Yazır, Akşehir-Ilgın ekibiyle şunu çok iyi ortaya koymuş. Çiftçinin cebi sadece şekerle dolmaz! Münavebenin önemini bildikleri için pancarın ve hububatın yanına endüstriyel patates yetiştiriciliğini koyarak yeni kurallar yazmış. Ama asıl vizyoner hamle hayvancılıkta yaşanıyor. Kurdukları büyükbaş hayvancılık tesisleriyle hem süt üretiyorlar hem de ortaklarının sütünü piyasa şartlarının üzerinde bir bedelle alarak üreticiyi tüccarın insafına bırakmıyorlar. Aynı zamanda küspeyi yemlik olarak organize ediyorlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Asıl mesele şu: Tek başına bir traktör alamayan modern tarım aletine gücü yetmeyen çiftçi için bu kooperatif bir "<em>can suyu</em>"dur.</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"> Ortaklarının ihtiyacı olan her türlü araç-gereci peşin ya da uygun vadelerle temin eden bu model, aslında bize şunu söylüyor. Kota bir yük değil planlı ve garantili üretimin anahtarıdır. Çiftçi ne üreteceğini kaça satacağını bilir, kooperatif ise o ürünün değerini bulmasını sağlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sonuç Olarak;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Eğer bugün Türkiye’de tarım planlamasından sürdürülebilirlikten ve "toprağa sahip çıkmaktan" bahsediyorsak, Akşehir-Ilgın Pancar Ekicileri Kooperatifi gibi yapıları birer vitrin aksesuarı değil, tarım politikamızın ana sütunu haline getirmeliyiz. Çiftçiyi sosyal, ekonomik ve kültürel olarak ayağa kaldırmayan hiçbir model o topraktan tam verim alamaz.</span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Gelecek şeker tadında olsun diyorsak, bu kooperatifçi ruhunu tarlanın her karışına yaymak zorunda değil miyiz sizce de?</span></span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/zuhal-irgas-pancar-ekicileri-kooperatifi-ziyaret1.jpg" style="height:800px; width:495px" /></span></span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 16:25:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Depremin metal çatıları, mevsimlik işçilere yuva olsun!</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/depremin-metal-catilari-mevsimlik-iscilere-yuva-olsun-264</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/depremin-metal-catilari-mevsimlik-iscilere-yuva-olsun-264</guid>
                <description><![CDATA[Depremin metal çatıları, mevsimlik işçilere yuva olsun!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Paslanmaya Değil, Yaşatmaya</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Deprem sonrası kalıcı konutlara geçişle birlikte atıl durumdaki binlerce konteynır, şu an depolar yerine Türkiye’nin gıdasının temininde en önemli saç ayaklarından olan mevsimlik geçici işçiler için hasat bölgelerine doğru yola çıkmalı. Neden mi?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">İnsani Bir Yaşam Alanı oluşturmuş olacağız. Çadırın tozu ve aşırı sıcak/soğuk yerine; işçilerimize, gıdamızı üreten ellere, elektriği ve suyu olan "ferah bir oda" borçlu değil miyiz?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sağlıklı bir ortamda Temiz suya erişimi ve bulaşıcı hastalık riskini bitirmenin en kısa yolu, kurulacak geçici yerleşim alanları olmaz mı?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Çocukların ve Kadınların Onuru: Eğitimden kopan 400 bin çocuk işçi ve günde 16 saat hem tarlada hem hane bakımında çalışan kadınlar için konteynır, sadece bir barınak değil; sosyal bir güvence alanıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-10%20at%2010_54_42.jpeg" style="height:361px; width:662px" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sadece Ücret Artışı Yeteceğini mi düşünüyorsunuz?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Mevsimlik işçinin yevmiyesinin 1.299 TL’ye çıkması, onların çadırlardaki sağlıksız yaşam koşullarını, güvensiz taşıma araçlarındaki kaza risklerini veya sosyal dışlanmışlıklarını ortadan kaldırmıyor. Tarım sektöründe kayıt dışılığın ve sigortasızlığın bu denli yüksek olduğu bir ortamda, devlet eliyle sağlanacak konteynır kentler, bu işçileri "görünmez" olmaktan çıkarıp sistemin bir parçası haline getirecektir. Hatta orada yaşayan kadınlarımız, en düşük seviyede de olsa SGK güvencesi altına alınamaz mı? Kadını kırsalda tutmanın, en sağlam yolu, onun güvencesini sağlamak değil mi?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sonuç olarak;</span></span></em></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Elimizde hazır bir kaynak var. Deprem bölgesinin o zor günlerinde sığındığımız o metal çatılar, şimdi Anadolu’nun bereketli topraklarında ter dökenlerin yuvası olmalı. Gelin, bu konteynırları çürümeye terk etmek yerine, soframıza gelen ekmeğin gerçek sahiplerine, o ferah ortamı çok görmeyelim. Ne dersiniz?</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 18:03:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saraydan Köye Değil, Şehirden Özüne Dönüş: Tarımda Geleceği Savunmak</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/saraydan-koye-degil-sehirden-ozune-donus-tarimda-gelecegi-savunmak-263</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/saraydan-koye-degil-sehirden-ozune-donus-tarimda-gelecegi-savunmak-263</guid>
                <description><![CDATA[Saraydan Köye Değil, Şehirden Özüne Dönüş: Tarımda Geleceği Savunmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Düşünün ki; 25 yaşında, üniversiteden mezun olmuş ancak kamuya atanamamış bir gencimiz var. Eğer babasından devralacağı bir iş yoksa, bu gencin tarımsal üretimle hayata atılmasından veya mevcut aile işletmesine akademik bilgisini katmasından daha değerli ne olabilir?</span></span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/yasar-hoca.jpg" style="height:411px; width:800px" /></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Geçtiğimiz günlerde Necmettin Erbakan Üniversitesi Ereğli Ziraat Fakültesi’nde, akademisyenler ve öğrencilerle, kendimin hazırlayıp sunduğu “tarımda geleceği savunmak” programında bir araya geldik. Mezun adaylarının her birinin aklında bir ufuk vardı; ya ailemle birlikte tarımsal faaliyette yürüyeceğiz, ya da bu işlere bir ucundan başlayıp, geleneksel tarımla geleceği birleştirip yeni bir yola gireceğiz. Bu bilinci öğrencilere aşılayan Dekan Prof. Dr. Yaşar Karacadağ ve akademik kadroyu yürekten kutluyorum.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Orada, "Uzman Eller" projesinden yararlanan, bir başarı hikayesinin sahibi, gıda teknikeri Hatice Atak ile tanıştım. </span></span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/hatice-hanim.jpg" style="border-style:solid; border-width:5px; float:left; height:427px; width:320px" /></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Torpil beklerken destek buldum…</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Hatice Hanım, projenin şeffaflığına dair samimi bir itirafta bulunuyor: "Torpille verildiğini düşünürken, başvuruma olumlu yanıt gelmesiyle hayatımda yepyeni bir yol açıldı."</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">20 gebe dişi ve 1 erkek damızlık ile yola çıkan Hatice Hanım, doğru besleme ve bakım teknikleriyle sürüsünü kısa sürede 80 başa ulaştırmış. "Nazar değmesin" diyerek kazancını saklı tutsa da iki yıl içinde aile bütçesine hatırı sayılır bir katkı sağlamış durumda. En güzeli de çocuklarını kendi köyünde, kırsalın huzurunda, sosyal değerlerle iç içe büyütmenin mutluluğunu yaşıyor. Hedefi ise 2026 Ağustos’undan sonra işletmesini daha da büyütmek. Şimdi düşünün aynı desteğin, binlerce değil on binlerce insana, en az 100 hayvanla yapılmasını ve kırsaldaki sonuçlarını! Küçük ve büyükbaştaki uzman eller gibi projeler doğru! Ancak sayı yeterli hale getirilmeli ki, o zaman Bakanlığın hayvancılık yol haritası, yolunda olsun</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sonuç: Sayı mı, Kalite mi?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Aslında her ikisi! Uzman eller projelerinin ya da yeni açıklanan hayvancılık projelerinin, niteliği olduğu gibi kaç kişiye ulaştığı da önemli değil mi? Eğitilmiş, emek verilmiş insanların sahada olması, tarımsal üretimi sadece sayısal olarak artırmaz; aynı zamanda kırsaldaki yaşam kalitesini ve üretim standardını da bir üst seviyeye taşır. Bu ve benzeri projelerde olduğu gibi, odağımız her zaman "bilinçli üretim" olmalı diyorum. Ne dersiniz?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Peki gencimiz elinde diplomasıyla KPSS kuyruğunda mı beklemeli, yoksa Hatice Hanım gibi kendi krallığını toprağında mı kurmalı?"</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/hatice-hanim-harun-goksel.jpg" style="border-style:solid; border-width:5px; float:right; height:427px; width:320px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 16:41:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Afetler Karşısında Doğru Projenin Gücü</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/afetler-karsisinda-dogru-projenin-gucu-262</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/afetler-karsisinda-dogru-projenin-gucu-262</guid>
                <description><![CDATA[Afetler Karşısında Doğru Projenin Gücü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">6 Şubat depremlerini bugün herkes konuşuyor. Yaklaşık 571 kilometrelik yüzey kırığı, yerle bir olan 40 bine yakın bina, ağır hasar gören 180 bin yapı ve 50 binden fazla can kaybı… Meslektaşlarımla birlikte bölgeye ilk günden itibaren yaptığımız ziyaretlerde gördüğümüz tablo şuydu: Yanlış yerleşim tercihleri ve yönetilemeyen şehirleşme, yalnızca binaları değil; üreticinin ahırını, hayvanını, traktörünü ve hatta geleceğini de enkaz altında bırakmıştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Toplum olarak derin bir üzüntü yaşadık. <strong>Ancak ateş düştüğü yeri yakıyor.</strong> Bu büyük felaket, doğru ile yanlış arasındaki farkı son derece net biçimde ortaya koydu. Binlerce bina çökerken, tarımsal alanda hayata geçirilen bazı projelerin ayakta kalması bize önemli bir gerçeği gösterdi: Doğru proje, doğru insan ve sıkı denetim hayat kurtarır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Deprem öncesinde Kırsal Kalkınma ve TKDK destekleriyle hayata geçirilen projelerin yıkılmaması, yalnızca teknik bir başarı değildir. Bu yapılar, o gün insanlar için birer “<strong>yuva</strong>” ve “<strong>sığınak</strong>” işlevi de görmüştür. Deprem sonrası sahada gördüklerimi yetkililerle de paylaştım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Bade%20Y%C3%B6resel%20G%C4%B1da%20%C3%9Cretim%20Tesisi.jpg" style="height:800px; width:674px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Hatay’da Tuğçe Aslan’a ait Bade Yöresel Gıda Üretim Tesisi’nin açılışı tam da 6 Şubat günü yapılacaktı. O sabah bölge yerle bir olurken, tesisin ayakta kalması sayesinde aynı gün depolardaki gıda ürünleri depremzedelere sıcak çorba ve ekmek sağlayan bir yaşam merkezine dönüştü.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Adıyaman’ın Kâhta ilçesinde, Mehmet Kaya ve ailesine ait kırsal kalkınma destekli Kaysan Süt İşleme Tesisi binası ise depreme rağmen ayakta kaldı. Bu yapı hem aileler için bir sığınak oldu hem de bölgedeki süt toplama ve işleme sürecinin aksamadan devam etmesini sağladı. Zor bir süreçte üreticinin desteklenmiş olması bundan daha somut nasıl anlatılabilir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Kaysan%20Sut%20%C4%B0slem%20Tesisi.jpg" style="height:800px; width:674px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu örnekler, deprem öncesinde atılan doğru adımların afet anındaki hayati önemini açıkça ortaya koymuyor mu?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Deprem Sonrası: Uzman Ellerle Hayata Tutunmak</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Her yıl olduğu gibi bu yıl da bölgeyi yeniden ziyaret ettik. <strong>Yetkililerden edindiğim bilgilere göre, “Uzman Eller Projesi” kapsamında deprem bölgesinde 233 proje için sağlanan ve güncel değerle yaklaşık 140 milyon TL’ye ulaşan hibe desteği, üreticinin köyünde kalması ve hayata yeniden tutunmasında önemli bir rol oynamış.</strong> Bu kaynağın birkaç kişiye değil, sahada eğitimli 233 uzman ele emanet edilmesi son derece dikkat çekici. Bu destekleri ve bölgede yaşananları önümüzdeki dönemde kapsamlı bir dosya halinde sizlerle paylaşmak isterim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bence sormamız gereken asıl soru şu: Şehirleri yeniden inşa ederken, geçmişte yapılan hatalara — bugün Maraş’ta tarım arazilerine konut yapılması örneğinde olduğu gibi — yeniden mi düşeceğiz? <strong>Tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliği ve etki analizinde yüzde 99 oranında başarı sağlamış, uzmanlık temelli bir birikime sahip projelerin sürekliliğini kesintiye uğratmak yerine, bunları tabana yaymak, daha fazla insana ulaştırmak ve sonuçları ile kazanımları itibarıyla devam ettirmek sizce de daha doğru değil mi?</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 19:32:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Antalya’daki tarımsal afet, piyasa fiyatlarını nasıl etkiler?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/antalyadaki-tarimsal-afet-piyasa-fiyatlarini-nasil-etkiler-261</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/antalyadaki-tarimsal-afet-piyasa-fiyatlarini-nasil-etkiler-261</guid>
                <description><![CDATA[Antalya’daki tarımsal afet, piyasa fiyatlarını nasıl etkiler?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Antalya’da ciddi bir afet yaşandı. Türkiye’deki toplam sera bandının 320.000 dekar ile %41’ine sahip olan ve 19 üründe birinci sırada yer alan Antalya’da, son iki günde yaşanan felaketin bilançosunu paylaşmak isterim:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Su Baskınları:</span></strong><span style="font-family:Roboto"> Yaklaşık 5.250 dekar örtü altı alanda su baskını yaşandı. Suların büyük kısmı çekilmiş olsa da üretim aksamadan sürdürülmeye çalışılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Hortum Felaketi:</span></strong><span style="font-family:Roboto"> Demre, Kumluca, Aksu ve Manavgat ilçelerinde yaklaşık 800 dekar alan hortumdan etkilendi. Hortumun, diğer afetlere göre çok daha yıkıcı bir etkisi var. Burada önemli bir ayrıntı; Özellikle Manavgat tarafındaki muz ve benzeri ürün seralarının yaklaşık %35'inin TARSİM kapsamında olmasıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Dolu Hasarı:</span></strong><span style="font-family:Roboto"> Aksu ilçesi başta olmak üzere, yaklaşık 1.000 dekarlık alanda dolu yağışı nedeniyle cam seraların çatılarında ciddi hasarlar oluştu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Sahadaki Son Durum ve Sigortanın Önemi</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bölge genelinde hasar tespit çalışmaları devam ediyor. Özellikle selden etkilenen bölgelerde suyun çekilmesiyle birlikte kök çürümesi ve benzeri sorunlar daha net görülecektir. Başta Tarım Reformu Genel Müdürü Dr. Osman Yıldız, Bitkisel Üretim Genel Müdürü Uğur Erdem ve TARSİM Genel Müdürü Bekir Engürülü olmak üzere tüm tarım ekipleri sahada tespitlerini sürdürüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu durum bir kez daha gösterdi ki; tarım sigortaları, üretimin sürekliliği için hayati önem taşıyor. Her hafta "<strong><em>Tarım Sahada</em></strong>" projesiyle anlatılmaya çalışılan; deneme safhasındaki parsel bazlı düzenlemeler sizce de daha kritik bir hale gelmedi mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Üreticiye Destek ve Fiyat İstismarı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Unutmayalım ki ateş düştüğü yeri yakar. Zarar gören her bir üreticimiz için çözüm yolları bulunmalı ve bir an önce üretime yeniden katılmaları sağlanmalıdır. Pazartesi günü yapılacak Kabine Toplantısı'nda konunun gündeme gelmesi beklenirken, bölgeden TARSİM dışında da destek verilmesi yönünde yoğun bir talep yükseliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Asıl dikkat çekmek istediğim konu şudur:</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Toplamda 320 bin dekarlık üretim alanının, hasar gören 7.000 dekarlık kısmı yaklaşık %2’lik (yaklaşık %2,1) bir orana denk gelmektedir. Dolayısıyla bu afet, asla piyasada bir "fiyat artışına" sebep olacak boyutta değildir.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Her yıl sebze fiyatlarında Ocak ve Şubat aylarında görülen mevsimsel artışlar zaten yaşanmaktadır. Tüketicinin cebini yakan mevcut fiyatların üzerine, <strong>bu felaketi bir fırsata çevirmeye çalışan firmalara asla geçit verilmemesi için, Ticaret Bakanlığına çok daha fazla iş düşmüyor mu?</strong></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 12:08:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarımda Geleceği Savunmak</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-gelecegi-savunmak-260</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-gelecegi-savunmak-260</guid>
                <description><![CDATA[Tarımda Geleceği Savunmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tarım eğitiminin 180. yılındayız. Biz de istedik ki bu özel yılda, tarımın her branşında eğitim gören üniversite öğrencileriyle bir araya gelelim. Onları dinleyelim; tarımdan hayvancılığa, gıda teknolojisinden ormancılığa kadar sektörün sorunlarını ve bizzat gençlerin ürettiği çözüm yollarını ekranlarımız vasıtasıyla halkımızla paylaşalım. İşte "<strong>Tarımda Geleceği Savunmak</strong>" programı, tam olarak bu amaçla doğdu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Yazımıza şöyle başlayalım: Savunma sanayisi stratejiktir, enerji stratejiktir, ülke ekonomisine her yıl milyarlarca dolar girdi sağlayan turizm elbette stratejiktir! Ancak unutmayalım ki tüm bu sektörler, merkezinde "insan" olan ve insana bağımlı kaynaklar üzerinden yürüyen alanlardır. Peki; tarım ve dolayısıyla gıda, tüm bu sektörlerin sadece "<strong>midesinde</strong>" mi yer alıyor? Kalbinde yer almıyor mu?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bana göre bu kalbin en hayati damarlarından biri; tarımsal eğitim ve bu eğitimin öznesi olan öğrencilerdir. Bu gençler; yarının mühendisleri, yarının il-ilçe müdürleri, belki de karar verici noktalardaki tarım bakanları olacak. Ama daha da önemlisi; toprağımızın askeri, üretimin asıl sahibi ve milletini besleyen çiftçilerimiz olacaklar!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Karar vericiler olarak; işin bilimsel tarafını yüklenen, teknolojik gelişmeleri takip eden ve dünya ile aynı anda bu yenilikleri kendi topraklarımızda uygulayacak olan bu gençlerin hayallerini gerçekleştirmek sadece sözle olmamalı, değil mi? "<strong>Mezun olduğumda sadece %1’lik kontenjanı olan kamuya atanmayı değil, üretimde girişimci olmayı hedefliyorum</strong>" diyen bir genci bu sürece hazırlamazsanız, ya da bu hedefi veremezseniz tarımda geleceği nasıl savunabilirsiniz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Sorun sadece zamanında köylerde, kasabalarda açılan; toprakla, hayvanla, pullukla iç içe olan Tarım Liselerinin MEB’e devredilerek içinin boşaltılması mı? Yoksa bu yaraya merhem olmak yerine "<strong>daha yüksek öğretim sağlayacağız</strong>" diyerek 48 tane ziraat fakültesi açmak mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Gençlerimize inanmamız gerekiyor!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Program öncesi ve sonrası çok kıymetli sohbetlerimiz oldu. Gençlerden çok can alıcı sorular geldi. Mezuniyet sonrası omuzlarına binecek yükün ağırlığıyla kimi zaman ümitsiz görünseler de hayatın gerçeklerinin son derece farkındaydılar. İstedikleri aslında çok basit: Mezun olduktan sonra kendi ülkelerinde, mesleklerine uygun ve insanca yaşayacakları bir konum bulabilmek!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Zaman zaman bu stratejik bölümlere "<strong>negatif puanlarla</strong>" girilmesini eleştiriyordum. Ancak okuyanın okumayana göre daha şanslı görüldüğü bir ülkede bu durum normal değil mi? Üstelik doğal şartların getirdiği zorlukları TBMM kürsüsünde; "<strong>Don ve kuraklık gibi sebeplerle tarım eksi %12,7 büyüdü</strong>" cümlesiyle özetliyorsak, üniversiteye giriş puanlarını tartışmak biraz sığ kalmıyor mu?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Her insanın kendine has yetenekleri vardır. Bunu kabul etmek; o çocukları küçük yaştan itibaren "<strong>tam bağımsız bireyler</strong>" olarak yetiştirmeyi gerektirir. 20 yaşına gelmiş bir gençte gördüğümüz her eksiklik, aslında bir önceki neslin ve yöneticilerin karnesidir. Cem hocamızın <strong>“Tarla günlerine katılan kimler var</strong>” sorusuna olumlu tek cevap alamamak, öğrencilerin mi, sistemin hatası mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Teşekkürler...</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tarımda Geleceği Savunmak programı için kapılarını bize açan başta AÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar ve Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Atar’a; sunumlarıyla ufkumuzu açan Prof. Dr. Cem Özkan, Prof. Dr. Ayten Namlı, Prof. Dr. Ahmet Çolak, Prof. Dr. Nevzat Konar ve OGM’den Dr. Tuncay Porsuk’a şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca katılımlarıyla bizleri onurlandıran kıymetli hocalarımıza, STK başkanlarımıza ve gazeteci dostlarımıza teşekkür ediyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tabii en büyük teşekkürü; bizi yalnız bırakmayan, tarımın geleceğine sahip çıkmaya çalışan “<strong>Toprağın Hekimleri</strong>” ziraat fakültesi öğrencilerimize borçluyuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Üniversite okusun ya da okumasın; </span></strong><span style="font-family:Roboto">ekranlarda bir grup gencin değil, tüm gençlerimizin elinden tutarak her alanda olduğu gibi tarımda da geleceği savunmak bizim elimizde. Unutmayalım: <strong>Gelecek, ancak gençlerle savunulur.</strong></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 16:28:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Anadolu’nun Unutulan, Günümüze Uyumlu Değeri: Maş Fasulyesi</title>
                <category>Tarımın İnfrasesi</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/anadolunun-unutulan-gunumuze-uyumlu-degeri-mas-fasulyesi-259</link>
                <author>tarimmuhabiri@gmail.com (Tarımın İnfrasesi)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/anadolunun-unutulan-gunumuze-uyumlu-degeri-mas-fasulyesi-259</guid>
                <description><![CDATA[Anadolu’nun Unutulan, Günümüze Uyumlu Değeri: Maş Fasulyesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Yakın zamana kadar bakliyat tezgâhlarında sınırlı bir yer bulan maş fasulyesi, son yıllarda özellikle büyükşehirlerde giderek daha fazla tüketicinin ilgisini çekmeye başladı. Hâlen birçok kişi için tanınmayan bu ürün, aslında Anadolu mutfağının unutulmaya yüz tutmuş en eski bakliyatlarından biri. Halk arasında “<strong><em>cin fasulyesi</em></strong>” ya da “<strong><em>cin börülcesi</em></strong>” olarak da bilinen maş fasulyesi, geçmişte özellikle Gaziantep ve Toroslar’ın köylerinde yaygın olarak yetiştiriliyor, çoğunlukla çorbası yapılarak tüketiliyordu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">İran kökenli bir bitki olan maş fasulyesinin (Vigna radiata) dünya genelindeki en büyük üreticileri Hindistan, Çin, Myanmar ve Tayland başta olmak üzere Asya ülkeleri. Türkiye’de ise Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere Akdeniz ve Ege bölgelerinde sınırlı ölçekte üretimi yapılıyor. Ayrı bir istatistik tutulmamakla birlikte, Türkiye’deki yıllık üretimin yaklaşık 2 bin ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Son yıllarda artan bilinirliği ve talep potansiyeli, bu rakamların önümüzdeki dönemde yükselme ihtimalini güçlendiriyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Çiftçi İçin Güçlü Bir Alternatif Ürün</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Maş fasulyesi, yetiştirme koşulları bakımından klasik kuru fasulyeye büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Ekimi genellikle Nisan ve Mayıs aylarında yapılıyor. İkincil ürün olarak yetiştirildiği bölgelerde ise Temmuz ayında da ekilebiliyor. Nisan ayında ekilen ürünlerin hasadı Temmuz–Ağustos aylarında, Temmuzda ekilenlerin hasadı ise Ekim–Kasım döneminde gerçekleştiriliyor. Ortalama 40–50 günlük olgunlaşma süresiyle kısa sürede ürün vermesi, çiftçi açısından önemli bir avantaj sağlıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ilık ve sıcak iklimleri seven maş fasulyesi, donlara karşı hassas olsa da ilkbahar ile sonbahar arasındaki dönemde Türkiye’nin çok geniş bir bölümünde rahatlıkla yetiştirilebiliyor. Yabancı otlara karşı dayanıklı yapısı, düşük su ihtiyacı ve kurak koşullara uyum kabiliyeti, özellikle iklim değişikliğinin etkilerinin arttığı günümüzde dikkat çekici özellikler arasında yer alıyor. Erzincan, Erzurum İspir, Konya, Niğde, Nevşehir, Çumra, Denizli, Tokat ve Adana gibi fasulye üretiminin yaygın olduğu merkezlerde rahatlıkla yetiştirilebilecek bir ürün olarak öne çıkıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Verim, iklim ve toprak koşulları ile uygulanan tarım tekniklerine bağlı olarak dekara 75 ile 500 kilogram arasında değişebiliyor. Ayrıca maş fasulyesi, baklagil olmasının getirdiği doğal avantajla toprağın azot içeriğini artırarak toprak verimliliğine katkı sağlıyor. Bu yönüyle sürdürülebilir tarım sistemleri içinde önemli bir rol üstleniyor ve “<strong><em>toprak sağlığının mimarları</em></strong>” olarak tanımlanan bakliyatlar arasında yer alıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Besin Değeri Yüksek, Tüketici İçin Sağlıklı Bir Seçenek</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Maş fasulyesi yalnızca tarımsal değil, beslenme açısından da dikkat çekici bir ürün. 100 gram haşlanmış maş fasulyesi yaklaşık 105 kalori içerirken, 15 gram lif ve 7 gram protein sağlıyor. C vitamini başta olmak üzere K, B1, B2, B3, B5, B6 ve B9 vitaminleri ile bakır, demir, manganez, çinko, fosfor, magnezyum, potasyum ve kalsiyum gibi önemli mineraller bakımından zengin bir içeriğe sahip.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Gluten içermemesi, düşük kalorili ve yağsız yapısı, düşük glisemik indeksi ve uzun süre tok tutması nedeniyle zayıflama diyetlerinde ve vejetaryen beslenme modellerinde sıkça öneriliyor. Benzer bakliyatların aksine gaz yapmaması ise tüketici açısından önemli bir tercih nedeni olarak öne çıkıyor. Kalp krizi ve felç riskini azaltıcı etkileri, kan dolaşımını desteklemesi ve lesitin içeriği sayesinde karaciğer enzimlerini düzenlemesi yönündeki bilimsel bulgular, maş fasulyesini diyabet hastaları için de değerli bir besin haline getiriyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Mutfakta Geniş Kullanım Alanı ve Yenilikçi Potansiyel</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tadı bezelye ve yeşil mercimeğe benzeyen maş fasulyesi, mutfakta çok yönlü bir kullanım imkânı sunuyor. Türkiye’de genellikle kuru bakliyat olarak çorbalarda ve ana yemeklerde kullanılırken, Çin ve diğer Asya mutfaklarında daha çok filizlendirilmiş haliyle salatalarda tercih ediliyor. Tarihsel olarak Asya’da yalnızca gıda değil, aynı zamanda geleneksel tıpta, özellikle Ayurveda uygulamalarında da kullanıldığı biliniyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Maş fasulyesi unu; ekmek, makarna, erişte, şehriye, poğaça, krep ve kraker gibi tuzlu ürünlerin yanı sıra kek, kurabiye, brownie ve bisküvi gibi tatlı tariflerde de değerlendirilebiliyor. Yüksek amiloz içeriği, iyi pişme kalitesi ve jel stabilitesi sayesinde glutensiz ürünler için önemli bir nişasta kaynağı olarak öne çıkıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Son yıllarda yapılan çalışmalar, kavrulmuş maş fasulyesinin kafeinsiz bir kahve alternatifi olma potansiyeline de işaret ediyor. Farklı kavurma yöntemleriyle gerçekleştirilen denemelerde, özellikle mikrodalga fırında yapılan kavurmanın aroma, lezzet ve duyusal özellikler açısından olumlu sonuçlar verdiği, ayrıca antioksidan aktivitede yaklaşık yüzde 40’a varan artış sağladığı ortaya konulmuş durumda.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Yeniden Keşfedilen Bir Tarımsal ve Kültürel Değer</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Organik ve ithal bakliyat alanında faaliyet gösteren firmaların da ilgisini çeken maş fasulyesi, günümüzde Hindistan, Pakistan, Çin, Tayland ve Peru gibi ülkelerden Türkiye’ye ithal ediliyor. Ancak geçmişte Anadolu’da bilinen ve yetiştirilen bu ürünün, yerli üretimle yeniden yaygınlaştırılması hem çiftçi gelirlerinin çeşitlenmesi hem de yerel tarımsal mirasın korunması açısından önemli bir fırsat sunuyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Maş fasulyesi, düşük su tüketimi, toprağı iyileştirici etkisi ve yüksek besin değeriyle, iklim değişikliği ve gıda güvenliği tartışmalarının öne çıktığı günümüzde güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor. Hem üreticinin hem de tüketicinin kazanabileceği bu bakliyatın, yeniden tarlalarda ve mutfaklarda hak ettiği yeri alması, sürdürülebilir tarım ve sağlıklı beslenme açısından stratejik bir adım niteliği taşıyor.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 11:23:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2026/01/tarimin-infrasesi-1769156394.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Raftaki Yangın: Cezalar mı Az, Fırsatçılar mı Çok?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/raftaki-yangin-cezalar-mi-az-firsatcilar-mi-cok-258</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/raftaki-yangin-cezalar-mi-az-firsatcilar-mi-cok-258</guid>
                <description><![CDATA[Raftaki Yangın: Cezalar mı Az, Fırsatçılar mı Çok?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Türkiye, uzun zamandır adı konulmamış bir “<strong>mutfak yangını</strong>” yaşıyor. Tarlada bedavaya yakın fiyata satılan ürün, şehirde fahiş rakamlara ulaşıyor. Peki, aradaki bu devasa uçurumun sorumlusu kim? Bu sorunun cevabını daha sonraki yazımızda arayacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Bugün asıl sorulması gereken soru şu: Fahiş fiyatların hesabını kim soracak?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Normal şartlarda Tarım ve Orman Bakanlığı; üretimden, kaliteden ve taklit-tağşişten sorumludur. Ticaret Bakanlığı ise ürünün tezgâha, rafa düştüğü andaki fiyat etiketinden sorumludur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Peki, denetimler sizce yeterli mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Ticaret Bakanlığı, 2025 yılında 79 bine yakın firmayı denetlemiş, 295 milyon TL’ye yakın ceza kesmiştir. Rakamlar büyük görünse de milyarlarca liralık ciro yapan dev market zincirleri ve gros mağazalar için 295 milyon TL’lik toplam ceza, ertesi gün sadece bir üründe 3 kuruşluk artış hükmünde değil midir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Öte yandan Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü ise 2025 yılı raporlarına göre; 81 ilde 8.113 uzman denetçi ile 1,36 milyon resmi gıda denetimi yapmıştır. Toplamda 2,65 milyar TL idari para cezası kesilmiş, aynı zamanda ceza ile uslanmayan 575 işletme hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur. Son yıllarda firmaların kamuoyuna açıklanması da artık uygulanmaktadır. Bu durum, denetimdeki “<strong>diş gösterme</strong>” farkını net bir şekilde ortaya koymuyor mu?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Denetim mi, Dostlar Alışverişte Görsün mü?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Bugün 81 il ve ilçede, sadece ceza kesen değil, piyasayı regüle edebilecek kadar aktif ve geniş yetkili bir teşkilat yapısına ihtiyaç yok mu? Üç-beş harfli market zincirlerinden dev gros marketlere kadar her köşe başını tutan bu yapılar karşısında, Ticaret Bakanlığı’nın mevcut personel gücü ve kurallarıyla “<strong>fahiş fiyat</strong>” hesabı sormasını beklemek ne kadar gerçekçi? Sonuç piyasada zaten belli değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Gıda enflasyonunun düşmesi için uğraşıda samimiyet var mı?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Pandemi dönemini hatırlayın; maske ve kolonya fiyatları fırladığında, geç de olsa devlet refleks göstermiş ve fırsatçılara göz açtırmamıştı. Bugün her üründe yaşadığımız fahiş fiyat artışlarına karşı aynı kararlılığı görebiliyor muyuz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Alım gücündeki erimeyi sadece “<strong>düşük maaşlarla</strong>” açıklayabilir miyiz? Düne kadar yurt dışından gelip ülkemizde araba bagajları doldurulurken, son 3-4 yılda yaşamın bu denli pahalılaşmasında sadece maliyetler mi suçlu? Piyasada genel bir enflasyon varken, gıdada bunun kat kat fazlasını yaşıyorsak, burada bir <strong>fırsatçılık</strong> ve engellenemiyorsa da bir <strong>denetim zafiyeti</strong> olduğu sonucu çıkmaz mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Sonuçta üretici mağdur, tüketici perişan. Bu arada servetine servet katanlar kimler? Nasreddin Hoca’nın dediği gibi, vicdanlarını rafa kaldıran <strong>hırsızın hiç mi suçu yok?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Halkın ekmeğiyle oynayanlara karşı denetimlerin, 81 il ve ilçede sahada, caydırıcı şekilde yapılmasını sağlayacak bir teşkilata verilmesi tercih değil, bir mecburiyettir. Tabii bu konuda en başta “<strong>samimi</strong>” olmak şartıyla.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 13:36:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şeker Pancarı: “Bir Bitkiden Fazlası, Bir Memleket Meselesi”</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/seker-pancari-bir-bitkiden-fazlasi-bir-memleket-meselesi-257</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/seker-pancari-bir-bitkiden-fazlasi-bir-memleket-meselesi-257</guid>
                <description><![CDATA[Şeker Pancarı: “Bir Bitkiden Fazlası, Bir Memleket Meselesi”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tarım çalışmaları kapsamında önemli durak olan Konya Ilgın’da şeker pancarı alım noktasında pancarlara bakarken düşündüm: Biz bu bitkiyi gerçekten tanıyor muyuz? Çoğumuz için o sadece çayımıza kattığımız beyaz kristallerin ham maddesi. Oysa şeker pancarı Anadolu toprağı için bir üründen çok daha fazlası, o, tarımın "kara altını" kırsalın en güçlü can damarı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Gelin bir ton pancarın fabrikaya girdiğinde nasıl devasa bir ekosisteme dönüştüğüne birlikte tanıklık edelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bir ton şeker pancarı fabrikada sadece 160 kilogram kristal şeker demek değildir. O, aynı zamanda hayvancılığımızın sigortası olan 300 kilogramlık besleyici bir küspedir. O, maya ve alkol sanayisinin motoru olan 50 kilogramlık melastır (alkol, maya ve yem sanayinde temel hammaddesi). Ve en nihayetinde toprağa can veren onu organik olarak zenginleştiren şilempe (organik gübre üretiminde ana hammadde, endüstride kömür sanayinde, toz kömürün taş kömür elde edilmesinde bağlayıcı madde) demektir. Yani tek bir tohumla toprağa düşen bu bitki; sanayiyi, hayvancılığı ve tarımı aynı anda besleyen devasa bir ekosistemdir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Türkiye’de yaklaşık 500 bin çiftçimiz geçimini bu kökten sağlıyor. Aileleriyle birlikte 3 milyon insan, pancarın yaprağından posasına kadar her zerresinden katma değer üretiyor. Şeker fabrikalarımızda alın teri döken 35 bin işçimizi ve ekonomiye sağlanan yıllık 1,2 milyar dolarlık katkıyı da eklediğimizde, tablonun büyüklüğü daha net anlaşılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Pancarı özel kılan sadece bu rakamlar da değil. <strong>O, toprak için en iyi "<em>terbiye edicidir</em>"</strong>. Kendisinden sonra ekilen her ürünün verimini artırır, toprağın fiziki yapısını iyileştirir. Avrupa Birliği ülkelerinin şeker ihtiyacının %95’ini neden pancardan karşıladığını sanıyorsunuz? Çünkü bu bitki, bir ülkenin tarımsal bağımsızlığının bir göstergesidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu noktada kooperatifçiliğin gücünü de unutmamak gerek. Akşehir Ilgın Pancar Ekicileri Kooperatifi gibi yapılar, bu devasa çarkın en kritik dişlileri. Çiftçiyi sadece pancara mahkûm etmeyen, süt hayvancılığından alternatif ürünlere kadar üreticinin elinden tutan bu organizasyonlar, pancarın yarattığı bereketi sosyal bir kalkınmaya dönüştürüyor. Ülke tarımı için hayati bir değer taşıyan Akşehir-Ilgın Pancar Ekicileri Kooperatifi’ni, daha sonraki yazımda paylaşacağım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Sözün özü dostlar, şeker pancarı tarlada biter, fabrikada kristalleşir ama sofrada sadece şeker olmaz; istihdam olur, et olur, süt olur, enerji olur. Eğer bugün kırsalda bir canlılık varsa bunda pancarın o mütevazı ama güçlü köklerinin payı büyüktür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/zuhal-irgas-sekerpancari.jpg" style="float:left; height:427px; width:320px" />Tarımın bu sessiz devrimine sahip çıkmak sadece bir bitkiye değil Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tam da bu noktada, bu sessiz devrimin tarladaki en büyük rehberlerini; toprağımızın hekimleri olan Ziraat Mühendislerini saygıyla selamlamak gerekir. Bugün 10 Ocak Tarımsal Eğitim ve Öğretimin 180. yılı ve Ziraat Mühendisleri Günü. Bu anlamlı gün vesilesiyle bir kez daha vurgulamak isterim ki; tarımın ve dolayısıyla gıdamızın sahadaki bilimsel yönlendiricileri olan, üretimde sürekliliği sağlayan bu uzman eller denen güzel şekilde istifade edilmelidir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 10 Jan 2026 22:40:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toprağın Hekimleri: Uzman Ellerle Yeniden Yeşeren Anadolu</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/topragin-hekimleri-uzman-ellerle-yeniden-yeseren-anadolu-256</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/topragin-hekimleri-uzman-ellerle-yeniden-yeseren-anadolu-256</guid>
                <description><![CDATA[Toprağın Hekimleri: Uzman Ellerle Yeniden Yeşeren Anadolu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Yine bir 10 Ocak geldi. Tarımsal eğitimin başlangıcı dedik. Eğitim dedik ama eğittiklerimizle neler yaptık hiç düşündük mü? Onlara eğitim sonrası hangi imkanları sağladık? Bankalarda gişe görevlisi, mağazalarda tezgahtar, marketlerde kasiyer mi yaptık? Ya da sahada tarımsal üretimin hep en önünde, teknolojiyi ve bilimi kullanan insanlar mı yaptık? Gelin buna bakalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Tarımsal eğitimde neler oldu?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Türkiye’de 1846 yılında Ayamama Çiftliği ile temelleri atılan modern tarımsal eğitim, Cumhuriyet döneminde "<strong>Devlet Parasız Yatılı</strong>" modeli ve uygulama çiftlikleriyle kırsal kalkınmanın lokomotifi olmuştur. Tarım liselerinde bu süreçte ziraat teknisyeninden ev ekonomistine kadar geniş bir uzman kadrosu yetişmiş, teorik bilgiyi sahaya taşıyarak Türk tarımının modernizasyonunda stratejik bir köprü görevi üstlenmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tarımsal eğitimin akademik zirvesini temsil eden Yüksek Ziraat Enstitüsü'nün 1948 yılında Ankara Üniversitesi bünyesine katılmasıyla Türkiye'nin ilk ziraat fakültesi resmen kurulmuş, böylece köklü bir geçmişe dayanan zirai öğretim modern üniversite yapısıyla kurumsallaşmıştır </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Toprağın Hekimleri Oldular </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Toprağın hekimleri olarak isimlendirdiğim ziraat mühendisliği; meyve ve sebze üretiminden, korumasına kadar geniş bir yelpazede uzmanlaşan Bahçe Bitkileri, Bitki Koruma ve Tarla Bitkileri gibi, buğdayından arpasına gıdamızın temel taşlarını, pamuğundan ipliğine kadar bitkisel üretim branşlarını kapsar. Aynı zamanda hayvansal verimliliği artıran Zootekni, toprağın verimliliğini yöneten Toprak Bilimi, balıkçılık sektörüne yön veren Su Ürünleri ve üretimi, teknolojiyle buluşturan Tarım Makineleri gibi disiplinlerle, aynı zamanda bir kültür olan tarımın her alanında bilimsel çözümler üretir. Yani bizi besleyen, sağlığımızı topraktan itibaren koruyan, kollayan insanlardır bunlar!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Kamuda istihdam olanaklarının %1’lerle sınırlı olduğu günümüzde, bu bağımlılıktan kurtulmak, ziraat mühendislerinin <strong><em>Uzman Eller Projesi</em></strong> gibi desteklerle kendi işlerini kurarak doğrudan üretimin içinde yer almaları, tarım sektörünün geleceği, üretimin sürekliliği, gıdaya ulaşmamız açısından hayati bir önem taşımaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen bu ve benzeri projeler; ziraat mühendisleri, veteriner hekimler ve diğer tarım mezunlarına sağladığı karşılıksız hibelerle, genç uzmanların teknik bilgilerini sahada katma değere dönüştürmelerine, üreten mühendis olmalarına imkan tanımaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bitkisel üretimden hayvancılığa, su ürünlerinden yöresel ürünlerin paketlenmesine kadar geniş bir kapsamda sunulan bu %100'e yakın hibe desteği, girişimci mühendisler için adeta bir can suyu niteliğindedir. Mühendislerin sadece devlet memuru değil, bizzat "<strong><em>üretici ve teknik danışman</em></strong>" olarak kırsalda yer alması, çiftçilere rehberlik etmelerini sağlarken modern tarım tekniklerinin yaygınlaşmasını da hızlandırmaktadır. Bu modelle ziraat mühendisleri hem kendi istihdamlarını yaratmakta hem de toprağın verimliliğini bilimsel yöntemlerle artırarak ülke ekonomisine ve gıda arz güvenliğine en yüksek seviyede katkı sunmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Sonuç</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Şimdi soralım sizlere. Güvenli, sağlıklı, sürdürülebilir, ulaşılabilir gıda için <strong><em>ziraat mühendisi=toprağın hekimlerine</em></strong> sahip çıkmak gerekmiyor mu? Bunun için Özellikle tarım politikalarını şekillendiren CB Strateji ve Bütçe Başkanlığının ile Tarım ve Orman Bakanlığının, uzman eller projesi gibi, atacağı adımlar sizce de çok önemli değil mi?</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 10 Jan 2026 11:37:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırsalda Bilgi ve Emeğin Buluşması: Uzman Eller ve Aile İşletmeleri</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kirsalda-bilgi-ve-emegin-bulusmasi-uzman-eller-ve-aile-isletmeleri-255</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kirsalda-bilgi-ve-emegin-bulusmasi-uzman-eller-ve-aile-isletmeleri-255</guid>
                <description><![CDATA[Kırsalda Bilgi ve Emeğin Buluşması: Uzman Eller ve Aile İşletmeleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bu hafta kırsalda ziyaretlerde bulundum.&nbsp; Mersin’in Tarsus ilçesinin Sıra köyündeydim. Genç bir kadın üretici ile birlikteydik. Ümmü Gülsüm Eren’in hikayesi, aslında Anadolu’nun potansiyelini ve kırsal kalkınmanın formülünü özetleyen çok kıymetli bir örnek. Hem toprağın tozunu yutmuş hem de ziraat fakültesinde bu işin bilimini (zootekni) öğrenmiş bir kadının, devlet desteğiyle hayallerini sağlamlaştırması, sadece bir aile ekonomisi hikayesi değil, bir kültür meselesidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Anadolu toprakları, yüzyıllardır küçük aile işletmelerinin omuzlarında yürüyen bir üretim havzasıdır. Bugün tarımda sürdürülebilirliği konuşuyorsak, bu tartışmanın merkezinde sadece ne endüstriyel tesisler ne de plazalardan yönetilen tarım projeleri vardır; merkezde, Tarsus’un bir köyünde sobasını doldururken huzur bulduğunu söyleyen, çocuklarını toprakla büyüten Ümmü Gülsüm Eren ve onun gibi aile işletmeleri, binlerce "uzman el" vardır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ümmü Gülsüm Hanım, ihtiyaç duyduğumuz tarım kültürünün güzel bir modelini temsil ediyor: çocukluğundan geleneksel tecrübe ve bilimsel eğitim. Konya Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni bölümünden mezun bir mühendis olarak köye dönmek, sadece bir tercih değil, tarım kültürüne sahip çıkma değil de nedir?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sunduğu "Uzman Eller Projesi", tam da bu noktada devreye girerek, eğitimli iş gücünün kırsalda daha güçlü olmasına, dolayısıyla şehre göç etmesinin de önüne bir set çekmiş.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Evin ekonomisine bir Can Suyu: Akkaraman’dan Geleceğe</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">2023 yılında alınan Uzman Eller Proje desteği, çocukluğundan itibaren zaten üretimin içinde olan Ümmü Gülsüm Hanım için, 35 adet Akkaraman cinsi küçükbaş hayvanla, aile ekonomisine sağlam bir katkısı olmuş.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Hayvanların bakımı, 8 haftalık besi süreci ve doğru zamanda yaptığı satışlar, aile bütçesine doğrudan katkı sağlamış.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Elde edilen gelirle, sürünün varlığı korunurken, işletme kendi kendini yenileyen bir yapıya kavuşmuş, evin diğer gıda ihtiyaçlarının kendi üretimlerinden karşılanması, ailenin dışa bağımlılığını azaltırken çocuklara da "gerçek gıda" kültürünü aşılamış.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Neden Küçük Aile İşletmelerini Desteklemeliyiz?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ümmü Gülsüm Hanım’ın "<strong>Eşimle hayalimizdi köyümüzde yaşamak</strong>" sözü, kırsal kalkınmanın insani boyutunu hatırlatıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Unutmamak lazım ki, küçük aile işletmeleri; Gıda arzının teminatıdır. Büyük işletmeler kâr odaklıyken, aile işletmeleri yaşam biçimi odaklıdır; kriz anlarında bile, kolayına topraklarını terk etmez, üretimi bırakmazlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Eğitimli gençlerin ve kadınların köye dönmesi, kırsaldaki sosyal yaşamı ve teknoloji kullanımını modernize eder.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Yerel ırkların (Akkaraman gibi) korunması, ekolojik dengenin korunması demek değil mi?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Köylüyü köyde tutmak İçin Yeni Nefesler Şart değil mi?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Kırsalın sert şartlarını "soba doldurmayı terapi gibi görmek" naifliğiyle göğüsleyen bu insanların motivasyonunu diri tutmak zorundayız. <strong><em>Ümmü Gülsüm Hanım’ın, projenin bitiş tarihi olan, 2026 Ağustos ayından sonrası için kurmayı düşündüğü büyükbaş çiftliği ile işini büyütme isteği, “Uzman Eller” gibi doğru projelerin nasıl çarpan etkisi yarattığının kanıtı değil mi?</em></strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Nasıl üretimde planlama zorunlu hale geldiyse, uzman ellerin de toprakla buluşması tesadüfe bırakılmamalı; bu destekler artarak devam etmelidir. <strong><em>Unutmayalım ki, köylü köyünü terk etmediğinde, bizler de soframıza daha güvenle oturacağız.</em></strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"><strong><em><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-kadin-ciftciler-ropartaj-1.jpg" style="height:800px; width:600px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-kadin-ciftciler-ropartaj-2.jpg" style="height:800px; width:600px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-kadin-ciftciler-ropartaj-3.jpg" style="height:800px; width:600px" /></em></strong></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 12:16:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TİGEM’in Gücü ve Hayvancılık Yol Haritası: Hedefler Neden Gerçekleşmiyor?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tigemin-gucu-ve-hayvancilik-yol-haritasi-hedefler-neden-gerceklesmiyor-254</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tigemin-gucu-ve-hayvancilik-yol-haritasi-hedefler-neden-gerceklesmiyor-254</guid>
                <description><![CDATA[TİGEM’in Gücü ve Hayvancılık Yol Haritası: Hedefler Neden Gerçekleşmiyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Son günlerde sosyal medyada TİGEM’e ait tesislerin ülke ekonomisine katkılarını gururla izliyoruz. Arazi büyüklüğü, üretim kapasitesi ve teknik donanımıyla dünyanın sayılı tarımsal işletmelerinden biri olan TİGEM, hayvancılığımızın geliştirilmesi noktasında tartışmasız bir potansiyele sahiptir. Böylesine gelişmiş bir altyapıya sahip kurumun, yerli üretimi şahlandıracak projelerde ana aktör olması en büyük beklentimizdir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Hatırlanacağı üzere, 2024 yılının Şubat ayında Tarım ve Orman Bakanı Sayın Yumaklı tarafından Hayvancılık Yol Haritası açıklandı. Bu vizyonun temel dayanağı; "<strong>anaç hayvan olmadan içerde hayvan varlığının artırılamayacağı</strong>" gerçeğiydi. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Kesinlikle destek olduğum bu projede, Bakan beye aracı firmalar mı getirecek yurt dışından dişi hayvanı soruma; ithalatında Et ve Süt Kurumu (ESK) tek yetkili kılındığını, getirilen hayvanların bakımı ve tohumlanması için de TİGEM in görevlendirildiğini söylemişti. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Plan netti:</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"> Gebe büyükbaşlar özellikle küçük aile işletmelerine dağıtılacak, yerli popülasyon artırılacak ve böylece et ithalatı kalıcı olarak sonlandırılacaktı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Kâğıt üzerinde hayvancılığımız için devrim niteliğinde olan bu hamlede gelinen noktada, maalesef büyük soru işaretleri taşıyor; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Yılda 600 bin besilik hayvanı ülkeye getirebilen lojistik bir güç varken, 2 koca yılda sadece yaklaşık 5 bin damızlığın dağıtılabilmesi nasıl açıklanır?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tek yetkili ithalatçı olan ESK, dünya piyasalarında yeterli dişi hayvan mı bulamadı; yoksa getirildi de uygun mu değildi hayvanlar?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Et fiyatları tüm müdahalelere rağmen düşürülemezken, neden çözümün anahtarı olan "<strong>gebe düve projesi</strong>" yerine, günü kurtaran "<strong><em>besilik dana ithalatı</em></strong>" milyarlarca dolarlık bütçeyle önceliklendirilmeye devam ediyor?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bakanlığın "<strong><em>Hayvancılık Yol Haritası</em></strong>"nda yer alan bu hayati proje, aşılamayan hangi prosedürlere veya gizli engellere kurban edildi?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Türkiye’nin kendi damızlık varlığını oluşturmasını engelleyen bu yavaşlık, üreticiye ve tüketiciye zarar verirken; bu projenin ilerlememesinden kimler veya hangi çevreler rant sağlıyor?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Türkiye'nin hayvancılıkta kurtuluşu, her yıl yüz binlerce besilik hayvan ithal etmek değil, TİGEM’in teknik kapasitesini kullanarak kendi anaç varlığını köylüsüne yaymaktır. Eğer ESK ile yıllık 600 bin ithalat kapasitesine sahip bir sistem, 5 bin damızlığı üreticiye ulaştırmakta zorlanıyorsa, burada operasyonel bir hatadan öte, stratejik bir odaklanma sorunu var demektir. İthalat bir mecburiyet değil, bir tercih haline mi gelmiştir?</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Dec 2025 14:45:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fındıkta &quot;Gizli El&quot; mi, &quot;Kirli El&quot; mi?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/findikta-gizli-el-mi-kirli-el-mi-253</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/findikta-gizli-el-mi-kirli-el-mi-253</guid>
                <description><![CDATA[Fındıkta "Gizli El" mi, "Kirli El" mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">İktisat kitapları bize yıllarca Adam Smith’in o meşhur “<strong>Gizli El</strong>” teorisini anlattı. Güya piyasa kendi haline bırakıldığında, bireylerin bencil çıkarları sanki görünmez bir el tarafından yönlendiriliyormuş gibi toplumsal refahı ve dengeyi sağlardı. Karşısında ise Keynes; bu makinenin sık sık bozulacağını, devletin müdahale etmesi gerektiğini savunurdu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ancak Karadeniz’in fındık bahçelerine baktığımızda, bu teorilerin gerçek hayatta nasıl bir "uyutma taktiğine" dönüştüğünü çıplak bir şekilde görüyoruz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Yıllardır "<strong>piyasa dengesi</strong>" denilerek yerel üretimimizin değeri düşürülüyor, karşılıksız basılan yabancı paraların egemenliği soframıza kadar giriyor. Aslında o "<strong>Gizli El</strong>", piyasanın doğal dengesi değil; doların ve euronun patronlarının, küresel çikolata devlerinin ta kendisidir!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Fındık Üzerindeki Psikolojik Harp</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Dünya fındık üretiminin %70’ini elinde tutan bir ülke, nasıl olur da fiyatta söz sahibi olamaz? Cevap basit: Sistematik Algı Operasyonu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Süreç hep aynı senaryoyla işliyor: Önce birileri piyasada düşük fiyatları fısıldıyor. Ardından, sahadaki "<strong><em>sözcüler</em></strong>" devreye giriyor: "<strong><em>Yurt dışında müthiş bir ekim var, Türkiye’ye ihtiyaç kalmayacak</em></strong>" yalanları dilden dile yayılıyor. Avustralya’da sökülen binlerce dönüm bahçeden kimse bahsetmiyor! Bölgeyi saran kahverengi kokarca istilasına rağmen rekolte rakamları şişiriliyor ki, "<strong>mal çok, fiyat düşsün</strong>" tehdidi havada asılı kalsın.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sonuç? Resmi makamlar bazen oluşan o düşük piyasa fiyatının bile altında rakamlar açıklayarak "<strong><em>piyasa dengesini</em></strong>" tescillemiş oluyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Uzun Vade Değil, Bugün!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Keynes’in klasik iktisatçılara verdiği efsanevi bir cevap vardır: “<strong><em>Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız.</em></strong>” "<strong><em>Piyasa uzun vadede dengesini bulur</em></strong>" diyenlere karşı halkın, üreticinin ve emekçinin kriz anındaki acil ihtiyacını hatırlatır. Fındık üreticisinin "uzun vadeli" hayallere karnı tok; onun bugün ilaca, bugün gübreye, bugün alın terinin karşılığına ihtiyacı var.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Aslında ekonomideki "<strong><em>Gizli El</em></strong>" ne kadar aşikârsa, fındığa uzanan eller de o kadar bellidir. Bu elleri kıracak yegâne güç, üreticinin kendi emeğine sahip çıkması ve oynanan oyunu fark etmesidir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Bu noktada, hasatın bittiği bu dönemde, daha kaliteli, verimli bir üretim için, fındığın kış bakımlarına dikkat çeken, sahadaki sorunları bizlere yansıtan gazeteci ve ziraat mühendisi dostumuz Tarık Arıcan’a teşekkür etmeyi bir borç bilirim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Unutmayın; biz uyanık olmazsak, başkasının "<strong><em>Gizli Eli</em></strong>" fındığımızdan, etimizden, sütümüzden, tarımdaki tüm üretimimizden, kısaca bizim cebimizden çıkmaz.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Dec 2025 15:32:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dayanışmanın Tadı: Atlantı’dan Sofraya Uzanan 300 Yıllık Lezzet ve Kooperatif Ruhu</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/dayanismanin-tadi-atlantidan-sofraya-uzanan-300-yillik-lezzet-ve-kooperatif-ruhu-252</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/dayanismanin-tadi-atlantidan-sofraya-uzanan-300-yillik-lezzet-ve-kooperatif-ruhu-252</guid>
                <description><![CDATA[Dayanışmanın Tadı: Atlantı’dan Sofraya Uzanan 300 Yıllık Lezzet ve Kooperatif Ruhu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Geleneği Geleceğe Taşımak</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu yıl, “2025 Uluslararası Kooperatifler Yılı”nın ruhunu yılın son aylarında Atlantı’da hissediyoruz. Hedef belli: Kooperatifçilik kültürünü genç nesillere aktarmak, toplumda bir farkındalık yaratmak ve o kadim dayanışma ruhunu yeniden pekiştirmek. İşte tam da bu ruha yakışır bir hafta sonu geçirdik. Rotamız Konya’nın Kadınhanı ilçesine bağlı tarihi derinliği olan Atlantı kasabası idi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Atlantı’da, Atlantı Kasabası Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ali Gedikkaya’nın konuğu olduk. Gördük ki, bir kooperatifin nasıl olması gerekiyorsa burada her şey en doğru ve en uygun şekliyle hayata geçirilmiş. Bu başarı hikayesinin altında sadece iyi yönetim değil, aynı zamanda Kadınhanı’nın eşsiz ekolojik faktörleri ve Atlantı’nın köklü geçmişi yatıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Zuhal-irgas-Ali-Gedikkaya-atalanti-tairmsal-kalkinma-kooperatifi.jpg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Coğrafi İşaretli Lezzetin Sırrı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu kooperatifin somutlaştırdığı en büyük başarı hiç şüphesiz bölgenin eşsiz lezzeti olan Atlantı Dededağ Tulum Peyniri’dir. Konya’nın Kadınhanı ilçesine bağlı Atlantı kasabasında Bozulus Türkmenleri’nin yaklaşık 300 yıllık geleneksel yöntemleriyle üretilen bu peynir, 26 Ocak 2023 tarihinde coğrafi işaret tescili alarak koruma altına alınmış. Bu özel peynir özellikle 15 Nisan-15 Haziran tarihlerinde, Atlantı’nın kekik, yavşan otu ve adaçayı gibi zengin aromatik bitki örtüsüne sahip yüksek rakımlı meralarında otlayan koyunların taze sütünden elde edilir. Üretim sürecinde, telemenin (sütün pıhtılaşmış katı kısmı) 100°C'ye yakın suda sündürülerek kaya tuzu ile tuzlanması ve deri tulumlara basılması geleneksel bir yöntem olup, peynir karakteristik sert dış yapısını ve yumuşak iç dokusunu kazanmak için en az 90 gün (veya 360 gün) olgunlaştırılır. Bölgenin iklimi ve bitki örtüsü koyun sütüne zengin bir aroma katarak peynirin kendine özgü lezzetinin temelini oluşturur; tüm üretim süreçleri Necmettin Erbakan Üniversitesi ve Atlantı Kasabası Tarımsal Kalkınma Kooperatifi denetiminde titizlikle sürdürülmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Tarihten Gelen Güç</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu coğrafyanın tarihi sadece Bozulus Türkmenleri’nin Hacılu, Karamanlu ve Çavundur gibi cemaatlerinin izlerini taşımakla kalmıyor, aynı zamanda onların Derbentçi (dar geçit bekçisi/karakol) olarak üstlendiği görevlerle de şekillenmiş. Ancak Atlantı’yı özel kılan en önemli şey, yüzyıllardır süregelen hayvancılık kültürü. 1844-1845 yıllarına ait kayıtlara bakıldığında bile köyde koyun ve keçinin ne denli önemli olduğu görülüyor. O dönemde köydeki küçükbaş hayvan sayısı onbinleri buluyor ve koyun sayısı keçi sayısının neredeyse iki katı. Bu Kadınhanı çevresindeki bir köy için hayvancılığın ne kadar gelişmiş olduğunun somut bir göstergesi. Hatta kayıtlarda iki kişinin mesleği direkt “<strong>koyuncu</strong>” olarak geçiyor ve bu durum köyün aynı zamanda bir hayvan ticareti merkezi olduğunu işaret ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">İşte bu köklü hayvancılık geleneği günümüzde kurulan kooperatifin de temelini oluşturuyor. Kooperatif atalarından miras kalan bu ticari ve hayvancılık kültürünü koruyor, geliştiriyor ve en önemlisi bölgenin ekolojik zenginliğini kullanarak coğrafi işaretli ürünler üretiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Atlantı’nın başarısı sadece bir tulum peyniri üretmekten ibaret değil, aynı zamanda <strong>geleneği geleceğe taşımaktır.</strong> Bu toprağın, hayvanın ve insanın uyum içinde çalışmasının bir meyvesidir. Atlantı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 2025 Uluslararası Kooperatifler Yılı’nın hedeflediği kültürel aktarımın ve dayanışmanın en somut, en lezzetli örneklerinden biridir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Nov 2025 20:16:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım ve Ekonomide Sürdürülebilirlik: Yetersiz Bütçenin Gölgesinde Tercihler</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-ve-ekonomide-surdurulebilirlik-yetersiz-butcenin-golgesinde-tercihler-251</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-ve-ekonomide-surdurulebilirlik-yetersiz-butcenin-golgesinde-tercihler-251</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Ekonomide Sürdürülebilirlik: Yetersiz Bütçenin Gölgesinde Tercihler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) “<strong>Dünya Gıda Günü</strong>” çalıştayında, Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mehmet Mehdi Eker’ in açılış konuşması yaptı. Bu konuşmaları sizlerle daha sonra paylaşacağım. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Ardından söz alan eski Ekonomi Bakanı ve AK Parti Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, tarımdaki ekonomik ve sürdürülebilirlik sorunlarına vurgu yaptı. Ancak bu önemli dönüşüm hedefleri, mevcut tarım bütçesinin yetersizliği sorunsalı ile çarpışıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Kıt Kaynaklar ve Yüksek Hedefler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Zeybekci, ekonominin temel kuralı olan kıt imkanlarla sınırsız isteklerin karşılanması ilkesine (kesinlikle yanlış bir ilke!!!), günümüzde, buna bir de çocuklarımızın gelecekte kullanacağından çalınmasına engel olmak adına sürdürülebilirliği de eklemek gerektiğini belirtti. Afet oranlarındaki beş kat artışın trilyonlarca dolarlık ekonomik karşılığı olduğunu ve bunun büyük kısmının tarımla ilgili tehditler (kuraklık, çölleşme vb.) oluşturduğunu vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Su Krizi ve Tarımsal Ürün Tercihleri</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Konuşmasında, su kaynaklarının sürdürülemez kullanımına dikkat çekti ve ürün tercihlerinin acilen değişmesi gerektiğini savundu:</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Mısır Sorunu:</strong> Türkiye'nin mısırda açığı olmasına rağmen, mısırın en çok su tüketen tarım ürünlerinden biri olduğunu hatırlattı. Konya Ovası'nda su seviyesinin 50 metreden 1000 metreye inmesinin bu yanlış tercihe devam edilmemesi gerektiğinin kanıtı olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Alternatif Arayışı:</strong> Mısır yerine suyu daha az tüketen yemlik bitkilere (arpa, yemlik buğday sorgum vb.) geçişin zorunluluğunu dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Küçükbaş Hayvancılığa Dönüş ve Destekleme</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Anadolu coğrafyasının büyükbaş hayvancılıkta kendi başına beslenme imkanı vermediğini, bu yüzden yem bitkisi olarak mısır kullanımının zorunlu hale geldiğini belirtti. Çözüm olarak küçükbaş hayvancılık politikalarına da dönüşü işaret etti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Maliyet Ne Olursa Olsun: Çiftçiye Güvenlik</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Zeybekci, çiftçiyi zorlayarak mısır ekmekten vazgeçirilemeyeceğini, bunun ancak, örneğin buğday ektiğinde mısırdan elde ettiği geliri elde ettiği zaman mümkün olacağını vurguladı. Bu dönüşüm için net bir hedef koydu:</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Gerekirse 35-40 milyon ton yemlik buğday üretimi hedeflenmeli.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Üreticiye, maliyeti ne olursa olsun (10 TL, 11 TL, hatta 15 TL) hak ettiği fiyatın fazlasıyla verilmesi gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Bu taahhüt, bütçenin bu değişimi kaldırıp kaldıramayacağı sorusunu beraberinde getirmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Ölçek ve Destekleme Politikası</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Tarım arazilerinin küçük parçalara bölünmüş olmasının (üç-on dönüm) verimliliği düşürdüğüne değinen Zeybekci, Fransa örneğini vererek belli bir hayvan sayısının altındaki çiftliklere destek verilmemesi gibi ölçülerin getirilmesi gerektiğini savundu. Kırsalda yaşayan vatandaşa destek verilirken, küçük ölçekli, verimsiz hayvancılığa teşvikten kaçınılması gerektiğini belirtti. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>İsraf ve Yeni Hal Yasası</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Yaş sebzede %50’nin üzerinde kayıp olduğunu belirten Zeybekci, israfı engellemek için yeni bir hal yasası ve uygulaması gerektiğini; üretilen her şeyin hale girmesi, kayıt altına alınması, halden çıkıştan itibaren standardının oluşturulup fiyatının kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Yıllardır keşke dediğimiz bir konu değil mi? Kim engel olduysa!</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Bütçe Çıkmazı: Taahhütler ve Gerçekler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Tüm bu dönüşüm hedeflerinin finansmanı, konuşmanın en kritik sorusunu oluşturdu. Sayın Zeybekci ile yaptığımız ayaküstü soru-cevap, yetersiz tarım bütçesi sorununu doğrudan masaya yatırdı:</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Soru:</strong> Üreticinin mısır yerine daha az su isteyen ürünü ekip aynı parayı kazanmasını sağlamak adına verilecek parayı, Bakanlık hangi bütçeden bulacak? Yıllardır tarıma ayrılan bütçelerin yetersizliği, bu büyük değişim için nasıl aşılacak? Bu bütçeler; 2 m lik bir insana 1 m kumaş verip, al bununla örtün demek değil mi? diye sordum.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Eski Ekonomi Bakanı, bu bütçe sorununa somut bir kaynak göstermek yerine, tarımın "<strong>milli güvenlik açısından değerlendirilmesi gerektiğini</strong>" söyleyerek konunun stratejik önemini vurgulamakla yetindi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Bu görüşme sırasında ortaya çıkan kritik bir bilgi ise, bu stratejik öneme rağmen:</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Meclis Plan Bütçe Komisyonu'nda temel destek ödemesi kapsamına giren bazı kalemlerin kaldırılmasıyla toplam temel destekleme bütçesi yüzde 6,32 azalmıştır!</span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px"><strong>Sonuç:</strong> Sayın Zeybekci’nin Türkiye tarımı için çizdiği büyük vizyon (su kullanımını azaltan üretim planlaması, küçükbaş hayvancılığa dönmek, çiftçiye yüksek fiyat garantisi vermek), tarıma ayrılan bütçenin Milli Gelire oranının yasal zorunluluğun altında kalması ve hatta son dönemde temel destekleme bütçesinin azalması gerçeğiyle çelişmektedir. Milli güvenlik meselesi olarak görülen tarım için dahi, büyük dönüşüm hedeflerini gerçekleştirecek ekonomik karşılık ve kaynak konusunda ciddi bir belirsizlik ve yetersizlik bulunmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:20px">Kendisi de aynı zamanda çiftçilik yapan Sn. Zeybekci’nin sözleri, sizce de daha önce yapılsaydı keşke dedirten bir sözler değil mi?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Nov 2025 14:10:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GAP Basra&#039;ya Akıyor, Mardin&#039;de Su Tükeniyor: Faturası Ağır!</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gap-basraya-akiyor-mardinde-su-tukeniyor-faturasi-agir-250</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gap-basraya-akiyor-mardinde-su-tukeniyor-faturasi-agir-250</guid>
                <description><![CDATA[GAP Basra'ya Akıyor, Mardin'de Su Tükeniyor: Faturası Ağır!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Mezopotamya Ovası Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer almasına rağmen ciddi bir su sıkıntısı çekmektedir. Bölge çiftçileri sulama için derinleşen artezyen kuyularına bağımlı kalmakta, bu hem kuraklığı artırmakta hem de maliyetleri yükseltmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">GAP'ın Tamamlanamaması ve Mardin ihmali</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu problemin temel kaynağı elli yılı aşkın süredir tamamlanamayan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)'dir. Nehir suları Basra Körfezi'ne boşa akarken Mardin gibi mısır üretiminde kilit rol oynayan bir bölgede yeraltı suları tükenme noktasına gelmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tabi burada tek sorun mısır üretimi değil. Genel olarak üretimin tamamını etkileyen bir durum. Urfa’dan suyu Mardin’e taşıyan 221 kilometrelik ana Fırat kanalı 2017'de bitmiş olmasına rağmen ulaşan suyun bölgeye dağıtımı için gereken Mardin Göletinin inşaatı, ekonomik sebeplerden dolayı en erken 2 yıl sonra bitmesinin beklenmesi, problemi büyütmektedir. Halbuki göletin tamamlanması yeraltı sularını yükseltecek ve çiftçinin yüksek elektrikli su pompası maliyetini ortadan kaldıracak bir hamle! </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Değerli su kaynaklarının boşa akması mı yoksa DSİ’ye verilecek gerekli bütçeyle Mardin Göletinin hızlı bir şekilde bitirilmesi mi? Cevap hangisi size bırakıyorum!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Mısır Üretimine Darbe ve Acil Destek İhtiyacı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Geçtiğimiz yıllarda hükümet teşvikleriyle bölgede mısır üretimi özellikle de ikinci ürün mısır, büyük bir ivme kazanmış; sadece Mardin'in dört ilçesi ülke üretiminin üçte birini karşılar hale gelmiştir. Ancak geçen yıl su merkezli üretim planlaması ile ikinci ürün mısıra verilen destekler kaldırılmış ve bu durum fiilen bir yasağa dönüşmüştür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu düzenleme mısırda 2 yılda bire düşürülse de yine de sorun çözülmüyor. Alternatif ürünlerde verilen desteklere rağmen çiftçinin mısırdan gelirinin düşüklüğü sorun haline gelirken, bölge ve milli ekonomi için büyük bir kayıp yaratmış, gıdaya ulaşımda ciddi sorun olurken, yumurta ve et gibi temel gıda fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Üretim gelirinin sekteye uğraması, bölgede işsizlik açısından da bir sorundur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Tarımda Elektriğin Stratejik Önemi</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">GAP suyu Mardin'e ulaşana kadar çiftçilerin yüksek elektrik maliyetlerine acil bir destek sağlanması hayati önem taşımaktadır. Ancak birde özel dağıtım şirketi tarafından saatlerin düzgün okunmadan ya da hiç okumadan fatura edilmesi, bir hat boyunca onlarca aboneden, ödeme yap(a)mayan bir abone yüzünden, hattaki tüm çiftçilerin tamamının elektriğinin kesilmesi gibi uygulamalar, bölge çiftçisinin hukuki yollara başvurmasına ve mağduriyetine sebep olmaktadır. Devlet müdahalesi, oluşacak sosyal sorunları önleyecek hem de milli serveti koruyacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">“Gümüş ve altına sahip olanlar, öküzü, koyunu ve arpası olanların kapısında beklerler" Sümer atasözünün de belirttiği gibi, tarım ve gıda üretimi, maden ve petrolden daha değerlidir. Türkiye'nin coğrafi avantajı ve tatlı su kaynaklarının düzgün ve hızlı kullanılması, onu tarım potansiyeli yüksek, stratejik bir ülke yapar. Bu gücün farkına vararak tarım planlaması ile kaynaklarımızı daha verimli kullanmak ve tarımsal konumumuzu güçlendirmek, sadece ekonomik gücü değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir geleceği de garanti edecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">“Milli servetimiz olan “SU”yu israf edersek, hasadımızı da geleceğimizi de israf etmiş olmuyor muyuz?”</span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Oct 2025 19:22:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OVP’de Tarım: Geleceği Planlamak mı, Günü Kurtarmak mı?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ovpde-tarim-gelecegi-planlamak-mi-gunu-kurtarmak-mi-249</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ovpde-tarim-gelecegi-planlamak-mi-gunu-kurtarmak-mi-249</guid>
                <description><![CDATA[OVP’de Tarım: Geleceği Planlamak mı, Günü Kurtarmak mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Orta Vadeli Program (OVP), bir ülkenin önündeki üç yıla ışık tutan, makro politikaları, gelir ve gider tahminlerini içeren önemli bir politika belgesidir. Ancak, her yıl yeni bir programın açıklanması, "<strong><em>Madem her yıl değiştiriliyor, üç yıllık planlamanın ne anlamı var?</em></strong>" sorusunu akla getiriyor. Özellikle dünyanın en yüksek gıda enflasyonunu yaşayan Türkiye için bu rakamların ne kadar gerçekçi olduğu tartışması, kaçınılmaz hale geliyor. Geçmişteki sorunlar çözülmeden, yarınlar için yapılan bu planlamaların ne kadar geçerli olduğu sorgulanmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Tarım Destekleri ve Bütçe Gerçekleri</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">2006'da çıkan ve bütçenin en az %1'inin tarım desteklerine ayrılmasını öngören kanun, tarımın o dönem için önemini vurgulasa da yıllar içindeki uygulamalar bu hedefin gerisinde kaldığını gösteriyor. En az savunma sanayisi kadar stratejik olan Tarım, bana göre %1 değil çok daha fazlasını hak ediyor. </span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">2021 yılı: 51,5 milyar TL'lik (~4,0 milyar dolar) bütçe verildi. Gıda enflasyonu %70,7 oldu.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">2022 yılı: 83 milyar TL'lik (~4,5 milyar dolar) bütçeyle gıda enflasyonu yüksek seyrini sürdürdü.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">2023 yılı: 133 milyar TL'lik (~4,5 milyar dolar) bütçe, gıda enflasyonu %72,24'e ulaştı.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">2024 yılı: 152 milyar TL'lik (3,7 milyar dolar) bütçeyle yine %70 civarında bir gıda enflasyonu yaşandı.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Son açıklanan 2025 Tarım ve Orman Bakanlığı (TOB) bütçesinin 223 milyar TL olması, mevcut enflasyonist ortamdaki artışlara göre yeterli mi? Bu rakamlar, artan maliyetler karşısında çiftçinin yaralarına merhem olabilir mi? Bütçenin tamamı bu rakamlar iken, destek rakamları şu olmuş bu olmuş bir önemi kalıyor mu? Açıklanan bütçe, "Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli" sözü ile, çiftçinin bu durumuna tam olarak uyan bir ifadedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Kim Haklı: Üretici mi, Yönetenler mi?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bir tarafta ürettiğini ucuza satan, emeğinin karşılığını alamayan üretici; diğer tarafta ise pahalı ürünlere ulaşmakta zorlanan tüketici var. Turizmle birlikte yılda 100 milyon insanın gıdasını organize etmesi beklenen Tarım ve Orman Bakanlığı'na bu bütçeleri ayıranlar mı haklı, yoksa emeğinin karşılığını alamayan üretici ve tüketici mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Eğer tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılığı bitirmek, köyden kente göçü durdurmak hatta tersine çevirmek isteniyorsa, geçmişte verilen bütçelerin ne kadar işe yaradığı sorgulanmalıdır. Bu durum, çok verdiğim bir örnek var "<strong><em>2 metre boyundaki adama yarım metrelik bez biçmek</em></strong>" gibi bir duruma benziyor. Bu bütçelerin yeterliliğini ve etkinliğini, bürokratların değil sonuçları itibarıyla, üreticiyle de tüketiciyle de karşı karşıya kalan, siyasilerin sorgulaması gereken bir mesele değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Bütçe Meselesi ve Kaynakların Dağılımı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Ülkede kişi başına düşen gelirin 15 bin 420 dolar olduğu söylenirken, bu kaynağın neden her vatandaşın cebine girmediği sorusu ortaya çıkıyor. Aslında kaynak var, ancak adil bir şekilde dağılmıyor demektir. Bu durumda hem üreticinin hem de tüketicinin hakkı gasp edilmiş olmuyor mu? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bugün, birçok tartışmalı konuyla anılan Diyanet İşleri Başkanlığı'na, sekiz bakanlıktan daha fazla bütçe ayrılması sorgulanmalıdır. Bu bütçelerden, tüm zorluklara rağmen üretime devam eden, gece gündüz çalışan üreticiye verilmesi, ülkenin gıda güvenliğini sağlamak için çok daha doğru bir adım olacaktır.&nbsp; Çiftçiye verilen destek, sadece ekonomik anlamda değil, inanın dualarıyla da ülkeye büyük bir katkı demektir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Çiftçi demek huzur demek, çiftçi demek dünyamızı güzelleştiren demek değil mi?</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Sep 2025 21:26:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pamuk: Beyaz Altının Sessiz Çöküşü</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/pamuk-beyaz-altinin-sessiz-cokusu-248</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/pamuk-beyaz-altinin-sessiz-cokusu-248</guid>
                <description><![CDATA[Pamuk: Beyaz Altının Sessiz Çöküşü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tarımda çok “keşke”miz var" yazı dizimin ilki: <strong>Pamuk: Beyaz Altının Sessiz Çöküşü.</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">İnsanoğlu yaşamı boyunca hata yapmıştır; bu, insanın doğasında vardır. Şarkı bile yapılmış: “Hatasız kul olmaz.” Asıl olan, hatalardan ders çıkarabilmektir. Çünkü ders alınmayan hata, tekrar etmeye mahkûmdur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Kaldı ki, bir kişinin kendi hayatında yaptığı hata sadece kendisini bağlar. Oysa alınan kararlar milyonlarca insanı etkiliyorsa, işte o zaman çok daha dikkatli olunması gerekir. Ortak akılla yürütülen işlerin hata payının az olması da bu yüzden elzemdir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Konumuz tarım. Peki, gerçekten alınan kararlar, yapılan hatalar ve doğurduğu sonuçlardan ders çıkarılmış mıdır? Bugün sorun olan birçok konuyla ilgili, dün alınan kararların etkisini hiç düşündünüz mü?</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"> Çevremde bu konuyu açtığımda duyduklarım ve hatırladıklarım bana şunu gösterdi: <strong>Bu “keşke” dediklerimiz tek bir yazıyla anlatılamaz, mutlaka bir yazı dizisine dönüşmeli. Çünkü o kadar çok keşkemiz var ki…</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sorumlu kim derseniz… Tabii ki sorumlu yok! Herkes topu başkasına atıyor. Son 20 yılda zaten evveliyat sorgulanmıyor. Oysa sadece son 20 yılı değil, 30–40 yıl öncesini de sorgulamak gerekir. Ama mağdur olan hep aynı: Çiftçi, üretici, işçi ve en nihayetinde bu ülkenin insanları.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">O halde gelin, yazı dizimizin ilk vakasıyla başlayalım…</span></span></em></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Pamuk, sadece tekstil sanayimizin değil, hayvancılığımızın ve selülozun da can damarıydı. Çırçırdan çıkan lifler iplik olur, konfeksiyona girer, dünya pazarlarına ulaşırdı. Küspe ve kapçık hayvan yemi olur, linters kağıt sanayisine selüloz sağlardı. Yani pamuk sadece tarladaki bir ürün değil; tarım, sanayi ve istihdamı birlikte ayakta tutan sağlam bir zincirdi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ama 2000’li yıllarda Mersin Gümrüğü’nde, Çukurova’daki pamuğa göre yüzde 50 daha ucuz ithal pamuk girdiğini gördüğümde bu zincirin kırıldığını anlamıştım. Meşhur “sarı öküzün” verildiği günlerdi. Katıldığım birçok programda bunun sonuçlarını dile getirmiştim. Çünkü bu ithalat yıllarca sürerken önce çırçır, sonra tekstil fabrikaları kapandı. Yerli üretici ve sanayici buna nasıl dayanabilirdi? Çukobirlik gibi temel direkler yıkıldı.</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"> Binlerce insan işsiz kaldı. İngilizlerin Hintli 40 bin kumaş ustasının elini kestirmesi gibi olmadı mı? Peki, kimlere yaradı bu durum?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Öz İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay ile sektöre dair yaptığımız sohbette şu ifadeler dikkat çekiciydi:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">“Pamuk sadece tarladaki beyaz altın değildi; işçinin alın teriydi, köylünün umuduydu, memleketin bereketiydi. İthalatla bu zincir kırıldığında milletin geleceği elinden alındı. Bugün kapanan fabrikaların kapılarında işsiz kalan emekçilerin feryadı, yıllar içinde gerçekleşen yanlış politikaların sonucudur. Biz yıllardır uyarıyoruz: Üretimden koparsak, bağımsızlığımızdan da koparız. Mücadelemiz ekmeğimiz, onurumuz ve yarınlarımız içindir.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Peki sonuç?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Elini pamuktan çeken çiftçimiz, sonradan verilen kısır desteklerle de ayakta kalamayınca pamuğa küstü. Koca Çukurova narenciye ve benzeri ürünlere yöneldi. Pamuk bu gidişatla, ziraat odası başkanlarının odalarındaki saksılarda kaldı. Sanayicimiz önce ithalata bağımlı oldu. Ardından ucuz işçilik için yurt dışına çıktığında, kendi insanımız işsiz kaldı. Dün ucuza hurma yedik belki ama bugün sadece karnımızı değil, her yanımızı tırmalayacağı belliydi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Pamuk örneği bize şunu gösteriyor: Tarımda günü kurtarmak adına alınan yanlış kararlar, yıllar sonra hem ekonomiyi hem toplumu ağır bir bedelle yüzleştiriyor. Asıl mesele, kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli stratejiler kurabilmektir.</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Umarım bu yazı dizisi, bugünkü karar vericileri geçmişte yapılan hataları hatırlamaya, ders çıkarmaya ve geleceği daha sağlıklı inşa etmeye yönlendirir. Çünkü daha anlatılacak çok “keşke”miz var.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Takip etmeniz dileğiyle</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Aug 2025 18:12:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tokat: Tarih, Doğa ve Hayvancılıkla Yükselen Değer</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tokat-tarih-doga-ve-hayvancilikla-yukselen-deger-246</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tokat-tarih-doga-ve-hayvancilikla-yukselen-deger-246</guid>
                <description><![CDATA[Tokat: Tarih, Doğa ve Hayvancılıkla Yükselen Değer]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Orta Karadeniz'in göz alıcı şehri Tokat, tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve tarımsal zenginliğiyle gerçekten de keşfedilmeyi bekleyen bir cennet köşesi. Bir grup gazeteci arkadaşımla ziyarete geldiğimiz Tokat, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve tarihi eser zenginliği açısından İstanbul'dan sonra ikinciliği iddia eden bir ilimiz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sezar'ın meşhur <em><strong>"Veni, Vidi, Vici" (Geldim, Gördüm, Yendim)</strong></em> sözünü söylediği yerin Tokat'ın eski adıyla <strong>Zela</strong> olan ilçesi <strong>Zile</strong>'deki bir zafer sonrası yazılan mektupta geçtiği ve 2013 yılında Zile Belediyesi tarafından tescillendiği biliniyor. "<strong>Hey Onbeşli Onbeşli</strong>" türküsüne konu olan Çanakkale Savaşı'nın genç kahramanları, Tokat'ın kültürel derinliğini gözler önüne seriyor. Ayrıca dünyada ilk kanalizasyon sisteminin kurulduğu yer bilgisi de, Tokat'ın tarihteki önemli ve modern konumunu kanıtlıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Karadeniz'in coğrafyasından ve İç Anadolu'nun kültüründen beslenen <strong>Tokat, Kelkit ve Yeşilırmak'ın Erbaa-Kaleboğazı'nda</strong> <strong>birleştiği tek şehir</strong> olma ayrıcalığına sahip. <strong>Tokat domatesi ve Erbaa bağ yaprağı</strong>, Türkiye'nin en iyi ürünleri arasında gösteriliyor. Yoncanın yılda yedi kez biçilebildiği, mısır ve yüksek şeker oranına sahip şeker pancarı gibi ürünler ön plana çıkıyor. Kiraz ihracatında ve hayvancılıkta da lider illerden biri. Meralarda beslenen, kalın mikronlu ve su tutmayan kıllara sahip "Karayaka Koyunu", hastalıklara dirençli ve yüksek protein değeriyle biliniyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/faik-caliskan.jpg" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tokat'ın bu eşsiz endemik yapısına insanları da büyük katkı sağlıyor. Şehrin önemli iş insanlarından <strong>Faik Çalışkan</strong>, modern sera çalışmaları, kiraz bahçeleri, tarım teknolojilerindeki marka değeri ve hayvancılığa verdiği destekle dikkat çekiyor. Çalışkan, Karayaka etinin turizme katkısı için kendi emeğiyle kurduğu restoranında bu lezzeti misafirlerine sunarak iline değer katıyor. Mahallelere kadar yayılan bu misafirperverlik, <strong><em>Kabe-Mescid</em></strong> <em><strong>Mahallesi Muhtarı Atilla Karşıyaka</strong></em>'nın eşsiz "<strong><em>bat yemeği</em></strong>" ziyafeti ile bizim için daha bir anlam kazandı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/muhtar-atilla-karsiyaka.jpg" style="height:797px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"><strong>Meşhur Tokat kebabı, eşsiz bat yemeği, doğal pekmezi ve lezzetli kirazları</strong>, şehre gelenlerin mutlaka tatması gereken lezzetler arasında. Ayrıca ıhlamur ağacından çıkarılan tahta kalıplarla yapılan <strong>yazmacılık</strong> şehrin dokusunu süslüyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><em><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Hayvancılığın Kalbinden Yükselen Bir Ses: Turan Saldırıcıer ile Söyleşi</span></span></em></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tokat'ın bu eşsiz zenginliğini keşfederken şehirde hayvancılık sektörünün nabzını tutan önemli bir isim, <strong>Tokat İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Turan Saldırıcıer</strong> ile de bir araya geldik. 2014 yılından beri bu görevi yürüten Saldırıcıer, Tokat'ın hayvancılık alanındaki liderliğini ve gelecek vizyonunu bizlere aktardı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">3000 aktif üyesi bulunan birliğin Tokat'ta önemli başarılara imza attığını belirten Saldırıcıer, "Karayaka, Karadeniz'in incisi ve dünyaya mal olmuş bir ırktır. Meralarda endemik bitkilerle beslenen bu ırk eti son derece lezzetlidir. Bu eşsiz ırkın korunması ve geliştirilmesi bizim önceliklerimiz arasında yer alıyor" dedi. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/turan-saldiricier.jpg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Birliklerinin kurumsal bir yapıya kavuşmak için attığı adımları da gururla anlatan Başkan Saldırıcıer, "<em>T<strong>ürkiye'nin ilk damızlık koç üretimi resmi olarak birliğimiz bünyesinde gerçekleştirildi. Bu başarının yanında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 12.000'i aşkın kooperatif ve birliklerin derecelendirmesi çalışmasında Damızlık Koyun Keçi Birlikleri arasında Türkiye birincisi olmaktan gurur duyuyoruz</strong></em>" ifadelerini kullandı. Başkan, Karayaka ve Akkaraman ırklarına yönelik ikişer, Kıl Keçisi ırkına yönelik ise bir adet olmak üzere toplam beş ıslah projesi yürüttüklerini de ekledi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Turan Saldırıcıer, bu başarıları sadece Tokat ile sınırlı bırakmak niyetinde değil. <em><strong>Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Genel Başkanlığı'na aday olduğunu ve birçok birlik başkanının desteğini aldığını belirtti.</strong></em> Ankara vizyonunu açıklarken, "<strong><em>İstişare ve ortak akılla çözüm önerileri geliştirerek devletimizin ve üreticimizin her zaman yanında olacağız. Önceliğimiz tüm Damızlık Koyun Keçi Birliklerinin kurumsal yapıya kavuşması için mücadele etmek</em></strong>" dedi. Ayrıca yetiştiricilerle Tarım ve Orman Bakanlığı arasında güçlü bir köprü kurarak üreticilerin sorunlarını el birliğiyle çözmeyi hedeflediklerini vurguladı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Başkan Saldırıcıer, hayvancılık sektöründeki destekleme politikalarına dair önemli önerilerde de bulundu. "<strong><em>Doğuran anaçlara destek verilmesi büyük önem taşıyor. Çünkü anaçlarımızın yüzde 10'u kısırlık, yüzde 10'u düşük yapma ve yüzde 10'u da doğan kuzu/oğlakların küpelemeye kadar olan süreçteki kayıplarından etkileniyor. Bu kayıpların önüne geçmek ve sürdürülebilirliği sağlamak için anaçlara destek elzemdir</em></strong>" dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Saldırıcıer, her yeni doğan insana yapılan ücretsiz aşı gibi, hayvancılıkta da aşıların ücretsiz olması gerekliliğini söyledi. "<strong><em>Ücretsiz olduğunda hiçbir yetiştirici aşılamadan kaçınmayacaktır. Bu, üreticimizin önemli bir gider kalemine merhem olacaktır. İlk etapta devlete yük gibi görünse de sağlıklı hayvan ve hayvansal ürün artışıyla ülke ekonomisine katbekat fayda sağlayacaktır</em></strong>" dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Son olarak hayvancılığın geçici bir iş olarak görülmemesi, sektörün bir iş kolu ve meslek haline getirilmesi gerektiğini savundu.<strong><em> Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yabancı çoban çalıştırma uygulamasının geçici bir çözüm olabileceğini, kalıcı çözüm için yerli çobanlarımızın sosyal güvenceye kavuşturularak kırsalı terk etmesinin önüne geçilmesi, hayvancılığın sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu belirtti.</em></strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Tokat doğal güzellikleriyle büyüleyen, tarihi derinliğiyle etkileyen ve tarımsal zenginliğiyle hayran bırakan bir şehir. Turan Saldırıcıer gibi vizyoner liderlerin çabalarıyla, hayvancılık alanında da ülkenin parlayan yıldızı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Gazeteci arkadaşların ortak düşünceleri, Tokat’ın sadece bir şehir değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve bir umut olduğuydu…</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Jul 2025 15:55:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yangınlara Karşı Direniş: Zeytinliklerden Yükselen Mesaj</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yanginlara-karsi-direnis-zeytinliklerden-yukselen-mesaj-245</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yanginlara-karsi-direnis-zeytinliklerden-yukselen-mesaj-245</guid>
                <description><![CDATA[Yangınlara Karşı Direniş: Zeytinliklerden Yükselen Mesaj]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz son yıllarda ciğerlerimizi dağlayan orman yangınlarıyla sınanıyor. İstatistikler yangınların %90'ının insan kaynaklı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Küresel ısınmanın getirdiği yüksek hava sıcaklıkları önemli bir faktör olsa da anız yakma, sigara izmaritleri, piknik ateşleri, cam kırıklarıyla mercek etkisi, kasıtlı kundaklamalar ve elektrik iletim hatlarından çıkan kıvılcımlar gibi etkenler bu yıkımın başlıca sebepleri arasında.<br />
Yeşil vatanımızı korumak, hepimizin görevi. Unutmamak gerekir ki, ormanlarımız ve içindeki canlılar biz olmadan da var olabilirler; ancak onlar olmadan bizim yaşamamız imkânsız. Dünyada yangınlarla mücadelede güçlü bir konumda olsak da (105 helikopter, 28 uçak, 14 İHA), bu sorumluluklarımızı göz ardı edebileceğimiz anlamına gelmez. Yangınlar sadece ağaçları değil biyolojik çeşitliliği de yok ederek, ormanlardaki yaşam alanlarına ve canlılara büyük zarar veriyor.</p>

<p>Önlemin Gücü: Geleceğe Kalkan Olmak</p>

<p>Son zamanlarda yanan arazinin tam ortasında sapasağlam duran bir zeytin bahçesinin fotoğrafı, yangınların ortasında bir umut ışığı gibi parladı. Bu görüntü, kadim zeytinliklere yönelik yasal düzenlemelere inat, her türlü zorluğa nasıl göğüs gerdiğini adeta haykırıyordu. Bu kare önemli bir soruyu akıllara getirdi: Etrafınızda her yer yanarken, önceden alınan önlemler gelecek tehlikelere karşı nasıl bir kalkan olabilir? Meclis’te, zeytinliklerin “enerji ihtiyacı” ve “kamu yararı” gerekçeleriyle kesilmesini veya taşınmasını öngören yasa geçerken, temsilcilerimizin bu tehlikeyi öngöremeyişleri acı bir gerçeği gözler önüne serdi. Geleceğimiz için nefes alabilmek adına habitatımıza yapılan bu darbede, alınan kararlarda yeterince yer almayışları ne yazık ki çok üzücü.</p>

<p>Ahmet Türk Örneği: Toprağa Özenin Faydası</p>

<p>“Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur” atasözünün güncel versiyonu olan “Bakarsan bağ olur, bakmazsan kül olur” sözünü haklı çıkaran bir örnek olarak Ahmet Türk’ün arazisine gösterdiği özen, yangın felaketi anında tarlasının nasıl korunduğunu gözler önüne serdi. Türk, yangınlar öncesinde İzmir’in Ödemiş ilçesi Karadoğan Mahallesi'ndeki arazisini sürekli sürerek, yabani otları ve çalılıkları temizleyerek adeta yangına karşı bir kalkan oluşturmuştu. Bu özenli çalışma arazisinin yangın sırasında nispeten daha az zarar görmesini sağladı. Onun bu davranışı sadece kendi bahçesini değil, aynı zamanda çevreyi ve doğayı koruma adına gösterilmesi gereken temel sorumluluğu da gözler önüne seriyor. Ülkemizin en değerli hazinelerinden olan ormanlarımız, oksijen kaynağımız ve nefes alma sebebimizdir. Artan yangın olayları sadece ağaçları değil, geleceğimizi de tehdit ediyor. Ahmet Türk’ün örneği, her bir bireyin arazisine ve çevresine aynı özeni göstermesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<p>Yazımın başında da vurguladığım gibi, ormanlarımız ve içindeki canlılar biz olmadan da var olabilirler; ancak onlar olmadan bizim yaşamamız imkânsız. Bu nedenle, yeşil vatanımıza göstereceğimiz özen, aslında bizsiz de var olabilen ormanlara değil, onlarsız var olamayacak olan bize duyduğumuz ihtiyacın bir göstergesidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 12 Jul 2025 16:32:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarımda Yeni Bir Dönem: Örgütlü Güç Öne Çıkıyor</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-yeni-bir-donem-orgutlu-guc-one-cikiyor-244</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-yeni-bir-donem-orgutlu-guc-one-cikiyor-244</guid>
                <description><![CDATA[Tarımda Yeni Bir Dönem: Örgütlü Güç Öne Çıkıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Tarım sektörü, sadece üretim değil; aynı zamanda örgütlenme ve dayanışmanın da alanı. Türkiye’de bu bilinçle atılan en somut adımlardan biri, 28 Kasım 2023’te yürürlüğe giren <em><strong><span style="font-family:Roboto">Tarımsal Amaçlı Örgütlerin Derecelendirilmesine İlişkin Yönetmelik</span></strong></em> oldu. Bu düzenlemeyle, tarımsal kooperatifler ve birlikler artık objektif kriterlerle puanlanıyor; güçlü ve etkin yapılar ön plana çıkarılıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Toplam 24 kriter üzerinden yapılan puanlamada 60 puan ve üzeri alan örgütler <strong><em><span style="font-family:Roboto">Birinci Derece Tarımsal Amaçlı Örgüt Belgesi</span></em></strong> almaya hak kazanıyor. 2024'te bu belgeyi 105 örgüt aldı. Belge, sadece bir ödül değil; düşük faizli kredi, desteklemelerde öncelik, ulusal etkinliklerde temsil gibi ciddi avantajların da kapısını aralıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Bu sistem, üreticilerin desteklere erişimini doğrudan etkiliyor. Aynı bölgede belge sahibi olan örgütle olmayan arasında ciddi farklar oluşuyor. Bu durum, üyelerin yönetime daha fazla şeffaflık ve performans talebiyle yaklaşmasına yol açıyor. Artık yöneticiler için belge, prestij kadar sorumluluk da demek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Uzun vadede bu sistem, zayıf ve dağınık yapıların birleşmesini, etkisiz örgütlerin ise tasfiyesini hızlandıracak. Küçük kooperatiflerin bir araya gelerek daha kurumsal ve rekabetçi yapılara dönüşmesi teşvik ediliyor. Bu sayede kırsalda kaynak israfının ve tabeladan ibaret yapılar sorununun önüne geçilecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Derecelendirme sistemi, yalnızca üretim değil; yönetim kalitesi, kurumsallık ve sosyal sorumluluğu da ölçüyor. Girdi temininden sözleşmeli üretime, kadın ve genç katılımından dijital varlığa kadar birçok unsur puanlamada etkili. Bu, tarımsal desteklerin artık sadece üretime değil, örgütlenme kalitesine de dayandığını gösteriyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Bugün resmi gazetede yayınlanan yönetmelikte sistemde önemli bir güncelleme yapıldı. Artık kooperatifler, üretici birlikleri ve ıslah birlikleri kendi yapısal özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilecek. Bu da daha adil ve gerçekçi bir puanlama süreci anlamına geliyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Yeni sistem, sadece örgütleri değil, yöneticileri de dönüştürüyor. Artık görevde kalmak için yasal zorunluluklar yetmiyor; şeffaflık, performans ve üyeye katkı şart. Dijital başvuru süreci ise örgütler için önemli bir kolaylık sağlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Roboto">Sonuç olarak, bu derecelendirme sistemi, kırsalda yeni bir kültürün kapılarını aralıyor. Tarım artık sadece toprakla değil; örgütlü güçle, akılcı yönetişimle ve ortak vizyonla ilerleyecek. Ödül sisteminden çok, bir dönüşüm aracı olan bu yaklaşım, tarımsal örgütlenmenin geleceğini yeniden şekillendiriyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Jul 2025 11:32:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Derisi: Dün Kavga Konusu, Bugün Çöp mü?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kurban-derisi-dun-kavga-konusu-bugun-cop-mu-243</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kurban-derisi-dun-kavga-konusu-bugun-cop-mu-243</guid>
                <description><![CDATA[Kurban Derisi: Dün Kavga Konusu, Bugün Çöp mü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bir dönem deri toplama yetkisi, sadece Türk Hava Kurumundaydı. Bağışını isteyenin istediği yere yapması gerekliliği noktasında da ciddi tartışmalar vardı. Bir takım kurum ve kuruluşlar, gizli saklı da olsa, kurbanda oluşan bu deri piyasasından pay almaya çalışırlardı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu tartışmaların yanında, o yıllarda Türkiye’de de hatırı sayılır bir deri sanayisi vardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Gün geldi deri toplamak herkes için serbest oldu. İsteyen istediği yere bağışını, hayrını yapabilecekti. Bir de baktık ki bu sefer deri toplayan kalmadı! Deri para etmez oldu kavga bitti!&nbsp; Sonuçta, başta Uşak olmak üzere, birçok ilimizdeki deri fabrikalarımızın da yerinde yeller eser oldu. Yerine çorap imalathanelerini görmüştüm. Gerçi şimdi tekstil fabrikaları da kapanıyor! O da diğer işlerimiz gibi yurtdışına kaçıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Deriye ihtiyaç olmadığından mı kapanmıştı bu fabrikalar? Hayır! Yalnız bu arada da deride dünyanın ikinci ithalatçı ülkesi olduk? Textilegence haberine göre, Türkiye'nin deri ve deri mamulleri ithalatı 2022 yılında 1 milyar 810 milyon dolardan, 2024 yılı sonuna gelindiğinde 2 milyar 420 milyon dolara yükselmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Kendi ayakkabımızın derisini dahi üretemez hale gelmişiz! Dedelerimizin siyah çarığının lastiği, moda diye giydiklerimizin ana maddesi olmuş haberiniz yok! Suni ürünler, baştan ayağa her yanımızı sarmış durumda değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bir de 4000 TL bayram ikramiyesi alan emekli kurbanını nasıl kesecekti? Hemen devreye, zamanında deri toplama kavgası verenler girdi. Artık Asya’nın Afrika’nın bilmem ne ülkesinde kesebilir hale geldik! Komşu evler aç yatarken değil ama, komşu kıtalar açken tok yatamazdık! Bir tıkla kurbanları oralara gönderdik. Kesiliyorsa tabi! Allah kabul eylesin!</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Ana olmazsa dana olmaz dedik ama, geçen sene 600 anaç hayvanını kesime göndermek zorunda kaldığını söyleyen, Ankara Yenimahalle kurban pazarında konuştuğumuz besicinin durumunda, sizce bu sene bir değişiklik oldu mu?</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">İşin ekonomik boyutunun ötesinde, önemli bir nokta var. Allah için kestiğimiz ve kılını israf etmediğimiz kurbanın, bugün geldi çöp ettik derisini! Nasıl imha edileceğini, nereye gömeceğimizi şaşırdık!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Dün bu deri için birbirine giren kurumlar, kuruluşlar, şimdi nerede merak ediyorum! </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bir bayram böyle geçti. Ama aklıma takıldı işte bu sorular!</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bir de her konuda israfın önlenmesinin gündem olduğu bu dönemde, neden kurban derisi israfı konuşulmuyor?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Engel olması gerekenler neden elini oynatmıyor? </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Bu sorular sizin de aklınıza gelmiyor mu?</span></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jun 2025 13:35:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şura Kararlarının İnsan ve Kalkınma Odaklı Olması da Gerekir?</title>
                <category>Prof.Dr. Bülent  Gülçubuk</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/sura-kararlarinin-insan-ve-kalkinma-odakli-olmasi-da-gerekir-242</link>
                <author>bgulcubuk@gmail.com (Prof.Dr. Bülent  Gülçubuk)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/sura-kararlarinin-insan-ve-kalkinma-odakli-olmasi-da-gerekir-242</guid>
                <description><![CDATA[Şura Kararlarının İnsan ve Kalkınma Odaklı Olması da Gerekir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Geniş bir paydaş katılımıyla gerçekleşen “4. Tarım ve Orman Şurası” tarımın, gıdanın, ormanın, kırsalın genel durumunu ve sorunlarını da ortaya koyması açısından oldukça ilginç ipuçlarını da kamuoyuna sundu. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan 86 maddelik “Sonuç Bildirgesi” hem geleceğe ışık tutması hem de şimdiye kadar eksik kalan, yapılmayan icraatların bir yansıması gibi durmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Üretim, teknoloji, finans, jeopolitik, iklim öncelikleri ile ön plana çıkan Şura Sonuç Bildirgesi tarımın, gıda sektörünün daha fazla pazar odaklı ele alınması ile kendisini göstermektedir. Şura’da beliren temel saptama alanlarına göre şöyle bir değerlendirme yapılabilir; </span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tarım, gıda, kırsal yaşam ve üretim açısından en önemli göstergeler “Tarım Sayımları” ile ortaya çıkar. Maalesef son 20 yıldır sürekli yapıldığı, yapılacağı söylenen “Genel Tarım Sayımı” nın 10.Mayıs.2025 tarihinde yayınlanan yönetmelik ile yapılacağına dair karar Şura Sonuç Bildirinin okunmasından önce önemli bir hamle olarak kabul edilebilir. “Genel Tarım Sayımı”nın yapılacak olması kadar belirli periyotlarla tekrarlanması ve herkese açık olması da önemlidir. Genel Tarım Sayımı ile bir anlamda tarımın-kırsalın “MR”ı çekiliyor olacaktır. Bugüne kadar neden yapılmadığı konusunda kamuoyuna bilgi verilmesi de önemlidir. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Stratejik ürünlerin belirleneceği belirtiliyor. Stratejik ürün listesi neye göre stratejiktir. Yani gıda güvencesine göre mi, dış ticarete göre mi, ülkenin makro ekonomik göstergelerine göre mi, iklime göre mi, vd.? Burada son yaşanan don olaylarından sonra şöyle bir soru belirmektedir: stratejik ürünler gelir güvencesi kapsamına alınacak mı? Çünkü bu ürünlerin her türlü güvenceye alınması gerekiyor. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Geleceği kurgulamak adına “Tarım Odaklı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri" ile “Ar-Ge Merkezleri"nin kurulması önemlidir. Bunun için üniversite-sanayi-kamu işbirliğinin sağlanmasına yönelik yaklaşımların da ortaya konulması önemlidir. Burada üretim öncelikli mi, sanayi öncelikli bir tercihin olacağı belirsizdir. Çünkü ekonomik maliyet ve sosyal tarımsal fayda esasına burada uygunluk gösterilmesi gerekiyor. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Dünyada artan belirsizliklere, fırsatlara ve risklere Şura’da yer verilmiştir. Burada özellikle çiftçinin gelirini ve tüketicinin satın alma gücünü dikkate alan önleyici politikaların geliştirilmesi önem taşıyor. Çünkü bazı ürünlerde ithalat kavramı anında fiyat oynaklığına ve çiftçi davranışlarının değişmesine yol açabiliyor. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Türkiye’de son 5-10 yılda çiftçinin en çok konuştuğu konulardan birisi “borçlarıdır.” 100 milyarlarca TL’yi bulan borçlar çiftçinin üretim kararlarını doğrudan etkilemektedir. Yıllardır ısrarla her ortamda önerilen finansal açıdan güçlü “kooperatiflere” nihayet yer verildi. Ama bu yetersizdir. Çünkü “Kooperatif Finansman Fonu”nun hangi kurumlarla, hangi araçlarla gerçekleşeceği hakkında bilgi zayıftır ve uygulanabileceğine dair somut kabuller azdır. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">“Acil Tarımsal Afet Yardım Risk Fonu"nun kurulması gecikmiş ve aciliyet taşıyan bir politika tercihidir. Çünkü kuraklık, düzensiz yağışlar ile 6.Şubat Depreminde kırsal alanların, çiftçilerin ne kadar çok zorluk ile karşılaştığı görülmüştür. Bu nedenle bu fonu yeterli ve kalıcı&nbsp;bir biçimde bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Tarımsal üretimde fiyat oluşumu arz-talebe göre oluşan bir olgudur. Planlamada arz-talep dengesine de dikkat edilmesi ve burada risk planlamasını farklı senaryolarla yapmak gerekiyor. Şura sonuçları bu açıdan yetersizlik göstermektedir. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">İklim Değişikliğine Uyum ve Kuraklık Stratejisi küresel bir olgu ve sorun olması nedeniyle hayati önem taşımaktadır. Bu süreçte su kullanımı, çiftçi geliri, doğal riskler için yeni politika önerileri ortaya konulmalıdır. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Şura’da eksik kalan konulardan en önemli görülenlerden birisi nasıl bir işgücü planlamasının olacağı ve bu konuda yaşanan sorunların hem işçi hem de işveren açısından nasıl aşılacağıdır. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Şura ile ilgili son ve en önemli değerlendirme “insan odaklı” yaklaşım eksikliğidir. Tarım nüfusu yaşlanıyor, gençler tarımdan-kırsaldan uzaklaşıyor, yaklaşık 2 milyon kadın tarımda çalışıyor ve bunların %90’ından fazlası kayıt dışı çalışıyor, 300 binden fazla çocuk tarım işçisi var. Fakat Şura Sonuç Bildirisini oluşturan 86 madde içinde kadın ifadesi “1”, gençlik ifadesi “1”, çocuk ifadesi “sıfır”, kooperatif ifadesi “3” ve kalkınma ifadesi yalnızca “1” yerde geçiyor. Bu nedenle Şura’nın insani kalkınma boyutunda bir eksiklik söz konusudur. Diğer yandan “köy” ifadesi hiçbir yerde geçmiyor. Demek ki köyler iyice gözden çıkarılmış. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Türkiye’de yaklaşık 5 milyon tarımsal işgücü var. Bunların %85’i kayıt dışı çalışılıyor. Bu emek kesimi sosyal güvence kavuşmaları sağlanmalı, “insana yakışı iş” koşulları yaratılmalıdır. Bu konuda çok büyük eksiklikler var. </span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Şurada alınan kararların nasıl bir kurumsal yapılanma, nasıl bir yönetim yaklaşımı, nasıl bir paydaş sorumluluğu ile çözülebileceği ise soru işareti olarak duruyor. </span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Roboto">Sonuç olarak; Şura kararları geniş bir perspektifte ele alınmıştır. Önceki Şura’lardan farklı olarak daha fazla teknolojiye, pazarlara, dijitalleşmeye, finansa, iklime, vd. yer verilmiştir. Bu aynı zamanda ülkemiz tarımının, kırsalının ne kadar çok sorun ile de karşı karşıya olduğunun bir göstergesidir. Şura’da bir “vizyon” noksanlığı vardır. 5 yıl sonra nasıl bir “Türkiye Tarımı ve Kırsalı” göreceğiz sorusu ortadadır. Bir sonraki Şura’da 86 madde yerine 15-20 madde görmek sorunların çözüldüğü ve tarımın-kırsalın güçlendiği anlamına gelebilir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 May 2025 11:12:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/profdr-bulent-gulcubuk-1609265405.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım Bitmiyor Ama Tarımcı?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-bitmiyor-ama-tarimci-241</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-bitmiyor-ama-tarimci-241</guid>
                <description><![CDATA[Tarım Bitmiyor Ama Tarımcı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Dördüncü Tarım ve Orman Şûrası’nın sonuçları, 14 Mayıs Çiftçiler Günü’ne denk gelen günlerde açıklandı. Cumhurbaşkanı'nın konuşmasında dikkat çeken birçok başlık yer aldı. Özetlemek gerekirse:</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">3 trilyon 350 milyar TL'lik yatırımla sulama alanı 24 milyon dekardan 72 milyon dekara çıkarıldı.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Tarımsal hasıla, 2002 yılında 24,5 milyar dolarken 2024’te üç kat artarak 74 milyar dolara ulaştı.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Üretimin artırılması amacıyla toplamda 2,1 trilyon TL’lik destek sağlandı. Birçok üründe Türkiye artık kendine yeter hale geldi.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Tarımsal ihracat 32,6 milyar dolara ulaştı. Üretim planlamasıyla çiftçi, hangi ürüne ne kadar destek verileceğini bilerek ekim kararlarını verebilir duruma geldi.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Tüm bu açıklamalar hem Şûra'nın çıktıları hem de son yıllarda yapılan çalışmaların kısa bir özetiydi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Ancak bu noktada bazı soruları sormak gerekiyor:</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">1995 yılında kişi başı millî gelir 2.900 dolar iken kırsalda bu rakam 1.070 dolardı; yani neredeyse yarısı. Bugün, 2024 itibarıyla kişi başı millî gelir 15.000 doları aşmışken, kırsal nüfusun ortalama geliri neden hâlâ 3.000 dolara ulaşamıyor?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Neden büyükşehirlere göç hız kesmeden devam ediyor, neden kentlerde yığılmalar artıyor?</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Çiftçilerin yaş ortalaması 60’a yaklaşmışken, neden gençler tarımdan uzaklaşıyor?</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Evet, elinde sermayesi olan, imkânı olan üretmeye devam ediyor. Tarımda ve hayvancılıkta büyük şirketler oluştu; bu da rekoltelerin artmasına, ihracat rakamlarının yükselmesine katkı sağlıyor. Pek çok bölgede ekilmedik arazi kalmamış durumda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Yani şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: <strong>Tarım bitmiyor, üretim de bitmiyor!</strong><br />
Ama asıl sorulması gereken şu:<br />
<strong>Tarım değil de tarımcı mı bitiyor? Üretici mi tükeniyor?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Sermayesi kalmamış, kredi kullanmadan adım atamaz hale gelmiş, toplamda trilyonlarca liralık borcun altına girmiş, bölüşümdeki adaletsizlikten en çok etkilenen kesim neden hep kırsaldaki çiftçi oluyor?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Elbette yapılan işler, yatırımlar ve planlamalar çok değerli. Ancak bu çalışmaların sahadaki yansımalarını doğru analiz etmek gerekmez mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Ayrıca bu soruların cevapları yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığı'nda da değil. Kırsaldaki sorunlar, sadece tarım politikalarıyla çözülemez. Ticaret, Hazine ve Maliye, Sanayi ve Teknoloji, Millî Eğitim, Sağlık gibi birçok bakanlığın da sorumluluk alması gerektiğini unutmamalıyız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">24 saatliğine limon ihracatının durdurulduğu, taşımalı eğitimin yapılamadığı, hemşire bile bulunamayan bir kırsaldan söz ediyoruz!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:&quot;roboto&quot;,serif">Sorulacak daha pek çok soru var. Ancak tarımsal büyüme rakamları kadar, bu büyümeden <strong>çiftçinin pay alıp almadığına</strong> odaklanmak şart. Gerçek başarı, sadece üretimin artması değil; <strong>üreticinin sürdürülebilir biçimde üretime devam edebilmesidir.</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 May 2025 17:31:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TAGEM Arazileri Üzerindeki Kara Bulutlar!</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tagem-arazileri-uzerindeki-kara-bulutlar-239</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tagem-arazileri-uzerindeki-kara-bulutlar-239</guid>
                <description><![CDATA[TAGEM Arazileri Üzerindeki Kara Bulutlar!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">T.C. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM), bitkisel ve hayvansal üretimimizin geleceğini şekillendiren, adeta tarımımızın beyni ve Ar-Ge üssüdür. TAGEM, bitki ve hayvanlarda iklim değişikliği, kuraklık, don, dolu, sıcak, soğuk, su baskını gibi çeşitli doğal afetlere dayanıklı, daha verimli tohum, fide, fidan, küçükbaş, büyükbaş, manda üzerine çalışmalarını yapan, yüksek verimli türler geliştirmek üzere Anadolu'nun farklı bölgelerindeki enstitüleri aracılığıyla özveriyle çalışmaktadır. Bu çalışmaların yapılabilmesi için uzman ekibin yanında, kritik öneme sahip çalışma arazileri korunması, kollanması, herhangi bir şekilde ranta kurban edilmemesi gereken son derece önemli yerler. Topraksız bu çalışmaları nasıl yapacaksınız? </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp;Tarım ve Orman Bakanı Sn. İbrahim Yumaklı, birçok konuşmasında<strong><em>, tarım aynı savunma sanayi gibi stratejik öneme sahip </em></strong>demişti<strong><em>. Tıpkı savunma sanayimizin İHA ve SİHA projeleri gibi stratejik öneme sahip olan tarım sektöründe de TAGEM, bu alandaki Ar-Ge çalışmalarının yürütüldüğü "kozmik oda" niteliğindedir. Anadolu’ya ait bütün genlerin çalışma ve daha iyiye geliştirme merkezidir.</em></strong> Bu nedenle, TAGEM'e bağlı araştırma enstitülerinin kritik öneme sahip arazilerinin korunması ve amaçları dışında kullanılmaması hayati bir zorunluluktur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bunu niye anlattım? 28-30 Nisan’da gerçekleştirilen 4. Tarım Orman Şurasında, bu konuyu çalışan komisyon kararları arasında, TAGEM arge arazilerinin korunması gerekliliği ile ilgili bir madde göremedim! Şura komisyon çalışmalarında, <strong><em>mevcut topraklarımızın korunması</em></strong> gibi genel bir ifadenin yeterli görülmesi, bugüne kadar yaşanan toprak kayıplarını göz önüne aldığımızda yetersiz kalmaktadır. Kaldı ki, bu enstitü arazilerinin toprak kalitesi ve biyoçeşitliliği, kolaylıkla ikame edilemeyecek düzeydedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ne yazık ki, TAGEM'e bağlı enstitü arazilerinin zaman içinde farklı amaçlara tahsis edildiğine tanık olmaktayız. Bu milletin gelecekteki gıda güvenliği ve teminine ihanet etmek değil midir? <strong><em>Konya’da kuraklığa dayanıklı buğday çeşitleri geliştiren Bahri Dağdaş Enstitüsü arazilerinin şehir hastanesine verilmesi doğru muydu?</em></strong> Mecliste konuyu bölgenin vekilleriyle çok tartışmıştık. Daha fazla yer alınmayacağı söylenmişti! İlerleyen günlerde göreceğiz! </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Giresun'da fındık araştırmaları yapan enstitünün ortasından mahkeme kararına rağmen açılan yol ayrı bir mesele! Sanki fındık bizim sadece çerezimiz, en büyük ihraç ürünümüz değil. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bütün bunlar yetmezmiş gibi narenciye ve meyvecilikte önemli çalışmalar yapan Mersin Alata Enstitüsü’nün arazilerinin, önce otoban bağlantılarıyla parçalanması sonrasında bu parçalardan bir kısmı ile ilgili farklı amaçlara yönelik kullanılacağı, devredileceğine dair TBMM’de çok değişik kulis bilgileri dolaşıyor.</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Üzerine yapılan sözde iyi amaçlı yapıların mahkemeye taşınmasına rağmen, hala aynı konuları konuşmak normal mi? Sözde iyi niyetle başlayan devirlerin sonrası malum değil mi? Siyasilerin bu işin hangi boyutunda olduğunu da sormak lazım! Neden böyle olmasını istiyorlar? </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">4. Tarım Orman Şurası’nda birçok konu hassasiyetle yer almasına rağmen, TAGEM’in ar-ge arazilerinin korunması gibi kritik bir meselenin yeterince vurgulanmaması anlaşılır gibi değil.</span></em></strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> Buna anlam veremiyorum! Bunun sonuçlarını bugün kötü, yarın çok daha kötü bir şekilde görmeyecek miyiz?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ümit ediyorum ki 5. Tarım Orman Şurası’nda bu konunun olumsuz sonuçlarını değerlendirmeyiz. Ve yine ümit ediyorum ki yeni bir Şuraya kadar topraklarımızı amaçlarına uygun şekilde kullanabiliriz. Aksi takdirde, gelecek nesillerin gıda güvenliğini tehlikeye atmış oluruz.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 May 2025 14:30:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım Şurası’nın Ardından: Şimdi Değerlendirme ve Adım Atma Zamanı</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-surasinin-ardindan-simdi-degerlendirme-ve-adim-atma-zamani-238</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-surasinin-ardindan-simdi-degerlendirme-ve-adim-atma-zamani-238</guid>
                <description><![CDATA[Tarım Şurası’nın Ardından: Şimdi Değerlendirme ve Adım Atma Zamanı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dördüncü Tarım Şurası’nın son komisyon toplantılarını tamamladık. Öncelikle, Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı’ya, Bakan Yardımcısı Ahmet Bağcı’ya, Tarım Reformu Genel Müdürü Osman Yıldız'a, Şura Yürütme Kurulu Üyesi Ali Recep Nazlı’ya, Şura Genel Sekreteri Uğur İlkdoğan’a, komite başkanımız Prof. Dr. Mehmet Tanyas’a ve her detaya yetişmeye çalışan Zehra Yegül’e teşekkür ediyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Anadolu’nun dört bir yanından gelen, tarımın ve üreticinin paydaşı olan dostlarla kendi bölgelerine dair çalışmaları istişare etme imkânı bulduk. Bu yönüyle toplantı, oldukça kıymetliydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üçüncü Tarım Şurası’nı da takip etmiş biri olarak, bu defa daha farklı bir hava sezdim. Üniversitelerden akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, ticaret borsaları, çiftçi temsilcileri, sektör paydaşları ve hatta TÜİK temsilcileri dahi toplantıya katıldı. Bu kez dikkatimi çeken en önemli fark; katılımcıların yaşanan sorunları daha yüksek sesle dile getirmeleriydi. Elbette bu toplantılar bir istişare ortamı olabilir; fakat ekonomik daralmanın bu denli yoğun hissedildiği bir dönemde, üreticinin zorlandığı, tarlada para etmeyen ürünün pazarda tavan fiyatlara ulaştığı bir tabloda, artık insanlar sorunları daha güçlü bir şekilde dile getirme hakkını kullanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım, siyaset üstü bir meseledir. Çünkü ülkede yaşayan her bireyin gıdaya ihtiyacı vardır. Bu nedenle Şura’nın ilk günü CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın katılımı, farklı fikirlerin gündeme geleceğinin bir işareti olarak önemliydi. Nitekim katılımcıların sorunları daha açık, daha net ve anlaşılır bir şekilde dile getirdiğini de gördüm. Her komisyon, kendi alanındaki sorunları farklı bakış açılarıyla ortaya koydu. Yapıcı fikirleri ve eleştirileri dikkate almak; yalnızca tarımda değil, tüm alanlarda gelişim için elzemdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şura’nın ardından artık yapılması gereken şey; madde madde belirlenen sorunların karar alıcı ve uygulayıcı makamlarca dikkatle değerlendirilmesi ve çözüm için somut adımlar atılmasıdır. Özellikle iklim değişikliği gibi etkilerin göz önüne alındığı bu süreçte, 14 Mayıs Çiftçi Bayramı’nın da bu sorunlara yönelik çözümlerin ve ayrılacak bütçelerin açıklandığı bir gün olması gerektiğini düşünüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">16 komisyonun çalışmaları sonucunda 371 hedef belirlendi. Ancak burada durmamalı, önceki Şuralarda belirlenen hedeflerin ne ölçüde hayata geçirildiğini de değerlendirmeliydik. Sayın Bakan ilk günkü konuşmasında, 60’ı aşkın başlıktan 38’inin uygulamaya konduğunu belirtti. Peki bunlar nelerdi? Bu başlıklar kapsamında hangi adımlar atıldı? Bu soruların yanıtlarını ayrıntılı bir şekilde değerlendirmek, tekrara düşmemek açısından oldukça önemliydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her zaman geleceğe dair konuşuyoruz. Ancak daha önce atılan adımların etki analizini yapmamız da gerekmiyor mu? Alınan kararlar doğrultusunda projeler hayata geçirildi, çeşitli destekler verildi. </span></span></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki bu desteklerin sonuçları ne oldu? </span></span></em></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üretim maliyetlerini düşürebildik mi? </span></span></em></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beklenen sonuçlara ulaşabildik mi? </span></span></em></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üreticiler sulama teknolojileriyle yeterince buluşabildi mi? </span></span></em></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gençleri kırsala döndürebildik mi? </span></span></em></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kırsaldan kentlere göçü önleyebildik mi? </span></span></em></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Küçük aile işletmelerinin sorunlarını çözebildik mi? </span></span></em></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gıdanın tüketiciye güvenli şekilde ulaşmasını sağlayabildik mi? </span></span></em></p>

<p><em><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şehirlerdeki nüfus yığılmasını engelleyebildik mi?</span></span></em></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aslında bu ve benzeri soruların yanıtları, bundan sonraki adımlarımızın temelini oluşturuyor. Aksi takdirde her yıl bir toplantı yapıp, bir adım ileri gidemeyiz. Yalnızca toplantı yapmak, artık sahada söyleyecek sözü kalmamış olanların işidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu toplantının değeri bilinsin lütfen. Çünkü konuşulanlar, doğru şekilde değerlendirilirse, tarımın geleceği için bir dönüm noktası olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/harun%20g%C3%B6ksel%20tar%C4%B1m%20%C5%9Furas%C4%B1%201.jpg" style="height:425px; width:640px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 May 2025 16:27:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanal İstanbul, Yeşil Mirası Silecek mi? Deprem Riski ve Tarım Arazilerinin Geleceği</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kanal-istanbul-yesil-mirasi-silecek-mi-deprem-riski-ve-tarim-arazilerinin-gelecegi-237</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kanal-istanbul-yesil-mirasi-silecek-mi-deprem-riski-ve-tarim-arazilerinin-gelecegi-237</guid>
                <description><![CDATA[Kanal İstanbul, Yeşil Mirası Silecek mi? Deprem Riski ve Tarım Arazilerinin Geleceği]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Medeniyetlerin beşiği Anadolu, yalnızca tarihi derinliğiyle değil, aynı zamanda benzersiz bitki örtüsüyle de adeta keşfedilmeyi bekleyen bir "kıta" niteliğinde. Üç farklı fitocoğrafik bölgenin kucaklaştığı bu topraklar, zengin su kaynakları ve çeşitli iklim kuşakları sayesinde, floristik açıdan dünyanın en ayrıcalıklı coğrafyalarından biri olarak öne çıkıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu botanik hazine, İngiliz bilim insanı Peter H. Davis ve ekibinin 1965-1985 yılları arasındaki titiz çalışmalarıyla gün yüzüne çıktı. Onların Anadolu'nun bereketli coğrafyasına odaklanan kapsamlı araştırmaları, günümüzde Türkiye'nin bitki türü sayısının şaşırtıcı bir biçimde 12.000'e ulaştığını ortaya koydu. Bu zenginliğin en çarpıcı yanı ise, her üç bitkiden birinin bu topraklara özgü, yani endemik olması. Bu durum, Türkiye'nin küresel biyoçeşitlilik açısından ne denli kritik bir öneme sahip olduğunu açıkça gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye'nin doğal yaşam alanlarının çeşitliliği ise adeta bir mozaik. Kuzeyin ılıman ormanlarından, İç Anadolu'nun tuzlu steplerine, güneyin görkemli sedirlerine kadar uzanan bu coğrafya, her köşesinde ayrı bir botanik zenginliği barındırıyor. Bu benzersiz bitki örtüsü, aynı zamanda Türkiye'yi tarım alanında da dünya sahnesinde önemli bir aktör konumuna taşıyor. Avrupa'da tarımsal üretimde ilk sırada yer alırken, dünya genelinde onuncu sırada bulunmamız tesadüf değil. Zira bu topraklar, tahıllar, baklagiller, yem bitkileri ve sayısız meyve türü için önemli bir gen merkezi işlevi görüyor. Buğdaydan mercimeğe, zeytinden elmaya, kirazdan nice kültür bitkisine ev sahipliği yapan Anadolu, adeta insanlığın ortak tarım mirasının kaynağı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Atatürk'ün vizyoner ifadesiyle, "Türkiye'nin ekonomi modeli tarımdır." Bu söz, ülkenin tarım potansiyeline verdiği stratejik önemin bir yansıması. Bugün de Türkiye, fındık, kayısı, incir, tütün ve çay gibi kritik ürünlerde dünya pazarında söz sahibi olmayı sürdürüyor. Marmara'nın bitki çeşitliliği, Doğu Anadolu'nun kayısı üretimindeki liderliği, Güneydoğu Anadolu'nun ilk tarım merkezlerinden biri olma özelliği, Ege ve Akdeniz'in verimli toprakları, Karadeniz'in endüstriyel bitki potansiyeli ve İç Anadolu'nun tahıl ambarı kimliği, bu zenginliğin somut göstergeleri.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tam da bu muazzam potansiyelin ve mevcut durumun daha derinlemesine ele alındığı bir süreçteyiz. Dördüncüsü gerçekleşen Tarım Şurası'nın 14 Mayıs'ta açıklanacak olan kararları ve sonuçları büyük bir merakla bekleniyor. Bu şura, Türkiye'nin eşsiz bitki zenginliğini ve tarımsal üretim gücünü daha etkin değerlendirecek, sektörü farklı boyutlara taşıyacak sürdürülebilir ve yenilikçi stratejilerin belirlenmesi açısından hayati bir öneme sahip. Ancak, özellikle yaşadığımız acı deprem felaketlerinin ardından, bu kararların alınırken çok daha hassas olunması gerektiği aşikar. Tarım arazilerinin korunmasının ve bu alanlara yönelik yapılaşmanın önüne geçilmesinin hayati bir zorunluluk olduğu bu günlerde, şura kararlarının bu hassasiyeti gözetmesi bekleniyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu bağlamda, İstanbul Kanalı projesi de ayrı bir önem taşıyor. Projenin hayata geçirilmesinin yaratacağı potansiyel tarım arazisi kayıpları ve olası deprem riskleri göz önünde bulundurulduğunda, Tarım Şurası'nın bu konudaki bilimsel değerlendirmeleri dikkate alarak kararlarını şekillendirmesi büyük önem arz ediyor. Zira sürdürülebilir bir tarım politikası, yalnızca mevcut potansiyeli korumakla kalmayıp, aynı zamanda gelecekteki olası riskleri de öngörerek hareket etmeyi gerektirir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ne yazık ki, 2023 yılında yaşanan acı deprem felaketi, doğal yaşam alanlarına yapılan bilinçsiz müdahalelerin ne denli yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne serdi. Bu depremler, şehirleşme, sanayileşme ve tarımsal faaliyetlerin doğanın hassas dengesini gözeterek sürdürülmesinin hayati bir zorunluluk olduğunu bir kez daha hatırlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi; Günümüzde süper güç devletler sanayi savunma ve teknolojide öne çıkarken, Türkiye gibi bereketli topraklara sahip ülkelerin eşsiz gıda ve tarım zenginliğine erişmekte zorlanmaktadırlar. Bu durum, verimli topraklara sahip coğrafyaların kaynaklarına yönelik küresel ilgiyi giderek artırmaktadır. Zira biyolojik çeşitlilik, "Dünya Ekonomi Çarkı"nın önemli dişlilerinin hammaddesini oluşturarak sağlık, gıda, tarım, turizm, sanayi ve enerji gibi pek çok hayati sektörü doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla, bugünün sanayi ve teknoloji devleri, aslında en temel ihtiyaç olan gıda ve tarım alanındaki gücümüze ulaşmakta zorlanmakta ve bu açığı farklı yöntemlerle, bereketli topraklara sahip ülkelerin kaynaklarına yönelerek kapatma arayışındadırlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu bilinçle hareket etmek, bilimsel verileri rehber edinmek ve doğaya saygılı bir kalkınma anlayışını benimsemek Türkiye için hayati önem taşıyor. Dünyanın farklı coğrafyalarında çatışmalar yaşanırken, Türkiye'nin kendi içindeki birlik ve beraberliği güçlendirerek, doğaya ve tüm canlılara karşı olan sorumluluğunu eksiksiz yerine getirmesi gerekiyor. Zira bu toprakların sunduğu eşsiz miras, gelecek nesillere aktaracağımız en değerli hazinelerden biridir. Tarım Şurası'nın sonuçlarının, bu değerli mirası koruma ve geliştirme yolunda, olası riskleri de göz önünde bulundurarak önemli adımlar atılmasına vesile olması en büyük temennimizdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alınacak kararlar hayırlara vesile olsun….</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Apr 2025 12:26:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bereketli Hilal’in Topraklarında Yokluğun İzleri: Üretimde Lider, Tüketimde Neden Gerideyiz?</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/bereketli-hilalin-topraklarinda-yoklugun-izleri-uretimde-lider-tuketimde-neden-gerideyiz-236</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/bereketli-hilalin-topraklarinda-yoklugun-izleri-uretimde-lider-tuketimde-neden-gerideyiz-236</guid>
                <description><![CDATA[Bereketli Hilal’in Topraklarında Yokluğun İzleri: Üretimde Lider, Tüketimde Neden Gerideyiz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye, eşsiz coğrafi konumu ve zengin biyolojik çeşitliliği sayesinde tarımsal üretimde dünya çapında bir potansiyele sahip. Fındıkta, kayısıda, incirde zirveye kurulmuş olması bu potansiyelin somut bir göstergesi. Yine Antep fıstığında, mandalinada, karpuzda, zeytinde dünya 2.’liği, şeftalide, kestanede, domateste dünya 3.’lüğü... Buğday unu ve makarna ihracatında dünya 1.’liği, Avrupa'nın tarımsal hasılasında 1.’lik... Sayılar, adeta bir bolluk ve bereket destanı yazıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak, üretimdeki bu başarı, tüketicilere uygun fiyatlarla ve kolay erişimle yansımıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yukarıda saydığımız birçok üründe dünya birincisi olmak, ya da ikinci, üçüncü olmak, hatta tarımsal hasılada da Avrupa’da birinci sırada olmak neyi ifade ediyor sizce?&nbsp; Mantıken o ürünlerin bol ve ucuz olacağı anlamına gelmiyor mu? Ancak bakıyorsunuz Türkiye'de durum farklı! Tarım üretiminde rekorlar kırılırken aynı ürünlere tüketici, ya ulaşamıyor ya da yüksek fiyatlarla ulaşmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla bu durum, akıllara şu soruları getiriyor;</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üreticiden tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte, tamamına aracılar dediğimiz faktörlerin, fiyatlar üzerindeki etkisi ne oranda hiç düşündük mü?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Örneğin Antalya’dan&nbsp; ‘0’ liradan üreticiden alınan herhangi bir ürün, bu faktörler yüzünden Ankara ya da İstanbul’da, tüketiciyle kaç liradan buluşuyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sadece şahıslar mı? Devletin akaryakıt, yol, köprü geçişlerinden tutun da birçok vergi kalemlerinin etkisi sizce ne kadar?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ürünlerde tarladan sofraya ulaşana kadar geçen sürede ne kadar kayıp yaşanıyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İhracatın cazibesi, iç piyasanın dengesini bozarak fiyatları yükseltiyor mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İthalat ve ihracat politikaları, yerli üretimi desteklemek yerine, fiyat dengesizliklerine neden olabiliyor mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İklim değişikliği, kuraklık gibi küresel etkenler fiyatları nasıl etkiliyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çiftçiye sunulan destekler, zamanında ve etkili bir şekilde ulaşıyor mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu paradoksu çözmek için, öncelikle sorunların kökenine inmek gerekiyor. Üreticiden tüketiciye kadar olan zincirin her halkası dikkatle incelenmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye'nin tarım potansiyeli, doğru politikalar ve yatırımlarla, hem üreticinin hem de tüketicinin kazançlı çıkacağı bir sisteme dönüştürülebilir. Gıda güvenliğimiz ve ekonomik kalkınmamız için, bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmek, bir zorunluluk değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan Bayramı'na geldiğimiz bu günlerde, sofralarımızda olması gereken o bereketli ürünler, kimlerin hayali, kimlerin gerçeği oldu? Fındık, fıstık, domates, zeytin... Bu toprakların armağanları, herkesin sofrasında hak ettiği yeri buldu mu ya da bulacak mı? </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Unutmadan da yazayım. Kasaptaki ete ulaşmakta tüketici bütçe sıkıntısı yaşasa da, büyükbaş, küçükbaş ve kanatlı hayvan varlığı bakımından da Avrupa Birliği’nde 1. sıradayız. Ne yaman çelişki değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu bayramda şekeriniz </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban Bayramında etiniz bol olsun…</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İyi bayramlar…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Mar 2025 15:47:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çukurova’da Don Felaketi: Çiftçiye Gerçek Destek Nerede?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/cukurovada-don-felaketi-ciftciye-gercek-destek-nerede-235</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/cukurovada-don-felaketi-ciftciye-gercek-destek-nerede-235</guid>
                <description><![CDATA[Çukurova’da Don Felaketi: Çiftçiye Gerçek Destek Nerede?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çukurova’da yaşanan don felaketinin üzerinden bir ay geçti. Yetkililerden yarın itibariyle net bir açıklama beklenirken, sahadaki uzmanlardan aldığımız bilgilere göre bölgedeki zarar %50’yi aşmış durumda. Özellikle limon ve sert çekirdekli meyvelerde kayıp oranı %100’e yakın! Bu felaket, yalnızca bu yılın üretimini değil, önümüzdeki en az üç yılı da etkileyerek tarımsal üretimi geriye götürecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, bu durum karşısında ne yapılmalı? Sürekli duyduğumuz klasik öneriler yine gündemde:</span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üreticilerin Ziraat Bankası, özel bankalar, Tarım Kredi Kooperatifleri ve SGK prim borçlarının faizsiz ertelenmesi,</span></span></li>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TARSİM kapsamında bölgede detaylı bir çalışma yapılması,</span></span></li>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DSİ ve sulama birliklerinin, üreticilerin su ve elektrik ihtiyacını kesintisiz karşılaması,</span></span></li>
	<li><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zirai don zararının net olarak belirlenmesi ve rekolte/kalite kayıplarının ortaya konması.</span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Elbette bunlar önemli adımlar, ancak yeterli mi? Asıl kritik mesele, çiftçinin bu felaketin ardından üretime hangi parayla, nasıl devam edeceği!</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mersin Milletvekili Levent Uysal’ın gündeme getirdiği, zarara uğramış çiftçinin yeniden üretime dönebilmesi için gerekli olan finansmanın sağlanması konusu görmezden gelinemez. Başta Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) olmak üzere Tarım Kredi Kooperatifleri ve ilgili kurumların, çiftçinin elinden kaybolan üretim sermayesini yeniden oluşturması gerekmiyor mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Elindeki tüm imkânları bir gecede kaybeden çiftçi, yeni üretim döneminde ihtiyacı olan tohumu, fideyi, fidanı, gübreyi, ilacı nasıl ve hangi koşullarda temin edecek? Serbest piyasanın acımasız şartlarına mı teslim edilecek?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geçmişte olduğu gibi TZOB ve Tarım Kredi Kooperatifleri, üreticinin bu temel ihtiyaçlarını doğrudan tedarik edebilecek mekanizmalar oluşturmalı. Aksi halde çiftçi borç sarmalına hapsolmaya devam edecek. Önümüzdeki yılın üretimi hem geçmiş dönem borçlarını hem de bu yılın maliyetlerini karşılayabilecek mi? Yoksa her yıl artan borç yüküyle üretim tamamen sürdürülemez hâle mi gelecek?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çukurova’nın bir afet bölgesi ilan edilmesi elzemdir. Ancak bu ilan tek başına yetmez. Üreticinin ayakta kalabilmesi için somut destek mekanizmaları acilen hayata geçirilmelidir. Aksi hâlde, yalnızca Çukurova’da değil, Türkiye’nin genelinde tarımsal üretimde büyük bir çöküşle karşı karşıya kalabiliriz.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Mar 2025 11:20:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çukurova Soğuktan Yanmış</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/cukurova-soguktan-yanmis-234</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/cukurova-soguktan-yanmis-234</guid>
                <description><![CDATA[Çukurova Soğuktan Yanmış]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu yazıyı, 1985-86 yıllarında yaşanan don felaketinde, tam verime geçeceği dönemde 40 dönüm narenciye bahçesini kaybetmiş bir üreticinin evladı olarak kaleme alıyorum. O dönemde ailecek verdiğimiz emeğin, umutlarımızın bir gecede yok oluşuna tanıklık ettim. Sabah kalkıp bahçeye gittiğinizde yemyeşil ağaçların sapsarı kuruduğunu görmek, elinizdeki tüm varlığı kaybetmek ne demek, iyi bilirim. Üstelik o günlerde ne TARSİM vardı ne de devletin üreticiyi ayakta tutacak bir desteği. Ziraat Bankası kredi borçlarını geri çağırınca, üretime devam etme şansımız da tamamen elimizden alındı. Bu yüzden bugün yaşananlara dair kaygılarım, sadece bir gazetecinin gözlemi değil, aynı zamanda bir üretici ailesinin yaşanmışlığıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son üç gündür Çukurova bölgesindeyim. 22-25 Şubat tarihleri arasında yaşanan zirai don olayının etkileri, konuşulanlardan çok daha ağır. Patates, sert çekirdekli meyveler, üzüm ve narenciye başta olmak üzere birçok üründe büyük kayıplar yaşanmış durumda. Yetkililerin de bu tabloyu yerinde gördüğünü düşünüyorum, ancak asıl mesele bundan sonra ne yapılacağıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakanlık, zarar tespit çalışmalarını sürdürüyor. Üstelik uzmanların ortak görüşü, sadece bu yıl değil, önümüzdeki üç yıl boyunca Çukurova’nın üreticisinin ciddi kayıplar yaşayacağı yönünde. Özellikle ülkemizin önemli ihracat ürünlerinden biri olan limon, bu süreçten en ağır darbeyi alan ürünlerden. Önceki yıllarda kaybettiğimiz dış pazarlara erişim sorunu henüz çözülememişken, şimdi bir de don felaketiyle karşı karşıyayız. Ağaçlar, kuru bir yaprak gibi dokununca dökülüyor. Bahçelerin sökümlerine çoktan başlanmış, yani önümüzdeki yıl rekoltede ciddi sorunlar var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bölgedeki üreticilerle görüştüğümde, en büyük endişelerinin yalnızca bugünü değil, önümüzdeki üç yılı da kapsadığını gördüm. Soğuk hava yetmezmiş gibi kuraklık da ciddi bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Bölgede su kaynakları hızla tükeniyor ve birçok çiftçi, Aydın’daki gibi kuru tarıma geçmek zorunda kalabileceklerini söylüyor. Üretici, yalnızca bugünkü zararların karşılanmasını değil, en az üç yıl boyunca desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü bölge en az üç yıl verim vermeyecek!</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu noktada devletin acilen adım atması gerekiyor. Üreticinin borçlarının ertelenmesi, hatta faizsiz şekilde yapılandırılması şart. 2090 sayılı kanun kapsamında, %40’ın üzerinde zarar tespit edilen bölgelerin afet bölgesi ilan edilmesi mümkün. Bu nedenle tespit çalışmalarının hızlıca tamamlanması ve üreticinin yanında olunması büyük önem taşıyor. Ayrıca, Bakanlık ve TARSİM’e gerekirse ek bütçe tahsis edilerek üreticinin zararlarının karşılanmasının sağlanması da gerekmiyor mu? Eğer bu yapılmazsa, çiftçi üretimden kopar ve toprağını terk eder. Üretimden kopan ailelerin yerine hangi şirketlerin geleceği ise ortada değil mi!</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sorulması gereken asıl soru şudur: Kendi üreticimiz toprağını terk ettiğinde, bir daha geri döndürmek mümkün mü? Ne kadar proje üretilirse üretilsin, çiftçinin güvenini kaybettikten sonra tarıma dönüş kolay olmuyor. Çiftçiyi desteklemezsek, dışa bağımlılığımız artar, tarımda kendi kendine yeten bir ülke olmaktan çıkarız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üreticilerle gerçekleştirdiğimiz röportajları video haberimizde izleyebilirsiniz. Ancak unutulmaması gereken şu: Çiftçi bugün yalnız bırakılırsa, yarın bu topraklarda millet adına üretim yapacak kimse kalmaz!</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Video: <a href="https://tarimpusulasi.com/video/mersinli-ciftci-nuri-ciplak-don-felaketi-ureticiyi-zor-durumda-birakti-53" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">Mersinli Çiftçi Nuri Çıplak: "Don Felaketi Üreticiyi Zor Durumda Bıraktı"</a></span></span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:20px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Video: <a href="https://tarimpusulasi.com/video/mersinde-ciftciler-don-felaketi-ve-kuraklik-karsisinda-destek-bekliyor-54" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">Mersin'de Çiftçiler Don Felaketi ve Kuraklık Karşısında Destek Bekliyor</a></span></span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Mar 2025 11:29:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayvancılıkta Yeni Dönem: Beklentiler ve Sorular</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hayvancilikta-yeni-donem-beklentiler-ve-sorular-233</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hayvancilikta-yeni-donem-beklentiler-ve-sorular-233</guid>
                <description><![CDATA[Hayvancılıkta Yeni Dönem: Beklentiler ve Sorular]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024 yılının Şubat ayında, planlı üretimin ilk adımı olarak hayvancılık ve balıkçılıkta izlenecek yol haritasını açıklamıştı. Özellikle yıllardır et ithalatı yapan ülkemizde, etçi anaç hayvan dağıtımıyla yerli üretimin artırılacağı ifade edilmişti. Bu, önemli bir çözüm adımı olarak görülüyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yol haritasının ilk aşaması olarak, Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından ithal edilen etçi anaçlar, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nde (TİGEM) bakım, tohumlama ve gebelik süreçlerinden geçirilerek dağıtıma hazır hale getiriliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İstanbul'da düzenlenen programda, "Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek" projesine başvuruların beklenenden çok daha yüksek olduğunu belirtti. Bu kapsamda Hayvancılık Genel Müdürlüğü’nün (HAYGEM) yürüttüğü çalışmalarla ilgili bazı detayları paylaşmak gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TİGEM aracılığıyla gerçekleştirilecek proje kapsamında, en az 5, en fazla 15 adet olmak üzere, 3-4 aylık gebe düveler dağıtılacak. 2025-2028 yılları arasında devam edecek projede, ilk yıl yaklaşık 20 bin hayvanın dağıtımı planlanıyor. Öncelik ise deprem bölgelerine verilecek ve zamanla tüm illere yayılacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Başvuru sahibinin, hayvanlarını yetiştireceği bölge dışında ikamet ediyorsa, örneğin Ankara veya İstanbul gibi şehirlerde yaşıyorsa, ikametini ilgili bölgeye aldırması zorunlu olacak. Bu durum, kırsala dönüş için bir teşvik unsuru olarak değerlendirilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak projenin finansman ayağında hala netleşmeyen noktalar var. Teminat konusunun, bu hafta Ziraat Bankası ile yapılacak görüşmeler sonucunda kesinleşmesi bekleniyor. Daha önce uygulanan destek modellerinde olduğu gibi, 2 yıl ödemesiz, toplamda 7 yıl vadeli ve teminatlı bir ödeme planı öngörülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gebe düve desteğinin yanı sıra, hayvanların ilk yıl devlet tarafından ücretsiz sigorta kapsamına alınması da üreticiyi bir nebze güvence altına alıyor. Bu sayede üretici, hem buzağı garantisi elde ediyor hem de olası hayvan ölümlerine karşı destek alabiliyor. Ayrıca, daha önce uygulanan "EtkiYap" projesindeki gibi, her hayvandan en az iki yavru alınmasını sağlamak için bir tohumlama çalışması da planlanıyor. Toplamda yaklaşık 80 bin gebe düve dağıtılması hedefleniyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Başvuruların değerlendirilmesi sürecinde, öncelikle Ziraat Bankası finansal uygunluk kriterlerine bakacak, ardından HAYGEM tarafından belirlenen teknik kriterler devreye girecek. Destekten yararlanacak kişinin, hayvancılık faaliyetinin başında olması ve yem bitkileri üretimi açısından yeterli araziye sahip olması gibi kriterler dikkate alınacak. Ayrıca, dağıtımda uygulanacak puanlama sisteminde birçok önemli faktör rol oynayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Proje kapsamında verilecek hayvan başına 1.500 TL’lik destek, aylık yaklaşık 22.500 TL’ye ulaşarak asgari ücret seviyesine denk geliyor. Bu durum, büyük şehirlerdeki nüfus yoğunluğunu bir nebze de olsa Anadolu'ya yayma potansiyeline sahip.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Düzenli kontrollerle, hayvanların erken kesime gitmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak bu projenin, şehirden köye dönüş yapmak isteyenler açısından ne kadar verimli olacağı tartışmalı. Daha önce hayata geçirilen birçok teşvik programı, beklenen sonuçları vermedi. Ancak hâlihazırda hayvancılık yapan, yeterli insan gücüne ve altyapıya sahip ahır işletmeleri için bu desteğin, yetersiz anaç hayvan sorununun çözümüne katkı sağlayabileceği düşünülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geçmişten de ders çıkarmak gerekiyor. Örneğin, eski Tarım Bakanı Faruk Çelik döneminde gençlere 30 bin TL hibe verilmişti ve bunun kırsala dönüşü teşvik edeceği düşünülmüştü. Ancak Prof. Dr. Bülent Gülçubuk ile gerçekleştirdiğimiz yayında sorduğumuz kritik soruyu unutmayalım: "Gençler, ceplerinde 30 bin TL olmadığı için mi kente göç ediyor?" Bu teşvik ile kaç genç köyüne döndü?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bugün de benzer bir soruyu sormak gerekiyor: Tarım ve Orman Bakanlığı'nın sağladığı finansal destekler, kırsala dönüş için tek başına yeterli mi? Küçük aile işletmelerinin devamlılığını sağlayacak sosyal ve ekonomik şartlar oluşturulmadıkça, bu tür projeler ne kadar etkili olabilir? Çocukların, eğitim, sağlık ve sosyal hayat güvenceleri gibi temel unsurlar sağlanmadan kırsal alanların cazip hale gelmesi, yeni nesli köyde tutmak mümkün mü? </span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rahmetli dedem, tek ayağıyla yıllarca yaşamaya çalıştı. Ama tek ayakla ne kadar yol alınabilir ki? Tarıma yönelik desteklerin her seferinde "tek ayaklı" olması şart mı? Neden tarım ve kırsal kalkınma konusunda, sadece bir bakanlığın değil, tüm ilgili bakanlıkların dahil olduğu ulusal çapta bir seferberlik başlatılmıyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımda yolumuzu belirleyen pusulamız sağlam olmalı!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Mar 2025 17:41:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ticaret Bakanlığı Nerede? Fiyat Oyunları Başladı!</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ticaret-bakanligi-nerede-fiyat-oyunlari-basladi-232</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ticaret-bakanligi-nerede-fiyat-oyunlari-basladi-232</guid>
                <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı Nerede? Fiyat Oyunları Başladı!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Poppins">Çukurova ve kırsal bölgelerde, özellikle erkenci sert çekirdekli meyveler (nektarin, şeftali, erik, kayısı) başta olmak üzere, narenciye çeşitleri (limon, portakal) ile kabak, patates, soğan ve bakla gibi sebzelerde zirai don büyük zarara yol açtı. Don, ağaçları kurutma noktasına getirirken, üretimde ciddi aksamalara neden oldu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Poppins">Konuyla ilgili görüştüğüm Ziraat Mühendisi ve Tarım Danışmanı M. Kemal Karaoğlu, yaptığı açıklamada, “Bu ürünlerin yeniden toparlanıp piyasaya sunulması yaklaşık 30-45 gün gecikecek. Bu da üreticinin gelir kaybına uğraması anlamına geliyor” dedi. Karaoğlu ayrıca, tahmini olarak 150 bin dekar sert çekirdekli meyve alanının zarar gördüğünü ve bunun hem ihracatı olumsuz etkileyeceğini hem de iç piyasada tüketicinin fahiş fiyatlarla meyve yemek zorunda kalacağını vurguladı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Poppins">Üreticiler, sigorta konusunda da büyük sıkıntılar yaşıyor. <strong>TARSİM kapsamında tarla bitkileri için sel ve dolu sigortalanırken, don sigorta kapsamına alınmıyor!</strong> Yetkililerin mutlaka bir açıklaması vardır. Sonuçta, TARSİM de bir sigorta şirketi ve ona ayrılan maddi kaynaklar belli. Ancak üretimin aksamaması da bir o kadar önemli değil mi? O halde ya TARSİM’in gücü artırılmalı ya da bölge afet kapsamına alınıp üreticilere destek sağlanmalı. Üstelik, gelir kaybı yaşayan çiftçilerin kredi borçları için bir düzenleme yapılması gerekmez mi? Ziraat Bankası bu ülkenin bankası değil mi?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Poppins">Konunun kritik bir diğer noktası ise spekülatif fiyat oyunları... Örneğin daha önce Çukurova’da zamansız yağışlar nedeniyle patatesin 15 gün tarlada kalması sonucu piyasada ciddi dengesizlikler yaşanmıştı. Depolarda yeterli ürün olmasına rağmen, tüccarlar “arz sorunu var” algısı yaratarak fiyatları fahiş şekilde artırmıştı. Şimdi aynı senaryo tekrar devrede! Bu hafta bölgede yine patates fiyatları hızla yükseliyor!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu noktada asıl sorumluluk Ticaret Bakanlığı’na düşmüyor mu? Eğer hızlı bir şekilde müdahale edilmezse, fırsatçılar yine devreye girecek ve yalnızca patates değil, birçok üründe fiyat artışları tüketicinin belini bükecek!</span></span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Feb 2025 16:13:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırsalın Modası Geçmez Ama Ya Geleceği?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kirsalin-modasi-gecmez-ama-ya-gelecegi-231</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kirsalin-modasi-gecmez-ama-ya-gelecegi-231</guid>
                <description><![CDATA[Kırsalın Modası Geçmez Ama Ya Geleceği?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">“Kırsal alanı modası geçmeyecek bir alan olarak görüyoruz.” Bu sözler, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a ait. Üstelik Tarım ve Orman Şurası’nın kırsala yönelik atölye programında dile getirildi. Elbette temel konu, kırsal kalkınma ve köyden kente göçün önlenmesiydi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin tarımsal üretimde ne kadar verimli bir ülke olduğunun altını çizdi. Yapılan çalışmalar sonucunda, 206 farklı ürün yetiştiren; sebze üretiminde dünyada dördüncü, meyve üretiminde ise altıncı sırada yer alan bir ülke olduğumuzu vurguladı. Tohum üretimimizin %97’sinin ülkemizde gerçekleştirildiğini ve 117 ülkeye ihraç edildiğini belirtti.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Ancak burada önemli bir ayrım yaptı: Üretim değeri ile alım-satım sonucu oluşan katma değerin birbirine karıştırılmaması gerektiğini söyledi. Hollanda’nın bu konuda örnek gösterilmesini ise yanlış buldu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Cevdet Yılmaz, bugüne kadar TKDK, kırsal kalkınma ve Uzman Eller projeleri kapsamında 96 bin projenin hayata geçirildiğini, toplamda 126 milyar lira destek sağlandığını ve 281 bin kişiye istihdam oluşturulduğunu belirtti. Kırsalda gelir seviyesi en düşük kesim olan orman köylülerine yönelik ise ORKÖY kapsamında 285 binden fazla projeye 34 milyar lira destek sağlandığını ifade etti.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Şimdi asıl meseleye gelelim: Tarıma yönelik verilen destekler, kırsalda yaşayan insanımızı yerinde tutmak için yeterli oldu mu?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Üretim büyüklüğümüze rağmen, neden katma değeri yüksek ürünler üretemiyoruz?</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"> Neden kırsaldan göçü durduramıyoruz? <strong>TKDK tarafından verilen desteklerin etki analizi yapılıyor ama diğer destek mekanizmalarında neden böyle bir değerlendirme yok?</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bir soru var ki cevabı her şeyi özetliyor: Kırsal kalkınma sadece tarımdan mı ibaret?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Eğitim, sağlık, gençlik, ulaşım, teknolojik altyapı, sosyal yaşam ve internet erişimi kırsal kalkınmanın temel unsurları değil mi? Sadece tarımsal üretimi artırmanın yetmediği ortada değil mi? Tarım, tüm zorluklara rağmen üretmeye devam ederken, sağlık ocağını açması gereken Sağlık Bakanlığı, okulu açması gereken Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer hayatın önemli noktalarına dokunan bakanlıklar neden kırsalda görünmüyor? Zincirin halkası nerede kopuyor?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Toplantıda yanımda oturan arkadaş, çarpıcı bir örnek verdi: <strong>Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesine bağlı Ömerbey köyünde son kalan akrabası da geçtiğimiz hafta köyü terk edip İstanbul’a yerleşmiş!</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 37 bin köyde anket yaptı. Sonuçları bilmiyoruz, ama tarıma dayalı sanayi gelişmeden kırsalda huzur bulunamayacağını biliyoruz!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Pandemi döneminde, refah seviyesi yüksek bir grup insan kırsala yerleşti. Peki, bunun tarımsal bir yönü var mı?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Macaristan’da en küçük yerleşim birimi 3 bin nüfuslu köylerden başlıyor. Orada kadınlar, gündüz ahırda çalışıp, akşam kendi kültürlerine uygun sosyal etkinliklere katılabiliyor. Peki, bizim mahalleye dönüşen, üç beş haneli köylerimizde böyle bir sosyal yaşam mümkün mü? Sn. Vahit Kirişci’nin ifadesiyle, “yığılma” yaşadığımız büyükşehirlere mi mahsus bu tür sosyal imkanlar?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Kırsalı bir “moda” olarak görmekten vazgeçip, tarımı tarımcıya, ormanı ormancıya bırakmanın zamanı gelmedi mi? Üstelik hak ettiklerinden bir lira fazlasını vererek…</span></span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 12:50:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda tekellerinin 3 milyarlık vurgunu!</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-tekellerinin-3-milyarlik-vurgunu-230</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-tekellerinin-3-milyarlik-vurgunu-230</guid>
                <description><![CDATA[Gıda tekellerinin 3 milyarlık vurgunu!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu, kırmızı et sektöründeki kayıt dışılığı yakın takibe aldı. Bu kapsamda sektöre yönelik incelemelerde, önde gelen dört büyük üreticide tam 3 milyar liralık kazancın kayıt dışı bırakıldığı tespit edildi. Ayrıca sürece, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı veteriner hekimler de dahil edildi. Denetimler sırasında firmaların büyükbaş hayvan üretim tesislerinde fiili sayım yapıldı, işletmelerdeki canlı hayvan varlığı ve küpeleri kontrol edildi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu haber, bazı önemli gerçekleri gözler önüne seriyor.</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"> Birincisi; bakanlıklar koordineli çalıştığında birçok sorunun çözüme kavuşturulabileceğini görüyoruz. <strong>İkincisi; kayıt dışı bırakıldığı tespit edilen 3 milyar liralık kazancın et piyasasındaki karşılığı yaklaşık 8 bin&nbsp;ton et yapıyor! Türkiye'nin 2023 yılı kırmızı et üretiminin yaklaşık 2,4 milyon ton olduğu düşünüldüğünde, bu rakam mevcut belki çok azını denk gelebilir. Peki, bu ne anlama geliyor?</strong></span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu kadar büyük bir kayıt dışı ekonomi, kapsadığı dönemde piyasanın manipüle edilmesine olanak sağlayıp adil bir rekabet ortamına engel olmuyor mu?</span></span></span></span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Kayıt dışı kazançların büyüklüğü, fiyat hareketlerinde istendiği gibi oynanabileceğini gösteriyor. Nitekim Ramazan ayı boyunca et fiyatlarını sabitleme kararına rağmen karkas et fiyatlarının yükselişe geçmesi, piyasa üzerindeki manipülasyonların boyutunu gözler önüne seriyor. Toptanda et 10 ₺ arttığında, piyasaya 50 ₺ olarak yansıyor! Bu tablo, sektörde tekelleşmenin varlığını açıkça ortaya koymuyor mu?</span></span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Aslında bu yalnızca kırmızı et sektörüne özgü bir durum da değil. Türkiye’nin tarımsal üretiminde birçok önemli kalemde benzer bir tekelleşme tehlikesiyle karşı karşıyayız.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Adıyaman’ın tütününde Amerikan firmaları, Rize’nin çayında İngiliz şirketleri, Karadeniz’in fındığında İtalyan sermayesinin etkisi var.</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"> Cips firmalarının yönlendirdiği patates üretiminde planlama yapamıyor, meyve suyu sektöründeki tekelleşme nedeniyle meyvenin dalında 3 kuruş etmesi sonucu üreticilerinin zarar ettiğini görüyoruz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Peki, bu tekelleşmelerin arkasında kimler var? Devlet bile mücadelede zorlanırken, bu yapılanmalardan fayda sağlayan sermaye sahipleri kim? <strong>Yabancı firmalarla iş birliği içinde olan yerli firmalar, ülkenin tarım ve gıda sektörüne nasıl yön veriyor? Bu yapıların siyasette ve kamu kurumlarında uzantıları yok mu?</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Gözümüzün önünde olup biteni görmezden gelmek mümkün mü? Türkiye’nin tarım ve gıda sektöründe adil ve sürdürülebilir bir piyasa yapısı oluşturulması için kayıt dışılıkla mücadelenin yanı sıra, tekelleşme karşıtı daha güçlü önlemler alınması şart! Üreticiyi, tüketiciyi ve ülke ekonomisini koruyacak politikalar geliştirilmeli; piyasanın belirli grupların çıkarlarına göre şekillendirilmesine izin verilmemelidir. Aksi halde yalnızca kırmızı ette değil, tüm tarımsal üretimde daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağız. <strong>Ette ithalat lobisinin, unda ithal buğday isteyenlerin lobisinin ayaklarına bastıkça sesi çıkanlara bakın! Kırk haramileri göreceksiniz!</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Feb 2025 12:35:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Arının Görmediği Bala Alışmıştık, Şimdi de Süt Görmeyen Peynir Çıktı!</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/arinin-gormedigi-bala-alismistik-simdi-de-sut-gormeyen-peynir-cikti-229</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/arinin-gormedigi-bala-alismistik-simdi-de-sut-gormeyen-peynir-cikti-229</guid>
                <description><![CDATA[Arının Görmediği Bala Alışmıştık, Şimdi de Süt Görmeyen Peynir Çıktı!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Geçtiğimiz yıl yaklaşık 1 milyon ton fazla süt arzı varken, artık sütü görmeyen peynirin de icat edildiğini görüyoruz!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Gıda Komitesi belirli aralıklarla toplanıyor. Tarım ve Orman, Hazine ve Maliye, Ticaret Bakanlıkları ile Cumhurbaşkanlığı ve ilgili kuruluşlardan oluşan bu komite, üretimden ticarete ve ekonomiye kadar gıda sektörünün en üst düzey ekibini bir araya getiriyor. Komitede kararlar alınıyor, sahada uygulamalar yapılıyor. Ancak, sonuç değişmiyor!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Geçtiğimiz yıl yalnızca gıda kontrol ekipleri 1.329.758 denetim gerçekleştirdi, cezalar kesildi ama sahtekârlık devam ediyor. Her gün yeni bir üretici firmanın adı, taklit ve tağşiş listelerine ekleniyor. Peki, bu firmaların üretimi durduruluyor mu? Market raflarından ürünleri toplatılıyor mu? Hayır! Sahte ve düşük kaliteli ürünler, hâlâ tüketicinin karşısına çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Sorumluluk yalnızca üretici firmaya mı ait? Ürünü raflarına yerleştiren marketler, e-ticaret siteleri ve diğer aracılar neden sorumluluk taşımıyor?</span></strong><span style="font-family:Poppins"> Üretici firmanın geçmişte sahtekârlık yaptığı bilindiği halde, ticari izni yenilendi diye ürünlerini satmaya devam eden marketler neden ceza almıyor? Ayrıca, yalnızca bakanlıkların ceza kesmesi yeterli mi? Ticaret ve esnaf odaları da bu firmalara yaptırım uygulayamaz mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Daha önce sahtekârlık yapıp kapatılan firmaların, aynı kişiler tarafından farklı isimlerle tekrar üretim yapmasına izin verilmesi ne kadar doğru? Karşılıksız çeklerde olduğu gibi, gıda sahtekârlığı yapanlara da ticari yasak getirilmesi gerekmez mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Denetimlerde kurallara uyan firmalar neden ödüllendirilmiyor? Taklit ve tağşiş yapanların isimleri teşhir ediliyorsa, belirli bir süre boyunca hiçbir usulsüzlüğe rastlanmayan market ve firmalar da kamuoyuyla paylaşılmalı. Böyle bir sistem, gıda denetim ekiplerinin işini de kolaylaştırır. Örneğin, sahtekârlık yapan üretici ve marketler daha sık denetlenirken, güvenilir firmalara daha seyrek denetim uygulanabilir. Böylece kaynaklar daha verimli kullanılmış olur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Bir de fiyat meselesi var. Türkiye, gıda fiyatlarındaki artışta dünya birincisi. Pandemi döneminde 25 TL’ye satılan maskenin en fazla 1 TL’ye düşürülmesi sağlanmıştı.</span></strong><span style="font-family:Poppins"> Ramazan boyunca bazı yerlerde et fiyatları sabitlenebiliyorsa, neden temel gıda ürünleri için benzer bir uygulama getirilmiyor? Serbest piyasa denilince akla sadece et ve maske mi geliyor?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">50 bin farklı ürünün fiyatını takip etmek, alım gücünün düştüğü bu dönemde, tüketiciyi market zincirlerinin insafına bırakmak anlamına mı geliyor? Aroma ithal ederek, zeytini görmeyen yağın piyasada satışına nasıl "dur" diyeceğiz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Sorular açık, çözümler belli. Ancak uygulanmadığı sürece, sahtekârlık da fahiş fiyatlar da devam edecek!</span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Feb 2025 15:51:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Marmara Denizi Müsilajla Boğuluyor!</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/marmara-denizi-musilajla-boguluyor-228</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/marmara-denizi-musilajla-boguluyor-228</guid>
                <description><![CDATA[Marmara Denizi Müsilajla Boğuluyor!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Balıkçılık ve Su Ürünleri Bakanlığı Şart: Denizlerimiz ve Balıkçılığımız Korunmalı!</span></span></span></em></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Marmara Denizi, 2024 Ekim'inde yeniden müsilaj sorununa teslim oldu. Bu durum, 2020 yılından bu yana alınan önlemlerin yetersizliğini gözler önüne seriyor ve balıkçılık sektörünü ciddi şekilde tehdit ediyor. Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği (Sür-Koop) Başkanı Ramazan Özkaya'nın uyarıları, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor. Tehditlerden bahsetmeden önce müsilajın ne olduğunu ve neden bu kadar tehlikeli olduğuna değinmek istiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Müsilaj, denizlerde oluşan jel benzeri organik bir madde birikimidir. Genellikle zararsız olsa da virüs ve bakteri barındırabilir ve deniz canlılarını boğarak ölümlerine yol açabilir. Kentsel ve endüstriyel atıklar, durağan deniz koşulları ve iklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklığındaki artış, müsilaj oluşumunu tetikleyen faktörler arasında yer alıyor. Müsilaj, suyun oksijen seviyesini düşürerek deniz canlılarının yaşam alanlarını daraltır ve deniz dibine ışık geçişini engelleyerek fotosentezi zorlaştırır. Bu durum, canlıların ölümüne ve balıkların göç etmesine neden olur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Zuhal-irgas-m%C4%B1silaj1.jpg" style="float:left; height:332px; width:320px" />Ramazan Özkaya, müsilajın balıkçılık sektörü üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekiyor. “Balık yumurtalarını öldürmesi ve balıkların göç etmesi, balıkçılık gelirlerinde yüzde 55'e varan azalmaya yol açtı. Ayrıca, ağların müsilajla tıkanması sonucu artan enerji maliyeti ve ekipmanların zarar görmesi gibi sorunlar, balıkçıların mali yükünü yüzde 270 oranında artırdı. Geçtiğimiz yıllara göre balık stoklarındaki azalma, müsilajla birlikte daha da artacak ve hamsi gibi önemli türlerin azalması, tüketim alışkanlıklarını olumsuz etkileyecektir” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins"><strong>Müsilaj sorununa kalıcı çözümler</strong> bulmak için öncelikle fabrika atıklarının denetimi ile denizlerimizin temiz tutulması, arıtma tesislerinin etkinliğinin artırılması ve deniz suyu sıcaklığının yükselmesine karşı önlemler alınması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Özkaya, balıkçılık sektörünün desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Gelir kaybında azalma yaşayan balık avcılarının bu olağanüstü süreçteki zararlarının telini için birtakım desteklerin devreye konulmasını talep ettiklerini" söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Geçtiğimiz yıllarda kuş gribi nedeniyle ekonomik kayba uğrayan kanatlı sektörüne verilen destekler gibi, balıkçılara da devlet desteği verilmesi gerekmez mi sorusu geliyor insanın aklına.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Ayrıca, depremler yaşadığımız için AFAD Bakanlığının kurulması gerekli söylemlerin olduğu bu dönemde, bütüncül bir yaklaşımla jeopolitik konumu nedeniyle denizlerle çevrili olan ülkemiz ve yaşanan sorunların giderilmesi için Balıkçılık ve Su Ürünleri Bakanlığı'nın kurulması gerekmez mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Türkiye, jeopolitik konumu itibarıyla deprem riski yüksek bir bölgede yer almaktadır. Son yaşadığımız depremler, afetlere karşı hazırlıklı olmanın ve etkili bir şekilde müdahale edebilmenin önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Ancak, afetler sadece depremlerle sınırlı değildir. Ülkemiz, üç tarafı denizlerle çevrili olması nedeniyle deniz ekosisteminin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması da büyük önem arz etmektedir. Marmara Denizi'nde yaşanan müsilaj sorunu, denizlerimizin ne kadar hassas olduğunu ve bu konuda da acil önlemler alınması gerektiğini göstermektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Bu bağlamda, tıpkı depremlere karşı AFAD gibi, <strong>deniz ekosistemi</strong>nin korunması ve su ürünleri sektörünün geliştirilmesi için de Balıkçılık ve Su Ürünleri Bakanlığı'nın kurulması elzemdir. Bu bakanlık, denizlerdeki kirlilikle mücadele, balık stoklarının korunması, sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarının teşvik edilmesi ve müsilaj gibi sorunlara karşı etkili çözümler üretilmesi gibi konularda önemli bir rol üstlenecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Su Ürünleri Bakanlığı'nın kurulması, sadece <strong>balıkçılık sektörü</strong>nü değil, aynı zamanda deniz turizmi, kıyı yerleşimleri ve genel olarak çevre sağlığını da olumlu yönde etkileyecektir. Denizlerimizin korunması, gelecek nesillere bırakacağımız en önemli miraslardan biridir. Bu nedenle, bu bakanlığın kurulması, ülkemizin geleceği için atılacak önemli bir adım olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Unutmayalım, dünyada Marmara denizinin benzeri yok! Bunun için Sürkoop Başkanı Ramazan Özkaya, Cumhurbaşkanı ile görüşerek sorunları iletmek istiyor benden yazması…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Zuhal-irgas-m%C4%B1silaj3.jpg" style="height:424px; width:640px" /></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Feb 2025 22:49:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kirişçi’nin eleştirileri Tarım Şurasına damga vurdu! Şimdi ne olacak?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kiriscinin-elestirileri-tarim-surasina-damga-vurdu-simdi-ne-olacak-227</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kiriscinin-elestirileri-tarim-surasina-damga-vurdu-simdi-ne-olacak-227</guid>
                <description><![CDATA[Kirişçi’nin eleştirileri Tarım Şurasına damga vurdu! Şimdi ne olacak?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Tarımın Dördüncü Şurası'nda, üniversitelerden kooperatiflere kadar geniş bir yelpazede davetliler bir araya geldi. Biz tarım gazetecileri de bu süreçte önemli bir paydaş olarak yer aldık. Öncelikle, organizasyonu gerçekleştiren Bakan Yardımcısı Dr. Ahmet Bağcı ve Dr. Uğur İlkdoğan’ın ekibini tebrik etmek istiyorum. Gerçekten başarılı bir organizasyondu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Konuşmalara gelecek olursak, Sayın Bakan İbrahim Yumaklı, her zamanki sakin üslubuyla, bakanlığının sorumluluğundaki ayrıntılarda neler yapıldığını anlattı. Ancak benim için en önemli nokta, 2019’daki Şura kararlarının 2025 yılı itibariyle geldiği noktayı irdelemekti. Alınan kararların, yapılan projelerin geldiği seviyenin ve sonuçlarının tartışılacak olması, verilen emeğin ve paranın ne gibi sonuçlar doğurduğunun değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Bu değerlendirmeler oldukça önemli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Şurada, TBMM Tarım Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişçi'nin spontane ve sıradışı konuşması ise dikkat çekiciydi. Kirişçi, bazı sorunları ve eleştirel tespitlerini kendi üslubuyla dile getirdi. Konuşmasında, bu tip şuraların başarıya ulaşması için istişare ile yapılanların önemine değindi. İstikrar ve güven noktasında da başarılı olabilmek için bu tür organizasyonların devam etmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle, doğal felaketlere karşı dayanıklı sistemlerin kurulmasının gerekliliğine dikkat çekti. Deprem döneminde, hiçbir il ya da ilçenin yanındaki il veya ilçeye fayda sağlayamadığını yaşadık. Kirişçi, beslenme, barınma ve giyinme gibi temel ihtiyaçların artık bir güvenlik meselesi haline geldiğini belirtti. Ayrıca, savunamadığımız bir şeyi başkalarından savunmalarını beklemenin yanlış olduğunu, Tarım Bakanlığının da kendi görev alanlarında olmayan noktalardan sorumlu tutulamayacağını ifade etti. Bu noktada, Ticaret Bakanlığı gibi piyasadaki sorunların paydaş kurumlarına önemli mesajlar da vermiş oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Kirişçi, "Yığılma değil, yayılma sağlamalıyız" diyerek, Almanya ve Türkiye’nin kıyaslamasını yaptı. Her iki ülkenin yaklaşık 85 milyon nüfusa sahip olmasına rağmen, Almanya’da sadece 3 şehirde 1 milyonun üzerinde nüfus varken, Türkiye’de bu sayının 24’e çıktığını belirtti. Özellikle İstanbul’un nüfusunun 17 milyona yaklaştığına dikkat çekti. Bu durum, kırsal alanların boşaldığını gösteriyor. Depremler sonrası, kent tarımı projeleri ile illerin hatta ilçelerin kendine yeterliliğinin sağlanmasının önemini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Şimdi, buraya kadar her şey güzel! Ancak madem bu tespitleri yaptı Sayın Kirişçi, benim de bazı deli sorularım var!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Zaten yığılmayı yaşadığımız İstanbul’a, 3-5 milyon nüfus artışına sebep olacak, yeni bir boğaz yapılmasına nasıl bakılıyor?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Kırsalın önemini ve kırsala dönüşü konuşuyorsak, orada tutmamız gereken köy nüfusunun eğitimini taşımayla, olmayan sosyal faaliyetleriyle ve sağlık sorunlarına çözüm bulunmadan bu nasıl başarılacak? Bir insanın temel ihtiyaçlarını karşılayamazsanız, köyde nasıl tutarsınız? Nasıl geri döndürebilirsiniz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Büyükşehir yasası çıkarken, mahalle yaptığımız köylerin boşalacağını öngöremedik mi? Bunu nasıl durdurmayı planlıyoruz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Kırsal kalkınma projeleri bu ülkede yıllardır ad değiştirerek yapılıyor. Ancak bu projelerle kırsaldan göçü ne kadar engelleyebildik? Ne kadar insan bu projeler sayesinde köylerine geri döndü? Örneğin, Faruk Çelik döneminde gençlere verilen 30 bin TL’lik proje desteğiyle kaç genç köye döndü?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Hazır önceki Şura kararlarının sonuçlarını konuşmaya başlamışken, bu ve benzeri soruları da tartışmamız gerekmez mi? Ne dersiniz?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Son olarak, Sayın Vahit Kirişçi’nin programda yaptığı ve bence damgasını vuran konuşmasını da sizlerle paylaşmak istiyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins"><strong>Videoyı izlemek için bağlantıya tıklayınız;</strong>&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins"><a href="https://tarimpusulasi.com/video/kirisci-riskelere-dayanikli-sistemleri-kurmak-zorundayiz-51" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">Kirişci: Riskelere Dayanıklı Sistemleri Kurmak Zorundayız</a></span></span></span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Feb 2025 22:18:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Devletin Kooperatif Politikası: Plan mı, Kaos mu?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/devletin-kooperatif-politikasi-plan-mi-kaos-mu-226</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/devletin-kooperatif-politikasi-plan-mi-kaos-mu-226</guid>
                <description><![CDATA[Devletin Kooperatif Politikası: Plan mı, Kaos mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ikiz kulelerinde bu hafta önemli bir etkinlik düzenlendi. Birleşmiş Milletler, 2025 yılını "Kooperatifçilik Yılı" ilan etti ve bu kapsamda gerçekleşen programa Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da katıldı. Her iki bakanın konuşmalarından ortak bir sonuç çıkıyordu: Kooperatifler vazgeçilmezdir, ancak Türkiye adeta bir kooperatif çöplüğüne dönüşmüş durumda!</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ticaret Bakanı Bolat, Türkiye'de 4,5 milyon ortaklı 49 bin kooperatifin bulunduğunu ve bunların gıda arz güvenliğinde kritik bir rol oynadığını belirtti. Kooperatiflerin fahiş fiyatlarla mücadelede etkili olabileceğini de vurgulayan Bolat'a sormak gerekiyor: Fahiş fiyatlarla mücadele konusunda sizi kim engelliyor? Büyük market zincirleri mi? 25 TL’ye satılan bir maskenin tek bir kararla 1 TL’ye indirilebildiği, Ramazan boyunca et fiyatlarının sabitlenebildiği bir ortamda, neden aynı uygulamayı diğer temel ürünler için yapmıyorsunuz? Biz tüketicilerden boykot yapmamız isteniyor ama zaten gelirimizin eridiği, alım gücümüzün düştüğü bir dönemde, raftaki gıdayı alamamak da aslında doğal bir boykotun parçası değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı’nın konuşmalarında da dikkat çekici noktalar vardı. Üretim planlamasının 40 yıldır konuşulmasına rağmen hayata geçirilemediğini belirten Yumaklı, yeni dönemde suyu merkeze alan bir planlamaya geçtiklerini söyledi. Türkiye’de, sadece bitkisel üretimde 206 farklı tarım ürünü yetiştirildiğini, ancak işletme büyüklüğünün ortalama 60 dönüm olduğunu ve küçük işletmelerin hayvancılık sektöründe de ağırlıkta olduğunu vurguladı. Bu nedenle kooperatifleşmenin büyük önem taşıdığını ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakan Yumaklı, yeni başlatılan kooperatif derecelendirme çalışmasının detaylarını da paylaştı. Türkiye’de 11 bin tarımsal örgüt bulunmasına rağmen, sadece 249’unun bu çalışmaya başvurduğunu, bunlardan ise yalnızca 105’inin "<strong>1. derece tarımsal örgüt</strong>" olarak değerlendirildiğini açıkladı. En önemli nokta ise bu derecelendirmede başarılı olan örgütlere öncelikli destek, kredi ve proje imkânı sağlanacağıydı. Peki, başvuru yapamayan 10 binden fazla örgüt ne olacak? Destek alamayacakları için rekabet edemeyecek, hatta kapanmaya mahkûm olacaklar. Bu durum, Türkiye’nin neden bir "kooperatif çöplüğüne" dönüştüğünün de açık bir göstergesi değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik bir konu var. Türkiye’de birçok alanda olduğu gibi, kooperatifleşme süreci de kontrolsüz ilerlerse tekelleşmeye yol açabilir. Bu yüzden, kooperatiflerin rastgele değil, devletin ihtiyaçları belirleyerek yönlendirdiği bir sistem içinde desteklenmesi gerekiyor. Üretim planlamasının başarılı olabilmesi için kooperatifleşme sürecinin de doğru yönetilmesi şart. Kooperatifler, tarım sektöründe en önemli yapı taşlarından biri olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ABD örneğine baktığımızda, tarım kooperatiflerinin sektörde ne kadar etkili olduğunu görebiliriz. Amerikan Tarım Kooperatifleri Derneği (NCFC) verilerine göre, ABD’de 2.100’den fazla tarım kooperatifi bulunuyor ve bu kooperatifler yaklaşık 2 milyon çiftçiyi bünyesinde barındırıyor. Ortalama tarım işletme büyüklüğü ise 440 dönüm civarında, yani Türkiye’deki ortalamanın yaklaşık sekiz katı. Bu kooperatifler sayesinde çiftçiler ürünlerini birleştirerek daha büyük pazarlara erişim sağlıyor, kaynaklara daha kolay ulaşıyor ve ekonomik güçlerini artırıyor. Örneğin, ABD’de süt arzının %80’i tarım kooperatifleri tarafından sağlanıyor. Ayrıca bu kooperatifler sadece tarımsal ürünlerin pazarlanmasıyla kalmıyor; girdiler, finansman, pazarlama ve diğer hizmetlerle de çiftçilere destek sağlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son olarak şunu hatırlatmakta fayda var: Türkiye’de iki kardeşin bile ortak iş yapamadığı bir ortamda, kooperatifleşmeyi sadece teşvik etmek bir yere kadar götürür. Devletin, verdiği destekleri doğru yönlendirerek bu süreci zorunlu hale getirmesi gerekiyor. Siyasetin siyasetçinin bulaşmadığı bir süreçle profesyonel hareket edilmeli. Adam kayırmacılık yapılmadan! Aksi takdirde, yıllar sonra yine aynı konuları, sorunları konuşup dururuz!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 16:05:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karadeniz’in Hayvancılığı Nereye Gidiyor?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/karadenizin-hayvanciligi-nereye-gidiyor-225</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/karadenizin-hayvanciligi-nereye-gidiyor-225</guid>
                <description><![CDATA[Karadeniz’in Hayvancılığı Nereye Gidiyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son iki haftadır Karadeniz bölgesinde çeşitli ziyaretlerde bulundum. Eskiden her köyde kolaylıkla bulunan köy tereyağını artık bulmak neredeyse imkânsız. Bölgenin hayvancılığını biraz irdeleyince, karşıma aslında çok da yabancı olmadığımız sorunlar çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Köylerde hayvancılık giderek küçülmüş, kalan aileler ise ancak kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar üretim yapabiliyor. Düşünün ortalama 3-5 Jersey cinsi hayvan var ellerinde! Bunlar zamanla sıradan çoğalmaya bağlı olarak özelliklerini kaybetmiş ve süt verimleri 5 kilogram gibi oldukça düşük bir seviyeye inmiş. Bu miktarla ne üretim yapılabilir ne de geçim sağlanabilir. Acilen ıslah çalışmaları yapılması gerekiyor çünkü 5 kilogram süt verimi, bu bölgenin potansiyelini yansıtan bir rakam da değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Karşılaştırma yapmak gerekirse, Konya’da ortalama süt verimi 18 kilogram, İzmir’de ise 20 kilogram civarında. “<strong>Coğrafya kaderdir</strong>” deyip geçmeyelim, çünkü Karadeniz eskiden böyle değildi! Bu durum, aynı cins hayvanlardan farklı bölgelerde bu denli farklı verimler alınmasının, besleme ve ıslah çalışmaları konusunda yapılan ihmalleri gösterdiğini açıkça ortaya koyuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Elbette bu tabloya bakınca, bazılarının “<strong>EtkiYap</strong>” projesinden söz ettiğini duyar gibiyim. Bakanlık bu proje kapsamında suni tohumlama gibi önemli bir destek sunmuş. Ancak öğrendiğim kadarıyla, ücretsiz olması gereken bu hizmet, üreticiye aynı şekilde ulaşmamış. Bu sorunun nedenleri mutlaka sorgulanmalı. Zaten üreticiler, suni tohumlamanın maliyetini karşılayamadıkları için doğal yöntemlere yöneliyor. Süt veriminin 5 kilogram gibi düşük seviyelere düşmesinin sebebi bu zaten! Destekte bir sıkıntı yok denileceğine, suni tohumlama oranlarının bu destekle %25-30 olması gerekirken, sadece %8-10 seviyesinde olduğunu düşününce, uygulamada ciddi sorunlar olduğunu açıkça ortaya koymuyor mu? Bu oranlar istenilen düzeyde değilse, bu tohumlamada resmi ya da serbest veteriner hekimler, kısaca kimler görev aldıysa, bunlara bir şey sorulması gerekmiyor mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu noktada, üretici birliklerinin ve kooperatiflerin önemi bir kez daha anlaşılıyor. Ancak bu birlikler de maalesef eski gücünde değil. Fındıkta FİSKOBİRLİK’in yaşadığı çöküşün bir benzerini, bölgede başta Tonya Süt olmak üzere birçok kuruluş yaşıyor. Üreticinin sütünü alan bu yapıların güçlü ve etkili olması gerektiği ortada.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakanlığın merkezde süt verimini artırma noktasında yaptığı çalışmaları görüyorum, ancak projelerin taşradaki etkilerini de analiz etmek gerekiyor. Bölge, küçük ölçekli işletmelerin varlığıyla dikkat çekiyor. Küçük dediğimiz bu işletmelerde hayvan sayısı 0-5 arasında değişiyor. Yani küçüğün de küçüğü! Bu nedenle, özellikle bu tip işletmelere yönelik ıslah çalışmalarına odaklanıp sonuç almak şart.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir de şu gerçeği unutmayalım: Bu aileler, süt ile geçimini sağlayamazsa, Tonya’dan kalkıp Ankara’ya, İstanbul’a gidiyorlar. Bakabilecek miyiz şehirde?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu kadar küçük ölçekte hayvancılık yapan ailelerin sürdürülebilir şekilde üretim yapabilmeleri için çok daha etkili destek mekanizmalarına ihtiyaçları var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sorunlar açık, çözüm ise doğru politikalar ve etkili uygulamalarla mümkün. Yapılan projelerin sonuçlarını değerlendirmek şart diye düşünüyorum. Yoksa projeyi yap denize at muhabbeti olmasın!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bölgeyi değişik konularla ele almaya devam edeceğiz.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jan 2025 18:46:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;nin Kuzey Kapısı: Samsun Tarımında Yeni Ufuklar</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/turkiyenin-kuzey-kapisi-samsun-tariminda-yeni-ufuklar-224</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/turkiyenin-kuzey-kapisi-samsun-tariminda-yeni-ufuklar-224</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye'nin Kuzey Kapısı: Samsun Tarımında Yeni Ufuklar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2024 yılının son tarım gezisini hafta sonu Samsun’a gerçekleştirdik. Müthiş ılıman havasıyla bizi karşılayan Samsun, kim bilir Atatürk’ü, ilk ayak bastığında hangi havayla karşıladı, düşüncesine takıldım. Yeni bir devletin doğuşunun ilk kıvılcım ateşiydi. Bu özelliğiyle sadece bir Türk tarihinin değil, Türk tarımının da önemli stratejik kavşağı olmuş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çünkü Samsun, bulunduğu konumuyla adeta Karadeniz’in Türkiye’ye açılan kapısı. Üniversiteleri, hastaneleri, OSB’leri gibi kurum ve kuruluşlarıyla ve tabii ki tarımda üretim potansiyeliyle Karadeniz’imizin incisi ve birincisi. İnanmakta zorlansam da gerçekten birçok tarım ürününde en önlerde. Fakat tarım üzerindeki çalışmaları ve liderliklerini tanıtım konusunda yeterli olmadıklarını gördüm. İç piyasa ve ihracatta ön planda olan Samsunumuz, “Neden bir Çukurova, bir Ceylanpınar, bir Aydın, bir Antalya gibi ön planda değil” sorusunu kendime sormadan duramadım. Bir araya geldiğimiz Sayın Vali Orhan Tavlı’ya da Büyükşehir Belediyesi Başkanı Halit Doğan’a da sormadan edemedim. Sn. Valimiz, Türkiye ekonomisinde önemli yer edinen Samsun Havzasını iyi değerlendirmiş olacak ki, bunun tanıtımı için kolları sıvamış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Samsun tarımı, stratejik ve çok önemli tarım ürünleri, su ürünleri, hayvansal ürünler ve kendi içinde gelişmiş ve sanayisi için önemli Gıda OSB’leri, Sera OSB’lerini hayata geçirmiş. Ve bu OSB’lerde topraksız tarımdan tutun da, tarıma dayalı her türlü ürünü işleme kapasiteleri olan firmaları konuşlandırmış durumdalar. Tarımda katma değer oluşturacak birçok kalemde, ülkemizin ihracatına da katkı sağlayacak çalışmalar yapılmış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dolayısıyla yatırım yapmak için birçok nedeni olan Samsun’da, Bafra ve Çarşamba Ovası’nın ikinci ürün yetiştiriciliğine uygun olması, ekolojik açıdan tarıma elverişli olması, kışlık sebze üretiminde stratejik olarak üstün olması, su ürünleri sektöründe güçlü bir doğal üretim ve kültür balıkçılığı altyapısına sahip olması, büyükbaş hayvan varlığı ve yetiştiriciliği açısından yığınlaşma göstermesi ve yem bitkileri üretimindeki büyük artışı, tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimine elverişli olması, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının zengin olması, bununla birlikte coğrafi konumu ile havayolu, denizyolu, karayolu taşımacılığı imkânlarının olması, sektöre yatırım yapmak isteyenler için cazibe merkezi haline geldiğini söyleyebilirim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ülkemizin en stratejik ürünü olan fındığın ana vatanı olan bu coğrafya, dünya fındık üretiminde birinci sırada. Samsun, Ordu'dan’dan sonra ikinci sırada. Fındığın önemini anlatmaya gerek yok diye düşünüyorum. Tarıma ve buna bağlı sanayisine önem veren, her geçen gün artıya geçen yatırımların önünü açan Samsun yetkililerinin, fındığın katma değerini sağlayacak firmaların çalışmalarını da yapacağını düşünüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diğer ürünlere baktığımızda devlet kontrolü ile ekilen, kâğıt, kumaş, ip ve gıda ürünlerinin yapımında kullanılan kenevir ile üretimde birinci olan Samsun, balıkçılıkta “Karadeniz somonu” markasını da, Osman Parlak gibi üreticilerin çalışmaları ile birlikte dünyaya tanıtmış, Norveç somonunu dahi kalite açısından geçmiş ve dünya pazarında önemli yer tutmuş. Sizce de çok önemli değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hamsi deyince akla gelen ilk şehir Trabzon gelir bilirsiniz, fakat valilikte yaptığımız sohbette Trabzon’dan çıkan hamsinin ancak kendilerine “evde pişer komşuya da düşer” misali, az da olsa komşu illerine yettiği, asıl hamsinin Samsun’dan çıktığı ve iç piyasaya dağıtıldığının bilgisini aldık. Gerçi balığı çok seven babam da her zaman şöyle der; “En güzel balık her zaman Ankara’ya gelir çünkü Samsun bize yakın.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Samsun Valiliği, Belediye, İl Tarım Müdürlüğü nezdinde tarım üzerine birçok çalışmalar yapılmış, bize de burada düşen Samsunumuzu önce ülkemizde bir tarım cenneti olduğunu ve dünyaya ihracatımızdaki söz sahibi olmasının tanınırlığını artırmak. Başta, Sn. Vali Orhan Tavlı, Belediye Başkanı Halit Doğan, Tarım Orman İl Müdürü İbrahim Sağlam ve OSB müdürlerimiz olmak üzere bu çalışmalarda, üreticilerle birlikte yürüyen ve emeği geçen tüm ekibe teşekkür etmek isterim. Doğru üretim, doğru projeler, doğru dokunuşlarla bir ilde neler yapılabilir konusunda örnek bir çalışma yaptıkları için…</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“2025 yılının, cennet vatanımız ve dünya tarımı için, tıpkı Atatürk’ün Samsun’a çıkartma yaptığı kurtuluş mücadelesi gibi, tarımda da yeni başlangıçların olacağı, kaynakların sınırlı ihtiyaçların sınırsız olduğunu değil, sınırsız kaynakların ihtirasların elinde oyuncak olmadığı ve kaynakların eşit dağıtıldığı, topraktan gelerek ve yine ona döneceğimizin bilinci ile gereken vefayı toprağa göstereceğimiz bir yıl diliyorum.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mutlu yıllar...</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/zuhal-irgas-samsun-ziyareti-1.jpg" style="height:679px; width:640px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/zuhal-irgas-samsun-ziyareti-2.jpg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Dec 2024 21:44:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım Bakanının Söylemedikleri ya da Söyleyemedikleri: Bazılarını Söyleyelim!</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-bakaninin-soylemedikleri-ya-da-soyleyemedikleri-bazilarini-soyleyelim-223</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-bakaninin-soylemedikleri-ya-da-soyleyemedikleri-bazilarini-soyleyelim-223</guid>
                <description><![CDATA[Tarım Bakanının Söylemedikleri ya da Söyleyemedikleri: Bazılarını Söyleyelim!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım Bakanı’nın açıklamalarından yola çıkarak var olan sorunlara dair bir değerlendirme yapmak istedim. Tarım Bakanlığı’na yönelttiğimiz pek çok eleştiri var, bunları da sıkça konuşuyoruz. Ancak bu sorunlara sebep olan faktörleri de masaya yatırmamız gerekmiyor mu? Örneğin, Maliye Bakanlığı’nın tarıma ayırmadığı bütçe, Ticaret Kanunu’ndaki eksiklikler ya da tarıma dayalı sanayinin yıllardır istenilen seviyede kurulamaması gibi...</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Konya Arazisi ile Hollanda Kıyaslaması</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hollanda’nın zirveye çıkışını yalnızca topraklarındaki üretimle açıklayamayız. Hollanda’yı dünya markası haline getiren, ithal edilen tarım ham maddelerinin sanayi eliyle katma değerli ürünlere dönüştürülmesi ve bu ürünlerin dünya pazarında yer bulmasıdır. Biz ise fındık gibi stratejik bir üründe bile bırakın dünya markası yaratmayı, ham madde satış fiyatını dahi belirleyemiyoruz. Borsası yurtdışında! Yerli otomobil üretirken bir çikolata fabrikası kuramıyoruz. Domatesi üretip yollara döküyor, limon ağaçlarını kökünden söküyoruz. Sizce tarıma dayalı sanayileşme başarısızlığında kimlerin payı var?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Türkiye’de Et Krizi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et üretimimiz yetersiz, fiyatlar fahiş! Üstelik bu sorun yeni de değil. Ocak ayında açıklanan hayvancılık yol haritasında, anaç hayvan getirerek hayvan varlığını artırmayı hedefleyen bir plan vardı. Başarılı olma potansiyeli taşıyan bu plan, ancak 10 ay sonra, 10 bin büyükbaş hayvanla uygulanmaya çalışılırsa, sonuç alınması çok zor. Öte yandan, eti satan kasabın elektrik, kira ve doğalgaz maliyetlerini görmezden gelirsek, bu sorunu çözmemiz mümkün değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et sorununa başka bir açıdan bakalım. Et fiyatları 750 TL yerine 400 TL olsa, tüketicinin daha fazla et tüketebileceğini mi düşünüyorsunuz? Bu maaşlarla, yüzde 10 zammı garantileyen memur mu, yoksa her zam döneminde köksüz aylığı yüzünden 12 bin 500 lira ücretle geçinen on beş milyon emekli mi daha fazla et yiyebilecek? Burada maaşları TÜİK verilerine göre belirleyen bakanlıkların sorumluluğu nerede?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Hibrit Tohum Tartışmaları</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tohumculukta dışa bağımlılık ve hibrit tohum ürünlerine yönelik eleştiriler de önemli bir gündem. Ne yazık ki halk, hibrit tohum ile GDO’lu tohum arasındaki farkı bilmiyor. Bu bilgi eksikliğini gidermek, yalnızca bakanlığın değil, tohumculuk sektörünün de görevi. Ancak sektör temsilcilerinin bu konuda yetersiz kaldığını görmekteyiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Tarım Bitti!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Söylemini sıkça duyuyoruz. Bakan bey, rakamlarla bu iddiayı çürütmeye çalışıyor. Ancak soruyu <strong>küçük üreticilerin zor durumda olduğunu, maliyetlerini karşılayamadığı şeklinde sorduğumuzda</strong> alınan yanıtlar yeterli değil. Destekleme modelleri açıklanıyor, ancak verilen taban fiyatlar maliyetleri karşılamıyorsa bu nasıl bir çözüm olabilir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mesela ekmeğin fiyatını düşünelim. Un maliyeti yüzde 30 iken, diğer yüzde 70’i oluşturan maliyet faktörlerini neden görmezden geliyoruz? Buğday üretimimiz belli bir seviyede olduğuna göre, alım garantili bir destekleme modeliyle bu sorun çözülmez mi? Rusya bize buğday vermese ne yapacağımızı daha önce görmedik mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Domates 10 TL’den 100 TL’ye Nasıl Çıkıyor?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Antalya’da 10 TL’ye alınan domatesin markette 100 TL olması, üretici ile tüketici arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. İşçilik, paketleme, enerji maliyetleri, nakliye ve vergiler konuşulmadan bu sorunu nasıl çözeceğiz? Tarım Bakanlığı’nın denetimleri yeterli mi? Ceza kesmek yerine, tekrar eden durumlarda ticari izinleri askıya almak Tarımın işi mi Ticaretin mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Büyük Resmi Görmek Gerek</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Evet, tarımı eleştirmek kolay. Ancak büyük fotoğrafı da görmek zorundayız. Gıdanın, savaşlara sebep olabilecek kadar stratejik bir öneme sahip olduğunu anlamamız gerekiyor. Bu sorunların çözümü için yalnızca Tarım Bakanlığı’nı değil, diğer ilgili bakanlıkları da sorgulamalıyız. Fiyat artışlarında dünya birincisi olan bir ülkede, enflasyonla mücadele yalnızca tarımcının işi midir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ABD’yi yeniden keşfetmeye gerek yok. <strong>Yapılması gerekenler belli. Ancak bu işler için sakın kaynak sormayın, cevabım ağır gelebilir!</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Dec 2024 18:48:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım Bakanlığı Bütçesi: Üreticiye mi, Hazinenin Açıklarına mı?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-bakanligi-butcesi-ureticiye-mi-hazinenin-aciklarina-mi-222</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-bakanligi-butcesi-ureticiye-mi-hazinenin-aciklarina-mi-222</guid>
                <description><![CDATA[Tarım Bakanlığı Bütçesi: Üreticiye mi, Hazinenin Açıklarına mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Tarım Bakanlığı'nın bütçesi yine içler acısı!</strong> Bu bütçeyle istenilen çalışmaları yapabileceklerini düşünmek oldukça zor. Eğer önceki yıllarda bütçeler gerekli yerlere harcansaydı, bugün bu kadar çok sorunla karşılaşmazdık.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hayvancılık yol haritasında, ithalatın Et ve Süt Kurumu (ESK) eliyle aracısız yapılacağı belirtilmişti. Ancak sahada işler pek öyle yürümedi. <strong>Tarım sektörüyle ilgili yayın yapan Tarımdan Haber, taşıma sırasında üzerleri tezekli hayvanları gündeme getirdi.</strong> ESK, bu duruma dair zararların karşılanması için çalışmalar yaptığını duyurdu. Özel sektörden alınıp ESK’ya verilen ithalat izni sayesinde kilogram başı 2 doları aşan bir kâr sağlandığı belirtiliyor. Yıl sonunda ESK’nın 7 milyar TL’yi aşan bir kazanç elde etmesi bekleniyor. Bu kazancın, anaç hayvanların TİGEM üzerinden üreticiye dağıtımında kullanılması, böylece hayvan varlığımızın artırılması yönünde bir adım atılacağı düşünülüyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ancak böyle olmadı!</strong> 2005-2006 yıllarında çıkarılan düzenlemeler ve Derviş yasaları nedeniyle, KİT’lerin yıl sonu kârları hazineye devrediliyor. Bu devrin önüne geçmek için yeni bir yasa şart. Peki, özel sektörden alınıp devlet eliyle yapılan ithalatın kazancı üreticiye aktarılmayacaksa, bu süreç neden devlet kontrolünde gerçekleşiyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hazine de devletin, devlet zaten tarıma destek veriyor” diyenler olabilir. Ancak madem devlet eliyle yapılan her kazancı hazineye aktarıyoruz, o halde özel sektördeki stratejik gelir kapılarını da devlet eliyle değerlendirelim. Örneğin, madenlerimizi neden özel sektör yerine devlet işletmiyor? Altından mermerimize, toryumdan bora kadar milyar dolarlık yeraltı kaynaklarımızın yalnızca %2-3’ü devlete kalıyor. Buna rağmen KİT’lerden elde edilen gelir hazineye devrediliyor, ancak üreticiye yeterli kaynak sağlanamıyor. Bu anlaşılır bir durum değil!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Küçük Üreticiler Zor Durumda</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu yıl süt üreticilerine toplamda 5,8 milyar TL destek sağlanacak. Ancak süt üretimindeki artış, tüketim miktarları değişmediği takdirde ileride başımıza dert olabilir. Öte yandan, süt fiyatlarıyla ilgili mevcut destekleme modeli küçük işletmeleri daha da zorluyor. Ari çiftliklerde kaliteli süt üreten büyük işletmeler, sütlerini 21-22 TL’ye satabiliyor. Oysa küçük işletmeler 14 TL’ye mal ettikleri sütü 12-13 TL’ye bile satmakta zorlanıyor. Daha kötüsü, bu sütler süt tozuna dönüştürülüyor. Bu durum, küçük aile işletmelerini rekabette ayakta kalamaz hale getiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu noktada yapılabilecek şey açık: <strong>ESK ve TİGEM gibi kuruluşların yıl sonu kârları hazineye aktarılmak yerine, aile işletmelerine verilen süt desteği artırılmalı.</strong> Örneğin, şu an 1 TL olan prim, küçük üreticiler için pozitif ayrımcılıkla 2 TL’ye çıkarılabilir. Böyle bir düzenleme, küçük işletmelerin nefes almasını sağlayacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balıkçılıkta buna benzer bir örnek var. Büyük üreticiler kilogram başına 1,2 TL destek alırken, küçük ölçekli üreticiler (yıllık 50 ton altı üretim yapanlar) kilogram başına 1,8 TL destek alıyor. Bu hem üretimi hem de köyde kalmayı teşvik eden son derece doğru bir uygulama. Balıkçılıkta uygulanabilen bu yöntem, hayvancılıkta neden uygulanmasın?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Küçük Aile İşletmeleri Destek Bekliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye’de 1 milyon 120 bin büyükbaş işletmesinin yaklaşık 900 bini küçük aile işletmelerinden oluşuyor. Bu işletmeler, toplam hayvan varlığımızın %35’ine denk geliyor. Küçük işletmelerin yaşaması hem hayvancılığın sürdürülebilirliği hem de kırsal kalkınma için kritik önemde. Ancak bu işletmeler için süt kalitesini artırmaya yönelik söylenen destekler yetersiz kalıyor. Oysa sadece 1 TL’lik bir artış bile küçük üreticiler için büyük bir fark yaratabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sorularımız Yanıt Bekliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son olarak şu soruları sormadan edemiyorum:</span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şu anki destek rakamları yeterli mi?</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımda her şey kağıt üzerinde hesaplandığı gibi mi yürüyor?</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balıkçılıkta yapılan destek modeli, neden süt üretimi ve hayvancılıkta uygulanmıyor?</span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu sorulara yanıt bulmak, sadece üreticiyi değil, tüm ülkenin tarımsal geleceğini ilgilendiriyor. Unutmayalım, tarım politikalarında sürdürülebilirlik, stratejik bir zorunluluktur.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 11:17:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda Güvenliği Skandalı: Köfteci Meselesine Yeni Bir Bakış</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-guvenligi-skandali-kofteci-meselesine-yeni-bir-bakis-221</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-guvenligi-skandali-kofteci-meselesine-yeni-bir-bakis-221</guid>
                <description><![CDATA[Gıda Güvenliği Skandalı: Köfteci Meselesine Yeni Bir Bakış]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kamuoyunda çok konuşulan ve tartışmalara yol açan köfteci meselesini farklı bir açıdan değerlendirmek istiyorum. İki şubede domuz ürününün tespit edilmesi, üstelik bu durumun bir değil iki kez tekrarlanması, birilerinin ciddi bir ihmalinin göstergesi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak burada dikkat edilmesi gereken noktalardan bazılarının altını çizmek istiyorum. Birisi, bazı kişilerin %0,1 oranındaki tespitin sadece cihazın hassasiyetine bağlı olduğunu unutarak durumu hafife almaları. Oysa bu oran, gıdaya katılan domuz katkısının miktarını değil, cihazın ne kadar hassas olduğunu ortaya koyuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diğeri, Cezalar kesiliyor, tahliller doğru, fakat firmanın geleceği riske atılmasın diye üçüncü tespitten sonra ancak savcılığa suç duyurusu yapılabiliyor. Tüm bu süreçleri göz önüne aldığımızda, “<strong>Bu firmalar neden kapatılmıyor?</strong>” sorusu gayet yerinde değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım ve Orman Bakanlığı, 5996 sayılı kanunda değişiklik yaparak taklit ve tağşiş ürünlerle ilgili cezaları artırdı. İlk tespitte en az 262.477 TL, üst sınırda ise 2.624.822 TL ceza kesiliyor. İkinci tespitte bu rakam 5.249.641 TL’ye çıkıyor. Üçüncü tespitte ise savcılığa suç duyurusunda bulunuluyor ve bu firmaların beş ila on yıl arasında sektörden men edilmesi talep ediliyor. Ancak dikkat çekici olan nokta, bu ağır para cezaların uygulanmasına rağmen, aynı sorunun tekrar yaşandığında 3.tespit sonrası, savcılığa suç duyurusunda bulunulmasına da rağmen hiçbir firmanın kapatılmaması! Siz hiç bu yüzden kapısına kilit vurulmuş bir firma gördünüz mü? Duydunuz mu? Bakanlığın gücü bile belli bir noktaya kadar yetiyor, çünkü kapatma yetkisi onların elinde değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha da vahim olan ise, bu firmaların isim değiştirerek yeniden sahaya dönmesi. Üstelik bazı marketlerin, bu firmaların sorunlu üreticiler olduğunu bildikleri halde, kanunun açıklarından faydalanarak, ürünlerini raflarına koymaya devam ediyor olmaları daha da büyük sorun değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ucuz ürün peşinde olan marketler</strong>, halkın sağlığını ikinci plana atıyor. Bir Grosmarket müdürüne, 5 litresi 600 liraya satılan zeytinyağı üreticisinin İzmir’de defalarca ceza yediğini söylediğimde, “<strong>Biz ticari satışına izin var mı ona bakarız</strong>” diyerek aslında müşterilerine nasıl baktıklarını açıkça göstermişti bana.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burada gıdada etkin denetimin yanında, caydırıcı cezaların da uygulanması gerektiği açık. Ekonomik gerekçelerle de olsa, halkın sağlığıyla oynayanların, raflarına bu kadar rahat koymaları! <strong>Bunun bir bedeli olduğunu bilmesi, görmesi gerekmez mi?</strong> Çünkü marketin bu konuda da bir sorumluluğu yok! En çok rafından toplanıp üreticiye geri iade ediyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım bakanlığı gıda denetimi yaparken, Ticaret ve Adalet Bakanlıklarının da eşzamanlı vazifelerini yapması gerekiyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 10:04:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda da dengesizlik oyunları kimler için?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-da-dengesizlik-oyunlari-kimler-icin-220</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-da-dengesizlik-oyunlari-kimler-icin-220</guid>
                <description><![CDATA[Gıda da dengesizlik oyunları kimler için?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pandemiyle başlayan, ardından ekonomideki sıkıntılarla derinleşen sorunlar, ülkede çarkların her yerde aksamasına yol açtı. Giderek kötüleşen ekonomik şartlar, toplumun birçok kesimini zorluyor. Gıdaya ulaşamamak her şeyi yaptırır derler ya, işte o noktaya geldik. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir TV programında, sunucunun “<strong>Kıymayı 300 TL’ye alamaz mıyız kasaptan?</strong>” sorusuna, Tarım Bakanı Sn. Yumaklı'nın cevabı gayet netti: “Biz eti kasaba kadar getiriyoruz. Ancak kira, SSK, vergi, personel, elektrik gibi giderlere müdahale edemeyiz.” Bu açıklama, maliyetlerin tek sorumlusunun bakanlık olmadığını ifade ediyordu. Ancak Ticaret Bakanlığı, birçok yerde olduğu gibi bu konuda da üzerine düşeni yapıyor mu konuşulmalı!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hayvancılık sektöründe ithalatı ESK’nun yapması kararı alındı. Ancak bu durum, daha önce bu işi yapanların tepkisini çekiyor. İthalat lobisi ve bürokrasinin perde arkasında gerilim yaşanması muhtemel. Yalnızca ithalat lobisi değil, büyük gıda firmalarının da bu durumdan rahatsız olduğunu söylemek yanlış olmaz. Atalarımız “Bal tutan parmağını yalar” demiş, ancak bu söz adeta “<strong>imkânı olan herkes hırsızlık yapar</strong>” anlamına gelmiş gibi!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ülkemizdeki bürokratik dengeler de, işlerin yolunda gitmesini zorlaştırıyor. Ocak ayında hayvancılık sektörüne dair planlar açıklandı. Bölgelere uygun damızlık hayvanların yurtdışından getirilip küçük üreticiye dağıtılacağı söylendi. Ancak, bu planın hayata geçmesi bile 10 ay sürdü. Ekim ayında Iğdır’da nihayet bir hareketlilik gördük. Peki, bu 10 aylık gecikmenin sebebi neydi? Kimler sorumlu? İçerideki hayvan varlığını artırmanın üç yıl süreceği söylenirken bu gecikmenin izahı ne olabilir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çiftçilerin tepkisi de giderek büyüyor. Özellikle domates üreticileri, ürünlerini ya satamıyor ya da çok düşük fiyatlara satmak zorunda kaldılar. Ürünler ellerinde kaldığı için bakanlığın müdahale ederek ürünleri satın alması gerektiği düşünülüyordu. Ancak bu müdahale de gerçekleşmeyince çiftçiler daha da tepkili hale geldi. Geçen sene domatesin para etmesi nedeniyle fazla üretim yapılmış olabilir. Peki, bu durum zamanında takip edilemedi mi? Bakanlıkta alıp değerlendirme gücü olan müdürlükler, fazla üretilen bu domatesin en azından bir kısmını alarak çiftçilerin yükünü hafifletemez miydi? Tarımda üretim planlaması da, bu jestle başlatılamaz mıydı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öte yandan, gıda denetimleri de sıkılaştırılmış durumda. Bazı firmaların bu denetimlerden memnun olmadığı ve bakanın görevden alınmasını istediği söylentileri yayılıyor. Denetimlerin nasıl yapıldığı sorgulanıyor. Örneğin, yüzlerce şubesi olan bir firmadan sadece iki noktadan örnek alınarak sonuç açıklanıyor. Peki, aynı dönemde diğer illerdeki şubelerden de numune alındı mı? Sonuçları nasıl? Alınmadıysa bunun sebebi soruldu mu? Aynı süreçte, et temin merkezine gidildi mi? Türkiye’deki tüm şubeleri suçlanmış olmuyor mu? Bunca zamandır da listelerin açıklanmasına engel olan kim ya da kimlerdi? Ters yüz olan ekonomi yüzünden mi açıklanamadı yoksa? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şimdi bütün bunları üst üste koyduğumuzda, <strong>yapılabileceklerin yapılmadığı bir ortamda</strong>, birileri birilerine çelme takmaya çalışmıyor mu? Siyaset bu işlerin neresinde? </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın sunumuyla başlayan bakanlığın kitapçığındaki verilere göre, Türkiye'de aşırı yoksulluk sınırının altında kalan hanelerin sayısı 3 milyon 876 bin 933'e ulaştı.</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonuç olarak, ekonominin bozulduğu, alım gücünün düştüğü bu ortamda, çözüm bulamayan siyasiler ve diğer unsurlar, sistemin içine sızan fırsatçılara kapı açtı. Ancak hırsızı yanlış yerde aramayalım.&nbsp; Görünen o ki, gündem değiştirmek ya da ters giden işlerini düzeltmek için birilerini istemeyenler dış güçler değil, içeridekiler! </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kabine değişimi sorunu çözecek mi sizce?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Oct 2024 12:04:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda Güvencemize Tehdit: TAGEM Arazileri Üzerindeki Planlar</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-guvencemize-tehdit-tagem-arazileri-uzerindeki-planlar-219</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-guvencemize-tehdit-tagem-arazileri-uzerindeki-planlar-219</guid>
                <description><![CDATA[Gıda Güvencemize Tehdit: TAGEM Arazileri Üzerindeki Planlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Atatürk Orman Çiftliği, 52 bin dönümlük bir alan üzerine kurularak Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu’ya tarımsal üretimin nasıl yapılması gerektiğini öğreten öncü bir projeydi. Ancak zamanla, bu değerli araziler üzerine çeşitli kurumlar ve kuruluşlar tarafından binalar inşa edilmeye başlandı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bugün AOÇ’de tarıma elverişli ne kadar arazi kaldığını öğrenmek istesem de yetkililerden bilgi alamadım! Ancak şunu söyleyebilirim ki, bu tür işgaller her zaman, önce yolların açılmasıyla başlıyor!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günümüzde, Türkiye'nin dört bir yanında coğrafyamıza özgü ürünlerin ıslah çalışmaları yürüten <strong>Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü</strong> (TAGEM) var. İsmine çok aşina olunmasa da gelecekteki gıda güvencemiz için kritik çalışmalar yapan bir birim bu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Giresun’da fındık, Çukurova’da narenciye, Manisa’da üzüm, Konya’da buğday gibi birçok tarımsal ürünün ıslahı ve genetik üstünlüklerinin geliştirilmesi, TAGEM çatısı altında yer alan enstitülerde yürütülüyor. Her ne kadar enstitü isimleri farklı olsa da hepsi aynı çatı altında, yani TAGEM’in bir parçası.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Peki şu an bu enstitülerin durumu ne? </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Örneğin, <strong>Mersin Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü</strong>'nün içinden D-400 karayolu geçiyor. Üstelik kuzeyde otoban, mahalleler arası yolları da var. Tüm bu yollar yetmiyormuş gibi şimdi fotoğrafta görülen kalın kırmızı çizgi, yeni bir yol inşasını gösteriyor. İki yol arasında 1000 dönümlük bir arazi sıkışıp kalıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gazeteci <strong>Abdullah Ayan</strong>, bir köşe yazısında bu arazilerin korunması gerektiğini ve ekolojik değerini vurgulamıştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Deprem bilimci Ahmet Ercan da Akdeniz kıyısındaki şehirleşmeyi sert şekilde eleştirmişti. Tüm bu uyarılara rağmen, yıllardır tarım bürokrasisinde karşı çıkmalarına rağmen, bu yollar açılıyor! </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu araziler üzerine yeni binalar mı inşa edilmek isteniyor? Yoksa Toroslardan Alata’ya kadar uzanan buhar enerjisi üzerine mi bir plan yapılıyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Giresun’daki Fındık Araştırma Enstitüsü</strong>; dünya çapında en kaliteli fındık üretilen memleketin, fındık geliştirme merkezi. Ancak ilginçtir ki, burada da bir yol inşaatı başlıyor. Mahkeme durdurma kararı vermesine rağmen yol yapımı devam ediyor ve açılıyor!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konya Bahri Dağdaş Enstitüsü ise tarla bitkilerinin ıslah merkezi. “<strong>Taner Buğdayı</strong>” gibi Kuraklığa dayanıklı buğday çeşitlerinin çalışmalarının yapıldığı bu merkezde de benzer bir durum yaşanıyor. Önce şehir hastanesi, ardından 2 bin, sonra da 10 bin dönümlük araziler üzerinde hesaplar yapıldı. Konya milletvekilleriyle bu konuda TBMM kulislerinde tartışmalar bile yaşadım. Şimdilik bu arazilere yönelik planlar durdurulmuş durumda. Ancak ne kadar daha dayanır bilinmiyor!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yalova, Sakarya ve Türkiye’nin pek çok yerinde TAGEM’e ait enstitülerin arazileri benzer tehditlerle karşı karşıya. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Asıl sorumuz şu: </span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Dünya ile rekabet edebilmek için AR-GE’ye ihtiyacımız varken, bu enstitülerin sahip olduğu özel arazilere neden göz dikiliyor? </strong></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>TAGEM, geleceğimizin gıda güvencesi değil mi? </strong></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İnşaat arazisi her zaman bulunur, ama böyle tarım arazilerini nereden bulacağız? </strong></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Özellikle siyaset neden bu kıymetli tarım arazileriyle bu kadar ilgileniyor?</strong></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bakanlık buraların korunmasını daha sıkı tutması gerekmiyor mu?</strong></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Oct 2024 17:19:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çiftçi Borçları Gölgesinde Planlı Üretim: Barut Yeterli mi?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ciftci-borclari-golgesinde-planli-uretim-barut-yeterli-mi-218</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ciftci-borclari-golgesinde-planli-uretim-barut-yeterli-mi-218</guid>
                <description><![CDATA[Çiftçi Borçları Gölgesinde Planlı Üretim: Barut Yeterli mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzun süredir beklediğimiz ve aslında tarım için gerekli olan planlı üretim, nihayet hayata geçiriliyor. Ülke olarak yıllardır patates ve soğan gibi ürünlerde yaşadığımız arz-talep dengesizliği, her iki yılda bir tekrarlanır hale gelmişti. Bir yıl yüksek kazanç sağlayan ürün, ertesi yıl sokaklarda çöp olarak toplanıyordu. Tarım ve Orman Bakanlığı için bu kararı almak kolay olmadı, kabul etmek gerek. Suya göre üretim planlaması başta Konya gibi su sıkıntısı çeken bölgelerde tepkiye neden olacaktı. Ancak, sorunun kronikleştiği bu noktada radikal kararlar almak, geç de olsa önemliydi. Bakan Bey’in de vurguladığı gibi, bu kararın en somut örneği Konya’daki üretim düzenlemelerinde görüldü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Destekler ürün bazında artırıldı, ancak Türkiye genelindeki 24 milyon hektar ekilebilir arazinin sadece 100 bin dönümünde organik gübre kullanımı üzerine odaklanmak, ayrıntılar arasında boğulmamıza neden olmamalı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/4abbad16-f5ca-4786-9144-ed72a47d08b3.jpeg" style="height:433px; width:640px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım yazarı Gazi Kutlu’nun Orta Vadeli Program'da (OVP) içeriğinde dile getirdiği bakanlık bütçesi, kısa vadede büyük sorunlara yol açabilir gibi görünüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Basın toplantısında Bakan Bey’e sorduğum, “Çiftçilerin 500 milyarı aşan borçlarının faiz ve ana para ödemeleri konusunda kolaylık sağlanabilir mi?” sorusuna yanıtı son derece netti: “Böyle bir çalışma yok.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balıkçılık, su ürünleri ve hayvancılık konularında yürütülen planlama çalışmalarının dokuz ayda ulaştığı noktayı sorduğumda ise, şap hastalığı ve kasap fiyatlarının artık gündem dışı kaldığını, balıkçılıkta getirilen kotalarla hamsi avcılığının %65'lik bir paya ulaştığını ve toplam av miktarının 400 bin ton olduğunu belirtti. Ayrıca, Hazine arazilerini kullanan çiftçilerin de desteklerden yararlanacağını ikili konuşmada öğrendim. Destek verilen ürünlerin organize sanayi bölgeleriyle entegre edilmesi de dikkat çeken bir ayrıntı. Ancak verilecek desteklerin, bugünkü TÜİK verilerine göre hesaplanan güncel girdi maliyetlerine göre düzenlenecek olması, maliyet hesaplamaları konusunda bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.</span></span></p>

<p><em><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birkaç önemli noktayı tekrar vurgulamak isterim:</span></span></strong></em></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1. Su odaklı bu çalışmada, basınçlı sulama sistemlerine verilen desteklerin açıklanmasının hemen ardından sanayicilerin bu sistemlere zam yapmasının önüne geçilebilecek mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2. A ürünü eken bir üreticinin 10 TL kazandığı bir durumda, B ürününü ekmesi istendiğinde aynı kazancı sağlayabilecek mi? Verilen destekler bu farkı kapatabilecek mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3. Ürünlerin yeterince para etmediği ve çiftçilerin sermaye sıkıntısı çektiği bu dönemde, bir de sırtında büyük bir kambur olarak duran borç yükü halledilmeden, planlı üretime katılımı kolaylaştırmak nasıl olacak? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zamanında bir padişah vezirine kaybedilen savaşın nedenlerini sormuş. Vezir, “Barut yoktu,” deyince padişah, “Diğer nedenleri saymana gerek yok,” diye yanıt vermiş. Çiftçinin barutunun kalmadığını görmek lazım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çiftçi günün sonunda cebine girene bakıyor. Yeterli bütçe olmadan yapılan çalışmalar, barutu olmayan bir silaha benzer…</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/c82ad8a3-61a4-4ce2-a28c-a6f326ed493b.jpeg" style="height:435px; width:640px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Sep 2024 15:15:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fiskobirlik Bitirilmek mi İsteniyor?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/fiskobirlik-bitirilmek-mi-isteniyor-217</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/fiskobirlik-bitirilmek-mi-isteniyor-217</guid>
                <description><![CDATA[Fiskobirlik Bitirilmek mi İsteniyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Çay sezonunun ardından fındık hasadı dönemi de başladı. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, fındık fiyatları üzerine yapılan tartışmaları anlamsız buluyorum. Çünkü fındığın değeri, bahçeden toplandığı an değil, katıldığı çikolatanın fiyatı üzerinden değerlendirilmelidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Geçmişte, Fiskobirlik fındığı üreticiden alıp değerlendiriyordu. Ancak son yıllarda, Fiskobirlik daha çok yöneticilerinin maaşları ve gayrimenkul satışlarıyla gündeme geliyor. Bu konuya fazla girmek istemiyorum çünkü Fiskobirlik Başkanı Lütfü Bayraktar ile bu konuda konuşma fırsatım oldu. Satılan mülklerin değerleri, elde edilen gelirlerin nereye harcandığı gibi konularda kamuoyunu tatmin etmeyen, ancak hukuki açıdan açıklanabilir olan bazı bilgileri paylaştı. Örneğin, Altaş gibi mülklerin değerinde satılıp satılmadığı, depolarda kalan 103 bin ton fındığın akıbeti gibi sorulara yanıt verdi. Bu açıklamalar günün şartlarına göre uzmanlar tarafından değerlendirilmelidir. Usule aykırı bir durum varsa, elbette hesabı sorulmalıdır. Ancak görünüşe göre, tüm bu işlemler hukuka uygun şekilde gerçekleşmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Gelelim asıl meseleye:</span></em></strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif"> Fındığın ve fındık üreticisinin gerçek sahibi olması gereken Fiskobirlik’in geleceği ne olacak? Birliği bitirmek mi istiyorlar, anlamak zor. Fındık alımı, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO) verildi. TMO, bu işlemi hazine desteğiyle yapacak. TMO, bu işi yıllardır başarıyla yürütüyor. Hatta bu yetkiyi biraz daha genişletip, kayısıyı da üzümü de TMO'ya aldıralım, sorun yok!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Ancak burada asıl soru şu: Aynı kaynaklarla Fiskobirlik bu alımları gerçekleştiremez miydi? </span></em></strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Günümüzde tarımın her alanında uzmanlaşma söz konusuyken, fındık gibi Türkiye için stratejik öneme sahip bir üründe bu uzmanlaşmanın gereksiz görülmesi mantıklı mı? Gıda sektöründe tuz üretenle buz üreten aynı mı? Herkes kendi işini yapmalı! Fiskobirlik’in sermayesi yok deniyor, ama zaten kaynak hazine tarafından sağlanıyor. Markalaşmaya yönelik destek verilse, bu kaynakların malum firmalara peşkeş çekilmesine gerek kalır mı? Burada peşkeş kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü Karadeniz’de 130 liraya kapanan bir çuval fındık, yurtdışında 13 bin liraya satılıyor!</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Mesele fındığın taban fiyatının 130 lira mı, muhalefetin istediği gibi 175 lira mı olması gerektiği değil; mesele, işlenerek ülke ekonomisine nasıl daha fazla katkı sağlanacağıdır. Mecliste Trabzon Milletvekili Salih Cora ile bu konuyu konuşmuştum. "TOGG'u yapabildiysek, fındığı işleyip marka ürünler yapamaz mıyız?" diye sormuştum, o da haklı olduğumu belirtmişti. Bölgenin siyasetçileri de bu durumun farkında.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Sonuç olarak, fındığın ve üreticisinin gerçek sahibi olması gereken Fiskobirlik’in, TMO’ya verilen destek gibi bir destekle yeniden ön plana çıkarılması gerekiyor. Uzun yıllardır gerileyen Fiskobirlik’in, yeniden uzmanlık alanına geri dönmesi sağlanmalı. Çukobirlik’in düştüğü duruma düşmek istemiyorsak, Fiskobirlik’i yeniden ayağa kaldırmamız şart. Çukobirlik’in fotoğrafına bakıp ibret alalım!</span></em></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/1(2).jpg" style="height:800px; width:593px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/2(2).jpg" style="height:800px; width:591px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/3(2).jpg" style="height:800px; width:600px" /></span></em></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 16:15:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım Kredi Süt ve Aynes: Üretimde Yeni Bir Dönem Başlıyor</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-kredi-sut-ve-aynes-uretimde-yeni-bir-donem-basliyor-216</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-kredi-sut-ve-aynes-uretimde-yeni-bir-donem-basliyor-216</guid>
                <description><![CDATA[Tarım Kredi Süt ve Aynes: Üretimde Yeni Bir Dönem Başlıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Denizli'nin Acıpayam ilçesindeyiz. Süt sektörünün yaz aylarında yaşadığı krizin çözüm yollarını aramak için buradayız. Tarım Kredi'nin kısa süre önce bünyesine kattığı Aynes markasının merkezindeyiz. Üretimin yapıldığı her yerde, üretilen ürünlerin sanayisinin de olması gerektiğini her fırsatta vurguladık ve şimdi bu görüşün bir örneğini yerinde inceliyoruz. Tarım Kredi Süt Genel Müdürü Abdullah Oğul ile bu konular üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Sorularımızı kendisine yönelttik, yanıtlarını ise sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak lütfen yazının sonundaki değerlendirmeme özellikle dikkat edin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/1(1).jpg" style="float:left; height:353px; width:320px" />Tarım Kredi Süt ve Aynes: Yolculuk Nasıl Başladı?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Öncelikle, Tarım Kredi Süt ve Aynes’i tanıyalım. Denizli'nin Acıpayam ilçesinde bulunan ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından yönetilen Aynes Gıda, Kasım 2022’de Tarım Kredi Grubu tarafından satın alındı. Tarım Kredi Süt olarak, Aynes markasını koruyarak faaliyetlerimize devam ettik ve ilk yılda süt alım miktarımızı iki katına çıkararak 800 ton/gün seviyesine ulaştık. Çiğ süt toplama, yem ve süt üretim iş birimlerimizle koordineli bir şekilde çalışarak, süt değer zincirini en verimli şekilde kullanmak için gece gündüz demeden çaba gösteriyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Süt Alım Kapasitesi: Hangi Noktasındanız?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Tarım Kredi Süt olarak dört farklı lokasyonda üretim yapıyoruz. Denizli Acıpayam’daki tesisimiz modern ve en büyük kampüsümüz olma özelliğini taşıyor. Ayrıca Eskişehir, Erzincan ve Sivas fabrikalarımızla birlikte günlük 1.350 ton çiğ süt işleme kapasitemiz bulunuyor. Günlük 700 ton yem üretim kapasitemiz sayesinde, sütünü aldığımız üreticilere aynı zamanda yem de temin ederek üretim kalitemizi güvence altına alıyoruz. Bu şekilde hem tedarikçi hem de satıcı konumunda bulunuyoruz ve üreticilerimize yerinde beslenme ve hijyen desteği sağlayarak, üretilen sütün verim ve kalitesini artırıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Üretici Sayısı ve Süt Alımı: Geniş Bir Ağ</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Bölgedeki 6.000 üreticiden 236 süt toplama merkezi aracılığıyla çiğ süt alıyoruz ve işliyoruz. Üreticilerimizin yaklaşık %35’i genç ve kadınlardan oluşuyor. Denizli, Burdur, İzmir, Aydın, Muğla, Antalya gibi illerden merkez fabrikamıza; Eskişehir, Sivas ve Erzincan’dan ise diğer tesislerimize süt alımı yapıyoruz. Tesisimize günde 40-50 tanker süt gelirken, 30-35 tır da ürün çıkışı yapılıyor. Tarım Kredi Süt olarak sağladığımız istihdam ve oluşturduğumuz ekonomik iklimle, bölgede 60 binden fazla haneye katkı sağlıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Süt Alımında Dikkat Edilen Kriterler: Kaliteden Taviz Yok</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Süt alımında mikrobiyolojik ve kimyasal kriterlere büyük önem veriyoruz. Antibiyotik, aflatoksin, toplam canlı ve somatik hücre gibi mikrobiyolojik kriterler, yağ, protein ve kuru madde gibi kimyasal değerler titizlikle kontrol edilerek tedarik sağlanıyor. Sözleşmeli üretim modeliyle çalıştığımız üretici ortaklarımızın sütünü, arzın fazla olduğu ve talebin azaldığı dönemlerde de alarak bölge üreticisini destekliyor ve üreticinin mağduriyetini ortadan kaldırıyoruz. Tesisimiz bayramlar dahil olmak üzere yılın 365 günü kesintisiz olarak çalışıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Üretim Çeşitliliği ve Pazar: Geniş Ürün Yelpazesi</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">12 kategoride, 200'ün üzerinde ürün çeşidi üretiyoruz. Peynir, yoğurt, ayran, UHT süt gibi ürünlerimizi 40.000 noktada satışa sunuyoruz. Tarım Kredi marketleri birinci müşterimiz olup, tüm ulusal marketlere de kendi markalarında ürünler üretiyoruz. Aynes, bizim diğer markamız olarak tüm müşterilerimize hizmet veriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">İstihdam: Kadın Gücü ve Yerel İstihdam</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">1.000 kişiyi aşkın çalışanımızın yaklaşık %40’ı kadınlardan oluşuyor ve çalışanlarımızın %85’i Acıpayam Ovası’na yakın köy ve mahallelerden geliyor. Tarım Kredi Süt Müdürü Abdullah Oğul’un çalışmalarla ilgili açıklamaları bunlardı. Ancak bir tarım yazarı olarak, sizlerle esas paylaşmak istediğim konu şu:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Bir Tarım Yazarı Olarak Değerlendirmem</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Tarım Kredinin bu yatırımı çok önemli.Bu ve benzeri tesislerin varlığı, üretilenin yerinde katma değer sağlaması, bölgede üretimin artması ve dolayısıyla istihdamın oluşması açısından kırsal kalkınma modellemesinin doğru bir sonucu olarak değerlendirilmeli. Bu, köyden şehre göçün önlenmesi demektir. Köyde yaşamın şehirden daha ucuz ve kolay olması, insanların yaşam kalitesinin artması anlamına gelir. Planlı tarım, sahayı uzaktan değil, yakından takip etmek demektir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Aug 2024 14:51:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orman Yangınları: Tartışmaların Gölgesinde Kalan Gerçekler</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/orman-yanginlari-tartismalarin-golgesinde-kalan-gercekler-215</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/orman-yanginlari-tartismalarin-golgesinde-kalan-gercekler-215</guid>
                <description><![CDATA[Orman Yangınları: Tartışmaların Gölgesinde Kalan Gerçekler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Yine mevsimlerden yaz yine orman yangınları her yerde! Önceki yıllarda olduğu gibi. Üstelik bu sene daha fazla alanda yanıyor ciğerlerimiz. Ancak buna rağmen düne göre bir fark var. Nedir biliyor musunuz? Medyada daha az tartışılıyor! Gündemimizde daha az yer alıyor dolayısıyla. Buna sebep, ekonomiyi tartışmaktan sıra diğer sorunlara gelmiyor da diyebilirsiniz. Ancak bir gerçek var ki, alanı ormancılık olmayan insanların, yangını konuşmadıklarında, işi bu olanların daha rahat çalıştığını görüyoruz. Yıllara göre orman yangınlarının sayıları ve etkileri tabloda görülüyor. Küresel ısınmanın etkisiyle de yüksek sıcaklıklar, düşük nem ve rüzgâr gibi faktörler, yangınların boyutlarını tahmin edemeyeceğimiz kadar artırıyor. Dediğim gibi çok daha zor bir dönemdeyiz ancak yangınlara müdahale konusunda da büyük tartışmalar yaşamıyoruz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Orman-yang%C4%B1n-istatistigi.jpeg" style="height:264px; width:640px" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Peki, geçen yıllarda neydi ekranların bu konuya odaklanma nedeni? Hatırlayalım Türk Hava Kurumu'nun (THK) üç yangın söndürme uçağının kullanılmaması üzerinden siyasiler tarafından başlatılan ciddi tartışmalar oldu. Bakanlar sahaya indi, ancak bazıları protesto edilmiş bir halde bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Televizyonlarda, alanı ormancılık olmayan kişiler tarafından yapılan tartışmalara tanık olduk. Beyin cerrahının müdahalesine herkes yorum yapamıyorsa, yangınla mücadeleye neden bu kadar karışıldı? Yangına müdahale daha az teknik bir konu muydu? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Öyle konuşmalara rastladık ki, doğanın asırlar boyunca oluşturduğu çam ormanları yerine zeytin veya ceviz ağaçlarından orman oluşturma çabalarını da gördük. O gün her şeye burnunu sokanların konuşmaları arasında, orman yangınları ile mücadele eden kadroların sözleri kayboldu gitti. Her yapılan doğru demiyorum. Ama bir yerdeki yangının rüzgarla metrelerce öteye attığı kıvılcımla başlayan yeni bir yangın gibi, olayın gerçeklerini savurduğu bu tartışmalara gerek var mıydı? İşin sahiplerine, uzmanlarına&nbsp; “sen sus ben konuşacağım” dercesine ekranları doldurmak, neyin kafasıydı?&nbsp; THK'nin üç hurda uçağını tartışmaya harcadığımız eforu, çözüm odaklı çalışmalara harcasaydık daha iyi sonuçlar almaz mıydık? O gün tartışma konusu olan uçaklardan biri bu seneki yangınlarda kullanılmaya kalkınca, kısa sürede de düştü. Kısaca bu tartışmaları o gün yönetemedik! </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu dönemde yapay zekâ ile bir yangının olası zararları önceden tespit edilip, ona göre önlemler alınan bir yöntem geliştirildi. Yangının merkezinden çıkan bir kıvılcımın, rüzgarın etkisiyle gidebileceği noktalar, yayılabileceği alanlar ve benzeri birçok sorunun cevabını kısa sürede tespit eden bir sistem kurdu Orman Genel Müdürlüğü. Böylece yangın alanlarına müdahale stratejilerini geliştirmeye çalışılıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Orman yangınlarında uçak ve helikopterlerin etkisini de konuşalım. Yangınlardaki etkileri ilk saat diliminde görülüyor. Sonrasında asıl söz yer ekiplerine kalıyor. Siz yangını haberlerde gördüğünüzde, havadan müdahalenin etkisi zaten azalmış oluyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Sonuç olarak, "Ekmeği fırıncıya ver, 1 TL da üstüne ver" derler. Orman yangınlarına müdahaleyi, stratejisini ve diğer teknik konuları bilen uzmanlara bırakalım. Onlara üstüne bir lira vermeye bile gerek yok!</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jul 2024 08:39:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Korkuteli ve Elmalı&#039;da Tarım ve Hayvancılığın Zorlukları: Üreticilerin Sesi</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/korkuteli-ve-elmalida-tarim-ve-hayvanciligin-zorluklari-ureticilerin-sesi-214</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/korkuteli-ve-elmalida-tarim-ve-hayvanciligin-zorluklari-ureticilerin-sesi-214</guid>
                <description><![CDATA[Korkuteli ve Elmalı'da Tarım ve Hayvancılığın Zorlukları: Üreticilerin Sesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Korkuteli’nde Buğday Hasadı: Mehmet Tiryaki ile Sohbet</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu hafta, Antalya’nın yaylalık önemli ilçelerinden Korkuteli ve Elmalı’dayız. Bu bölgelerde yazlık seracılık, küçükbaş hayvancılık ve buğday ekimi yapılıyor. Korkuteli'nde hem üretici hem de işin ticaretini yapan Tiryaki Tarım firmasının sahibi, Mehmet Tiryaki ile beraberdik. Kendisiyle Korkuteli’ndeki üretim hakkında konuştuk.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Korkuteli, 1000 ile 1600 metre yükseklikte bir ilçe. Haziran 20’de başlayan hasat, Ağustos 10’a kadar sürüyor ve yaklaşık 40 gün sürüyor. İlçede ağırlıklı olarak makarnalık buğday üretiliyor, buğday üretimi yıllık ortalama 20.000 ton civarında. Bu yıl makarnalık buğdayın kilosu 9 TL, ekmeklik buğdayın kilosu ise 8 TL civarında. Ancak sertifikalı tohum kullanımı sadece %10-15 oranında. Mehmet Tiryaki, bu durumun kalite ve verimi düşürdüğünü, dolayısıyla fiyatlarında da değişkenlik gösterdiğini belirtiyor. Bakanlıktan, kaliteli sertifikalı tohum desteği ve üreticinin bilinçlendirilmesi konusunda daha fazla çalışma yapılmasını istiyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bölgenin coğrafi şartlarından dolayı üretim zor. Engebeli ve bölünmüş arazilerde verim, kimi yerde dönüme 600-700 kg iken kimi yerde 150-200 kg’a düşebiliyor. Ayrıca bu yılki kuraklık, ürünlerde yanık sorununa yol açmış. Sulama teknolojisi yeterince kullanılmıyor ve TARSİM sigortası yaygın değil. Bu sorunlar, aslında tüm Anadolu’nun ortak sorunu. Korkuteli gibi Anadolu’da yüzlerce nokta olduğunu da düşünürsek, toplam rekoltede bu yerlerin yazlık üretimlerinin önemi daha da artmıştır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Korkuteli’nde ciddi bir domuz zararlısı problemi de var. Bu zararlı, toplam arazinin %20’sinin ekilememesine sebep oluyor ve ekilen alanlarda da ciddi zarar veriyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Elmalı’da Küçükbaş Hayvancılık: Çoban Osman Taşçı ve Murat Aslan ile Röportaj</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Elmalı’da küçükbaş hayvan pazarındayız ve neslinin son temsilcilerinden çoban Osman Taşçı ile birlikteyiz. Bakanlığın damızlık birlikleri vasıtasıyla yaptığı ‘elit proje’ kapsamında destek alan Taşçı, bu projede belirli cins tekelerle çiftleştirilen 20-30 dişi koyunun genetik olarak takip edildiğini ve ikizlilik oranlarından süt verimine kadar verilerin izlendiğini anlatıyor. Ancak bu tür projelerin sonuçlarını takip etmek ve üreticinin pazarlamasına katkıda bulunmak gerekiyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Elmalı’da ciddi kuraklık, taş ocakları ve bazı özel GES projeleri gibi sorunlar mevcut. Antalya Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeliha Öztürk, canlı kesim fiyatlarını 330-350 TL bandında açıklamış. Ancak tüketicinin de zorda olduğu bir dönemde, üretici, Elmalı’da bu fiyatların 250 TL’ye kadar düştüğünü belirtiyor. Et ve Süt Kurumu’nun açıkladığı bayram sonrası fiyatlar da üretici için yetersiz kalıyor. Çoban Murat Aslan ise Elmalı ile Kumluca’nın yaylası arasındaki 3 km mesafeye yol açılarak, yâda küçük bir kanal açılarak, su sorununun çözülmesi gerektiğini söylüyor. Eskiden köyde 35-40 sürü varken, bugün bu sayı 6-7’ye düşmüş durumda.&nbsp; SGK’nın bir kısmını değil tamamını ve yemde de destek oranının artması lazım diyen Murat Aslan, bu gidişle çobanlığı belgesellerde seyrederiz dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-Antalya-Ziyareti-WhatsApp%20Image%202024-06-18%20at%2015_21_02.jpg" style="height:353px; width:640px" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Küçük Ama Önemli Bir Not:</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Elmalı Küçüksöğle köyünde üretilen ve keçi sütünden yapılan Söğle peyniri, tulumlara basılarak 2000 metre yükseklikteki kuyularda bekletiliyor ve Ekim ayında satışa sunuluyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Sonuç: Üreticilerin Desteklenmesi Gerekiyor</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Korkuteli ve Elmalı'daki üreticiler, tarım ve hayvancılığın zorluklarına karşı direnmeye çalışıyor. Hem buğday üreticileri hem de küçükbaş hayvan yetiştiricileri, karşılaştıkları sorunları aşmak için destek bekliyor. Bölgesel şartlara uygun fiyatlandırma ve yeterli destek sağlanmadıkça, üreticilerin tarım ve hayvancılıktan uzaklaşması kaçınılmaz görünüyor. Bu zorlukları aşmak ve üreticilerin sesine kulak vermek, ülkemizin tarım ve hayvancılık geleceği için kritik öneme sahip.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Jun 2024 16:09:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çayın dumanı hala tüterken</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/cayin-dumani-hala-tuterken-212</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/cayin-dumani-hala-tuterken-212</guid>
                <description><![CDATA[Çayın dumanı hala tüterken]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Geçen hafta, Karadeniz’in iki önemli tarım ürünü olan çay ve fındığın nabzını tutmak için Rize ve Trabzon’daydım. Rize’de, çay taban fiyatlarının yetersizliğine karşı düzenlenen mitingde, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in yanı sıra, emeğinin karşılığını isteyen çay üreticileri de vardı. Her üretici, maliyetlerin arttığı ve karşılığının yetersiz kaldığı konusunda hemfikir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Geçmişte, 1 kilo çayın 1 kilo zeytinle eş değer olduğu günleri hatırlatan yaşlı üreticilerle de sohbet ettim. Gerçi o zamanlar sadece çayın en üstteki uç yaprakları toplanır, ahşap kasalarda alım yerlerine getirilirmiş. Bugün, eğer aynı kalitede çay toplansa, fiyatının 3-4 katına çıkması gerektiği konusunda da hemfikirler. Nasıl buğdayda protein oranına göre alım yapıldığı gibi çayda da içeriğine göre fiyat uygulaması gerekli diye düşünüyorum. Yoksa çayın yaprağı, odunu sapı her şeyiyle birlikte kiloya gelir alıcısı da ona göre hareket eder.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Yabancı markaların “İyi tarım” adı altında bölgede yapılan çalışmaları, kaliteyi artırma çabası olarak görülse de fındığın başına gelenler yarın çaya da gelmesin. Gübre, mazot, işçilik gibi maliyetler hesaplandığında, asıl mesele üreticileri köylerinde tutmak, geçimlerini sağlamak ve sosyal yaşantılarını sürdürebilecekleri bir ortam yaratmak olmalı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Çay sektörünün temel sorunu, diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi, markalaşma. Hatta kendi havayollarımızda bile yabancı markalı ürünler tercih ediliyorsa, çayın pazarlama yolculuğu da en az çay tarlaları kadar zorlu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">ÇAYKUR, alımları kendi fabrikalarında işleyerek, hem yurtiçi hem de yurtdışı pazarlarda satışa sunuyor ve böylece bölgedeki üretimi desteklemeye çalışıyor. Organik çay fabrikasının da üretime dahil olduğu bölgedeki fabrikalar, ÇAYKUR’un Fiskobirlik’in akıbetine uğramaması için çaba gösteriyor. Neyse ki çayın dumanı hala tütüyor. Bu arada Ayderi, Trabzon Uzungöl’e çevirmeyelim lütfen!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun%20G%C3%B6ksel.jpg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Trabzon’a gelince, fındık bahçelerinde “samuray arısı” ile kahverengi kokarca zararlısına karşı biyolojik mücadele devam ediyor. Trabzon İl Tarım ve Orman Müdürü İsa Kaplan ile konuştuğumda, TAGEM tarafından desteklenen ve Samsun Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından yürütülen projenin, zararlı popülasyonunu kontrol altına almayı hedeflediğini öğrendim. Bu çalışma, fındık başta olmak üzere birçok tarım ürününü korumayı amaçlıyor. Bitki koruma uzmanları, kahverengi kokarca ile ilgili bu sürecin önümüzdeki 10 yıl boyunca dikkatle takip edilmesi gerektiğini söylüyorlar. Anadolu’ya yayılmadan bu zararlıyı Karadeniz’de durdurmak gerekiyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun%20G%C3%B6ksel%20Trabzon.jpg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Jun 2024 14:38:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fiskobirlik Krizi: Tarım Birliklerinin Sonu mu?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/fiskobirlik-krizi-tarim-birliklerinin-sonu-mu-211</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/fiskobirlik-krizi-tarim-birliklerinin-sonu-mu-211</guid>
                <description><![CDATA[Fiskobirlik Krizi: Tarım Birliklerinin Sonu mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Giresun’un yerel gazetesi Yeşilgiresun’un haberine göre Fiskobirlik, Giresun’daki taşınmazlarının satışına yönelik çalışmaları var. MHP milletvekili Ertuğrul Konal’ın da ne olursa olsun sattırmama konusunda önemli bir çıkışı oldu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu olay belki de aysbergin görünen kısmı olabilir mi? Ya da zurnanın zırt dediği yer? Derviş yasalarıyla STK’ların mal varlıklarını, kazançlarını hazineye devretme kararından belki de en çok etkilenen birliklerin başında Fiskobirlik. Bugün sermayesi kalmayan birliğin yerine,&nbsp; TMO’nun fındık aldığı bir ortamda, yoksa şu mu denecek; “Fiskobirlik’e gerek yok artık nasılsa içi boşaldı kapatalım. Tasarruf tedbirlerinden olarak da satalım!”&nbsp; Yine deli sorular geliyor aklıma;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Fındık üreticileri için kurulan Fiskobirlik’in, kuruluşundan bu yana satılan taşınmazları nelerdi? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu Satışlardan elde edilen gelir nereye kullanıldı?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">&nbsp;Bu satışlara rağmen neden birlik hâlâ ekonomi sıkıntı çekiyor?&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Tasarrufu burada mı arıyoruz?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Üretimden tasarruf olur mu? Lütfen bu soruları daha da geç olmadan cevaplarını bulalım. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">2007-2022 yılları arasında örneğin Ordu yağ tesisleri Altaş firmasına 51 milyon, Trabzon tesisleri 46 milyon, Fatsa tesisleri 22 milyona satılmış. Bunlar gibi onlarca yer var satılan! 2006 da alım yetkisi de TMO ya devredilmiş ise bu satışların geliri ne oldu diye sormak gerekmiyor mu? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Fiskobirlik’in önemini anlatmaya gerek var mı bilmiyorum ama yine de hatırlatalım. Türkiye’nin tarımda, belki de en önemli üretim kalemlerinden olan dünya birincisi fındığın üreticilerinin birliği! Üreticinin hakkını kollayacak, ürününü alacak, katma değerli mamul haline gelmesi sürecinde de doğal olarak önemli rol oynayacak bir kurum. Ancak yıllardır işlevini, ekonomik nedenlerden dolayı yerine getiremeyen bir birlik haline geldi. Şimdi&nbsp; “<strong>eğer haber doğru çıkarsa</strong>” merkez kaleyi de satacaklar! Kim alacak sorusunun da altını çizmeden geçemeyiz!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Çukobirlik’i kapattık. Pamuktaki durumumuz ortada. Fiskobirlik’te kapatırız fındıktaki durumumuz netleşir! Ne dersiniz? Hatırlatalım isterim. Fındıkta en büyük alıcı Ferrero firması da, kendine sözleşmeli özel üretim yapacak olan alanları köylüyle oluşturduğu bir dönemdeyiz. İhracatçı firmanın kimseye ihtiyacı kalmadığında ne olacak? Çukobirlik’ten, Fiskobirlik’ten sonra oldu olacak Pankobirliğin de neyi var neyi yok satalım tasarruf edelim mi ne dersiniz? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu işler birliklerin, kooperatiflerin bu kadar önem arz ettiği ortamda çok su götürür!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Cevap bekleyen çok soru var! Cevap gelir mi ne dersiniz?</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 May 2024 23:12:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hazinenin anahtarını belimize takalım</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hazinenin-anahtarini-belimize-takalim-210</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hazinenin-anahtarini-belimize-takalim-210</guid>
                <description><![CDATA[Hazinenin anahtarını belimize takalım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ne zamandır aklıma takılan konu, Mersin’deki biyoçeşitliliği ile dikkat çeken Morca Mağarasında 1276 metrede bilimsel araştırma yapan Amerikalı ve bir takım “mağara araştırmacısı!” insanların orada ne işlerinin olduğuydu? İnsanın aklına çok değişik senaryolar gelmiyor değil. Sen kalk dünyanın bir ucundan gel mağara dolaş!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Olaya farklı bir şekilde bakmak istedim. Türkiye, dünyanın ayrıldığı 36 flora aleminden üçünün kesiştiği noktasında yer alması, su kaynakları, farklı iklim tipleri itibari ile floristik açıdan dünyanın şanslı ülkeleri arasında yer almaktadır. Bu özellikleri ile dikkat çeken Türkiye’de, İngiliz botanikçi Peter H. Davis ve ekibi, 1965-1985 yılları arasında çalışmalar yapmıştı. Bu çalışmadan sonra, dünyanın her kesiminden ilgi gören bereketli toprak Anadolu’da, çalışmalar artmış ve bunun sonucunda, Türkiye’nin bitki çeşidi sayısında artışlar olmuştur. Ancak bu çalışmalar peşi sıra, özel bitkilerin hırsızlığını da getirmiştir. Geçmiş yıllarda yabancı bilim adamlarının endemik bitki hırsızlığı ve 25 yıl Türkiye’de çalışma yapmış ve ülkemizin gizli hazinelerini araştırıp, Avrupa’da, Afrika’da daha önce görmediği bitkilerin bir numunesini alıp, İngiltere laboratuvarlarında biriktiren Davis’in, İngiliz casusu olduğu ve Dışişleri Bakanlığı tarafından istenmeyen adam olup, Türkiye’ye girmesi yasaklandığı ve sonra birtakım girişimlerle yasağı kalkması yönündeki olaylara şahit olduk. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yine BM Tarım ve Gıda örgütü FAO da Türkiye’de çeşitli projeler yapıyor. Anadolu coğrafyasının her karışını dolaşan bu insanlar yaptığı çalışmalarla bize ait olan bu hazineyi kendi istedikleri doğrultusunda kullanmalarına nasıl engel olabiliriz ki! Özellikle de tohum ıslahı çalışmalarında. Örneğin mercimeğin, buğdayın anavatanı Türkiye. Bu tohumlar bir şekilde bizim elimizden çıkmış ve farklı ülkeler bu ürünlerde söz sahibi olmuştur. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son yıllarda Karadeniz turizminin oranlarına da baktığımızda % 100 artışla İsrail’in olduğunu söyleyebiliriz. Sizce tek sebep turizm olabilir mi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Bugüne geldiğimizde de Türkiye, Avrupa’nın tamamına yakın bir bitki çeşitliliğine sahip. Atatürk’ün “Türkiye’nin ekonomi modeli tarımdır”, dediği bu hazinelerimizin kontrolünü iyi yapmamız ve anahtarını elimizde tutmamız gerekiyor. Yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı şu dönemde de, belediyeleri yönetmeye talip olan insanların bu konularda da fikir ve proje üretmeleri gerektiğini düşünüyorum. Hazine değerindeki bu kıymetlerimiz, sadece merkezi hükümetin değil yerel yönetimlerin de sorumluluğundadır. Kırsaldaki mahalle-köy muhtarlarımıza bölgesine sahip çıkma da görev düşmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2023 yılında Türkiye’de 100 yılın depremi yaşanmıştır. Doğal habitatlar üzerine yapılan kentleşme sonucu yaşanan felaketle 10 binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Bunun bilinci ile şehirleşme, sanayileşme, tarımsal faaliyetler, su kaynaklarının kullanımı gibi çalışmaların, Türkiye florası için bir tehdit değil, tüm canlılara sorumluluk bilinci ile sahip çıkma yönünde olmalıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bugün dünyanın süper güç devletleri, sanayi, teknoloji, savunmada ilerlerken aslında en önemlisi olan tarımda, gıdada, bizim sahip olduğumuz kaynaklara erişememektedirler. Ve bunun çözümü olarak, farklı yöntemlerle bereketli topraklara sahip ülkelerin, kaynaklarına el koymaktadırlar. Unutmamak gerekir ki, “<strong><em>Dünya Ekonomi Çarkının</em></strong>” önemli dişlerinin kaynağı olan biyolojik çeşitlilik, sağlık, gıda, tarım, turizm, sanayi ve enerjiye kadar birçok kesimin önemli hammaddesidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sahip olduğumuz bu doğal kaynakların bilincine varıp bilimin ışığında, dünyanın belli yerlerinde savaşlar varken, kendi içimizde bütünsellik ilkesiyle toprak anaya ve tüm canlılara vefa örneği gösterip uluslararası arenada söz sahibi olmaktır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hazine üzerinde oturan dilenciler gibi olmamamız lazım değil mi?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Mar 2024 23:29:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İthal Etteki Karı Hazineye Yem Etmeyelim</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ithal-etteki-kari-hazineye-yem-etmeyelim-209</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ithal-etteki-kari-hazineye-yem-etmeyelim-209</guid>
                <description><![CDATA[İthal Etteki Karı Hazineye Yem Etmeyelim]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et Süt Kurumu (ESK), et ithalatında tek yetkili kurum olarak belirlendi. Bu karar, yıllarca hayvancılık sektörüne emek vermiş besiciler için zorlayıcı bir durum yarattı. Ancak bu hamlenin arkasındaki nedenleri hatırlamak önemli. Planlanan stratejiye göre, yurtdışından kilosu 3,85 dolara mal olan ortalama 300 kiloluk 600 bin baş hayvan ithal edilecek ve yerli üretime de zarar vermemek adına kilosu 6 dolardan satışa sunulacak. Bu işlem sonucunda ESK, kilo başına 2 doları biraz aşan bir kar elde edecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu kar ile hayvancılık yol haritasında, özellikle küçük aile işletmelerinin maliyetlerini düşürmek ve hayvan varlığımızın artması adına, süt verimi de yüksek olan damızlık hayvanlarla destek sağlanması planlanıyordu. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) aracılığıyla verilecek bu hayvanları, aile işletmelerine uygun şartlarda verebilmek, verimli hayvanları daha rahat dağıtabilmek için düşünülmüştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak, burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Hatırlayalım 2000’li yıllarda uygulamaya konulan ve Derviş Yasaları olarak bilinen düzenlemeler kapsamında, kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT) kar ettiğinde, bu karların büyük bir kısmı hazineye aktarılır (233 sayılı KHK madde 36). ESK da bir KİT olduğuna göre, 600.000 başlık büyükbaş hayvan ithalatından elde edilecek ortalama 360 milyon dolarlık karın büyük bir kısmının hazineye devredilmesi gerekecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu durumda, hayvancılık sektörüne yapılacak olan desteklerin finansmanı konusunda bir sorun ortaya çıkıyor. Eğer Türkiye, hayvancılıkta kendi kendine yeten bir ülke olmayı hedefliyor ve yerli üreticiyi desteklemek istiyorsa, bu karların doğru bir şekilde yönlendirilmesi ve takip edilmesi şart. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın genel bütçeden ayrılan payı ve belirlenen destekler göz önünde bulundurulduğunda, ithal hayvanların yurt içinde satışından elde edilecek gelirin önemi daha da artıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geçtiğimiz haftalarda Sayın Bakan Yumaklı’nın gazetecilerle yaptığı toplantıdan sonra kaynaklarımdan bu 2$ ı bunun için kullanılacağını yazmıştım. ESK’nın böylelikle toplamda elde edeceği 360 milyon dolarlık gelirin TİGEM üzerinden alınacak hayvanlar için üreticilere destek olarak aktarılması planlanıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak, Derviş Yasaları gereği bu gelirin büyük bir kısmının hazineye aktarılma riski bulunuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonuç olarak, alınan bu kararların hayvancılık sektörüne olan etkileri ve geleceği için sağlıklı bir şekilde yönetilmesi ve denetlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Türk hayvancılığının yol haritasını çizerken, bu tür finansal kaynakların etkin ve doğru bir şekilde kullanılması, sektörün sürdürülebilirliği için hayati önem taşımaktadır. Lütfen, besicilere rağmen yapılan bu değerli kaynağı, hazineye YEM etmeyelim ve Türk hayvancılığının geleceğine yatırım yapalım.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Mar 2024 11:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayvancılıkta İthalatı Bitirmek Mümkün mü? Bakan Yumaklı’nın Cevapları</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hayvancilikta-ithalati-bitirmek-mumkun-mu-bakan-yumaklinin-cevaplari-208</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hayvancilikta-ithalati-bitirmek-mumkun-mu-bakan-yumaklinin-cevaplari-208</guid>
                <description><![CDATA[Hayvancılıkta İthalatı Bitirmek Mümkün mü? Bakan Yumaklı’nın Cevapları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2024-2028 yılları arasında hayvancılık sektörü için hazırlanan 10 maddelik “Hayvancılık Yol Haritası"nı basın mensuplarıyla paylaştı. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) Sosyal Tesisleri’nde gerçekleşen toplantıda, Sayın Yumaklı, habercilerin, programcıların ve köşe yazarlarının sorularına samimi bir ortamda cevaplandırdı. Toplantıda, 2027 yılında hayvansal ürün ithalatının sona erdirilmesi, damızlık hayvanların sağlık ve verimlilik açısından iyileştirilmesi, sabah kuyruklarının ne zaman biteceği gibi birçok konu gündeme geldi. Sayın Yumaklı, tüm sorulara cevap vermeye çalıştı. Bu cevapları, son bir haftadır gazetelerde ve televizyonlarda izliyoruz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Benim de toplantıda iki sorum vardı. Birincisi, Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) tek ithalatçı olarak, ithalat yaparken başka bir şirketle işbirliği yapma ihtimali. Sayın Yumaklı, bunun söz konusu olmadığını net bir şekilde ifade etti. Yerli üreticileri korumak için, ithal etin iç piyasada aynı fiyattan satılacağını belirtti. Böylece, kilo başına yaklaşık 2 dolar karın, ESK'ye kalacağını anladık. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İkinci sorum ise, günlük 20-25 kg süt veren hayvanların işletme giderleri için yeterli olmadığı, hayvan verimliliğinin en az 30-35 kg'a yükseltilmesi gerektiği yönündeydi. Sayın Yumaklı, bunun için TİGEM'in devreye gireceğini, özellikle kadın ve genç üreticilere, aile işletmelerine, yüksek verimli hayvanların dağıtılacağını söyledi. Bu hayvanların maliyetinin yüksek olduğunu hatırlatarak, bunun için bir destek sağlanıp sağlanmayacağını sordum. Sayın Yumaklı, bu konuda da üreticilere destek verileceğini açıkça belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, bu destek için nereden kaynak bulunacaktı? Tarım yazarı Ziraat Mühendisi Gazi Kutlu'nun da dile getirdiği temel soruydu. Bakanlığın bütçesi mi artırılacaktı, yoksa mevcut desteklerden mi kesinti yapılacaktı? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bazı yetkililerden aldığım bilgiye göre, ithalattaki 2 dolarlık fark, ESK ve TİGEM gibi kuruluşlarda kalmayacak, üreticilere damızlık hayvan alımında destek olarak aktarılacaktı. Bu durumda, ESK ve TİGEM’in kâr etmesi mi, yoksa üreticiye destek olması mı daha önemliydi? Kamu zararı dediğimiz bu konu birilerinin cebine değil, yeter ki üretici lehine olsun sorun yok!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et fiyatlarına gelince, doların her gün arttığı, girdi maliyetlerinin hiç düşmediği bir ortamda, fiyatların sadece ette değil, tüm gıda ürünlerinde artmaya devam edeceğini tahmin etmek için, uzman olmaya gerek yok. Üstelik fırsatçıların da işin içine girdiğini düşünürsek, durum daha da vahim. Bazı büyük firmaların, spekülatif alımlarla piyasayı manipüle ettiği iddia ediliyor. Eğer böyle bir durum varsa, neden şikayet bekleniyor, neden müdahale edilmiyor? Milletin alım gücünün düştüğü bir zamanda, fahiş fiyatlarla alıp satanlar belli değil mi? Serbest piyasa, birilerinin zenginleştiği, birilerinin de ezildiği bir sistem mi olmalı? Konu ticaret olduğuna göre, sorunun çözüm yeri de belli değil mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu arada, Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre, her sektör büyürken, tarım küçülmüş. TÜİK’in verileri bile, tarıma ayrılan bütçenin yetersiz olduğunu göstermiyor mu? Oysa tarıma verilen her kuruşun, kat kat geri döndüğü biliniyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonuç olarak, ister kümülatif ister spekülatif diyelim, ama gerçek ortada. Üç yıl içinde ithalatı bitirmek mümkün mü, bilemiyorum. Ama bakanlığın, bu konuda hızlı ve etkili adımlar atması gerektiğini düşünüyorum. Bu dönemin, geçmişteki dönemler gibi heba olmasını istemiyorum. Cesur kararlar ve hamleler gerekiyor. Artık, 5-10 lira hesapları yapmayı bırakalım! Bir hafta sonra, mübarek ramazan ayı başlıyor ve et sorunu gündemden düşmüyor. Belki yemeyerek çözebiliriz, ama yerel seçimlere yaklaştığımız bu süreçte, bu sorun, çok insanın uykusunu kaçıracak!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Mar 2024 10:54:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SUYMERBİR Başkanı Faruk Coşkun Ağlarına Takılan Sorunları Tek Tek Saydı</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/suymerbir-baskani-faruk-coskun-aglarina-takilan-sorunlari-tek-tek-saydi-207</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/suymerbir-baskani-faruk-coskun-aglarina-takilan-sorunlari-tek-tek-saydi-207</guid>
                <description><![CDATA[SUYMERBİR Başkanı Faruk Coşkun Ağlarına Takılan Sorunları Tek Tek Saydı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Antalya’da 9. Su Ürünleri Yetiştiriciliği Çalıştayını geçirdik. Tüm paydaşlar yerini almış, üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmişti. Tarım ve Orman Bakanı’nın seçim çalışmaları nedeniyle katılamadığını duyuran Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider’in konuşması, önemli paydaşların konuşmaları, stant ziyaretleri ve kahve molası. Ana konumuza geçmeden önce, ikinci oturumda konuşmacı Hüseyin Akbaş’ın dikkatimi çeken konusu aklıma oturdu ve kalkmak bilmedi… Karbon vergisi! Evet, bende şaşırdım ama nur topu gibi yeni bir vergimiz doğuyor. Hem de 2026 yılında geçerli olmak üzere. AB standartlarına uyum için, mutfakta hazırlanan bu konuyu, derinlemesine bir araştırma sonrası kaleme alacağım… </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şimdi asıl konumuza, yani SUYMERBİR’in 15. Yılında 9. Su Yetiştiricileri Çalıştayına gelelim. Bu çalıştay, 10 farklı ülkeden misafirlerin de katılımıyla oldukça renkli ve verimli geçti. Panellerde birlikte oturduğumuz konuk arkadaşlarım, Muğla il ve ilçe Tarım ve Orman müdürlüğü ekibi. Bu ekip balık yetiştiriciliği ve ihracatında Türkiye lideri. Üretimde ön sıralarda olduğu gibi Muğla, tüketimde de önemli model oluşturuyor. Bu yönüyle incelenmesi gereken bir detay olduğunu düşünüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balıkçılıkta, gelecekte önemli sektör haline gelmek için çabalar sarf edilirken, SUYMERBİR’in Başkanı Faruk Coşkun, sektörün gelecekteki başarısına demir atmak için,&nbsp; ağlarına takılan sorunları, tek tek saydı. Balık üretimi için, su kira sürelerinin en az 15 yıl olması, balık çiftçilerinin lojistik ihtiyaçları için, karadan yer tahsis edilmesi ve iskele yapımının sektör açısından önemini, sürdürülebilirlik için alabalık ıslah çalışmalarının ön plana çıkarılması, Bakanlıktan aldıkları hizmetlerin etkin yürütülmesi için, Su Ürünleri Mühendisleri sayısının artırılması ve bu hizmetlerin Bakan Yardımcısı Sayın Ebubekir Gizligider’in deyimiyle “yedi kocalı Hürmüz” gibi birden fazla müdürlükte yürütülmesinden ziyade, tek çatı altında toplanması ve ihracatta 2 milyar dolara yaklaşan rakamların arttırılması ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Su Ürünleri Genel Müdürü Dr. M. Altuğ Atalay, sektöre kazandırdıkları Türk Somonu, Midye, İstiridye gibi ürünlerle dünyada adından söz ettiren bir grup olarak, 2030 yılı ihracat için 2.5 milyar dolar olan hedefi, 5 milyar dolara çıkartmak hedefi koyduklarını söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üç tarafı sularla çevrili Türkiye, iç suları ve barajları bakımından da şanslı ülkeler arasında. Bugün Avrupa’nın en büyük üreticisi ve Japonya dahil birçok ülkeye ihracat yapan bir konumdayız. Bu nedenle, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün yetkilerinin ve imkanlarının artırılması, hatta Denizcilik ve Su Ürünleri Bakanlığı’nın kurulması gerektiğini düşünüyorum.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yine, BM tarım ve gıda örgütü FAO son 10 yılda dünya çapında en çok gelişen gıda üretim sektörünün, su ürünleri yetiştiricilik sektörü olduğunu belirtmesi, Bakanlığımızın nezdinde ve olması gerekenler için vira bismillah demesi gerekmez mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca, bu değerli kaynakları gelecek nesiller için nasıl koruyacağımız, nasıl faydalanacağımız, besin değeri yüksek olan balığı nasıl daha çok tüketeceğimiz gibi sorulara da cevap aramalıyız. Bu soruların cevapları, çalıştayda yapılan sunumlar ve tartışmalarla ortaya çıktı aslında ama dediğim gibi “vira bismillah” demek lazım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonuç olarak, tarımda yapılmaya çalışılan planlama gibi, Su ürünlerinde de iyi bir planlama ve stratejiyle bu sektör daha da ileriye gidebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Ve gelecek nesiller, bizim gibi sadece hamsi değil, orkinos da yiyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/BAL%C4%B0KC%C4%B0L%C4%B0K-CAL%C4%B0STAY%C4%B0-1.jpg" style="height:480px; width:640px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Feb 2024 22:50:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım 6 Şubat Enkazının Altından çıkabildi mi?</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-6-subat-enkazinin-altindan-cikabildi-mi-206</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-6-subat-enkazinin-altindan-cikabildi-mi-206</guid>
                <description><![CDATA[Tarım 6 Şubat Enkazının Altından çıkabildi mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">6 Şubat’ta, geçen sene olduğu gibi bu sene de deprem bölgesindeydim. Geçen sürede, yaraların ne kadar sarılabildiğini görmeye gittik ama kanayan yara maalesef yeterince sarılamamış. Bizler için tarlalarda ağaç diken tarımcılar adına biz bu sefer ağaç diktik. Duygu dolu anların yaşanması acıların ilk günkü gibi taze, harabe ve enkazın altında olduğunu gösterdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye 6 Şubat'ta yaşadığı ikiz depremlerde 50 binden fazla insanını kaybetti. On binlerce insanın yaralandığı bu büyük afette, milyonlarca kişi de evsiz kaldı. Depremler, ülkenin 'Verimli Hilal' olarak bilinen bölgesini vurdu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sulama kanalları tahrip oldu, depolar çöktü, hayvanlar ve tarım makinaları enkaz altında kaldı. Etkisi Türkiye’yi aşan bu afet, bölge için de gıda krizi riskini ortaya çıkardı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geçen yıl geldiğimde 11 deprem ilini, birçok ilçesini, köylümüzün, çiftçimizin, tarım arazilerini ve hayvan ahırlarını ziyaret ettim. Tarım ve gıdayla ilgili, Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileriyle paylaştığımız konularda, sıkıntıların bir nebzede olsa karşılandığını gördük. Ancak daha yapılması gereken o kadar çok şey var ki! Bölgede sera varlığının azlığı, şubat ayı olmasından kaynaklı, bitkisel üretimde de tohumların ekilmiş olması, zararı en azından bu noktalarda azaltmış. Gübreleme ve ilaçlamanın bir miktarı kalsa da tarım arazilerinin veriminde ciddi kayıplar olmadığını söyleyebiliriz. Ancak hayvancılık için aynı şeyleri konuşma imkânımız yok. Özellikle küçük üreticilerin enkaz altında kalan hayvanlarının telef olduğunu gördük. Bakanlık ayni yardımlarla destek olmuş, hayvanını vermiş ama bu da yeterli olmamış. Çünkü köylünün evi, ahırı, okulu, her şeyden önemlisi psikolojisi yıkılmış durumda! Toprak altında kalan mekanizasyonu, yem ve ilaç teminini, hatta üretilen sütünün değerlendirilmesini de üstüne koyduğumuz zaman depremin zararlarını daha da net görürüz. Süt dedim diye şaşırabilirsiniz ama köylünün sütünü alacak, Adıyaman’da, Malatya’da ya da Hatay’da şehir mi, şehirli mi kalmıştı!</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Evet tahrip alanımız çok geniş ama bizde bereketli topraklara sahip, çok güçlü bir devletiz. Organizasyonumuz da ona göre olmalıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BM alt kuruluşu olan Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) ilk etapta sunduğu koşulsuz maddi yardımların ardından, tarımsal verimliliğin yeniden tesis edilmesi için bölgedeki 1500 çiftçiye ulaşıp çeşitli destekler sağlamasının ardından felaketin neden olduğu hasarı onarmak için Tarım ve Orman Bakanlığı ile 112 milyon dolarlık üç yıllık plan geliştirildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kahramanmaraş'ta, IPARD destekleri 3. Dönem tanıtım toplantısına katıldık. Önemli bir detay dikkatimi çekti. 12 yıl boyunca 42 ilimizde kullandırılan IPARD destekleri, bundan böyle 81 ilimizin tamamında yatırımcımıza ve çiftçimizle buluşturulacak. Ülkemizin tarımsal faaliyetlerinin önemli merkezinde yaşanan, 100 yılın afetinde alınan bu karar bana biraz manidar geldi. Evet 81 ilimize destekler yapılsın ama afet bölgesine daha fazla destek yapılması, pozitif ayrımcılık yönünde bir kararı, kulaklarım duymak isterdi… </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kentlere yapılan çalışmaların aynısını kırsala da ulaştırmak gerekiyor. Çiftçinin ayakta durması demek soframıza ekmeğimizin gelmesi demektir. Avrupa’da ki çiftçilerin tarıma desteğin artırılması için yaptıkları, bana ait söylemimle “Tarım Devrimi” eylemlerinin bugün Türkiye’de Konya gibi bir ilimize sıçraması, olayın geldiği noktayı anlamamız için önemli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eylemcilerin taşıdıkları pankartı burada kaldırmak istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“ÇİFTÇİ YOKSA GIDA YOK”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/46c2a5c6-b16d-4bbd-9921-bebb0afae7b2.jpg" style="height:800px; width:600px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/cf44c13f-9627-4291-8bd5-d9c7527dbf34.jpg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Feb 2024 12:03:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toprağı Yönetenler AB Binasını Ok’ladı! Ve Tarım Devrimi Bayrağını Çekti!</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/topragi-yonetenler-ab-binasini-okladi-ve-tarim-devrimi-bayragini-cekti-205</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/topragi-yonetenler-ab-binasini-okladi-ve-tarim-devrimi-bayragini-cekti-205</guid>
                <description><![CDATA[Toprağı Yönetenler AB Binasını Ok’ladı! Ve Tarım Devrimi Bayrağını Çekti!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Devrim, toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanda köklü değişimler getiren olaylara denir. Tarihte pek çok devrim yaşanmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Amerikan Devrimi, Fransız Devrimi, 1848 Devrimleri, Rus Devrimi, Türk Devrimi, Çin Devrimi, Küba Devrimi, İran Devrimi ve 1989 Devrimleri. Bu devrimler, yönetim biçimlerini, ulusal sınırları, insan haklarını ve diğer alanları etkilemiştir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İşte bu devrimler de yönetim şekillerini, vatan topraklarının sınırlarının belirlenmesi, insan haklarının düzenlenmesi, ekonomik, siyasi vb. devrimler. &nbsp;Avrupa’da şu anda olan ise, gerçek toprak devrimi. Dünyada, teknolojinin yapay zekanın hüküm sürdüğü bu dönemde, toprağı yönetenler &nbsp;eylemlerini &nbsp;“Tarım Devrimi” olarak bayrağı çekti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">İngiliz haber ajansına konuşan çiftçi Kevin Bertens bu eylemlerin “insanların tarımın gerekli olduğunu görmeleri için ve tüm Avrupa’da bu eylemleri görebiliyorsanız tarım adına umudunuz olmalı” dedi ve pankartların birinde “ÇİFTÇİ YOKSA GIDA YOK” dikkat çekiciydi.<br />
Girdi maliyetlerindeki artışlar, desteklerdeki azaltmalar, vergiler, Rusya-Ukrayna savaşı sonucu yakıt maliyetlerindeki artışlar ve birçok sıkıntılar eylemlerin sebepleri arasında sayabiliriz.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Fransa, Almanya, Belçika, Polonya, İtalya, İspanya, Macaristan ve dünya tarımında söz sahibi olan Hollanda da ülke içindeki protestolardan sonra, geçen yıldan beri devam eden eylemler, bugün de AB binası civarında ateşler yakıp adeta “tarım ihtilalin ayak sesleri” gibi eylem boyutuna, her geçen gün yenisini ekledi…<br />
Ülkemizde benzer sıkıntıların yer aldığı bir süreçten, daha doğrusu uzunca bir süreçten geçiyor. Akaryakıttaki artışlar, dışa bağımlı ilaç gübre kalemleri, desteklerinde geçmiş yılın üzerinden verilmesi sebebiyle, paranın pul olması yani zamanın da gelmeyişi, çiftçinin doğrulmayan belini daha da büküyor. Yola çıkılan üretim planlaması içinde, bütün bu sorunlara çare bulunması gerekiyor. Örneğin son dönemde yaşanan narenciye krizi &nbsp;(ki narenciye de dünyada söz sahibiyiz) aşılamadığı için çiftçi, eylemini ateş yakarak değil, sabır taşı çatladı misali, toprak anaya cezayı kesip, ağaçlarını sökerek gösterdi…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Aslında o ceza önümüzdeki yıldan itibaren narenciye üretim rekoltesindeki azalmayla, kendisini daha da net gösterecek. Avrupa’daki yenilik için yakılan bu protesto ateşi(ki onlar şenlik ateşi olarak tanımlıyorlar), ülkemizde, baharın gelişini müjdeleyen haber olarak mı yakılır bilemedim. Komşuda pişer bize de düşer sözü, komşuda yanan ateşin ülkemize de sıçrama ihtimali olduğu manasına da gelmez mi?</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bakalım dünya tarımı için baharın müjdesi ne olacak…&nbsp;<br />
Unutmamak gerekir ki bir yerde duman tütüyorsa orada yaşam var umut var demektir…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 13:18:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Narenciye Ağaçlarımızı Kesiyorsak, Bir Yerlerde Ciddi Bir Hata Yapmışız</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/narenciye-agaclarimizi-kesiyorsak-bir-yerlerde-ciddi-bir-hata-yapmisiz-204</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/narenciye-agaclarimizi-kesiyorsak-bir-yerlerde-ciddi-bir-hata-yapmisiz-204</guid>
                <description><![CDATA[Narenciye Ağaçlarımızı Kesiyorsak, Bir Yerlerde Ciddi Bir Hata Yapmışız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye’de tarım sektörü, hem üreticilerin hem de tüketicilerin haklarını korumak için çeşitli konseyler tarafından yönetilmektedir. Bu konseyler, süt, et ve turunçgil gibi önemli ürünlerin fiyatlarını, kalitesini ve istikrarını belirlemek için kamu ve özel sektör arasında işbirliği yapmaktadır. Ancak bu konseylerin yetkileri ve etkinlikleri arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar, üreticilerin ve tüketicilerin karşılaştığı sorunlara da yansımaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Örneğin, Ulusal Süt Konseyi, çiğ süt alım fiyatını 13 lira 50 kuruş olarak belirlemiştir. Bu fiyat, üretim maliyetlerini karşılamaktan uzak olsa da, süt üreticilerinin en azından bir kısmını korumaya çalışan bir girişimdir. Bu fiyatlandırmada, enflasyonu kontrol altında tutmak isteyen siyasi iradenin de etkisi olduğu bilinmektedir. Benzer şekilde, Ulusal Kırmızı Et Üreticileri Konseyi de, küçükbaş ve büyükbaş kesim fiyatlarını açıklayarak, sektörün gelişimine, üreticinin desteklenmesine ve tüketicinin kaliteli, sağlıklı ve güvenilir et tüketmesine katkıda bulunmaktadır. Bu konseyler, süt ve et fiyatlarında belirleyici rol oynamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak, turunçgil konusunda durum farklıdır. Türkiye, dünyada önemli bir turunçgil üreticisi ve ihracatçısıdır. Turunçgil, Cumhuriyetin ilk yıllarında, devletin kurduğu İskenderun demir çelikten, Kayseri Sümerbank iplik fabrikasına, Aliağa rafineri gibi büyük fabrikaların borçlarını ödemek için ürettiği ve ihraç ettiği bir üründür. Bu ürünlerin yönetimi için Ulusal Turunçgil Konseyi kurulmuştur. Bu konseyin amacı da, diğer konseyler gibi, üreticiyi korumak, üretimin sürekliliğini sağlamak ve tüketicinin ihtiyaçlarını karşılamaktır. Fakat bu konseyin üretici fiyatlarına müdahale etme yetkisi yoktur. Bu da, turunçgil üreticilerinin, piyasa koşullarına göre savunmasız kalmasına neden olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Turunçgil sektörünün son yıllarda yaşadığı sorunlar, bu durumu açıkça göstermektedir. Türkiye’de turunçgil üretimi, 2022 yılında 4 milyon 710 bin ton iken, 2023 yılında 7 milyon 877 bin tona yükselmiştir. Bu, rekor bir artıştır. Ancak, ihracat rakamları, 2022 yılında 1 milyon 924 bin ton iken, 2023 yılında 1 milyon 485 bin tona düşmüştür. Bu da, %25’lik bir azalıştır. Bu durum, hem üreticilerin hem de ihracatçıların zarar etmesine yol açmıştır. Hatta bazı üreticiler, toplama masraflarını karşılayamadıkları için, ağaçlarını sökmek zorunda kalmışlardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu sorunların nedenleri arasında, dünya narenciye pazarındaki rekabet, kuraklık, hastalık, kalite düşüklüğü, pazarlama eksikliği, iç tüketim azlığı ve sanayileşme yetersizliği sayılabilir. Bu sorunların çözümü için, Ulusal Turunçgil Konseyi’nin, fiyatları belirlemede diğer konseyler gibi söz sahibi olması gerekmektedir. Ayrıca, Ticaret Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, ihracatçılar ve üreticiler arasında, daha etkin bir işbirliği ve koordinasyon sağlanmalıdır. Turunçgil ürünlerinin, hem iç hem de dış pazarlarda, daha fazla talep görmesi için, çeşitli projeler ve kampanyalar düzenlenmelidir. Turunçgil sanayisinin, daha ileri teknoloji ve yenilikçilik ile geliştirilmesi için, yatırım ve destekler artırılmalıdır. Bu şekilde, turunçgil sektörü, hem üreticilerin hem de tüketicilerin haklarını koruyan, hem de ülke ekonomisine katkıda bulunan bir sektör haline gelebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hangi bakanlığın yetkilileriyle görüşsek, bu konularda bir çalışmaların yapıldığını belirtiyorlar. Doğru olabilir ama bugün geldiğimiz noktada biz narenciye ağaçlarımızı kesiyorsak, bir yerlerde ciddi bir hata yapmışız demektir. Hatayı kısmen de olsa telafi etmek için, Mersin'den gazeteci dostum Fatih Alkar, hayatını, alternatif çözümlerden biri olarak, limon ve limonatanın, Mersin markası olması için adadı. Bugün kestiğimiz bahçeler, gelecek yıl ekonomimizi sarsar! Bir narenciye bahçesinin de verime ulaşması için, en az 6-7 yıla ihtiyacı vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1986 yılında, bir gecede oluşan don sebebiyle, 6 yıllık narenciye bahçesini kaybetmiş bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak söylüyorum o dönem Tarsim’de yoktu. Ziraat bankası, dikim sırasında kullandığımız krediyi ödememizi isteyince, ne var ne yok satıp ödemiş, üretimden çekilmiştik.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımın planlamasından, üreticisine, sanayisine, iç tüketiminden ihracatına, her noktanın iyi bir şekilde gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu konuda da tek sorumlu, Tarım ve Orman Bakanlığı değildir. Diğer bakanlıklara da sorumluluk düşmektedir. Bu bir zincirdir ve zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jan 2024 23:37:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dağ, tepe demeden balıkçılık yapıyoruz</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/dag-tepe-demeden-balikcilik-yapiyoruz-203</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/dag-tepe-demeden-balikcilik-yapiyoruz-203</guid>
                <description><![CDATA[Dağ, tepe demeden balıkçılık yapıyoruz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kayseri’de Türkiye’nin en büyük balık üreticisi tesislerinin 150 milyon yumurta sağımı ve 120 milyon alabalık yavrusu üretim kapasitesine sahip SUYMERBİR (Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliği) üyesi Uzunyayla Alabalık Üretim Çiftliği'ni ziyaret ettim. Fosfor yönünden zengin olan Türk somonu ve balıklarla ilgili çok ilginç bilgileri oltama takıp geldim tavadan yeni çıkmış taze bilgilerimi sizinle paylaşıyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türk somonunun ömrü 5-6 yıl. 1 yaşından sonra yumurtlamaya başlıyor ve yaş ilerledikçe yumurta sayısı da artıyor. Mesela 1 yaşındayken 1.200-1.500 arası, 3 yaşındayken 4.000-4.500 arası, 5 yaşına geldiğinde 6.000-7.000 arası yani ortalama ömrü boyunca 13.000 civarı yumurtluyor. Japonya’da bir insan yılda 110 kg balık tüketirken Türkiye’de bu rakam beni de şaşırttı 8 kg civarı. Şöyle bir matematik yaparsak bir balık için, 13.000 / 8 = 1625 kişi eder. Yani sadece bir balık 5-6 yılda 1625 insanı besliyor. İnanılmaz bereketli ve faydalı bir gıda ve şu an et ve tavuk fiyatlarıyla kıyasladığımızda hem protein bakamından hem cebe hem de sağlığa daha faydalı olduğunu görüyoruz. Firma yetkililerinden edindiğim ilginç bilgilerden, örneğin Türk Somonunun Norveç somonundan fosfor ve yağ oranının daha zengin olduğu, ayrıca bizim sularımız daha bakir olduğu için hem sağlık hem de lezzet yönünden daha iyi, yine Norveç denizinden daha temiz olması kaliteyi artırıyor bu bağlamda öncelik teşkil etmesi gerektiğini düşünüyorum. Uzmana göre Norveç Somonu ve Türk Somonu (Karadeniz Somonu) aralarındaki fark sadece çene ve kafa yapısı ayrıca pul sayısı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BM Tarım ve gıda örgütü olan FAO son 10 yılda dünya çapında en çok gelişen gıda üretim sektörünün su ürünleri yetiştiricilik sektörü olduğu belirtilmiş. Peki, üç tarafı sularla ve zengin su kaynakları ile dikkat çeken Türkiye balık üretiminde ne kadar başarılı? Bu kaynaklardan yeterince faydalanıyor mu? Vatandaş balığa ulaşıyor mu? İhracatta ki payımız ne kadar? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/zuhal-irgas-su-urunleri-1.jpg" style="float:left; height:427px; width:320px" />Irmak ve barajlar bakımından yeterli kapasiteye sahip ülke olarak baktığımızda balık üretiminde dünyada 18. ve Avrupa ülkeleri arasında su ürünleri yetiştiriciliğinde 1. sıradayız. Dünyada en çok gelişen gıda sektörü olarak ve bu paydan ciddi kazanım için tarım planlamasındaki su ürünleri ile ilgili hedeflenen rakamlara ulaşmak için, gerekli olan alt yapıların yani yeni su alanlarının üretime kazandırılması mutlaka gerekli. Ama baktığımızda bu kaynaklardan yeterince faydalanmadığımızı görüyoruz. Üretimin desteklenmesi insanımızın gıda değeri yüksek olan balığa ulaşımını da sağlayacaktır. 2022 yılında 1,6 milyar dolar civarı ihracatla başta AB ülkeleri, Rusya ve ABD ihracat gerçekleşmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doğal kaynaklardaki zenginlikle, rekor seviyede olan cari açığın kapatılmasına katkısı, istihdama etkisi ve sağlığa faydası ile yeni üretim alanlarının devreye sokulması gereklidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Düşünsenize eskiden terörle anılan Şırnak ilimizdeki beş noktada, balık yetiştirdiğimizi!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balık kavağa çıkmadı ama dağın başına çıktı…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jan 2024 16:02:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kümülatif mi? Spekülatif mi?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kumulatif-mi-spekulatif-mi-202</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kumulatif-mi-spekulatif-mi-202</guid>
                <description><![CDATA[Kümülatif mi? Spekülatif mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımda yeni dönem planlama ayrıntılarında, kırmızı et ve diğer birkaç üründe rakamlardaki karışıklık medyanın gündeminde. Ziraat Mühendisi Gazi Kutlu’nun paylaşımıyla ortaya çıkan <strong><em>KARMAŞIKLIĞI</em></strong>, yetkililer tablolardaki rakamları kümülatif olarak açıklarken, iş spekülatif bir duruma dönüştü. Bu tartışma ayrıntılarına girmeyeceğim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Neticede 600 bin büyükbaşı et süt kurumu olarak ithal ediyoruz. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı bu konuda en önemli hedefin ithalatın artık bitirilmesi olduğunu söylüyor. Bir yandan da insanımızın zor ekonomik şartlarda da olsa et ile buluşturulması için kapanmayan bu açığı kapatmak için ithalat da kaçınılmaz oluyor. Madem ithalat yaptık ve bu bizi bir süre idare edecekse bunu fırsat bilerek bu zaman içinde hayvan varlığımızın arttırılması çalışmasının acilen yapılması şart.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Peki içeride hayvan varlığımızı nasıl arttırabiliriz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha önce neler yapılmaya çalışılmış birkaç örnekle ona bakalım</span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Buzağılar ölmesin diye bir kampanya yapıldı. Ne derece yaşatabildik?</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İki tarım şurası yapıldı. Peki kararlar ne derece uygulandı? </span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et ve Süt kurumu çalıştay düzenledi. Önemli sonuçlar yayınladı. Peki sonra?</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bunları değerlendirirsek sorunu çözmeye yaklaşmış olmaz mıyız?</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et ve süt sorununun çözümüne yardımcı olmaz mı? </span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meraların daha sağlıklı hale gelmesi, destekler ile küçükbaş varlığımızın sayısının arttırılması. Büyükbaştan her şey yolunda gittiğinde yılda bir buzağı alırken, her doğumda 3-4, hatta altız kuzulayan küçükbaş çeşitlerimiz mevcut. Bunun arttırılması ile et ihtiyacına ciddi bir katkısı olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Büyükbaş varlığımızda da büyümek için, aslında zor olmayan yöntem ise, yem ve süt meselesi hallolmuş büyükbaş yetiştiriciliği. Yani besiciye uygun şartlarda, fiyatlarda yem desteği, ayrıca süt üreticisine de maliyetinin üstüne TMO’nun buğdayda verdiği +1 lira gibi sübvansiyonla sürekliliğini sağlamak. Dolayısıyla kesimin değil yeni doğumlarının önünü açmak. Bu sektörü daha da büyütmez mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bunların kimisi çalışıldı, kimisi kısmen de olsa yapıldı. Gerçekten uğraşıldı. Peki, neden hala sorunlar çözülemedi? Biz hala ithalat rakamlarını düşüremedik?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Soruları sorduk cevabını da verelim isterseniz.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim, iki metre boyundaki bir insana bir metre kumaş verip al bununla nereni örtersen ört bütçeleri yapılıyor. Şimdi de yine aynı şeyi söylüyorum. ‘<strong><em>Ne kadar ekmek o kadar köfte</em></strong>’ derler ya, siz önce bütçenin, özellikle bu kalemler için artırılması, yeniden planlanmasını sağlamak zorundasınız! Yoksa inanın başladığımız yerden daha kötü bir yere döneriz. 600 bin büyük baş ithalatı ile rahatlayacak iç tüketim, aynı zamanda üretimin artması için de size bir süre kazandıracak, nefes aldıracaktır. Tabi bu dönemi yukarıda bahsettiğim şekilde düzgün değerlendirirseniz! </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Önümüz Ramazan, üç ayların içindeyiz. Et ihtiyacının maksimum noktaya çıktığı bir dönem. Aynı zamanda 31 Mart yerel seçimleri ile beraber siyasetin de hızlanacağı bir dönem. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her seçim öncesi iktidar da muhalefette patates soğanla siyasetini yaparken, birçok gıda da yaşanan yüksek fiyat sorununu ulaşmakta zorluk çekilen ette yaşamak çok da uzak değil ne dersiniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir sorum da tamamı ESK tarafından ithal edilen hayvanlarla ilgili. Hayvan besiciye gümrükten teslim edildikten sonra, varsa hastalıkları ortaya çıkma ihtimaline karşın 21 gün karantinada olacak. Olası bir hastalığın sorumluluğunun ESK da olduğundan dolayı. Eski hayvanıyla bir araya getirmeden, toplamda 4 ay bekledikten sonra kesime ya da satışa gidebilecek. Peki, bu karantina sürecinde besiciler hayvanları nerede tutacak? Varsa hastalık bulaşmayı nasıl önleyecek? Sadece Et ve Süt kurumunun ithalat yapması, serbest piyasa anlayışına uygun mu? Toplu alım mutlaka daha uyguna gelir ama, tüccarın kendi malını dışarıdan belki de daha ucuza bulabilme imkanını elinden almış olmuyor muyuz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geçtiğimiz gün Ticaret Bakanlığı kestane ithalatını izleme kararı aldı yapılan açıklamada yerli üreticilerin korunması ve rekabet gücünün artırılması amacıyla kestane ithalatının gözetime tabi tutulmasının kararlaştırıldığı söylendi. İnsanın aklına şu soru geliyor. Kestane ithalatında Ticaret Bakanlığı hayvan ithalatında Tarım ve Orman Bakanlığı uygulamada söz sahibi olması nasıl izah edilir? İkisi de bir Bakanlığın konusu iken yerli kestane üreticisini Ticaret Bakanlığı, yerli! Hayvan yetiştiricisini Tarım ve Orman Bakanlığı mı koruyor? Bu konuda çok soru sorabiliriz ancak bu yazıya fazla gelir. Başka bir makalemde değerlendireceğim.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jan 2024 15:39:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İthal Edilen Kestaneler Gıda Amaçlı</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ithal-edilen-kestaneler-gida-amacli-201</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/ithal-edilen-kestaneler-gida-amacli-201</guid>
                <description><![CDATA[İthal Edilen Kestaneler Gıda Amaçlı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gaziantep Şahinbey belediye başkanı Mehmet Tahmazoğlu’nun pazardaki kestane satıcısına müdahalesiyle konuşulur hale gelen gıda da fahiş fiyat tartışmaları sürüyor. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kestaneyi Türkiye getiren firmanın gümrük belgelerini sizinle paylaşıyorum. Belgelerde de görüldüğü gibi gıda maddesi olarak ithal edilmiş. Zehirliydi, hayvan yemiydi tartışmalarının arasında aslında kaybolan, Türkiye’de gıda fiyatlarındaki aşırı artış! Yılda belki birkaç defa beşer onar tane yediğimiz kestanenin üzerinden yapılan bu tartışmayı anlamış da değilim. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Görünen o ki bir şeylerin üstü örtülmeye çalışılıyor. Temel gıda maddelerindeki fiyat artışı konuşulması gerekirken, kestane tartışması da nedir! Şöyle düşünün! Çin’den biz aynı zamanda sarımsak da ithal ediyoruz. Kastamonu sarımsağının yanında fiyat olarak yarı yarıya uygun. Büyüklüğü de yerliye göre en az iki üç katı olan sarımsaktan bahsediyoruz! Ancak tat olarak aroma olarak baktığımızda da yerli sarımsağımızın yanına bile yaklaşmayan bir ürün. İşte kestane de böyle bir şey.&nbsp; Görüntüsü güzel ama lezzet olarak yerliye göre çok düşük kalitede. Ürünün analizleri yapılmış. Sağlığa zararlı hiçbir şey yok. Medyada takip ettiğimiz kadarıyla da bilgi kirliliğinde zirve yapmış durumda kestanenin hali!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ülke olarak aslında kestane ihracat eden bir ülkeyiz. 2023 yılının ilk 11 ayında 18 bin 494 ton kestane ihracatına karşılık bin 362 ton ithalat yapılmış. Bu ithalatın neredeyse tamamı Çin’den yapılmış. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çin’den hayvan yemi olarak ithalat yok mesela! Firma doğrudan kestane ithal etmiş. Analizleri yapılmış bir sorun yok! O zaman bu tartışma neden oluyor? Neden bu kadar yanlış bilgi piyasaya çıkıyor? </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakanlıklardan da bir açıklama yapılmadı henüz. Gıda deyince akla Tarım orman bakanlığı geliyor ama asıl muhatap ticaret bakanlığı! Türkiye’ye maliyeti 85₺ civarına geliyor kestanenin. Ayrıca Bir ürün hayvan yemi olarak kullanılması, onun insan gıdası olmayacağı anlamına da gelmez. Örneğin Mısır! Tekrar edeyim. Gıdada fahiş fiyatta kestane sıralamaya bile girmez. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Asıl biz temel gıda maddelerindeki fahiş fiyatlara ve edilen kara bakalım!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/kay%C4%B1kc%CC%A7%C4%B1_page-0001.jpg" style="height:906px; width:640px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Jan 2024 16:20:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kestanede Çarşı Pazar Karıştı</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kestanede-carsi-pazar-karisti-200</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/kestanede-carsi-pazar-karisti-200</guid>
                <description><![CDATA[Kestanede Çarşı Pazar Karıştı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son günlerde ülke gündemini ele alan soğuk ve yılbaşı akşamlarının soba üzerinde pişirdiği eğlencelik kestane hepimizin konusu oldu. Bu konu da Türkiye’nin en çok kestane üreten iller sıralamasında ikinci sırada olan İzmir’le başlayıp, İstanbul, Van, Trabzon gibi birçok ilimizde ardı ardına gelen denetimler oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu denetimlerden bir tanesi de sosyal medyaya düşen videoda Gaziantep Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu‘nun 100 TL’ye alınan kestanenin 180 TL’ye satılmasın fahiş kar olduğunu ve bu rakama satılamayacağını söyleyerek tezgahı toplattığını görüyoruz. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Türkiye’deki gıda enflasyonunun net bir şekilde önlenmesi lazım. Ancak burada bazı soruları sormamız gerekiyor diye düşünüyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Belediyenin fahiş fiyatla ceza kesme yetkisi var mı? Satıştaki ne kadar kar, normal sayılır? Bunun üstüne fahiş kar denilecekse, neye göre bu oran belirleniyor? Bu soruların cevaplanması gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konumuza gelirsek kestane Çin’den ithal ediliyor. Bu ülkeyle çeşitli anlaşmalar var. Tavuk gibi birtakım ürünlerimizi satıyoruz. Onlardan da kestane gibi ürünler geliyor. Türkiye’nin 2023 yılı kestane üretimi 71 bin ton civarı. Geçen sene 80,2 bin ton kestane üretimi %11,3 azalarak bu yıl 71 bin tona düştü. Rakamlardan görüldüğü gibi bu sene kestane üretiminde rekolte düşüklüğü var. Ülkemizin 86 milyon nüfusu, 5 milyon civarı sığınmacı ve 50 milyon civarı turist sayısını düşününce adam başına bir tane kestane bile düşmüyor. Ülkemizin 30 ilinde kestane üretimi vardır. Aydın ilimiz %29’luk pay ile ilk sırayı alırken onu %29’ile İzmir ve %6 ile Bartın ilimiz takip etmektedir. Rekolte düşünce fiyatta doğal olarak yüksek. Yani yiyeceksen ithal etmek zorundasın. Dolayısıyla üretimi içeriye bile yetmeyen ürünü herkes yiyemiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burada sorulması gereken asıl soru; yıllık 3,2 milyon ton civarı üretimimiz olan ve sofralarımızın baş tacı olan karpuz gibi bir ürünün neden dilimle satıldığı olmalı? Ya da Anadolu coğrafyasında yaşıyor olup da ihtiyacımız, olan eti yeterince yiyemiyor olmamız normal mi geliyor size? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir de kestane deyince, fiyatları nedir diye baktım. Ankara’nın Çukurambar semtinde 270 Lira, Demetevler’de 195 Lira, Ulus halinde ise 120 Lira. Bu fark nasıl ve neyden dolayı oluşuyor? Sadece kira farkıyla bu açıklanabilir mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kestane Sayın Başkan Tahmazoğlu videosuyla gündeme düştü ama asıl fahiş fiyata müdahale meselesine gelince benzeri fahiş fiyatlara müdahalede tek yetkili Ticaret Bakanlığı. Yani belediyenin işi değil. Yetkililerden aldığım bilgiye göre de Bakanlık, şikâyet üzerine hareket ediyor. Fahiş fiyatla ilgili Şikâyet, haksız rekabet değerlendirme kuruluna geliyor ve inceleniyor. Bir önceki aya göre fiyat artışı da dahil, maliyet vb. rakamlara bakılıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Örneğin kimi zaman %10’a ceza kesilirken kimi zaman %100’e ceza kesilmiyor, olayın sebebi araştırılıyor. Haksızlık görülürse ceza kesiliyor. Yani şikâyet olmazsa, ancak rutin kontrollerde (o da tespit edilirse) fahiş fiyata ceza söz konusu! Sayın Tahmazoğlu’nun yetkisi olmasa da fiyat müdahalesi, zaten geçim sıkıntısı çeken vatandaş için önemli bir husus. Ama Tarım ve Orman Bakanlığını da zor durumda bırakmak bu. Çünkü Çin’den karşılıklı tarım ürünleri ticaretimiz var. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü ithal edilen kestaneleri kontrol ederek yurt içine sokuyor. En doğru bilgiyi oradan almakta fayda var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonuç olarak kim ne derse desin üreticinin artan maliyetleri ile tüketicideki azalan alım gücü birleşince, gıda da fahiş fiyatın önüne geçemez hale geliniyor. Doğal olarak çarşı pazar karışıyor!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Jan 2024 13:20:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım ve Gıda da Yanlış Bilgilendirmeyi Gazeteciler Önler</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-ve-gida-da-yanlis-bilgilendirmeyi-gazeteciler-onler-199</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-ve-gida-da-yanlis-bilgilendirmeyi-gazeteciler-onler-199</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Gıda da Yanlış Bilgilendirmeyi Gazeteciler Önler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanı Dr. Bülent Kahraman Çolakoğlu’nun koordinasyonunda, Üniversiteler, ilgili kurum ve kuruluşlarla düzenlenen "<em><strong>Tarım Tarihi</strong></em>” ile konulu sempozyuma katıldık. Başarılı ve olması gereken bir çalışmaydı. Çünkü bir konuda tarihinizi bilmiyorsanız, atıp tutması daha kolay oluyor. Engel olmak lazım. Tebrik ediyorum hem kendisini hem de ekibi. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akademisyenlerin yanında bir grup gazeteci olarak biz de davetli idik. Her gazeteci arkadaşın bir konusu vardı. Benim konum bilgi kirliliğiydi. Gerçi kirli bilgi tabirine itiraz geldi yanlış bilgi demek lazım dediler ama biz gazeteciler bazı şeylerin altını çizmek adına ironi yapmayı severiz. Yine de sağolsun ikaz eden. Kavramlardaki yanlışlık elbette önemli ama tarım sektöründe yıllardır <strong><em>hibrit tohum</em></strong> ne demek diye topluma anlatılamadıysa, önceliği biraz bunlara versek mi diyorum daha iyi olmaz mı?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><em><strong>Konuşmamda suya sabuna dokunmadan geçemedim</strong></em>. Biraz dokunalım ki, nerde bir yanlış varsa da temizlik olsun. Tabi bilgide temizliğin en önemli şartı, bakanlığın her konuda, başta gazeteciler olmak üzere hem üreticiyi hem de tüketiciyi çok iyi bilgilendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Siz yaptıklarınızı anlatamazsanız, <strong><em>yapmadıklarınızın ya da yapamadıklarınızın üzerinden daha çok konuşulursunuz</em></strong>.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyada medya, <em><strong>üçüncü göz</strong></em> olarak tanımlanır. Bu tanımıyla, diğer bakanlıklarda olduğu gibi tarımda da bakanlık ve üretici-tüketici arasında köprü vazifesi gören bir araçtır. Tabi bu aracı doğru kullanan olduğu gibi, bırakılan boşluğu değerlendirerek, her türlü olumsuzluğu topluma yayan bir araç olarak kullanan bir kesim de mutlaka vardır ve olacaktır da. Bazı ürünlerde eksiklerine rağmen belli bir seviyeye gelmiş <em><strong>tohumculuk</strong></em> sektöründe hala dışa bağımlı diye konuşulması gibi. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak siz, başta üretici olmak üzere tüketiciyi de bilinçlendiremezseniz, eğitemezseniz, bu olumsuzluk daha da büyür. Şöyle ki; Danimarka’da bir insan çiftçi olabilmesi için iki yıllık eğitimden geçmesi lazım. Eğer devletten destek kullanacaksa, altı ay ekstra bir eğitimden daha geçmek durumunda. Şimdi siz 2,5 yıl tarım eğitimi almış bir çiftçiyi yanlış yönlendirebilir misiniz? <em><strong>Algılarla yönetebilir misiniz?</strong></em> Çok zor. İşte ne yapılması gerekliliğini siz okurlarıma bırakıyorum.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakanlık olarak da tarım genelinde, bitkisel üretim ve hayvansal üretim özelinde yaptıklarınızın bilgilendirilmesini, üreticiye ve tüketiciye daha iyi anlatabilirseniz, işte o boşluklar daha da iyi dolacaktır. Örnek mi istiyorsunuz? Mesela, hala toplumda ata tohumu üzerinden spekülasyon yapılıyor! Sanki domatesin anavatanı Anadolu toprağıymış gibi! Ya da Kuraklık var aç kalacağız deniyor. Halbuki kuraklığa dayanıklı buğday 15 yıl önce Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından zaten üretilmiş! Hibrit tohum ne demek tüketici hala onu bilmiyor!&nbsp; Yediği içtiği her şeye zehirli gözüyle bakıyor! </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İlginçtir, tarım siyaset üstü olması gerekir deniyor ya, ama siyasiler bunu kendi eliyle pardon diliyle yıkıyor! Ona da mı örnek istiyorsunuz; benim annem 1978 yılında Çukurova’da, traktör kullanan ilk kadındı! Sağlıklı uzun ömrü olsun. Traktör ile ilgili konuşmayı söyledim “<strong>yazık</strong>” dedi. Hadi gel de bunu haber olarak yazma! “<strong><em>Demek ki daha önceden de traktör varmış</em></strong>”! Daha eski asıra gitmeye gerek yok. Klimalı otomatik vites traktör deseler anlayacağım.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konuyu bilip bilmeyen herkes konuşmaya başlarsa tartışmalar bitmez. Bu ülkede herkes spor konuşur. Bu ülkede herkes siyaset konuşur. Ama bu ülkede herkes nasıl beyin cerrahının işine karışmıyor ve konuşmuyor ise, tarımı da bu kadar rahat konuşamaz olması gerekmiyor mu? Tarım da böylesine özel spesifik bir alan değil mi? Siz yemenize içmenize bakın. Bu alanı tarımcılara bırakın lütfen!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“<strong><em>Bu durumdan eminim bakanlık bürokratları da çok rahatsızdır. Ancak özeleştiriyi siz yapamıyorsanız, bırakın gazeteciler yapsın. Siz onları doğru bilgilendirin ve boşluk bırakmayın.”</em></strong> Artıların arttığı yerde eksiler azalacaktır diyorum.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em>Gazeteciler, yasama, yürütme, yargı, özel sektör, vatandaşlar ve bunların yaşadıkları ile ilgili gecesini gündüzüne katarak çalışan insanlar. O yüzden kamuoyunda bir yanlışlık olduğu düşüncesi oluşursa, bunu doğru bir şekilde sorgulamak, muhataplarıyla olayı ortaya koymak, yine gazeteciye düşmez mi?</em></strong> Tabi aynı zamanda bizlerde görevimizi yanlış yapmayalım da diyorum. Yoksa, damardan verilen mikrobun kan yoluyla vücudun en ayrıntı kısmına taşınması gibi, günümüz dijital mecrasında kirli bilgi en ücra noktalara kadar yayılır, sizde onu toparlamaya çalışırsınız!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 17:47:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Su’dan işler, gün gelir bizi dişler!</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/sudan-isler-gun-gelir-bizi-disler-198</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/sudan-isler-gun-gelir-bizi-disler-198</guid>
                <description><![CDATA[Su’dan işler, gün gelir bizi dişler!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sudan’da ABD, Çin gibi büyük ülkeler milyonlarca hektar alan arazileri tarım amacıyla kiraladıkları konuşuluyor. Biz de onlardan geri kalmamak adına yaklaşık 8 milyon dekar alanı tarım yapmak üzere kiralamışız. Bunlar güzel gözüken büyük projeler. Burada birkaç soru aklıma gelmiyor değil! Kendi ülkemizde yabancı şirketlere ne kadar arazi kiralamışız? ABD ve Çin girdikleri ülkelerde sadece tarım mı amaçlamışlar ki biz de onları taklit ediyoruz? Daha önce bu ülkelerin, Asya Afrika maceralarında yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yağmalanması yok mu? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımın bütçesinden bahsetmiştim geçen yazımda. İki metrelik bir insana yarım metrelik bir kumaş takdir edilmiş ve bununla nerenizi örterseniz sorusunu gündeme getirmiştim ama ikinci soru olarak ta o yarım metrelik kumaşın nasıl kullanıldığının sorgulanması gerekmiyor mu? Yönetim kurulu başkanı ve diğerleri aldıkları rakamlar, her ne kadar inkâr edilse de Sayıştay raporlarına düşmüş. Benim burada sormak istediğim, hiçbir işe yaramayan bu projede verilen maaşlar, (ki insanların tek geliri de bu değil. Üst düzey yöneticiler var) bunlar geri talep edilebilecek mi? Devlet kararı mı denecek? Boşa giden benzeri diğer projelerin (elektrikli traktör gibi) harcamalarının akıbeti ne olacak?&nbsp; </span></span></p>

<p><strong><em><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ticaretle uğraşan zararı hep kendi cebinden karşılarken, devlette bu zarar kime fatura edilecek?</span></span></em></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Elektrikli traktör sıkıntısında Sn. Vahit Kirişci’nin sözleri daha tazeliğini koruyor. Sudan sorununa, Sn. İbrahim Yumaklı’nın da bakış açısının farklı olduğunu düşünmüyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tabi, sadece Tarım bakanlığı kanadıyla da düşünülecek bir konu değil. Dışişleri bakanlığının sorumlulukları yok mu? Sudan’daki siyasi ortamı görmeleri gerekmiyor muydu? Ya da anlaşılmadık bir kararla herhangi bir ürünün ihracatına yasak getirmeyi bilen, ağaçların sökülmesine kadar giden süreçte dahil olan ticaret bakanlığı, bu işin neresinde sorularını sormak gerekmiyor mu?&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Herkes kendi yaptığından sorumlu olmak ister, ki bu doğaldır. Mesela yapılan iki Tarım şurasının sonuçlarını dönüp sorgulamak gerekmiyor mu? Biz ne karar aldık ne uygulamışız diye? Herkes ileriye dönük projelerini anlatıyor. Peki geriye dönüp muhasebe etmek gerekmiyor mu?&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Devlet devamlılık istiyor. Su’dan sebeplerle paramız boşa gitmesin. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Haksız mıyım?</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Dec 2023 17:46:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım ve Orman Bakanlığının Elini Kolunu Bütçede Bağladılar!</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-ve-orman-bakanliginin-elini-kolunu-butcede-bagladilar-197</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarim-ve-orman-bakanliginin-elini-kolunu-butcede-bagladilar-197</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığının Elini Kolunu Bütçede Bağladılar!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mecliste bütçe görüşmelerinin sonuna geldik. Bakanlıklar kendilerine verilen bütçelerin ayrıntılarını, bir yılda bununla neler yaptıklarını ve yapacaklarını anlatmaya çalıştılar. Çalıştılar diyorum, çünkü her bakanlık, maliyenin kendisine ayırdığı bütçeyi savunmak durumunda kalırken gördüm. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Biz kendi alanımıza Tarım ve Orman Bakanlığı’na dönelim. Sayın Yumaklı, son derece sade, akıcı, sakin bir şekilde konuşmasını yaptı. Muhalefet o kadar ayrıntılara girdi, o kadar tekrara düştü ki, altı çizilmesi gereken önemli konular, önemli sıkıntılar bu ayrıntıların arasında ne yazık ki cılız kaldı. Tarım ve gıda da hala benzer sorunlar konuşuluyorsa, aslında sonuç olarak işlerin öyle çokta kolay, çokta rahat gitmediğini göstermiyor mu? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ama benim asıl konuşacağım konu, ki bana göre sorunların başlangıç noktası, hatta en önemli noktası, Bakanlığa verilen bütçe rakamı! Daha önceki yazımda da söylemiştim. Bakanlık kendi bütçesini kendi belirlemesi lazım diye. Yani yıl boyu yapacağı, projelerine, yatırımlarına, desteklemelerine göre! Yoksa köyden kente göçe engel olamaz, kırsala gençleri çekemezsiniz. Gıdaya ulaşmakta her gün daha da zorlanırsınız. Et yemez, süt içmez, balık görmez olursunuz. Limonda, fındıkta vb. de gördük. Tarım sanayimiz olmadan bizim üretimimiz katma değer sağlayamaz. Bu bütçeyle karnımızı mı doyuracağız, yoksa nereye, hangi işletmeyi kuracağız düşünüp dururuz? Bir şeyleri güzel yaptığınızda karşılığını da alırsınız. Üretime verdiğiniz her para size misliyle dönecektir. Mesela, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürü Ahmet Güldal’a da söyledim bütçede. TMO’nun buğday alımında ilave 1 lira verdiğinizde, onca sıkıntıya rağmen, üreticideki karşılığı nasıl olmuştu hatırlayalım. Peki, bütçe belirleme yazdığımız gibi mi oldu? Hayır… Öyle bir bütçe verildi ki, bir örnek vereyim. İki metre boyunda ki bir insana siz yarım metre bir kumaş verirseniz ve bununla da nerenizi örtebilirseniz örtün denirse sonucu artık siz düşünün! </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Harun-Goksel-TBMM-Butce-Gorusmeleri-1.jpg" style="border-style:solid; border-width:5px; float:left; height:221px; width:320px" />Merkezi bütçeden bu sene tarıma ayrılan rakam 63 milyar 392 milyon lira. Önümüzdeki yıl verilecek destek miktarı da 91 milyar 554 milyon lira olması hedefleniyor. Bu desteklerin GSYH içindeki payı veya Merkezi Bütçe Giderleri içindeki yüzdelerine bakmıyorum. Yok %1 yok %2 verilmiş! Ne işe yarar ne yapılabilir, daha önceki yıllarda ne yapılmış neyi eksik kalmış, ona bakıyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım ülkesiyiz ve tarım ekonomisini ülke ekonomisi ile birlikte düşünmeniz gerekiyor. Ayrı düşünemezsiniz. Gıda enflasyonu bu kadar yüksek giderken, enflasyonu düşürme adına siz, tüketimi azaltıp bir de üretime de yeterince destek vermezseniz, ekonomide önünü alamayacağınız sonuçlarla karşı karşıya gelirsiniz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Merkezi bütçeden tarıma ayrılan pay ortada. Bunu bir hikâye ile anlatmak istiyorum. Padişah vezire sormuş; bu savaşı niye kaybettik sebeplerini say demiş. Vezir; efendim madde bir barut yoktu. Padişah; gerisini saymana gerek yok o zaman demiş. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şimdi merkezi bütçeden ayrılan rakamla, ülkemizdeki sıkıntılara baktığımız zaman aslında işin baştan nasıl koptuğunu görebilirsiniz. Şöylede diyebiliriz; bakanlığa bir bütçe silahı verildi, ama ne yazık ki silah kuru sıkı.&nbsp;Bu bütçe rakamının adı aslında budur. Maliye diyor ki; ben ne kadar verirsem ona göre proje yap, ona göre desteklemede bulun, ona göre fiyatlandırma yap. Tarımda sanayi yatırımı yapma! Yani üreticiye, üretime o kadar önem ver!&nbsp; Sonucu çıkmıyor mu sizce de? Anlasalar içim yanmayacak! Herkes her şeyi de bilmek zorunda değil!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakanlık, bu bütçeye gerçekte nasıl bakıyor bilmiyorum ama sıkıntı onların elinde patlıyor. Sonuç mu; yarım metre kumaşla nerenizi örterseniz artık!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Nov 2023 16:54:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Şimşeğe çağrım “Tarım Orman Bakanlığının bütçesini belirlemeyi Bakanlığa bırakın”</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/bakan-simsege-cagrim-tarim-orman-bakanliginin-butcesini-belirlemeyi-bakanliga-birakin-196</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/bakan-simsege-cagrim-tarim-orman-bakanliginin-butcesini-belirlemeyi-bakanliga-birakin-196</guid>
                <description><![CDATA[Bakan Şimşeğe çağrım “Tarım Orman Bakanlığının bütçesini belirlemeyi Bakanlığa bırakın”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta Mersindeydim. Biliyorsunuz limon hasatıyla beraber ortaya çıkan ciddi sorun var. Üreticinin diktiği para etmediği için ağaçları sökmek zorunda kalıyor! Peki limondaki sorun ne? Bugün mü ortaya çıktı?</p>

<p>Mersin’de geçen sene rekolte 865.000 ton. Bu sene 1 milyon 60 bin ton.İhtiyacımız ve ihracatımızın rakamları düşünülmeden, plansız ekimle 4-5 sene önce dikilen fidanlar ürüne döndü. Sahada rekolteyi tespit edemeyip, içerde fiyat yükselmesin siyaseti ile yasaklama getirdiğimiz ihracat dönemini hatırlarsınız! O dönem firmalar, önce dış pazarımızı, daha ucuz maliyetle üretim yapan Mısır’a,Tunus’a,İspanya’ya kaptırdı. Bir de üstüne limon ihracatımızın ağırlığını oluşturan Rusya ve Ukrayna, savaşa girince bütün hesaplar altüst oldu… Bugün hızlı karar mekanizmasını işletemezsek, sorunları öngörmez ve önlem alamazsak,daha kötü sonuçlar kaçınılmaz olur..</p>

<p>Şu anda toplama maliyetini karşılamayan limon,bugün gözardı edilir, ağaçlar sökülürse, sadece ülkeye gelecek olan Dövizden değil geçimini bundan sağlayan 100 binlerce aileyi de ekmeğinden ederek mağdur halde bırakabilir…</p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/IMG-20231112-WA0001.jpg" style="height:480px; width:640px" />Konuyla ilgili bilgi aldığımız Capital Agro firması yönetim kurulu başkanı Mustafa Babuş aynı sorunların altını çizdi. Bir ürünün tarla fiyatı hariç, fabrikadan çıkana kadar 10 TL’yi geçen maliyete bir de gümrüğe gidene ve gümrükten çıkana kadar ki 55 cent(16₺) maliyet eklendiğinde ,ihracatın ne kadar zor olduğunu anlamak mümkün diyen Bobuş, “Destekleme ve fiyat istikrar fonu”n acilen en az 2₺ olarak açıklanması gerektiğini söyledi. Mersin’de ihracatçının bahçede toplama yapacak işçiyi bile bulmakta ciddi zorluk çekmesi,bu konunun acilen ele alınıp çözüm getirilmesi ,gerekirse konteyner kentler kurarak, yurtdışından geçici ucuz işgücü bulabilmek için müdahalenin yapılmasını istedi.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/IMG_20231112_220742.jpg" style="height:593px; width:640px" />Mersin Hal Komisyoncular dernek Başkanı Münir Şen ise, hal yasasının bir an önce çıkmasının gerekliliğinin altını çizdi. Girdi maliyetlerinin yüksekliğinin, tarladan sofraya büyük farkların oluşturma sebebinin kendileri değil,mazot gibi işçilik gibi her bir etkenin, aşırı derecede yükselmesinden kaynaklı olduğunu söyledi.Mersin’de tarıma dayalı sanayinin %1 olduğunu söyleyen Başkan Şen, sen içtiğimiz meyve sularının dörtte üçünün Brezilya’ya ait olduğunu söyledi. Şimdi bütün bunları üstüste koyduğumuz zaman gelinen noktada ,Bakanlığın acil müdahalesini gerektiriyor. Bugün mecliste bütçe görüşmeleri yapılacak Tarım Orman bakanlığının. Narenciyedeki ve benzeri bütün sorunların çözümlerini sağlayacak bir bütçenin belirlenmesi ve bakanlığın başta üretim planlaması olmak üzere tüm projelerinin önünün açılması gerekmektedir. “Sen Üret Yeter” sloganının altını doldurabilmemiz, İşlevselliğini sağlayabilmemiz ve sürekliliğini mümkün kılabilmemiz için sizce de bunlar önemli ve elzem değil mi! ….</p>

<p>&nbsp;Cumhuriyetin 100. yılında lütfen limonun suyu çıkmasın!..</p>

<p>&nbsp;Limon üreticisi 100. yılı nasıl hatırlayacak sizce!….</p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/images%20(6).jpeg" style="height:800px; width:640px" /></p>

<p>1930 lu yıllarda İtalya’dan getirildi ve Mersin Antalya ve Ege’nin bazı bölgelerinde aşılandı.&nbsp;</p>

<p>İskenderun demirçelik fabrikası kuruldu, parası portakal ile ödendi…</p>

<p>&nbsp;Nazilli basma fabrikası kuruldu, parası portakalla ödendi…</p>

<p>&nbsp;Kayseri Sümerbank tekstil fabrikası kuruldu, parası portakalla ödendi..</p>

<p>&nbsp;Şişecam fabrikası kuruldu, parası portakalla ödendi…</p>

<p>&nbsp;Aliağa rafinerisi kuruldu, parası portakalla ödendi ve daha bir çok fabrika, Ruslar tarafından yapıldı ve ödemesi portakalla limonla yapıldı. Şimdi ne oldu da portakalla limon ile değil fabrika kurmak, ev kuramaz olduk!…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Nov 2023 22:10:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda ve Su İsrafına Dur Demeliyiz</title>
                <category>Zir. Y. Müh. Gazi Kutlu</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-ve-su-israfina-dur-demeliyiz-195</link>
                <author>gazikutlu@hotmail.com (Zir. Y. Müh. Gazi Kutlu)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gida-ve-su-israfina-dur-demeliyiz-195</guid>
                <description><![CDATA[Gıda ve Su İsrafına Dur Demeliyiz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birleşmiş Milletler ’in son raporuna göre, 2050’lerde dünya nüfusu 10 milyara ulaşacak. Ancak, bugün dahi dünya genelinde gıda güvensizliği oranı alarm verici şekilde %29,6'ya yükselmiş durumda, ki bu durum küresel nüfusun %11,3'ünü etkiliyor. Daha da endişe verici olanı, dünya genelinde üretilen gıdanın %30’unun sevkiyat sırasında israf olması. Bu israf, uygun olmayan nakliye ve depolama koşullarından kaynaklanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gıda üretimi ile sofralarımız arasında gerçekleşen kayıplar oldukça büyük. Üretimin 3’te 1’i yolda kayboluyor ve bu da Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) ortaya koyduğu gibi tarımsal üretimin yüzde 70 artması gerektiği anlamına geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye, bu küresel sorunun bir parçası olarak yer alıyor. Ülkemizde günlük 80 milyon adet ekmek üretiliyor, ancak bu miktarın 14 milyon adeti israf ediliyor. Bu, neredeyse ürettiğimiz her 5 ekmeğin birinin çöpe gitmesi anlamına geliyor. Üstelik bu israfın çoğu ambalajsız ekmeklerden oluşuyor. Türkiye'nin de içinde bulunduğu birçok ülkede, gıda israfı ciddi bir çevresel ve ekonomik sorun haline gelmiş durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca, su kaynaklarının büyük bir kısmı tarım için kullanılıyor. Bir kişinin bir günlük gıda ihtiyacını karşılayabilmesi için ortalama 4.000 litre suya ihtiyaç duyuluyor. Bu durumda, su kaynaklarının sadece yüzde 3’ünün tarıma ve insan tüketimine uygun olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, suyun da doğru ve verimli bir şekilde kullanılması hayati bir önem taşıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu veriler, gıda israfının küresel bir sorun olduğunu ve sürdürülebilir çözümlere duyulan acil ihtiyacı gösteriyor. Gelecekte daha kaliteli, etkili ve adil bir gıda dağıtım sistemi kurulması, bu krizin üstesinden gelebilmek için atılması gereken önemli bir adım olacaktır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Oct 2023 14:49:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2023/11/zir-y-muh-gazi-kutlu-1699626506.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanın çoban olası geliyor</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/insanin-coban-olasi-geliyor-194</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/insanin-coban-olasi-geliyor-194</guid>
                <description><![CDATA[İnsanın çoban olası geliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şaşalı ışıltılı gibi görünse de büyük metropol kentlerde yaşamak öyle kolay değil. Üzerinize gelen binalar, yeşilin yerini almış asfaltlar, milyonlarca insanın sokaklara dökülmesiyle yayılan ses kirliliği ve daha birçok şey…</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son zamanlar gezegenimizde kaçınılmaz olan bunca olumsuzlukların içinde, Hindistan’ın Zoji La, ya da Bolivya’nın Yungas yollarına benzeyen, seyahat etmek için tercih edilmeyecek (maceraperestler hariç) ama eşsiz manzaralarıyla, insan yerleşimi olmayan, değdi doğrusu denilebilecek anılarımıza yeni bir tanede daha ekledik. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2100 rakımlı Muğla Seydikemer Çökek yaylasının tepesine çıkarken, doğanın o muhteşem mistik havasıyla şöyle bir afallıyorsunuz. Burası benim gezegenimde cennetten bir köşeyse, bizim yaşadığımız yer neresi deyip, bu muhteşem meralarda insanın çoban olası geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu değerlere Muğla Tarım orman İl Müdürü Barış Saylak, bir katkı sağlamak amacıyla mera ıslah projesi kapsamında, Valiliği, Bakanlığı ve Belediyeyi, hem de köylüyü ayağa kaldırmış. Evet insan yerleşim yeri olmayan bu yerlerin sahibi olan, peygamber meslekli 5 bini aşkın küçükbaşa bakan çobanlarımızın, daha insani şartlarda yaşamasını sağlamak ve çoban mesleğinin babadan oğula devam etmesi için, anlamlı bir projeye imza attığı gün biz de oradaydık. Eski adıyla çökek köyü (ki ben hala köy ismini tercih ediyorum) yeni adıyla Çökek Mahallesi’nde 10 konteyner ev çobanlara teslim edildi. Ayrıca Yörükler diyarı Muğla’nın yaylalarında Seydikemer Belediye Başkanı Önder Akdenizli de çobanlık mesleğinin yaşatılması için her türlü desteğin yapılacağını belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/zuhal-irgas--baris-saylak.jpg" style="height:642px; width:640px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Barış müdürle gün boyu yaptığımız sohbetlerde çalışmaların ayrıntılarına biraz daha hakim olduk. Yurt dışından hayvan ithal ettiğimiz şu günlerde geçmişte yapılan “ormana küçükbaş hayvan girişinin yasaklanmasının” ne kadar yanlış bir karar olduğunu gördük. Orman köylüsünün geçimi için önemli bir kaynak olan küçükbaş hayvancılık, aslında et ithalatının da önüne geçecek çok önemli bir hamle. Anadolu yaylasında hayvancılıkta asıl üretim, küçükbaş üzerinden olması gerekir. Yem maliyetini de düşündüğümüzde, neden sadece büyükbaşa yöneldik sorusunu düşünmeden geçemiyor insan. Dağlarında hayvancılık, coğrafi işaret almış zeytin ve zeytinyağın da olduğu kadar, denizlerde de iddialı Muğla. Balıkçılıkta kıyı avcılığı ve yetiştiricilik dahil 1 milyar doları hedefliyor. Özellikle Seydikemer ilçesi, yetiştiricilikte marka haline gelmiş. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ve belki de en önemli gördüğüm projelerden biri de 30 bini aşkın ilköğretim seviyesi öğrencilerine, tiyatro etkinliğiyle birlikte tarımda, gıda da suda düzgün kullanımı ve tasarrufu, onların anlayacağı bir dille ortaya konulmasıydı. Her bir öğrencinin de “<strong>Tarım Müfettişi</strong>” unvanıyla onurlandırılması, kendini görevli hissettirmesinin bir farkındalık oluşturduğunu düşünüyorum. Gençlerimizde farkındalık oluşturmak, zaten onlara ait dünyanın daha da yaşanılır olmasını sağlayacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Muğla, Anadolu’nun tarımda ve hayvancılıkta, aynı zamanda turizmde önemli potansiyele sahip bir ilimiz. Aslında her biri defalarca köşe yazılarına konu olacak işler. Hipokrat yemininin ilk Datça da olması bile önemli değil mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sahip olduğumuz bu kadim değerleri, sahipsiz bırakmamalıyız ve söz sahibi insanların hedeflerinin olması önemli diye düşünüyorum. Ne kadar çok doğru yaparsak yanlışlar da o kadar azalır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Oct 2023 09:01:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğanın Kokusu Çıktı</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/soganin-kokusu-cikti-193</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/soganin-kokusu-cikti-193</guid>
                <description><![CDATA[Soğanın Kokusu Çıktı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu sene soğan ihracatı durdu, üreticinin elinde kaldı. Domates 3 TL’den tarlada alıcı bulamıyor. Limonun merkezi Mersin’de Mayer çeşidi hasata başlandı ama ilk ürünler olmasına rağmen 2-3₺ den alıcı buluyor. Mutfağımızın önemli üç ürünü ne yazık ki üreticisini perişan etti. Biz tüketiciler için değişen bir şey yok gerçi! Bu ürünleri markette pazarda hep 4-5 katına alıyoruz. Ektiğimiz ürünlerin sanayisini oluşturmadıktan sonra yapacağımız her türlü planlama eksik kalacaktır diye de düşünüyorum. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım Bakanlığına Güven Meselesi mi?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ticaret Bakanlığı tarafından 27 Ocak 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulamaya konulan tebliğ, büyükbaş-küçükbaş hayvan etleri, kümes hayvanları et ve sakatatları, patates, domates, kuru soğan, sarımsak, fasulye, patlıcan, sivri biber, zeytinler, kırmızı mercimek, portakal, limon, karpuz, elma, zeytinyağı ve fraksiyonları, yumurta ve tereyağı gibi ürünlerin ihracatında gerektiğinde dönemsel düzenlemeler yapmak için Tarım ve Orman Bakanlığı’na yetki veriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Söz konusu tebliğ, Mart 2023 itibarıyla Ticaret Bakanlığı tebliğiyle yürürlükten kaldırıldı. “Sen üret yeter” diyen, üretimi yapan Tarım Orman Bakanlığına güvenemediniz mi sorusu akla gelmiyor mu? </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TÜİK Sayacak!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım planlamasının en önemli ayaklarından olan, tarım envanterinin çıkarılması için gerekli sayımı (işletmeden hayvan sayısına kadar her türlü bilgi) TÜİK ile bakanlık arasında yapılan protokolle imza altına alındı. Özellikle enflasyon rakamlarını belirleme noktasında güven kaybına uğrayan TÜİK in bu çalışmasının sonucunu bekliyoruz. İki günde illerden hayvan varlığının sayısının istenildiği dönemleri hatırlıyorum. İşte bundan dolayı Sn. Yumaklı’nın bu çalışması çok önemli. Bu rakamların çalışmasında da yine il müdürlüklerine çok iş düşüyor diye düşünüyorum. Sahada ne var ne yok görmek lazım değil mi?</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım da Planlama </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımda planlamayla ilgili yazıma gelen tepkilere bakıyorum da planlamayla sözleşmeli üretimi karıştırmışlar. Sözleşmeli üretim için hukuki alt yapının çok ciddi bir şekilde düzenlenmesi lazım. Planlı üretimdeki en önemli sorun da gayrisafi milli hasıladan tarıma ayrılan yüzdelik payın yeterli olmaması! Avrupa ülkelerine baktığımızda tarıma ayrılan pay %3 ile %8 arasında değişiyor. Türkiye’de de tarıma ayrılan payın, Bakanlığın yapacağı çalışmalar ön plana alarak belirlenmesi ve Maliye Bakanlığının da buna göre bütçe vermesi gerekmiyor mu? Masanın üstünü kaplamayan bir örtüyü hangi köşeyi kapatmak için çekerseniz karşı taraf açık kalacaktır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Sep 2023 14:14:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fındığın “Aganigi naganigi” hikayesi</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/findigin-aganigi-naganigi-hikayesi-192</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/findigin-aganigi-naganigi-hikayesi-192</guid>
                <description><![CDATA[Fındığın “Aganigi naganigi” hikayesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fındık Tanıtım Grubu, üretim fazlalığı nedeniyle fındık satışını artırmak için yeni bir reklam kampanyasında rahmetli sanatçı Özkan Uğur’a fındık için ‘‘aganigi-naganigi’’ reklam yaptırmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu konu da sektör içinde yıllardır tarımda birlik ve kooperatiflerin önemini anlatmaya çalışmış bir insanım. Ancak fındık alımının yıllardır sorun haline gelmesinden beri, üretici arasında da “İşe Yaramıyor Zaten” olarak konuşulan “Fiskobirlik” kötü bir örnek olarak önümüzde duruyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Neden mi? FİSKOBİRLİK’e rağmen fındık alımını aslında vazifesi olmayan TMO yapıyor… </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, FİSKOBİRLİK varken neden TMO? Bu soruyu sormak lazım değil mi? Fındık üreticilerinin kurduğu birlik, üreticinin hakkını yeterince savunma kabiliyetimi yok mu? O zaman varlığı sorgulanmaz mı? Üreticisine geçmiş yıllarda parasını ödeyemez hale gelmesi ve bugünkü hali ayrı bir yazı konusu!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyada üretiminde söz sahibi iken, bugün geldiğimiz nokta, zaten pazarlaması elimizden gitmiş durumdaki fındığın şimdi üreticisini de sözleşmeli üretim diyerek, kendi ülkemizde dış uzantılı tekellere kaptırma noktasındayız. Ayrıca Avustralya da Ferrero firmasının yıllık 5 bin ton üretim yapacak bahçeler oluşturduğu yazılıyor. Avustralya ve diğer ülkelerin toplam fındık üretimi bizim yıllık üretimimizin yüzde 10 civarındadır. Fındık fiyatını kırmak için algı oluşturuyorlar. Bu sene için açıklanan kilogram fiyat 84 Lira. Ancak özel sektör 87 lira bandını gördü. Zaten maliyeti bile karşılamayan bu fiyatların hasat sonrası çok daha yükseleceğini göstermiyor mu? Geçen sene 54 Lira açıklandı ancak tüccara 40 Lira bandında gitmişti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu seneki rekolte geçen seneye göre daha düşük. Başta açıklanan 700 bin ton bugün sektöre göre 550 bin ton civarına düşmüş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak fındığı fiyatı üzerinden tartışmak da bence çok eksik, hatta yanlış! Fındığın işlenmesi, ürün haline getirilmesi, yani sanayisinin mutlaka kurulması gerekmektedir. Yoksa biz hala 3 TL aşağı 5 TL yukarı tartışması yapar dururuz bunu. Siyasette kendine çok rahat malzeme çıkarır bundan.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyada üretiminde tekel durumunda olduğumuz bu ürün için fiyat ve sanayisinin birlikte tartışılması ve içerde bir yol bulunması şarttır. Başka türlü yapılan düzenlemelerin tamamı eksik kalacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geçen sene paylaştığım yazımdaki örneği tekrar vereyim, TOGG marka araba markasını yapan bir ülkeyiz. Hatta şu anda aya yumuşak iniş yapacak adımlardan bahsediyoruz. Peki, biz hala fındığı işleyecek, ona katma değer kazandıracak bir teknolojiyi bir markayı niye devreye koymuyoruz? Koyamıyoruz? </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TOBB’un koordinasyonunda TOGG oluyor da fındıkta neden olmasın?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sanayi ve markalaşma derken çok dikkat edilmesi gereken bir nokta da “Kümesi Tilkiye Teslim Etmeden” yapmak gerekiyor bu çalışmaları. Bazı yazarların çözüm olarak sunduğu isimler, sorunun merkez noktasını oluşturuyorlar. O yüzden fındık ile ilgili akıl üretirken, bu borsa dünyada kimlerin elinde, Türkiye’de kimler bu yurtdışındaki firmalara destek oluyor iyi görmek lazım. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Örneğin 3 harfli marketler marka değil, kendi ürettiklerinin satış noktalarıdır. Konu devletin tam kontrolünde olması gereken bir konu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu konuda bizde bir şey diyelim yazısı da değil bu. Yıllık 2 milyar dolarlık bir gelir getiren ve 500 bin aşkın aileyi ilgilendiren bir konu. Eğer TOGG gibi fındıkta da son ürün olarak marka noktasında bir adım atılırsa bu rakamları onla, yüzle çarpmak işten değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu arada sormadan da geçemeyeceğim. Yıllık fındık üretimimiz 700 ile 750 bin ton civarı iken neden 2.200 bin tonluk kırma ünitesi var? Bu kırma ünitelerine ne kadar destek verildi?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Sep 2023 10:14:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamsisi ve sorunları bol balık sezonu</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hamsisi-ve-sorunlari-bol-balik-sezonu-191</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hamsisi-ve-sorunlari-bol-balik-sezonu-191</guid>
                <description><![CDATA[Hamsisi ve sorunları bol balık sezonu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balık yasağının kalkmasıyla tehlikeli iş kolu olan balıkçılık vira bismillah diyecek, ama balıkçının kasasında bir dolu sorunlarla… </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hamsisi bol bir sezon bekliyormuş bizi. Türkiye ekonomisine ihracatta 40 milyarı aşkın bir rakam, içeride de 10 milyarı geçen bir tüketim ile ekonomiye kazanç sağlayan, doğrudan 40 bin kişinin dolaylı olarak da 350 bin kişiyi ilgilendiren bir sektör. Beş tarım işçisi bir balık işçisine denk geliyor. Balıkçılarımıza öncelikli olarak ellerine sağlık diyorum. Bunlar işin güzel kısımlarıydı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sezon açılacak ama su yüzüne çıkacak sorunları, Sür-Koop başkanı Ramazan Özkaya ile konuştuk. Birkaçını paylaşmak istiyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">40 TL’ye dayanan mazot fiyatlarında düzenleme yapılmalı. Çünkü kontağı açıp denize açılan her balıkçının %50’yi aşkın gideri mazot. Eğer mazotta lüks yatlarda olduğu gibi en azından vergilerde indirim gibi bir destek verilmezse maliyetleri karşılamak için balığın küçüğüne büyüğüne bak(a)madan avlamak zorunda kalacak. Bir kere doğum yapmadan avlanan balık, hayvancılıkta çoğalmayı sağlayan dişi büyükbaşların ya da küçükbaşların kesime gitmesiyle azalan hayvan sayıları gibi aynı sonucu ortaya çıkaracak. Yıllık avlanan balık miktarı 500 bin tonlardan bu dönemde 328 bin tonlara düşme sebeplerinden biri bu şekilde avcılık yapılması diğer bir sebebi de kotanın olmaması! </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Amatör balıkçılık adı altında yapılan avlanmanın denetimlerdeki sıkıntısı, ticari avlanmaya çok ciddi engel olduğunu görmek ve ona göre önlemini de almamız gerekmektedir. Denetimsizlik, teşviki artırmış ve bununla beraber yasa dışı satışların ortaya çıkmasıyla, ticari balıkçıların av sahalarını işgal sonucunu doğurmuştur. Özkaya, bunun için amatör balıkçıların teknelerinin ayırt edilebilir olması, haftanın belli günlerinde avlanmaları,5 kilo kotanın kesin bir şekilde uygulamada olması vb. gibi önlemlerin alınması gerektiğini vurguladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balık eğitiminin ilkokullarda başlaması gerektiğini söyleyen başkan, denizlerimizin, balık stoklarımızın, tüm dünyada üretimin her noktasını etkileyen iklim değişiklikleri ve çevre faktörlerinin içinde bulunduğu bir müfredatla ilgili bakanlığın derslerde bilinçlendirme yapılması gerektiğini söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kendi düşüncelerime gelince; üç tarafı sularla çevrili, içeride de yetiştiricilik noktasında en üst seviyede olabilecek bir coğrafya ve iç sulara sahibiz. İnsanın aklına balıkçılık ve suyla ilgili bakanlık niye kurulmuyor sorusu geliyor. Ya da en azından bu konularda Çevre Bakanlığı dahil olmak üzere birkaç bakanlık sorumlu iken (ki en az yetki belki de Tarım ve Orman Bakanlığında), yetkinin tamamen Tarım ve Orman Bakanlığı ve Bakanlığa bağlı Su ürünleri Genel Müdürlüğü’nün olması gerekmiyor mu? Bu hızlı azalmayla değil torunlarımız, çocuklarımızın bile balık yemesi tehlikede iken düşünmek lazım. Bizler Yunanistan’a balık yemeye gidebilir miyiz ne dersiniz?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 31 Aug 2023 16:09:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mısır alım fiyatının düşük kalmasının sebebi su mu?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/misir-alim-fiyatinin-dusuk-kalmasinin-sebebi-su-mu-190</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/misir-alim-fiyatinin-dusuk-kalmasinin-sebebi-su-mu-190</guid>
                <description><![CDATA[Mısır alım fiyatının düşük kalmasının sebebi su mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İki yıldır özellikle buğdayda alım süresinin uzunluğu eleştirilerine rağmen yine de iyi fiyata rekor alım yapan TMO, mısır alımında geçen sene ton başına 5.700 lira açıkladığı fiyatı bu sene 6000 lira yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Girdi fiyatlarının bu kadar yükseldiği bir dönemde 300 kuruşluk zam gerçekten Üretici de önemli bir mağduriyete sebep oldu. Yalnız unutmamak gerekir ki mısırda asıl fiyat 2. ürün olarak ekilen mısırda olacak yani ekim sonu hasat edilen mısır. İlk mısır nişasta üretiminde kullanılan mısır ve belli kalitede olmak zorunda yani Adana civarında çıkan mısır gibi. İkinci ürün olarak ekilen mısır ise ağırlıklı yemde kullanılan mısır ki en çok Konya bölgesinde 300 metreden su çekilerek üretilen mısır. 30-40 metrelik obrukların oluşan sebebi de budur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bunun yerine hem suyu az kullanan hem de verimi daha yüksek sorgum gibi bitkilere yönelmek gerekmiyor mu? Çukurova’da meyveye dönen üretim şekli de ne yazık ki bu dengeyi bozan faktörlerden biri. Çok rahat buğday mısır pamuk üretebilecek olan bu ve benzeri alanlarda ki değişim soruna yol açıyor. Burada Bakanlığın mısır üretimini engellemek gibi bir düşüncesinden ziyade mısırı Konya gibi bölgelerde değil de çok daha rahat olan Sakarya gibi bölgelerde yetiştirilmesine çalıştığını düşünüyorum. Dışardan ithal edilen GDO’lu mısır yerine bizim hormonsuz yerli mısır üretimi zaten çok önemlidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cargill gibi firmaların uygulamalarını kabul etmek mümkün değil ama tek suçlu da görmek diğer sorunların üstünü kapatmaz mı? Örneğin mısırı depolayacak bir imkân kaldı mı? 10 milyon tonu aşan buğdayı alan TMO da böyle bir sıkıntı görülüyor. Mısır, buğday gibi açık alanlarda depolanması mümkün bir ürün değil. Yani kapalı alan lazım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşte burada gerçekten tarımda üretim planlaması gerekliliği ortaya çıkıyor. Yani hangi üründen ne kadar lazım nerelerde yetiştirmek gerekiyor? Mısırda ki bu sorun daha önceki planlamadaki sorunların sonucu değil mi?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 31 Aug 2023 13:18:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarımda üretim planlamasının önündeki engeller</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-uretim-planlamasinin-onundeki-engeller-189</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-uretim-planlamasinin-onundeki-engeller-189</guid>
                <description><![CDATA[Tarımda üretim planlamasının önündeki engeller]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Uzun yıllardır konuştuğumuz bir sorundu tarımda planlama. Nerede ne ekmek lazım? Kuraklık, su sıkıntısı var ona göre hangi ürün öncelikli ya da ithalatı azaltacak nasıl bir ürün yelpazesi olacak? Kısaca bu soruların cevabı önemliydi. Önceki bakan Prof Dr Vahit Kirişci döneminde atılan üretim planlaması adımının yeni dönemde de devam ettiğini görüyoruz. Yeni bakan İbrahim Yumaklı ile birlikte bölgesel toplantılar yapılıyor. Bügem’in organizasyonunda Tarım ve Orman İl Müdürlükleri, STK’lar ve konunun paydaşları ile ilgili istişareler yapılıyor. Yani Ankara’da masa başı değil sahada bir planlama çok önemli, tabi projenin ayaklarının yere basması için çok önemli ayrıntılar var. Yetkililer bütün bunları masaya yatırıyoruz diyorlar. Burada sahada gördüğüm üç tane soru var…</span></span></p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">A ürünü eken bir üreticimize B ürününü ekmesi istenildiğinde varsa uğrayacağı zarar kim tarafından nasıl karşılanacak?</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yine bu ürün değişiminde mekanizasyonda da olacak değişiklikler doğal olarak bir sermayeyi gerektirecek. Bu kim tarafından nasıl karşılanacak?</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Üretici şimdiye kadar ürettiğine alıştığı pazarlama şekli değişeceğinden yeni ürünün pazarlamasında nasıl bir yol izlenecek?</span></span></li>
</ol>

<p style="margin-left:8px; margin-right:8px; text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Mutlaka bütün ayrıntılar düşünülüyordur ama bunlarda bizim sahada gördüğümüz SORULAR olarak karşımıza çıkıyor. Biraz da aklımızdaki çözüm yollarından konuşalım. Bana göre bu planlama ile birlikte tarım kooperatiflerinin yeniden ele alınması, hukuki altyapılarının tamamlanması ve görev tanımlamalarının yapılması gerekiyor. Bu kooperatifler gerçekten işler hale getirilip Üretici ile birlikte hareket etmesi, tohumdan gübreye, ilaca, mekanizasyona kadar sorunlarını ortak çözmeleri gerekiyor…</span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tarımda üretimi sadece stratejik değil aynı zamanda ticaret olarak görmek zorundayız. Üretimde sürekliliği de istiyorsak, sistemin baş aktörü olan üreticimizin ekonomik anlamda elini rahatlatmak gerekiyor.</span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İnsanları daha fazla üretime dahil etmek için bazı projelerin kaynaklarını da arttırmak gerekiyor. Örneğin “uzman eller projesi” gerçekten olumlu bir hamle. Önceki yıllarda başlayan ve sayısı her yıl artan aynı zamanda da ilk başlayanların hala devam ettiği bir proje. Her yıl bilinçli bir şekilde üretime katılan, sahasında uzman kişilerle daha profesyonel ve günün şartlarına uygun tarım ve hayvancılık yapılabilir.</span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:8px; text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bütün bu süreçlerde yeni yapılanmalarla birlikte, projelerin en iyi sonucunu istiyorsak, tarım stratejik diyorsak, üretimi en iyi katma değer olarak görüyorsak, (öyle olduğunu düşünmek istiyorum) Tarımın bütçesini de ona göre belirlenmesi gerekmiyor mu?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Aug 2023 12:11:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deprem, Balıkçılık Sektörünü de Etkiledi mi?</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/deprem-balikcilik-sektorunu-de-etkiledi-mi-188</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/deprem-balikcilik-sektorunu-de-etkiledi-mi-188</guid>
                <description><![CDATA[Deprem, Balıkçılık Sektörünü de Etkiledi mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pazarcık ve Elbistan depremleri sonrasında yaralar sarılmaya çalışılırken depremin tarımsal üretimin üzerindeki faturası da ortaya çıkmaya başladı. Tarımsal ihracatta önemli bir gelir sağlanan balıkçılık sektörünün depremle birlikte yaşadığı sorunlar ve alınan önlemler sektörün dünya pazarındaki yerini etkileyecek. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Harun Göksel Ankara… </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye balıkçılık sektöründe her yıl gelişiyor. Net ihracat yapılan balıkçılık sektörü, denizlerde avcılık ve üreticiliğin yanında iç sularda da üretimin yapıldığı bir aşamada ilerliyor. Türkiye’nin dünyada üretilen 170 milyon tonluk balık sektöründe 800 bin ton yer aldığını yetiştiricilikte ise dünyada 18.sırada Avrupa’da lider konumda olduğunu söyleyen Tarım ve Orman Bakanlığı Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz, bu yetiştiriciliğin yüzde 38’nin deprem bölgelerinde gerçekleştiğini kaydetti. Yılmaz ayrıca depremden etkilenen alabalık yetiştiricilerine yönelik destekler olduğunu da açıkladı. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balıkçılık Üretimi Artıyor </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Deniz ve iç sularımızdaki su ürünleri kaynaklarının korunması ve sürdürülebilirliğini dikkate alarak politika geliştiren Su Ürünleri Genel Müdürlüğü olarak, “Su kaynaklarımızdan avcılık ve yetiştiricilik yoluyla son yıllarda ortalama yıllık 700-800 bin ton civarında su ürünleri üretimi yapılırken, 2022 yılında 800 bin ton civarında üretim gerçekleştirilmiştir. Avcılık üretimimizde yıldan yıla dalgalı bir üretim görülürken yetiştiricilik üretimimiz her geçen yıl daha da artmaktadır. 2021 yılında su ürünleri yetiştiricilik üretimimiz 471 bin tonun üzerinde gerçekleşmiş olup 2022 yılında üretimimiz ise yarım milyon ton üzerinde gerçekleşmiştir.” bilgisini verdi. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türk Balıkçılığı Kalite Sunuyor </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üretim ve işleme teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak, su ürünleri ihracatımızda da önemli bir artış görüldüğünü vurgulayan M. Nuri Yılmaz “2023 yılı ihracat hedefimiz olan 1 milyar Dolar’a 2019 yılında ulaşılmış olup, 2022 yılında su ürünleri ihracat hedefimiz 1,6 milyar dolar üzerinde gerçekleşmiştir. İthalatımız ise 300 milyon dolar civarında gerçekleşmiş olup, Ülkemiz su ürünleri dış ticaretinde net ihracatçı pozisyonunu korumaya devam etmektedir dedi. Bu tutar toplam tarımsal hasılatımızın % 5,7 ‘sine karşılık gelmektedir. Ürünlerimiz sahip olduğu kalite, lezzet ve yüksek standart sebebiyle başta AB ülkeleri olmak üzere aralarında ABD, Rusya, Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelerin bulunduğu 100 den fazla ülkeye ihraç edilmektedir. Su ürünleri sektörü ülkemizin tanıtılmasına, istihdama ve cari açığın kapatılmasına katkı sağlayan önemli sektörlerden biri olmuştur.” şeklinde kaydetti. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Deprem Balık Yetiştiricilerini de Vurdu </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">11 ili etkileyen Pazarcık ve Elbistan depremlerinden bölgenin önemli gelir kaynaklarından bir olan iç su balık yetiştiriciliği de büyük ölçekte etkilendi. Sektöre destek açıklaması yapan M. Nuri Yılmaz “Ülkemizin su ürünleri yetiştiriciliğinin yaklaşık % 12’si deprem bölgesi illerinde yapılmaktadır. Tesislerin büyük çoğunluğunda alabalık üretimi yapılmaktadır. 2021 yılı verilerine göre, ülkemiz genelinde iç sularda yetiştiriciliği yapılan alabalığın % 38’i deprem bölgesi illerinde üretilmektedir. Deprem nedeniyle bölgede bulunan bazı su ürünleri tesisleri ciddi anlamda etkilenen tesisler mevcuttur. Deprem etkilenen alabalık yetiştiriciliği yapan üreticilere üretim planlamasına geçişi için destekleme ödemesi çalışmaları devam etmektedir.” diye vurguladı </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünya Balıkçılık Sektörü </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünya Su ürünleri üretiminin deniz ve iç sularda, avcılık ve yetiştiricilik yoluyla yapıldığını hatırlatan Yılmaz ,“Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) verilerine göre; dünya su ürünleri avcılığı toplam üretimi son yıllarda 90 milyon tonun üzerinde, durağan bir seyir göstermekte, su ürünleri yetiştiricilik üretimi ise sürekli olarak artmaktadır. Dünya su ürünleri üretimi 2020 yılında 178 milyon ton olarak gerçekleşmiş; bu üretimin 90 milyon tonu (%52) avcılıktan, 87 milyon tonu (%48) yetiştiricilikten elde edilmiştir.” şeklinde sektöre ilişkin bilgileri paylaştı. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye Çipura ve Levrek Üretiminde Dünya Birincisi </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye’nin özellikle su ürünleri yetiştiriciliğinde dünya genelinde iyi konumda olduğunun altını çizen Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı M. Nuri Yılmaz “AB ülkeleri ve yakın coğrafyamızdaki ülkeler ile kıyaslandığında Türkiye yetiştiricilikte lider konumunu devam etmektedir. Türkiye, toplam yetiştiricilik üretiminde dünyada 18. sırasında, AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında birinci sırada yer almaktadır. Çipura ve levrek yetiştiriciliğinde dünyada birinci, gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliğinde ikinci sıradadır.” diye kaydetti.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Apr 2023 14:43:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belde-i Emin Arapgir, Malatya’nın can simidi oldu, Adıyaman garip kaldı</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/belde-i-emin-arapgir-malatyanin-can-simidi-oldu-adiyaman-garip-kaldi-187</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/belde-i-emin-arapgir-malatyanin-can-simidi-oldu-adiyaman-garip-kaldi-187</guid>
                <description><![CDATA[Belde-i Emin Arapgir, Malatya’nın can simidi oldu, Adıyaman garip kaldı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Deprem bölgelerini gezerken konaklama çok önemli bir sıkıntı, Adıyaman ziyaretlerimizden sonra, konaklama yeri ararken okların Malatya Arapgir’i göstermesinin nedenini, kente girdiğim ilk dakikalar anladım…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Huzur veren kent, Belde-i Emin Arapgir... </span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Arapgir’de yılda 10 a yakın etkinliğin yapıldığı ve yapılan bu etkinliklerin, tamamen, eğitime yönetime ve dayanışmaya odaklı olduğu ve bu çalışmaların sonucunda, depremde kriz yönetimi ile personelin Malatya’nın can simidi olduğunu Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu ile yaptığımız söyleşide öğrendim. Bu çalışmaların neticesinde, deprem felaketinde, yıkılmayan evleri, belediye millet kaynaşması ile Malatya merkeze can oldu. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/466bc3a5-1a38-42c6-8175-83c227811b97.jpg" style="height:480px; width:640px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">20.000 depremzedeye ev sahipliği yapan vatandaşları, esnafları, iş adamlarını yanına alarak tam bir seferberlik ilan etmiş şekilde Arapgir personeli tam olarak işin içinde…550 resmi personel ve 300 gönüllünün görev aldığı bu çalışmaların, paydaşları arasında engelli vatandaşlarımız için Beyaz Ay Derneği ve Arapgir Kadın Derneği de var. Mor reyhanları ile ünlü bu kadim kent, lojistiğinde kendilerine ait olmak üzere günde 50.000 kişiye yemek dağıtıyor. Alo paket hattı da kuran belediye günde 2000 kişiye gıda ve hijyen yardımları yapıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">84.000 müstakil 21.000 binanın yıkıldığı bölgede günlük 130 nokta ve mahalle ile irtibat var. Çadır konusunda diğer illerdeki gibi sıkıntı çektiklerini söyleyen Haluk Bey, merkezde 600.000 vatandaşın 300.000’i Malatya’yı terk ettiğini, geride kalanlar için durmadan yardımlara devam edeceğini söyledi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tıbbı aromatik ürünler arasında tek tescilli ürün olan Mor reyhanları ile meşhur Arapgir, aynı zamanda 100’ün üzerinde ürün üretildiği ve 45 tescilli ürünleri olan bir tarım kenti. … Esnafın birlik ve beraberlik içinde hareket ettiği başkanın başından da sıkıntılar eksik olmuyor. Bu sıkıntılı dönemde kamu zehirlenmesi diye adlandırdığı memur personel yer değiştirme talepleri, yardım mesaisini sekteye uğratıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ve Adıyaman notları…</strong> Yalnız kent, tarif etmek istersek hayalet şehir desek az olmaz. Yardımları ulaştırmak için kentin içinde 100 metrelik bir mesafe için bile sokaklarda ciddi bir zaman harcıyorsunuz. Çünkü girdiğiniz her sokakta enkazın kapattığı yollar, üzerinize yıkılmak üzere binalar, moloz kaldırmada ortaya çıkan toz bulutları arasında anca bir aileye ulaşabiliyorsunuz. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Calibri,sans-serif; font-size:18px">Ziyaretine gittiğimiz Kutlu ailesi de tam böyle, enkazlar arasında çadır kurmuş aileler. İki çadırları vardı birinde kadınlar diğerinde erkekler kalıyordu. Kucağında bebeği olan anne, kolu alçıda olan çocuk, buluğ çağında genç kızlar ve tabi kalp hastası yaşlı bir kadın… Bu sıkıntılara rağmen götürdüğümüz yardımların bir kısmını, </span><strong style="font-family:Calibri,sans-serif; font-size:18px"><em>“bizim ihtiyacımız yok, yeterince malzememiz var daha ihtiyaç sahiplerine götürün” &nbsp;</em></strong><span style="font-family:Calibri,sans-serif; font-size:18px">diyecek kadar tok gözlü insanlar.</span><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/3e45a1e3-8d47-4f28-af9b-07cf2056974b.jpg" style="border-style:solid; border-width:5px; float:left; height:427px; width:320px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em>&nbsp;</em></strong>Evet durum bu kadar vahim, o çadırlarda kalanlar arasında hasta ama ayakta durmaya çalışan çok insanımız var, onları unutmamalıyız.&nbsp; Ve binlerce hasta adayı… Onları hastalıklardan korumak ve önlemek için hava kirliliği olmayan yerlere yerleştirmek gerekiyor. Kanserojen olan asbeste maruz kalmamaları için bu çok gerekli… Su sorununun acil olarak çözülmesi, kalınan yerlerin temizliğinin yapılması ve salgın hastalıkların önlenmesi adına ne yapılması gerekiyorsa derhal yapılması gerekiyor… </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir diğer dikkat çekilmesi gereken konu<strong>, <em>kırsal alanlardaki insanımız ve tarım arazilerimiz.</em></strong> Köyde yaşayan insanımıza önce ruhsal, sonrada her türlü tarımsal desteği yapmalıyız ki üretim devam etsin… Gübreleme dönemine girdik çiftçi kara kara düşünüyor. Ekipmanları enkaz altında, büyük ve küçükbaş hayvanları telef olmuş. Maddi zararları karşılansa da bu insanların kırsalı terk etmemesi gerekiyor. Kalan hayvanların barınma alanlarında da çok ciddi sıkıntılar var. Hayvan çadırlarının da acil olarak bölgeye sevk edilmesi gerekiyor. Mekanizasyonda ortak alanlar devreye konulmalı Bakanlık ve TZOB desteği ile bu çözümlenebilir gibi duruyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kentlerde yapılan çalışmaların köylerde de aynı şekilde yapılması yönünde çaba sarf edilip, ulaşım bahane edilmeksizin kırsaldaki vatandaşlarımıza da, aynı imkânların sunulması ve kırsalın her şekilde ayakta tutması gerekiyor. Ev olmadan çadırda, konteyner da yaşayabiliriz ama ekmek olmadan gıda olmadan yaşayamayız… </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Kırsaldaki insanımız ve tarım, özel hassasiyet alanlarımız olmalı…</strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Mar 2023 11:00:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Depremde “Tek Yürek Olduk”</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/depremde-tek-yurek-olduk-186</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/depremde-tek-yurek-olduk-186</guid>
                <description><![CDATA[Depremde “Tek Yürek Olduk”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sivil Savunma hizmetlerimiz aksamıştır. Kurtarma işlerimiz yetersiz kalmıştır. Müteahhitlerimiz malzemeden çalmıştır. İmar düzenimiz laçkadır. Hepsinde gerçek payı var. Kısa zamanda bu yaraların sarılması mümkün değildir. Nasıl sevgi paylaştıkça çoğalırsa, acılarda paylaştıkça azalır” Mesut Yılmaz’ın 1999 depremi sonrası yaptığı konuşma… </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu yazımda deprem sonrası yaşanan olumsuzluklardan bahsetmeyeceğim. Çünkü her depremden sonra bu sefer ders aldık diyoruz ama gelinen noktada ortada. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pazartesi sabaha karşı yaşadığımız ve on bir ilimizi çok ciddi bir şekilde etkileyen depremi bizlerde burada acıyla duyduk, hissettik. İkinci depremden sonra daha da bu, üst seviyeye çıktı. Hepimiz orada olamazdık ama hepimizden bir parça da orada olabilirdi düşüncesiyle, bir mahalle muhtarı olarak mahallemde yardım kampanyasına başladım. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ve öncelikle Ankara’da da olası bir deprem için, mahallemde toplanma alanlarını ve yine olası bir depremde binaların yakınında özellikle yüksek binalarımızın yakınında bulunmamaları yönünde duyurular yaptım. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm mahalleli olarak başlattığımız çalışmalarımıza, ilerleyen saatlerde Ankara’nın farklı bölgelerinden, ülkemizin farklı illerinden ve hatta yurtdışındaki Tataristanlı kardeşlerimizden de yardımlar gelmeye başladı. Çığ gibi büyüyen yardımlarımız, deprem bölgesinde bulunan mahalledeki komşularımız ve yakınları tarafından karşılandı ve deprem bölgesinde dağıtılmaya çalışıldı. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kampanyanın ilk saatlerinde 5- 10 koli ile başlayan yardımlar, çığ gibi büyüdü. Organizasyonda komşularımızla ekipler oluşturduk. Mahalle sakinlerimizin deprem bölgesindeki yakınları ile koordinasyonu sağlayıp çalışmalarımıza hız verdik. Lojistik kısmında yoğun talepten dolayı araç ve ücret sıkıntısı çektiğimiz anda esnafımız hemen yardıma koştu. Yardım duyurumuzu “<strong>2 saate kamyon çıkaracağız”</strong> diye başlattık ve daha da kısa bir sürede Kahramanmaraş’a ilk aracımızı çıkarttık. Buradan giden yardımlar komşularımızın yakınları tarafından karşılanıp direk nokta atışı olarak köylere ilçelere dağıtımlarını gerçekleştirdik. Yardım kamyonlarımız Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya gitti. Bundan sonra da çalışmalarımıza devam edeceğiz. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birkaç anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum. Beni arayıp durum nedir diye soran vatandaşımız çalışmayı duyar duymaz muhtarlığa geldi kısa zamanda yarım kamyonet malzeme getirdi, hatta alışveriş merkezine gidip kendiliğinden bir kamyonet yardım malzemesini daha deprem bölgesine gönderdi. Muhtarlığımıza malzeme getirip yapılan çalışmayı gören vatandaşımızın, üzerindeki kabanı çıkarıp vermesi duygu dolu anlar yaşanmasına sebep oldu. Yoldan araçla geçerken şarj aletini bırakan, market alışverişinden dönerken paketini bırakan birçok vefalı insanımız oldu. Çığ gibi büyüyen yardımlar muhtarlığımızın dışına taştı. Komşu özel eğitim veren kurum ise depolamada kapılarını açtı. Bu vesileyle de dershane yönetimleri seferberliğimize dahil olup tüm velileri ile kampanyamıza destek oldular. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Geleceğimiz, “Gençlerimize” analarının ak sütü gibi helal olsun… </strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/52ee0daf-6324-4085-a074-3da06774efda.jpg" style="border-style:solid; border-width:5px; float:left; height:427px; width:320px" />Mahallemizdeki eğitim kurumlarından çıkan öğrenciler cep harçlıklarıyla yardım paketi oluşturdu. Ve bu öğrencilerimiz malzeme taşımada her gün çalışmalarımızda gönüllü oldular. Yardımı duyan lise öğrencilerimiz kolileme ve taşımada gönüllü oldular. Tabi ortaöğrenim öğrencilerimizi unutmayalım oyuncak getiren, koli taşımada da etkin rol üstlenenler oldu. Ve bu öğrencilerimizin gayretlerini görürken çok duygulu anlar yaşadık, her defasında sarıldık hep beraber ağladık. Geleceğimizin emanetçileri, bu yavrularımızı görünce “Kardeşim aç açıkta kalmasın ...” diye yeni bir kampanya başlattım. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Kardeşim aç açıkta kalmasın…” </strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Mahallemizin anneleri babaları, bu zorlu günde çocuklarımıza yardımlaşma dayanışma duygularını yaşamaları için çocuklarınızla beraber desteklerinizi bekliyoruz. Çorapsız çocuklarımız, mamasız bebeklerimiz kalmasın yardımına”</strong> davet ediyoruz... Çağrısıyla vatandaşlarımız çocuklarını da yanına alıp yardım kampanyamıza destek verdi. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çok önemli bir hususa burada dikkat çekmek istiyorum. “kalkta bi işin ucundan tut, elinden telefon düşmüyor, ne zaman büyüyeceksin sen…” dediğimiz gençlerimiz çocuklarımız büyük bir vefa örneği gösterdi. Ve tüm yurtta yardımların ulaşmasında insan emeğinin çok önemli olduğu bu aciz durumda, başrolü üstlenen en önemli aktörler oldular. Evet artık şüphe duymayalım. Geleceğimiz, “Gençlerimize” analarının ak sütü gibi helal olsun… </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tabi organizasyonumuzda en önemli faktörlerden biri de iletişimdi. Bu konuda da azalarımız, yöneticilerimiz ve bina görevlisi komşularımız çok etkili oldu. Bilgi akışlarımızı anlık olarak, mahallemiz ve çevremize yayılmasında, son derece destekleri oldu. Burada insan gücünün ihtiyaç duyulmasında bina görevlisi komşularımıza büyük bir vefa örneği gösterdi ve bu şekilde de mahallemizin “yardım timini” oluşturmuş olduk. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bugünden sonraki çalışmalarımız deprem bölgesinden gelen, hem de deprem bölgesinde kalıp ayakları üzerinde durmaya çalışan insanımızın ihtiyaçları için olacak. Öğrencisinden ev kadınına, esnafından yaşlısına, işadamından market çalışanına, yurtdışındaki vatandaşlarımızdan yurt içindeki yabancı uyruklu vatandaşımıza, tüm komşularımıza ve adlarını tek tek sayamadığımız ama emeği geçen herkese burada teşekkürü bir borç bilirim… Biz Kızılırmak Mahallesi Muhtarlığı olarak bu çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz. Şu an Çukurambar Kızılırmak mahallesinde depremzede vatandaşlarımız için birlik ve dayanışma kermes yardım çalışmalarına başladık.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Allah Bir Daha Bayrağımızı Yarıya İndirtmesin…</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/7e2bf48b-5495-482d-b6b7-cd3673f5ccf8.jpg" style="height:731px; width:768px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/aaf6ebeb-a55c-420e-aae5-a2e62ac7d6d2.jpg" style="height:800px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/c3228fc0-2b07-4062-9c56-4d42ad2cf88a.jpg" style="height:800px; width:767px" /></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Mar 2023 16:14:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seferberlik ilan edildi !!!</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/seferberlik-ilan-edildi-185</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/seferberlik-ilan-edildi-185</guid>
                <description><![CDATA[Seferberlik ilan edildi !!!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sudan sebeplerle susuz kalmayalım” başlıklı daha önceki yazımda,&nbsp;hasta olan dünyamıza bir damla su verilmesi yönünde yapılması gerekenleri bir nebzede olsa kaleme aldım. İklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan su cefası, ülkemizin de önemli bir sorunu. Ülkemizin yoksul olduğu kaynakları arısında yer alan su, &nbsp;yıllık tüketimimizin %74’ü <strong>sulama</strong>, %13’ü içme-kullanma, %13’ü ise sanayi suyu ihtiyaçlarında kullanılmakta olmasından dolayı, özellikte tarımsal faaliyetlerimizde yapılacak düzenlemelerin için devlete çok iş düştüğü ve su kullanımını kontrol altında tutmasında, önemli yöntemler var olduğu yönünde vurgularım olmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aklın yolu birdir…</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Su Verimliliği Seferberliği Başlıyor </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İklim değişikliğine bağlı su stresi yaşayan ülkemizde ev, iş yeri ve sanayide su kayıplarının önlenmesi, yasal altyapının oluşturulması, tarımda modern sulama yöntemlerinin kullanılması, halkın bilincinin artırılması hedefleriyle <strong>Su Verimliliği Seferberliği</strong>, Sayın Emine Erdoğan’ın himayelerinde ülke genelinde yürütülecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocukluğumda, dedemin gece uyandırıp ağaçları suladığımız zaman anlam veremediğim bu uygulamanın, sulamanın altın kurallarından biri olduğunu dünyamızın daha sağlıklı yaşlanmasına, katkı sağladığımızı ilerki yaşlarda öğrendiğimde bilimsel bir çalışma yapmış olmanın mutluluğunu unutmuyorum…&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Seferberlik kapsamında;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımda Gece Sulama Uygulamaları ile Buharlaşmanın Önüne Geçilecek</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;“Eylem planı kapsamında ayrıca, havzaların su varlığına ve kuraklık şartlarına uygun ürün desenleri planlanacak, iletim ve dağıtım sistemleri kapalı sistemlere dönüştürülecek, modern sulama yöntemleri kullanılacak. Gece sulamaları uygulaması yaygınlaştırılarak buharlaşmanın önüne geçilecek böylece tarımsal sulamada verimlilik artırılacak”.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Acilen hayata geçirilecek eylem planında, “ Bireysel su kullanımlarında davranış değişikliğinin sağlanmasına yönelik eğitim, bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarına hız verilecek”. Eğitimin, toplumun her kesimine aktarılması düşüncesi, son derece anlamlı olmuş. Ve bu eğitimler sonucunda ki önemli hedeflerden biride, “Günümüzde 146 litre olan kişi başı günlük ortalama su tüketim miktarı 2050 yılına kadar kademeli şekilde 100 litreye düşürülecek” olması.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Havadaki Refah Seviyesi Artırılacak</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından su kaynaklarının iyi duruma getirilmesi yönünde Gediz Havzası’ndaki, Bütünleşik havza yönetim anlayışına örnek olarak hazırlanan Mavi Gediz Eylem Planı da toplantıda ilan edilecek olması önemli bir ayrıntı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Refah seviyesinde ki bu önemli adım, tanıtımla kalmamalı, özellikle, tarımda modern sulama yöntemleri, &nbsp;çok güçlü rol üstlenmeli. Ayrıca her havzada da ürün planlamasının suya göre belirlenmesi gerekir. Örneğin susuzluğun en çok görüldüğü bölgelerden biri olan Konya Ovası, acilen ürün planlamasının suya göre yapılması gereken alanlardan biridir. Suyu daha tasarruflu kullanan örneğin sorgun bitkisi tarzı ürünler devreye konması gerekiyor. Toplumun her kesimi bilinçlendirilmeli ve üretici, gerektiği şekilde yönlendirilmelidir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşte o zaman refah seviyesine geçilmede önemli bir adım olur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bizlere hayırlı olsun…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Jan 2023 13:56:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gelecek tarımda TarımCebimde” Denetim şartı ile…</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gelecek-tarimda-tarimcebimde-denetim-sarti-ile-184</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/gelecek-tarimda-tarimcebimde-denetim-sarti-ile-184</guid>
                <description><![CDATA[Gelecek tarımda TarımCebimde” Denetim şartı ile…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zaman kavramının önemini daha iyi anladığımız zamanlardayız. Ben dahil herkesten duyduğum “zaman bana yetmiyor”… İşte tamda bu noktada Tarım Bakanlığından hayatı kolaylaştırma, zamanı yönetme hamlesi… Tarım Cebimde uygulaması… </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yılın ilk iş gününde,&nbsp; lansmanı gerçekleşen Tarım Cebimde tanıtım toplantısında ki izlenimlerim, Tarım ve Orman Bakanı Vahit KİRİŞCİ tarafından şu değerlendirmelerle gerçekleşti: </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"TarımCebimde mobil uygulamamız için dijitalleşme adına bir devrim diyebiliriz. Burada paylaşacağımız uygulamanın birinci versiyonu olacaktır. TarımCebimde 1.0, tamamıyla yerli ve milli bir uygulamadır. İlk günden bugüne uygulamanın hayata geçirilmesinde dökülen akıl ve alın teri, tamamıyla Bakanlığımız personeline aittir. Uygulama için herhangi bir özel bütçe oluşturulmamış, Bakanlığımızın iç kaynakları seferber edilmiştir. TarımCebimde 1.0 mobil uygulaması, 1 Ocak itibarıyla tüm mobil marketlerden mobil cihaza indirilip açıldığında herhangi bir kayıt işlemi gerektirmeden ana sayfaya erişilebilmektedir."</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir üretici olarak üretimin desteklenmesinde önemli rol üstlenen dijitalleşme,&nbsp; kırsal alanlardaki yaşamlara önemli katkı sağlıyor. Tarımda dijitalleşme birçok konuda avantajlı olduğu gibi hem verimin hem de kalitenin artışında da önemli unsur olarak karşımıza çıkıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yeni uygulama ile üretici birkaç dakikada, alacağı desteği ve nereye ne ekeceği gibi soruların cevabına cep telefonu üzerinden erişebilecek.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakan Kirişci’nin dikkat çektiği önemli bir konu da, diğer kullanıcılar olarak adlandırdığı vatandaşında, uygulamaya erişebileceği, özellikle kurban bayramlarında alacakları hayvan hakkında gerekli bilgilere uygulama sayesinde ulaşabilecekleri yönünde ki açıklaması ise:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Diğer kullanıcılar dediğimiz yani bilgi almak isteyen herkes uygulamayı kullanabilecek. İlçe bazlı ürün önerileri herkese açık. ÇKS belgesi alma menüsü kayıtlı olan çiftçilerimizin girebileceği bir alan. Destek menüsü bütün herkese açık. Hayvansal üretimle ilgili menüde 7 tane alt menü var, burada da herkese açık menüler var, mesela küpe sorgulama herkese açık. Destek takvimi menüsünde ise verilecek desteklerin tarihlerine ilişkin bilgiler yer alıyor.” </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımdaki bütün bu yatırımlar, çiftçinin üretimdeki bütün rakamlara direk ulaşabilmesi açısından tabii ki önemli, ancak burada üreticinin beyan üzere verdiği rakamlar çok önemli. Bununla ülke çapında nerede ne kadar hayvanımız var, küçükbaş büyükbaş ve nerede ne kadar bitkisel üretimimiz var, bütün bunları görme imkanımız doğuyor. Ancak burada beyan üzerine giden bu sistemde mutlaka bu bilgilerin gerçekliği denetlenmesi gereken bir durum. İl, İlçe Tarım Müdürlüklerine burada çok iş düşüyor. Denetim mekanizması çalışırsa, tarımda olsun, hayvancılıkta olsun, daha önünü gören bir ülke olur, çalışmalarımız ve planlarımız da bunun üzerinden yürür…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zamandan tasarruf, maliyetinden tasarruf, bürokrasiden tasarruf… Daha ne olsun dersek yapılacak çok iş var tarımda ama şu anda&nbsp; “<strong>TarımCebimde</strong>”&nbsp; hadi hayırlı olsun…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Jan 2023 20:37:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sudan sebeplerle susuz kalmayalım</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/sudan-sebeplerle-susuz-kalmayalim-183</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/sudan-sebeplerle-susuz-kalmayalim-183</guid>
                <description><![CDATA[Sudan sebeplerle susuz kalmayalım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mersin Büyükşehir Belediyesinde bir broşür dikkatimi çekti. Üzerinde&nbsp; “Sudan Sebeplerle Susuz Kalmayalım” yazıyordu. Başlık güzeldi. Ben de yazdım...</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İnsan faaliyetleri sonucunda, sera gazı emisyonunda meydana gelen artış, iklim değişikliğinde yatan en çarpıcı unsur olarak karşımıza çıkıyor. İklim değişikliğine kaynak olarak gösterilen küresel ısınma, atmosfere salınan gazların sebep olduğu tahmin edilen, sera etkisinin bir sonucu olduğu yönünde.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyada tehdit haline gelen iklim değişikliği etkileri ve sonuçları, yaşantımızda hissedilir şekilde etkilemekte.&nbsp; Kuraklık, susuzluk, salgın hastalıklar dünyanın birçok yerinde etkisini gösterirken, doğal afetlerde her geçen gün artıyor. En yakında zamanda merkezi Düzce olan depremi, Ankara’da yaşadığımız gibi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyanın giderek ısındığını belirten Hükümetler Arası İklim Değişikliği Panelinde ki tartışmalar, okyanus ve hava sıcaklarındaki artışın, buz ve kar erimelerini meydana getirdiği, bu nedenle deniz seviyesinde yükselişin gerçekleştiği yönünde. Bu durum başta ekolojik sistemleri ve bir çok sektörü doğrudan yada dolaylı olarak etkileyerek, istenmeyen sonuçlara yol açmaktadır. Mesela yeni tarımsal alanları keşfedip sömürme gibi… </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu, gıdanın dünya üzerindeki adaletsiz dağılımına ve açlığın milyarlarca insanın kaderi haline gelmesine sebep olmakta.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bunun önüne geçilebilmesi, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden topraklarımızı korumamız ile mümkün.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İklim değişikliği, tarımsal faaliyetler üzerindeki etkileri nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Tarım faaliyetlerinin dinamik bileşenlerinden su, bir tarım ülkesi olan ülkemizin, çokta zengin olmayan önemli kaynağıdır. Önemli kaynağı diyoruz, ama pekte önemli gibi durmuyor. Ülkemizde yıllık su tüketiminin %74’ü sulama, 13’ü içme-kullanma, %13’ü ise sanayi suyu ihtiyaçlarında kullanılmakta. Her 20 km de tatlı suyu olan ve 3 tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde, en azından su sıkıntısı çekmememiz gerekiyor. Eğer çekiyorsak, bilinçsiz tüketim ve elimizdeki değerleri değerlendiremediğimizden kaynaklı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarımın yön verdiği yeni dünya düzeninde, ülkemizde halen gereğinden fazla kullanım olan, yüzeysel sulama yöntemlerinin hakim olduğu, DSİ raporlarında da her yıl açıklanması, teknolojiden sınıfta kaldığımızı gösteriyor. İklim değişikliğinin her geçen gün etkilerini gördüğümüz bu dönemde, halen eski metotla sulama işlemleri yapıyoruz. Ne kadar su verirsek o kadar verim alırız! Hoyratça su kullanımı mantığı halen devam etmekte. Bırakın verim almayı, aksine verimsizliği, toprak hastalığını da beraberinde getiriyor. Bu gün Aydın iline baktığımızda, 1 dönüm pamuk ekiminden bilinçli kullanımdan 1000-1500 kilo alınırken, doğu ve güneydoğuda, 1 dönümdeki verim 800 kilo geçemiyor. Bilinçsiz su kullanımı sebebiyle bugün binlerce dekar arazi, verim yetersizliği yaşadığı gibi tarım arazileri havlu atmıştır. “Sudan sebeplerle susuz kalmamak” için alınacak önlemler belli. En başta basınçlı sulama (sulama yöntemleri içerisinde suyu en etkili şekilde kullanan damlama sulama,&nbsp; yağmurlama kullanımı )olmak üzere, yağmur suyu hasadı, çiftçilerin eğitimi,&nbsp; yüzey altı sulama yöntemleri vb. teknolojik hamleler, verimi artırdığı gibi su kullanımını da kontrol altında tutmada önemli yöntemler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu konuda bakanlığa çok iş düşüyor. Özellikle basınçlı sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılmasında etkin rol üslenmesi gerekiyor. Bunun içinde ilk yatırım maliyetlerindeki yüksek rakamların aşağı çekilmesindeki desteklerini, denetim mekanizmalarıyla kontrol altında tutması gerekiyor. Bakanlık desteğinden hemen sonra firmalar zam yapıyor böylece yapılan bu destek, çiftçiye değil, firmalara yarıyor. En başta bu durumun mutlaka önüne geçilmesi gerekiyor ki verilen destek çiftçiye ulaşsın ve sulamada teknoloji ile buluşsun.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yapılan bu çalışmalar, su israfının önüne geçilmesindeki en önemli adımlar olarak görülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Hasta olan dünyamıza bir damla su verelim…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Dec 2022 11:23:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Buğday Alımında 1 Liralık Prim Ekene Verilsin</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/bugday-aliminda-1-liralik-prim-ekene-verilsin-182</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/bugday-aliminda-1-liralik-prim-ekene-verilsin-182</guid>
                <description><![CDATA[Buğday Alımında 1 Liralık Prim Ekene Verilsin]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TÜRKTOB a bağlı, Tohum Yetiştiricileri Alt Birliği’nin (TYAB) Antalya’daki tüm Türkiye’den gelen çiftçilerle bir araya geldiği toplantısındayız. Bu kadar üreticiyi bir arada görmek gerçekten her zaman kısmet olacak bir şey değildi. Bize bu imkânı veren TYAB Başkanı Hacı Ömer Güler beye de teşekkür ediyorum. Gerçekten güzel bir organizasyon yapmış. İki gün boyunca çiftçilerin sorunlarının hem bakanlık yetkililerinde karşılık bulacağı, hem bilim adamlarının da konuşacağı güzel bir toplantı olacak. Tabii ki kendimize dostlar edindik, çiftçi dostlar. Sorunlarını birebir ağızlarından dinleme imkânım oldu. Tabii ki yapılan birçok şey var ama yapılması gerekenleri de biz de naçizane onların dilinden gündeme getirmeye çalışıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Antalya Korkuteli’nden bir grup çiftçi ile birlikteydik. TMO‘nun buğday alımlarından bahsettiler. TMO deyince tabi oraya bir parantez açmak lazım. Özellikle bu dönem buğday alımında çiftçiyi destekleyen önemli adımlar attı. Hatta sadece kendi alanında değil Fiskobirlik’in yapması gereken, fındık alım işine de el attı ve bir nebze de olsa üreticiye nefes oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Ali Recep Nazlıdan dinlediğim “KENT TARIMI” diye önemli bir proje var. Bir ilin etrafındaki alanla birlikte o bölgenin Gıda ihtiyacının karşılanması. İşte Korkuteli’ndeki çiftçilerde bunları yapan bir ekip. Ne yapıyorlar? Buğday üretiyorlar, arpa üretiyorlar. Ancak TMO Ofisi bu bölgede olmadığı için ayrıca anlaşmalı depolar da bulunmadığından dolayı direk tüccara satıyorlar.&nbsp; Dolayısıyla TMO’nun buğdayda 1 liralık desteğinden istifade edemiyorlar. Son derece makul bir talepleri var. Diyorlar ki; İl ve ilçe tarım müdürlüklerinin bilgisi dahilinde olan bu ekimlerde de aynı şekilde 1 lira destek bize de verilsin. TMO ya bu yetki ve imkân mutlaka verilmeli bence de. Bakanlığın ”Sen üret yeter” sloganının karşılığı aslında bu değil mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Sahadaki bir sorunu da gündem ediyorlar; TMO aldığı ürünü uygun fiyattan firmalara veriyor. Ancak aynı buğdayı firmalar işleyip piyasaya vereceklerine tam tersi o buğdayı kar koyarak tekrar piyasaya satıyorlar ve haksız rekabet oluşturuyorlar.. Aynı durum arpada da söz konusu. Firmalar TMO dan ucuza aldıkları arpaları, yem olarak piyasaya tekrar karlı bir şekilde satıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Peki, çiftçi bu sorunların çözümü dışında ne istiyor? Korkuteli’nden Mehmet Tiryaki ve etrafındaki dostlarıyla sohbetimizde hepsi aynı noktada buluşuyorlar. "<strong>PLANLI TARIM…</strong>" Bu yıl ne ekeceğini, kaça satacağını bilmek istiyorlar. Çiftçi özellikle stratejik ürünlerde yani ana ürün dediğimiz 21 üründen olan buğday ve diğer ürünlerde alım garantili üretim istiyor. Üç dönüm beş dönüm de olsa bu buğdayı ürettiği belli o küçük çiftçinin. Üretici adına buraya da destek verilmesi lazım. Ki o çiftçi üretime küsmesin. Böyle küçük üretim yapan binlerce on binlerce çiftçiyi de korumuş oluruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Korkuteli de buğday ekili alanda başka herhangi bir şey de olması çok zor. Bölgenin ihtiyacı için kullanılan buğdaya destek verilmesi gerekmiyor mu? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kırsalda özellikle son dönemde başa dert olan domuzun yiyemediği tek ürün kılçıklı ürünler. Yani buğday gibi arpa gibi ürünler. Bunu da düşündüğümüz zaman gerçekten önemli bir üretim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konya Ovası’nda 1000-2000 dönümlük üreticiler var. Onları desteklerken, bu arada 50-100 dönümlük çiftçiyi de koruyup kollamak önemli. Küçük çiftçi o sahada üretim yap(a)mazsa bunun sonucu arazi satışı ve büyük şehirlere göç demektir. Kent tarımından bahsediyoruz ya, tam da şehir etrafında konumlanmış bu çiftçilerle yapılması gerek değil mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Antalya, Muğla, İzmir gibi turizm alanlarında, burada üretilen, örneğin buğdayın, turizm açısından önemi çok büyük. Yani düşünün Antalya’nın otellerine çevrede üretilen buğdayın ekmeği mi gelecek, yoksa başka bölgelerden mi gelecek? Aynı şekilde diğer tarım ürünleri içinde geçerli bu. Kent tarımı derken kastımız buysa, bölgede başta küçük çiftçimiz olmak üzere üretilen ürünlere de diğer bölgelerde olduğu gibi desteği vermemiz gerekiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu yazı yayına girerken Sn. Bakanımız Prof. Dr. Vahit Kirişci&nbsp;henüz Antalya’ya gelmedi. Burada Türkiye’nin en büyük çiftçi birliklerinden biri olan (60 bini aşkın üyeli) Hacı Ömer Gülerin başkanlığındaki TYAB’a konuşacak. Sn. Bakanımızdan beklenti büyük. Bunu da paylaşmak istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İki gün daha buralardayız. Gözlemlerimizi sizinle paylaşmaya devam edeceğim.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Dec 2022 09:35:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Stratejik ürünümüz fındık ve pamukta taban fiyat tavan oldu</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/stratejik-urunumuz-findik-ve-pamukta-taban-fiyat-tavan-oldu-181</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/stratejik-urunumuz-findik-ve-pamukta-taban-fiyat-tavan-oldu-181</guid>
                <description><![CDATA[Stratejik ürünümüz fındık ve pamukta taban fiyat tavan oldu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bugünkü konumuz fındık ve pamuk… </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye için gerçekten stratejik öneme sahip fındıkta dünyada bir numarayız. Ancak yıllardır ülkemizde bitmeyen sorununu yaşıyoruz. 500 bin aşkın aileyi ilgilendiren bu konuda &nbsp;önemli açıklama Cumhurbaşkanının TABAN fiyat açıklaması. Kiloda 54 TL ortalama bir fiyat verilmişti. Ancak sahada üreticiden, ziraat odalarından aldığımız bilgi ise o rakama ulaşılamadığı! Sahada fiyatların çok daha düşük gittiği yönünde hatta yer yer 39 TL’ye kadar düşmüş durumda. Yani TABAN fiyat, uygulamada TAVAN fiyata dönüşmüş. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, Cumhurbaşkanının açıkladığı rakama rağmen bunu organize &nbsp;eden/etmesi gereken <strong>Fiskobirlik</strong>’i biliyoruz biz.&nbsp; Üstelik bu sene fındık da rekolte 700 bin tonu aşmış durumda iken. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu noktayı açalım biraz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Önemli sorun pazarlamadaki yabancı hegemonya sorunu. <strong>Fındık</strong> yüzde 20-25 civarı iç piyasada tüketilirken kalan büyük kısmı yurtdışına ihraç edilen bir ürün. Dedik ya dünyada bir numarayız. Kakao ile uyumu, damakta bıraktığı lezzeti başka hiçbir ürünle bulma şansı yok. Fındığın yerine çikolataya bademi ya da benzeri ürünleri koymaya &nbsp;çalışsalar da asla o uyumu, o tadı sağlayamadılar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, bunlara rağmen bahsettiğimiz &nbsp;sorun nedir? Fındığın %50 civarını İtalyan bir firma alıyor, kalanını iç piyasadaki tüccarlara satıyor üretici. Bu tüccarların da zaten büyük bir kısmı, yine aynı &nbsp;yabancı firmaya verdiği biliniyor. Burada bu işin &nbsp;önüne düşmesi gereken Fiskobirlik istenilen verim de çalışabiliyor mu? Aldığı &nbsp;bir miktar fındığı işliyor, mamul haline getiriyor ve satışını yapıyor. Aslında Fiskobirlik üreticilerin tamamını kapsayan bir birlik. 2004’ten itibaren kendi namına da çalışan bir birlik. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, &nbsp;54 TL taban fiyat açıklanırken üreticinin satış fiyatı bunun çok çok altına düşüyor? Üstüne çıkamıyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burada düşük fiyata alım yapan ve mamul haline getiren yabancı firmaya çok kızıyoruz (ben de dahil). Ancak onun alternatifini oluşturma yönünde bir çalışma var mı? Yok! </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, bunu yapması, organize etmesi, öncülük yapması gereken kim? Tabii ki üreticinin birliği olan Fiskobirlik.&nbsp; Ancak Fiskobirlik’in Anadolu ajansına yaptığı bir açıklamada üreticilerin kendilerine destek vermesini ürünleri birliğe getirmesini istiyor. Buradaki soru da şu; Fiskobirlik mi üreticiye destek olacak üretici mi Fiskobirlik’e destek olacak? Aslında her ikisi de birlikte çalışarak ülke ekonomisine kazandırması gerekiyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ortahisar Ziraat Odası başkanı Mustafa Bekar beyden aldığım açıklama da şu; Fiskobirlik tüccarın verdiğinin üzerine 0,50 TL ya da 1 TL fazla verip fındığı almak isteyeceğine, rakamı Cumhurbaşkanının açıkladığı rakama uygun bir şekilde getirmesi ile bu iş çözülür. Üretici fındığını gönül rahatlığıyla birliğe getirir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fiskobirlik bu konuda yetersiz kalınca devreye, asıl &nbsp;görevi fındık alımı olmayan <strong>TMO</strong> girmek zorunda kalıyor. Zaten kendine ait çok ciddi bir yükü var ve Türk tarımının önemli bir ayağını da oluşturuyor. 2019’da 10 bin ton fındığı Fiskobirlik’e vererek destek olmaya çalışmış. Sektörü destekleme noktasında da sorun var aslında. Ortalama 700 bin ton rekolte konuşulurken sektöre verilen destekle kırma üniteleri 2.5 milyon ton işleme kapasitesine ulaşmış. Yani gereksiz bir destek haline gelmiş. Desteklerin ne şekilde olması da masaya yatırılması gereken bir sorun olarak görülüyor. Fındığı ileri mamul haline getirecek şekilde sektöre destek verilmesi lazım. &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fiskobirlik tüm varlığını da ortaya koyarak, çeşitli ortaklıklarla modern tesisler oluşturabilir. İşte o zaman o hepimizin kızdığı yabancı firmanın alternatifini oluşturmuş ve fındığımızı daha değerli bir ürün haline getirmiş oluruz. Bu yerli hamlenin, Türkiye ekonomisi açısından önemli bir katkı olacağını düşünüyorum. TOGG’u yapan bunu da yapar diye düşünüyorum…</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çukobirlik’te de aslında durum Fiskobirlik’ten çok farklı değil. Çukurova’dan Urfa’ya &nbsp;pamuğun alıcısı tek kurumsal firma. Mersin Milletvekili Baki Şimşeğin mecliste yaptığı konuşmada altını çizdiği önemli nokta, devletin 21₺ açıklanan taban fiyatı ne yazık ki bu üründe de karşılık bulmuyor. <strong>Çukobirlik</strong>’in almadığı pamuğu üretici tüccara verdiği zaman &nbsp;fiyat 13/14 ₺ ye kadar düşüyor. Çünkü Çukobirlik sadece kendi üyesinden alıyor pamuğu kalanı tüccarla baş başa!&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Baki Şimşeğin de önerisi, devletin Çukobirlik’i desteklemesi ve dolayısıyla &nbsp;alım konusunda birliğin elini rahatlatması lazım… </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pamuk stratejik ve üretim devamlılığı şart bir ürün. Bu mantıkla davranıp <strong>Çukobirlik </strong>üzerinden üreticinin desteklenmesi lazım. <strong>Pamuk</strong>ta gücü olan üretici Ocak-Şubat aylarını bekliyor ki daha iyi bir fiyata satabilmek için. Âmâ gücü olmayan tüccara mecbur kalıyor bunu unutmayalım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pamuk bir dönem ekilip bir dönem ara verilecek bir ürün de değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İçerde üretimi yapılabilen stratejik bir ürünün dışarıdan ithal edilmesi bir <strong>tarım</strong> ülkesine uyuyor mu sizce?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Nov 2022 11:01:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni geleneksel hafta “Türkiye Narenciye Haftası”</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yeni-geleneksel-hafta-turkiye-narenciye-haftasi-180</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yeni-geleneksel-hafta-turkiye-narenciye-haftasi-180</guid>
                <description><![CDATA[Yeni geleneksel hafta “Türkiye Narenciye Haftası”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her yıl narenciye ürünlerini, yerel, ulusal ve uluslararası alanda tanıtmak için Mersin Valiliği, Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Mersin Ticaret Borsası’nın ev sahipliğinde Mersin de gerçekleşen <strong>Mersin Narenciye Festivali</strong>, bu yıl 12-13 Kasım’da… Renkli karelerin yer alacağı festivalde 15 gün önce 90 işçinin emekleri ile hazırlanan figürler için 100 tona yakın narenciye kullanılıyor. 2500 den fazla görevlinin yer alacağı festivalde, yerel yönetimler tanıtımlarda önemli görevler üstleniyor. Festivalin benim için en dikkat çeken hazırlığı ise “Festival öncesinde Mersin ve ilçelerindeki okullara yapılacak olan ziyaretlerle öğrencilere narenciyenin faydaları anlatılarak, kitap ve narenciye dağıtımı gerçekleşecek” olması. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye narenciye üretiminde, dünyada Afrika’dan sonra önemli bir konumda olduğu gibi Avrupa da ise 1. sırada yer almaktadır. Tarım alanlarımız dünyanın %17’sini karşılaya bilecek kapasitede. Ulusal Turunçgil Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi Ziraat Mühendisi Mehmet Ateş’le yaptığım görüşmede, ülkelere göre dünya toplam narenciye üretimin de, Çin Halk Cumhuriyeti yılda 41.905.490 ton üretimle liderken, 4.902.052 tonla Türkiye 7. sırada olduğunu vurguladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/zuhal-ates.jpeg" style="float:left; height:481px; margin:5px; width:320px" />Her ılıman iklimde yetişen, vitamin deposu olan narenciye ürünlerinin faydalarını saymakla bitiremediğimiz gibi kullanım alanları da bir o kadar dikkat çekici. Mesela, kabuğundan ispirto yapımı (özellikle Adana da eğitimler veriliyor), çekirdeklerinin kozmetiğin her alanında kullanımı, kurutulmuş portakal kabuğu, uçucu yağ sanayi, meyve suyu sanayi ve Türk geleneksel kullanım alanı olan sobanın üzerinde kabuğun ortama yaydığı bulunamayan nostaljik kokusu bile kullanım alanlarından bazıları.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Önerimdir! Yeni geleneksel hafta “TÜRKİYE NARENCİYE HAFTASI” </span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir narenciye cenneti olan ülkemizde sadece, Mersin Narenciye Festivali ile tanıtılmasıyla kalmayıp bu festivalin, dünyada örnekleri olduğu gibi (Meksika‘daki domates festivali) ulusal alanda fiiliyatıyla da yapılmasıdır. Mersin Narenciye Festivali kapsamında o haftanın TÜRKİYE NARENCİYE HAFTASI olarak tanımlanmasıdır. Bu husus da yetkili makamlara görev düştüğünü düşünüyorum. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vitaminlerin babası olan C vitamini, çocuk yaşta alışkanlık haline getirilmeli ve sadece Mersin okullarında değil, 81 ilin ilkokullarında, yerel yönetimler kanalıyla dağıtımını gerçekleştirip, küresel festival günlüğünde bir yerimizin daha olması açısından önemlidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mersin Valiliğine, Mersin Büyükşehir Belediyesine ve Ticaret Borsasına çağrımdır! Bu festival fiiliyatıyla yerelde kalmamalı tüm yurtta geleneksel <strong>TÜRKİYE NARENCİYE HAFTASI</strong> olarak kutlanması için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ülke imajını güçlendirmede önemli katkı sağlayacak olan bu atılım, kolektif belleğin tazelenmesi, ekonomide canlanma, aidiyet duygularını artırma, küreselleşmeye uyum bakımından önemli unsurlar olarak görülmelidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hadi imajımızı güçlendirelim… </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Nov 2022 18:22:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yereldeki Tarım İnovasyonu…</title>
                <category>Zühal İrgaş</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yereldeki-tarim-inovasyonu-179</link>
                <author>zuhalirgas@gmail.com (Zühal İrgaş)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yereldeki-tarim-inovasyonu-179</guid>
                <description><![CDATA[Yereldeki Tarım İnovasyonu…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yerel yönetimler tarihsel süreçte önemleri her geçen gün artan yönetim birimleri haline gelmişlerdir. Özellikle son yıllarda yaşanan iklim değişikliği tarımsal sorunlar salgınlar savaşlar doğal afetler ekonomik sıkıntılar vs. nedenlerle yerel yönetimlerin misyonunu da revize etmesini kaçınılmaz kılmıştır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bugünkü yazım yerel yönetimler ve tarım üzerine… </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hatay Altınözü Belediyesi’nin geleneksel hale getirdiği ve Türkiye’ye örnek olacak Altınözü Zeytin ve Zeytinyağı Festivalinin 6.’sına günler kala, geçen yıl ki festivalin davetlisi olduğum ve zeytin yarışmasında jüri üyeliği yaptığım anların aktarımını yapacağım. Festivalde birçok renkli etkinlikler olsa da ön sıralarda yer alan zeytin ve zeytinyağıydı. Yani halhaliydi, karamaniydi, sauraniydi, sarı haşebiydi, tarımdı gıdaydı… </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Zeytinin kutsallığı bereketi barışı tüm festival alanına yayılmıştı. Yerel Yönetimler, yerel üreticinin ürettiği ürünün tanıtımı, satılabilirliğinin artırılması için üzerine düşen görevi fazlasıyla yapmıştı. Günümüz şartlarında ekonomik olarak reklam maliyetlerinin inanılmaz bütçelere sahip olması özellikle yerel üreticinin küfesine yükleyeceği bir yük olmaktan çıkıyor. Bu yüzden Belediyelerin festivallerini önemsiyorum yerel üreticinin maliyetlerini üslenip yeni pazarlara çıkmasında önemli rol oynuyor buda yerel üreticinin yüzünü bir nebzede olsa güldürüyor. Bir nebze diyorum çünkü yerel üretici yerel pazarlar konusunda da son derece müzdarip (konu dağılmasın yerel pazarları sonraki yazılarımda yazacağım)…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Z%C3%BChal%C4%B0rga%C5%9F.jpeg" style="height:450px; width:600px" /> </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Altınözü Belediye Başkanı Rıfat Sarı’nın 2017 de başlattığı festivalle Hatay’ın zeytin ve zeytinyağını sadece Türkiye’de değil tüm dünyada tanıtılmasında elinden geleni yapacağı konusunda son derece kararlı olduğununu yapmış olduğu festivellerde görebilirsiniz. Uluslararası düzeyde olduğunu söyleyebilirim ve sizleri geleneksel hale getirilen festivallerin 22-23 Ekim 2022 de 6.’sı olan Altınözü Zeytin, Zeytinyağı ve Gastronomi Festivalini kaçırmamamınızı tavsiye ederim. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye Tarımı, zeytiniyle pamuğuyla fındığıyla çayıyla ve benzerine az rastlanan Hatay’ın halhali zeytini örneğinde olduğu gibi endemik bitki çeşitliliğine sahip bir coğrafyada. 10.000’in üzerinde bitki türü olan ve bu bitki türlerinin 3.000’i endemik olma özelliği ile Avrupa’dan daha fazla çeşide sahip. Yerel Yönetimlerin, dünya da hatırı sayılır bu bitki çeşitliliğimizle yapacağı çalışmalar, hem üretimde hem de üretimin tanıtımında çok önemli roller üstleneceği geniş bir alan. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hadi tarımın altına elimizi koyalım…&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Z%C3%BChal%C4%B0rga%C5%9F1.jpeg" style="height:450px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Oct 2022 10:26:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/11/zuhal-irgas-1667402986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yereldeki Kırsal Kalkınma Destekleri Köy Okullarının Açılmasıyla Sürdürülebilir</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yereldeki-kirsal-kalkinma-destekleri-koy-okullarinin-acilmasiyla-surdurulebilir-178</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yereldeki-kirsal-kalkinma-destekleri-koy-okullarinin-acilmasiyla-surdurulebilir-178</guid>
                <description><![CDATA[Yereldeki Kırsal Kalkınma Destekleri Köy Okullarının Açılmasıyla Sürdürülebilir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yerel yönetimlerin tarımla olan çalışmaları ile ilgili bu yazıyı yazmaya başladığımda aslında düşüncem iktidar olsun muhalefet olsun belediyelerin bölgelerinde yaptığı tarım ve hayvancılıkla ilgili çalışmaları sizlere kısa da olsa aktarmak ve diğer belediyeler için de örnek olmasıydı. Ancak kırsalda farklı bir sorun&nbsp;olan&nbsp;eğitimi kaleme alacağım. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İlk örneğim Gaziantep Şahinbey belediyesi serince köyündeki Ayşe Çetin ablamızdan. Belediye çalışmalarından biri olarak bundan iki yıl önce 16 koyun bir koç verilmiş. Tam bir yıl sonra Köy TV’ye program İçin gittiğimizde 35 e yükselmiş koyun sayısı ile günlük sütü düzenli olarak alınan küçük bir aile işletmesi olmuştu. Bugün gelinen noktada ise sattıkları hayvanla beraber iki yılın sonunda 70’i bulmuş durumda (tabi burada verilen koyunların TİGEM menşeli olması doğurganlık, süt verimi özelliğinin fazla olması önemli bir ayrıntı). </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diğer bir örneğimiz Hatay Büyükşehir Belediyesinden. Yaklaşık 35 bin aileye kırsal da dokunan belediye, ülkemizin sınır bölgesinde kırsalda yaşayan bu insanlara, tohumdan fideye destek verip dokunmakla aslında ulusal güvenliğimizde, yerel olarak çok önemli katkılar sağladığını düşünüyorum. Ayrıca üretimde önemli bir maliyet kalemi olan gübreyi belediye kendi imkânlarıyla üretip, maliyetine üreticiye sağlamasını da çok önemli bir destek olarak gördüm.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Önemli bir örneğimiz de Kayseri Büyükşehir belediyesinin atıl verimsiz 80 bin dönüm araziyi üretime kazanmak adına Aspir tohumu verilmesiydi ki taşocağı bile yapmakta zorlanacağınız bir alan buralar. Kayseri Tarım Orman İl Müdürü Mustafa Şahininde çalışmaları ile bitkisel yağ üretiminde yeni bir ürün olan Aspir bitkisinin üretilmesi o arazilerin boş kalmaması açısından ve bölgenin ekonomik açıdan kalkınmasında önemli bir kaynak oluşturuyor. Burada yaptığımız çekimler sırasında köylünün TAGEM Bahri Dağdaş Enstitüsü tarafından üretilen kuraklığa dayanıklı buğday türü “<strong>Taner</strong> “i başkandan destek olarak istemeleri de üreticinin teknolojiyi takip seviyesini gösteriyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir diğer örneğimiz ise Ankara Büyükşehir belediyesinin 54 bin dekar alanı sulamaya açması, tohum desteklerinin sağlanması ve daha da önemlisi bölgede üretilen ürünlerin marketlerde pazarlanmasını sağlaması önemli bir adım. 45 bin çiftçiden 33 bine verilen destek önemli bir rakam. Ankara’ya ayrı bir parantez açmak da istiyorum. İptal edilen Anka park alanında ki yaklaşık 2 bin dönümlük arazinin Ankaralılar tarafından nasıl kullanılacağına karar verilebilmesi için yapılan anketlerde yeşilin ve nefes alabilecekleri, gezebilecekleri bir alanın yapılması ön plana çıkmışken benim şahsi teklifim <strong>TARIMPARK</strong> olması. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün AOÇ ile ilgili düşüncelerinin gerçekleştiği, tarımda kullanılan teknolojilerin güzel bir şekilde sergilenebileceği, meyve bahçelerinin oluşturulduğu, hatta ilkokul dâhil öğrencilerimizin orada toprakla, üretimle buluşması farkındalık oluşturacaktır. Bu alanların içinde yürüyüş ve bisiklet yollarının yapılması oturma alanlarının oluşturulmasına imkân sağlayacaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu örneklerde önemli olan yerel yönetimlerin tarıma verdikleri katkılardır. İnsanımızı kırsalda köyünde tuttuğumuz zaman onların beslenmesini geçimini bulundukları yerde sağladığımız zaman aslında büyükşehirlerdeki birçok sorunun çözüleceğini göreceğiz ama bir nokta eksik kalıyor.&nbsp; Nedir bu? Kırsalda bu köylerimizdeki kapanan 20 bine yakın okulun tekrar devreye sokulmasıdır. Okullar olmadan bu kadar destek, karşılığını bulabilmesi gerçekten zor! Bu insanların oturdukları bölgelerde geçimlerini sağlamanın yanında eğitimlerini de sağlamak kırsaldan şehir göçü önlediği gibi tam tersi şehirden kırsala yeniden geri dönüşün önünü açacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tıpkı Gaziantep Şahinbey’de olduğu gibi. Yerel yönetimlerin bu fedakârlıklarının yanına MEB bu çalışmayı yapmalıdır.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Oct 2022 10:06:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şeker Üretimi ve Elazığ</title>
                <category>Harun Göksel</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/seker-uretimi-ve-elazig-177</link>
                <author>harungoksel@gmail.com (Harun Göksel)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/seker-uretimi-ve-elazig-177</guid>
                <description><![CDATA[Şeker Üretimi ve Elazığ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konu “Şeker”…</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeker de öyle bir konu ki, hani derler ya varlığı bir dert yokluğu ayrı bir dert.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak başlarken hemen söyleyeyim bu yazıda şeker hastalığından değil, <strong>şeker</strong> üretiminden bahsedeceğim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şekerde yoğun bir tartışma yaşanıyor. İklim değişikliği mi dersiniz, tüm dünyayı etkileyen gıda krizinin yansımaları mı dersiniz,&nbsp; önceki yıllarda yapılan şeker fabrikalarındaki özelleştirmelerinin etkisi mi dersiniz (belki özelleştirmeyi yapanlar bugün ‘keşke’ diyor da olabilir) ya da kulislerde konuşulan&nbsp;ithalat yetkisinin devlet kurumlarına değil, ihracat yapan özel şirketlere verilmesinin doğurduğu gibi sorunlar mı? Neticede çokça gündeme gelen bir tadı kaçmış bir şeker sürecini yaşıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu tartışmalar bir kenarda dursun. Ben konunun üretim boyutuna dikkat çekmek ve özellikle de şeker üretiminde önemli şehirlerimizden biri olan Elazığ özelinde yaşanan durumdan bahsetmek istiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Elazığ, tıpkı Türkiye gibi üç tarafı suyla çevrili bir yarımada yapısına sahip bir şehrimiz. Doğal olarak normal şartlarda su sorununun olmaması gereken bir bölgemiz. Bölgede, mevcut kapasitesini en iyi şekilde kullanan şeker fabrikası hali hazırda çalışır durumda ve halen devletimize ait. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu fabrika, son yıllarda artan devamlı işçi sayısı ile de pancar işleme sorunu da olmayan tesis. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeker fabrikalarında dönemsel çalışan işçilerin varlığını da hepimiz biliyoruz. Ancak, şeker üretiminde tecrübe isteyen çok önemli noktalar var. Bu durum devamlı çalışan personelin önemini ve üretim kalitesindeki etkisini de ortaya koyuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üretilen pancarın işlenmesinde sorun olmayan Elazığ’da karşımıza başka problemler çıkıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uluova, Kuzova, Karakoçan bölgesi gibi önemli üretim noktalarına sahip olan Elazığ’da özellikle Uluova’da yaşanan enerji problemi o bölgedeki üreticiyi sulu tarımdan, dolayısıyla şeker pancarı üretiminden uzaklaştırmış, ödenemeyen 11-12 milyon lira civarındaki elektrik faturaları üreticinin belini bükmüş durumda. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Genele bakıldığında büyük rakamlar gibi görünmese de köylü bu bölgede artık pancar üretemez durumda. Bununla birlikte de sulu tarımı terk etmek zorunda kalmış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Benzer sorun diğer üretim noktalarında da kendini göstermeye başlamış. Su demek üretimde zenginlik demek rekoltede yükseklik demek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Henüz yol yakınken küçük müdahalelerle yapılabilecek çok şey var. Örneğin Kuzova, Keban barajından pompa sulama ile besleniyor. Ancak burada da zaman zaman yaşanan teknik aksaklıklar üretime sıkıntı veriyor. Yıllık 7-8 bin dekar civarında bir alanda pancar ekiminin yapıldığı bu bölgede yaklaşık 50 bin ton şeker pancarı üretiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aynı şekilde Kanatlı barajının randımanlı çalışması, devrede olması gerekiyor. Kapalı sulama sistemleri düzgün çalışırsa Karakoçan ilçesi civarında yine 70 bin dönümü aşan bir alan sulanabilecek demektir. Bu da münavebeli ekimde 10 bin dekarı aşan dolayısıyla 70 bin ton civarı şeker pancarı üretimi demektir. Bu rakamları özellikle veriyorum ki üretim noktalarının kıymeti anlaşılsın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bölgeye 6 MW GES yapılacağı konuşuluyor. Şunu unutmayalım tarımda üretime yapılacak her yatırım ülke ekonomisine onlarca kat fayda sağlayacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İki günlük <strong>Elazığ</strong> ziyaretimde gördüklerimi, üreticilerin aktardıklarını sizlerle paylaşmak istedim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bugün sebep her ne olursa olsun şeker ithalatından bahsediyorsak, üretime destek vermemiz gerekliliğini de çözüm yolu olarak konuşmamız lazım değil mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çiftçimize gerekli destekleri verirsek, ülke ekonomisinde sıkıntıya sebep olan bu ve benzeri konuları aşmak işten bile değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çiftçimizin tek derdi üretim olacak şekilde onlara güven vermeli ve önleri açılmalıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2017’de yaklaşık 150.000 ton şeker pancarı işlemesi yapılırken 2020’de 250.000 tona yaklaşmış bu rakam. Demek ki, eski bölgelerdeki sorunlara odaklanıp yeni bölgelerinde üretime kazandırılması ve oluşabilecek sorunların şimdiden önlenmesi şeker üretimimizde farklı bir sonuca ulaştıracaktır bizi…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 May 2022 19:29:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2022/05/harun-goksel-1653928172.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İyi Duyun Artık Bu Sessiz Çığlığı</title>
                <category>Prof.Dr. Bülent  Gülçubuk</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/iyi-duyun-artik-bu-sessiz-cigligi-176</link>
                <author>bgulcubuk@gmail.com (Prof.Dr. Bülent  Gülçubuk)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/iyi-duyun-artik-bu-sessiz-cigligi-176</guid>
                <description><![CDATA[İyi Duyun Artık Bu Sessiz Çığlığı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>MEVSİMLİK TARIM İŞÇİLERİNİN SORUNLARINA CORONAVİRÜS GİBİ GEÇİCİ BİR DURUM OLARAK BAKMAMALIYIZ: CORONA’LI GÜNLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">İçişleri Bakanlığı tarafından 25.03.2020 tarihinde gelen tepkiler (-ki ben de çok yazdım, programlarda söyledim) üzerine olsa gerek 81 ilin Valiliğine “Kovid-19’la Mücadele Kapsamında Alınan Önlemler” diye bir genelge gönderdi. Bu genelge tarımsal üretim faaliyetlerinin başladığı ve arttığı bu dönemde işgücü sıkıntısı çekilmemesi için mevsimlik tarım işçilerine izin verilmesi ve virüs nedeniyle alınacak önlemleri içeriyor. <strong>Bu genelge insani olmaktan çok sadece tarımsal üretimi düşünen bir genelgedir.</strong> Konu sadece tarım işçilerinin çalışma yerlerine ulaşımı, çalışma yerlerinde yine sadece virüs için önlem alınmasını ve tarımsal üretimin aksamamasını içeriyor. Oysa 25 yıldan fazladır bu konuda çalışan ve Türkiye’nin her yerinde mevsimlik gezici ve geçici tarım işçilerinin sorunlarını çalışan bir araştırmacı akademisyen olarak, konuya sadece bugünler için bakmak eksik ve insani yaklaşımdan uzak bir politik yaklaşımdır. Çünkü, Türkiye’de yüzbinlerce yerli ve yabancı mevsimlik gezici-geçici tarım işçilerinin sorunları onyıllardır kronik hale gelmiş ve sadece bugün için değil her zaman için çözüm beklemektedir. Bundan hareketle konunun özü aşağıda yazdığım gibidir;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Her yıl Mart ayı sonunda-Nisan ayı başında Türkiye’de büyük bir işgücü göçü başlar. Bu, mevsimlik gezici tarım işçiliği hareketliliğidir. Yüz binlerce aile çoluk-çocuk yollara dökülür. Yılın 4-7 ayını ilkel koşullarda, birçok temel gereksinimden yoksun bir biçimde gidermek yoluyla hayat mücadelesine atılır. On yıllardır süregelen bu işgücü hareketliliğinin başrolünde çocuk işçiler var. Geleceğe hazırlanmak isteyen 7-17 yaş grubundaki çocuklar çocukluğunu ve gençliğini yaşamadan bu çalışma biçiminde olgunlaşır ve hayata başlıyorlar. İşte <strong>her şeyden önce bu çocuklar nedeniyle mevsimlik gezici-geçici tarım işçileri kaderleri ile, yalnızlıkları ile, sahipsizlikleri ile baş başa bırakılmamalıdır.</strong> &nbsp;Mevsimlik gezici ve geçici tarım işçiliği, emek yoğun tarım üretim sürecinde karşımıza çıkan bir istihdam türüdür. Tarihi 100 yıl öncesine giden bu istihdam türü tamamıyla enformel bir çalışma alanıdır. Bizim yaptığımız bilimsel çalışmalara göre ülkemizde en az 50 ile mevsimlik gezici ve geçici tarım işçiliğine rastlanmaktadır. &nbsp;Kendilerine özgü bir çalışma yasası olmayan mevsimlik tarım işçileri çalışmaya dayalı birçok evrensel haktan mahrumdurlar, daha doğrusu bu konuda varsa bilgilerden de yoksundurlar. Ne yazık ki Türkiye’de henüz mevsimlik tarım işçilerinin sayısına ilişkin resmi anlamda sağlıklı bir veri de bulunmamaktadır. Bu konuda yapılmış bazı araştırma bulgularına göre mevsimlik gezici ve geçici tarım işçisi sayısı 500.000-600.000 arasında değişmektedir. Enformel çalıştıkları ve de sayıları tam olarak bilinmemesi nedeniyle bu işçi grubu aynı zamanda sessizlerin sessizi kategorisinde olup adeta sorunları karşısında “sessiz çığlık” atmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Son 10 yıldır bu işçilerin arasına bir de yabancı uyruklu tarım işçileri katılmıştır. Şu an için ülkemizde yüzbinlerce Suriyeli ve binlerce Afganistanlı tarım işçiliği vardır. Coronavirüs salgınının küresel düzeyde kol gezdiği bu dönemde yüzbinlerce mevsimlik tarım işçisi risk altındadır. Bu riskler çok boyutludur; çalışmaya giderlerse sağlık riski, virüs riski, iş bulabilme riski var. Çalışmaya gitmezlerse ekmek-aş bulma riski, gelir ve iş kaybetme riski, çocuklarının gelecek riski var. Tamamına yakını kayıt dışı ve sosyal güvenlikten yoksun çalışan ve yaşayan mevsimlik tarım işçileri ülkemizin en dezavantajlı gruplarının ön sıralarında gelmektedir.</strong> Çünkü bu nüfus; barınma koşulu, altyapı hizmetlerinden yoksunluk (elektrik, su, kanalizasyon, vd.), sağlık, çalışma koşulları, ücret koşulları, sağlıklı beslenme ve yemek yeme koşulları, sosyal güvenceden yoksun olmak, çocukların okulu yarıda bırakmaları, trafik ve iş kazaları, kadınların ev içi ve ev dışı rollerinin ağırlığı-zorluğu, sahipsizlik gibi nedenlerle özel bir ilgi alanını oluşturmaktadır. Bu nedenle kaderleri ile baş başa bırakılmamalıdır. Tarımsal üretim sezonunun başladığı bu günlerde hem gıda güvencesi ve hem de insan hakkı temelinde mevsimlik tarım işçilerine yönelik özel politika alanları geliştirilmek ve uygulanmak zorunluluğu vardır. Bunun için; <strong>bulundukları yerlerden başka illere çalışmaya gidecek yerli ve yabancı işçilere yönelik</strong> özel izinler, özel taşıma araçları, korunaklı ve sağlıklı ulaşım olanağı, gittikleri yerde insana yakışır yaşam, barınma ve iş ortamının mutlaka oluşturulması, rutin sağlık kontrollerinin yapılması, 15 yaşından küçük çocuklar için özel eğitim ve yaşam programlarının geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir. Burada en büyük sorumluluklar sırasıyla; tarım aracılarına, işverenlere, Ziraat Odalarına, yerel yönetimlere, mülki idarelere, sivil toplum kuruluşlarına ve işçilerin de bizzat kendilerine düşmektedir. <strong>Eğer mevsimlik tarım işçilerin</strong><strong>den</strong><strong> başka yerlere çalışmaya gitme</strong><strong>ye olanağı olmayanlara ise</strong><strong>;</strong> temel ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal güvence ortamlarının sağlanması, çocukların dengeli beslenmeleri için gıda yardımı yapılması, gelir ve geçim kayıplarının en aza indirilmesi sosyal devlet gereği gereklilik göstermektedir. Bu hem insani ve hem de kamusal bir özel duyarlılık gerektirmektedir. Cronovirüs salgınının ve riskinin yoğun yaşandığı bu günlerde çığlıkları duyulmayan, sessizlerin sessizi diyebileceğimiz gezici ve geçici tarım işçileri için sorumluluk doğrudan veya dolaylı herkese düşmektedir. <strong>Gerekirse bu işçilerin sorunlarına müdahale için özel bir çağrı merkezi ve iletişim hattı da devreye konulmalı ve yoğun işçiliğin yaşandığı Adana, Hatay, Mersin, Konya, İzmir, Manisa, Antalya gibi illerde özel yardım masaları oluşturulmalıdır. &nbsp;</strong></span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2020 22:02:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/profdr-bulent-gulcubuk-1609265405.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Polülist Tarım Politikası</title>
                <category>Prof.Dr. Bülent  Gülçubuk</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/polulist-tarim-politikasi-175</link>
                <author>bgulcubuk@gmail.com (Prof.Dr. Bülent  Gülçubuk)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/polulist-tarim-politikasi-175</guid>
                <description><![CDATA[Polülist Tarım Politikası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Üretimin Değersizleştiği Tüketimin Kutsandığı Bir Sürecin Uluslararası İtirafı: Polülist Tarım Politikası</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Artık şehirli bir dünyada yaşıyoruz. Dünya nüfusunun yarısından fazlası şehirlerde oturuyor. Böyle bir dünyada köyün ve tarımın yeri sorgulanıyor, tarımsal üretim büyük büyük işletmelerin, şirketlerin tekeline giriyor, küçük ve orta büyüklükte tarım işletmeciliği hem yük olarak görülüyor ve hem de devreden çıkarılıyor. İzlenen politikalar kırsalı boşaltıyor, toprağı tohumsuz ve tarımı çiftçisiz bırakıyor, <strong>TÜKETİCİYİ ANA ARAÇ</strong> olarak görüyor. Türkiye de bundan nasibini fazlasıyla alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Şehirleşen dünyada birçok yerde olduğu gibi, Türkiye’de de tarım ve köyle-kırsalla ilgili konular gündemde yer bulamıyor. Tarım ve kırsala dair süreçlerin toplumsal yapıların oluşmasındaki rolünü ve önemini ortaya koymak daha da içinden çıkılmaz hale geliyor. &nbsp;Köyü, kırsalı, tarımı şehre, kentliye bağlayan en önemli unsur, kuşkusuz yemek ve tarımsal ürünlerdir. Dikkat ederseniz son zamanlarda yemek konusu çok konuşulmaya başlandı. Yiyecek, içecek reklamları, gelin-kaynana programları, ana-kız yemek programları her zaman önlerde yer alıyor. Tarımın sorunları konuşulmuyor ama televizyonda yemekle ilgili programlar en çok seyredilenler arasında geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Sadece iyi yemek, farklı yemek, az yemek, doğal yemek, ekolojik beslenme ve biraz da pahalı beslenme hep gündemde var. <strong>Ekolojik üretimler</strong>, çiftlikler hep gündeme konuyor. Yani, sofrayla, yemeği tüketmekle ilgili konular bir biçimde gündeme geliyor. Ama tohumdan, ekimden, yetiştiricilikten son ürüne, gıdanın üretimiyle ilgili süreçlere eşit düzeyde bir ilgi maalesef yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Doğal tarım ya da organik üretimi belgeleyen sertifikalara sahip taze sebze ya da meyvelerin satışı özellikle büyükşehirlerdeki (varsıl semtlerin) marketlerde artıyor. Ama özellikle Avrupa’da çoğalan, tarımdaki emek süreçlerinde etik davranıldığını ya da ticaretin adil yapıldığını, çiftçinin süreçte kazanabildiğini belgeleyen sertifikasyon biçimlerinden Türkiye’deki tüketicilerin henüz haberi yok….Bu algı yönetimi ve kampanyalarla olacağa da benzemiyor. Kısaca, son yıllarda gıdanın tüketimine dair konular hakkında bir ilgi artışı yaşanırken üretime ve üreticilere dair eşit düzeyde bir merak çoğalmasından söz etmek zor…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Dünyada da Türkiye’de de tarımda üretim faaliyetlerine nazaran tüketim pratikleri daha çok görünür oldu. Bu da tarımda üretime ilginin azalmasına yol açtı. Ürün nereden, nasıl geldi, bununla ilgilenmekten çok, ben neyi, nasıl yiyeceğim noktasına geldi. Bu da çiftçinin, tarımsal üretimin görünürlülüğünü azalttı. (Not: Tarımda ithalat politikalarının arkasında böyle bir sosyolojik bakış var.) Kırsalda, tarımda giderek artan üretim ilgisizliği, azalan gelirler kırsalda birçok ailenin geçimi için tarım dışı istihdama yönelmesine yol açtı, tarım ikinci plana atıldı. Toprak, su, emek ve hatta genetik özellikler gibi birçok doğal kaynak alınır, satılır mal haline geldi. Kırsal bölgelerde yaşanan dönüşümler, kırsalda tarımsal üretimin önceliğinin azalması, toprağın kullanımında giderek artan çeşitlilik, tüketimi ithalatla destekleme, çiftçi için üretime değil yaşama yönelik destekler, vd… &nbsp;İşte bu durumlar kırsal bölgelerde tarım dışı kazançların ağırlığının artması sonucunu ortaya çıkarıyor. Başka bir deyişle, tarım ve gıda sektörünün uluslararalılaşması ve turizmin büyümesi, Türkiye’nin kırsal bölgelerinde toprağın yeni kullanım şekillerinin ortaya çıkmasına yol açtı. Fırsat maliyeti açısından hesaplanması gereken birer kaynak olarak görülmeye başlandı.&nbsp; Artık; tarım, toprağın tek olası kullanım şekli olarak düşünülmüyor. Yani, fırsat maliyeti açısından hesaplanması gereken birer kaynak olarak görülüyor.&nbsp; Bunun için de toprak bir üretim aracından çok, sermaye oluşumu için bir meta haline getirildi. Bunun için de üretim değersizleştiriyor, kırsal alan sadece rekreasyon alanı olarak görülüyor, çiftçi itibarsızlaştırılıyor, tüketim ana gündem haline getirilip bireylere nereden, neyi yediğiniz değil karın doyurmanın önemi vurgulanıyor ve bu yönde algı yönetiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Türkiye’nin tarım ve kırsala bakışı ne yazık ki uluslararası arenada da bir belge ile dünyaya duyuruldu. 19 Aralık 2018 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen; “Köylü hakları ve kırsal alanlarda çalışan diğer kişiler deklarasyonu”, <strong>121 KABUL, 54 ÇEKİMSER, 8 KARŞI OY</strong> ile sonuçlandı.…Türkiye burada çekimser oy kullandı. Yani bunlar olsa da olur, olmasa da olur dedi. Oysaki bu deklarasyon; köylülerin ve kırsal bölgelerdeki diğer çalışanların haklarının garanti altına alınması için önemli bir ekonomi-politik bir belgedir, toplum sözleşmesidir. Deklarasyonda; “tüm devletleri beyannameyi duyarlı ve şeffaf bir şekilde uygulamaya, köylülerin ve kırsal toplulukların toprağa, tohumlara, suya ve diğer doğal kaynaklara erişimini garanti etmeye davet ediyoruz”…diyor İşte, Türkiye buna kayıtsız kaldı ve çekimser oy kullandı. Yani; üretim, doğal kaynaklar, çiftçinin korunması, kırsalın yaşatılması değil tüketim ön plana çıkarıldı. (Not. Siyaset kurumlarının hemen hepsi buna karşı ya kayıtsız, ya da söylem geliştiremiyor.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Sonsöz-ÇÖZÜM</strong>; çiftçinin üretim araçları yoluyla desteklenmesi, tüketimin değil üretimin özendirilmesi, ithalatla çözüm değil ulusal kaynaklara ve önceliklere dayalı yerel üretim, çiftçi örgütlenmesinin tabana dayalı gerçekleşmesi, tarım topraklarının amaç dışı kullanımının önlenmesi, gençlere ve kadınlara yönelik özel politika araçlarının geliştirilmesi ve uygulanması….</span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Feb 2019 12:19:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/profdr-bulent-gulcubuk-1609265405.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarımda Havza Başkanlıkları Geliyor</title>
                <category>Umut Özdil</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-havza-baskanliklari-geliyor-174</link>
                <author>galipumutozdil@gmail.com (Umut Özdil)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-havza-baskanliklari-geliyor-174</guid>
                <description><![CDATA[Tarımda Havza Başkanlıkları Geliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tarım sektörünün yönetimi havza bazlı sisteme dönüyor. Ancak bu sistem daha önce Milli Tarım Projesi içinde açıklanan Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli’nden çok farklı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tarım ve Orman Bakanlığı daha dinamik, kırsal kesime daha çok hitap eden, bürokratik engelleri en aza indirmeyi amaçlayan yeni bir sistem üzerinde çalışıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Bakanlık çok büyüdü; bitkisel üretim, hayvancılık ve gıdanın yanına su işleri ve ormanda eklendi. Artık tek merkezden yönetmek çok daha zorlaştı.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Yeni sitemde Türkiye yeniden 15 havzaya bölünecek ve her havzanın bir yönetimi olacak. Şimdilik düşünülen isim Havza Başkanlığı…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>‘’Hangi şartlarda, nereye para verdiğimizi bilmiyoruz’’</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Havza başkanlıklarıyla birlikte destekleme sistemi de değişecek. Tarım ve Orman Bakanlığı geçen yıl 14,5 milyar para ‘’dağıtmış.’’ Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu bilerek ‘’dağıtmışız’’ ifadesini kullanıyor ve itiraf ediyor; ‘’Bu paranın nereye, hangi şartlarda verildiğini bilmiyoruz. Ülkemizdeki hayvan sayısı bile belli değil.’’</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Daha basın ile paylaşılmadı ama Tarımda Milli Birlik Politikası’nın ana eksenlerinden birini teşvik uygulamalarını da kapsayacak Havza Başkanlığı Sitemi oluşturacak. Hangi bölgede hangi ürünün hatta hangi hayvan ırkının yetiştirileceği net olarak ortaya çıkarılacak. Bir havzaya verilecek desteğin hangi alanlarda harcanacağı Havza Başkanlığı tarafından destek ödenmeden önce belirlenecek ve etki analizi yani yaratacağı katma değer de dâhil olmak üzere Bakanlığa rapor olarak sunulacak. Onaylandıktan sonra destek ödenecek ve sonuna kadar takibi yapılacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Yeni politikada sayısı 14 bini bulan kooperatiflerin sayısı birleştirme yoluyla azaltılacak. Hatta başarılabilirse birkaç üst birlik şeklinde organize edilecek. Tarım ve Orman Bakanlığındaki nitelikli personel sahaya inecek. Bu personel üreticilerin özellikle girdi kullanımı konusundaki bilgi açığı kapanacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Her havza için ayrıca tarımsal kuraklıkla mücadele planları açıklanacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Çiftlik yönetim sistemlerinden, güneş enerjisinin kullanılmasının yaygınlaştırılmasına, mobil süt sağım makinalarından, elektrikli – hibrit bahçe traktörlerine hatta yapay zekâ kullanımına kadar pek çok yenilik üzerinde projeler açıklanacak ve kullanımı desteklenecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tarım ve Orman Bakanlığı, ziraat ve veteriner fakültelerine giren öğrencilere ek destek verecek. Bu fakültelerin yeniden popüler olması sağlanacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tüketiciler ise satın aldıkların tarımsal ürünlerin tüm aşamalarını mobil cihazlar üzerinden görebilecek.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Ve son hedef; &nbsp;et ithalatı 2021 yılında bitirilecek.</span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Nov 2018 21:08:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/umut-ozdil-1609265834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haller olmazsa ürünler nasıl pazarlanacak?</title>
                <category>Umut Özdil</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/haller-olmazsa-urunler-nasil-pazarlanacak-173</link>
                <author>galipumutozdil@gmail.com (Umut Özdil)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/haller-olmazsa-urunler-nasil-pazarlanacak-173</guid>
                <description><![CDATA[Haller olmazsa ürünler nasıl pazarlanacak?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px">Antalya’da düzenlenen InterFresh Yaş Sebze Meyve Depolama Ambalaj ve Lojistik Fuarı sırasında Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen hal komisyoncuları bir araya geldi. Konu doğal olarak, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ‘’ Sebze ve meyve fiyatlarına doğrudan etki eden suni süreçleri azaltacak hal yasası çok yakında TBMM gündemine gelecek.</span></span></p>

<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px">Komisyonculuk tarihe karışacak. Satışta rekabet üst düzeye çıkacak. Yeni haller ve satış alanları ile üretici örgütlerinin etkinliği artacak.’’ Açıklamasına geldi. Türkiye Halciler Federasyonu (TÜRKHAL) Başkanı Yüksel Tavşan, önce yaş ve sebzelerin standart maliyet hesabıyla satışa sunulamadığını anlattı; ‘’</span></span></p>

<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px">Örneğin domatesin maliyeti 1 TL, % 50’de üzerine koyalım, 1.50 TL’den satalım diye bir şey yok. Gün geliyor 2.50 TL oluyor, gün geliyor üreticimiz emeğinin karşılığını alamıyor. Ürünler arz-talep dengesine göre satılmalı. Haller bu dengenin oluşması için satıcı ile alıcının buluştuğu yerdir’’ diyerek hallerin vazgeçilmez olduğunu vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px">Üretimin yoğun olduğu bölgelerde komisyoncuların üreticilere üretim öncesi avans verdiğini, sera kurulumundan ilacına, gübresinden fidanına, fidesine kadar yardımcı olduğunu ve sadece %8 komisyon aldığını vurgulayan Yüksel Tavşan, ‘’Komisyoncular olarak bazen marketlere, ihracatçılara ve tüccarlara veresiye satış yapıyoruz. Bu çarkı aldığımız kredilerle döndürmeye çalışıyoruz’’diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>YASAL DÜZENLEMEYE FİYATLAR DÜŞMEZ</strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px">2012’de yürürlüğe giren sebze-meyve ticaretini düzenleyen yasa ile büyük marketlerin doğrudan üreticiden ürün alıp pazarladığını ancak yinede üretici ve tüketici fiyatları arasındaki farkın azalmadığını hatırlatan Tavşan, yasal düzenlemelerle fiyatları ve enflasyonu düşürmenin kolay olmadığını, çözümün; üretici örgütlerinin de içinde olduğu havza bazlı üretim planlaması ile depolama ve paketleme imkânlarının artışında olduğunu vurguluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yüksel Tavşan, ‘’Hal komisyonculuğu kalkarsa yerine ne konulacak, ürünler nasıl pazarlanacak?’’ diye soruyor. Hallerin büyümesinin, modernleştirilmesinin, altyapı imkânlarının artırılmasının şart olduğunu kaydeden TÜRKHAL Başkanı Tavşan, ‘’Tamamen özelleştirme çok zor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px">Avrupa’daki örneklere baktığımızda da ilgili bakanlıklar, yerel yönetimler, esnaf ve meslek örgütlerinin birlikte olduğu bir yapı var. Üretici birliklerine karşı değiliz’’ şeklinde konuşuyor. Yeni modelin detayları bilinmiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:georgia,serif"><span style="font-size:16px">Üreticinin daha çok kazanacağı, tüketicinin daha az ödeyeceği bir modele kimse karşı gelemez tabiî ki. Ancak Yüksel Tavşan bir uyarıda bulunmayı da ihmâl etmiyor; ‘’ Eğer ‘komisyonculuk kalkacak’ diye dönüşü olmayan bir sürece girilirse bizler hâl komisyonculuğunun vazgeçilmez işlevlerini ilgili kurumlara ve kamuoyuna daha etkin şekilde anlatacağız.’’ Toplantı sonunda söz alan tüm üreticiler ise komisyoncular olmadan üretim ve satış yapamayacaklarını ısrarla vurguluyor.</span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Oct 2018 10:17:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/umut-ozdil-1609265834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarımda Milli Birlik Projesi</title>
                <category>Umut Özdil</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-milli-birlik-projesi-172</link>
                <author>galipumutozdil@gmail.com (Umut Özdil)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/tarimda-milli-birlik-projesi-172</guid>
                <description><![CDATA[Tarımda Milli Birlik Projesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tarımsal üretimin artık günlük geçimi sağlamak kaygısından çıkıp piyasalara yönelmiş olması, çiftçilerin sektöre daha çok artı değer katan aktörler haline gelmesini zorunlu kılmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Hani hep dile getirilen köylülükten çiftçiliğe geçiş süreci vardır ya. Aslında sözü edilmek istenen budur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Peki bir çiftçi tek başına üretici konumuna geçebilir mi, sektörün aktörü olabilir mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Eğitimli ve yeterli donanıma sahip, bilgiye yatırım yapabilen, örnek üretim uygulamalarını yurt içi ve yurt dışında takip edebilen üreticilerin sayısı kendi kendine artabilir mi?&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">***</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Küresel ölçekte karşılaştığımız ekonomik ve sosyal değişimler tarım ve gıda sektörlerini çok yakından ilgilendiriyor. Uzun yıllardır sanayi sektöründe yaşanan yüksek verim kaygısı tarımda da kendini hem de bütün şiddetiyle gösteriyor. Dünya nüfusu ile birlikte tarım ürünlerine olan ihtiyaç her dakika artıyor. Özellikle su kaynaklarında ve tarım alanlarında yaşanan düşüş ve olumsuz iklim değişiklikleri tarım sektörünü son derece kritik ve stratejik bir pozisyona çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Diğer yandan insanların tarım ürünlerine bakışı da değişiyor. Gıda ve tarım ürünleri konusunda bilinçlenmenin artmasıyla güvenilir, yaşam kalitesini artırıcı ve besleyici özellikleri yüksek ürünlere yönelik talep yükseliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Bu gelişmeler tarımda yeni teknolojik atılımlar ve bilgi-iletişim teknolojilerinin önemini artırıyor.&nbsp;Bu alandaki yazılı olan – olmayan tüm kural, anlayış beklenti ve süreçler, özetle paradigma değişiyor. Bir taraftan verimi arttırma çabaları devam ederken diğer yandan gıda güvenliği konusunda çok daha etkin stratejiler devreye sokuluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Ve bu paradigma değişimi yapısal, kurumsal ve hatta ülkesel üretim ve ticaret politikalarında büyük dönüşümleri beraberinde getirmeye başladı bile.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Küresel ekonominin kurucu kalesi Amerika’nın küreselleşme karşıtı korumacı politikaları, Çin’in ise serbest ticaretin genişlemesinin savunuculuğunu yaptığı bir dünya var artık.</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>"BU DEĞİŞİMLER GEÇİCİ Mİ, KALICI MI?" SORUSUNUN YANITINI ZAMANLA GÖRECEĞİZ</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Ama bu değişimlerin bizi nereye sürükleyeceğini bugün analiz etmezsek yarın ne olacağını anlama şansımız pek olmayacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Ne olursa olsun bir gerçeği unutmamak gerek; tüm kısıtlamalara, koruma duvarlarına rağmen dünyada son 40 yılda tarımsal dış ticaret tam 25 kat artmıştır ve bu süreç devam edecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Unutmamamız gereken bir gerçek daha var; o da, güçlü ve istikrarlı bir tarım endüstrisine sahip olmayan ülkelerin, tarımda ve tarıma bağlı onlarca sektörde ve küresel ticarette söz sahibi olamayacaklarıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Orta Vadeli Program</strong>ın adı&nbsp;<strong>Yeni Ekonomi Programı</strong>, “<strong>Milli Tarım Projesi</strong>” de “<strong>Tarımda Milli Birlik Projesi</strong>” oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak</strong>’ın açıkladığı programda tarım ve gıda ile ilgili&nbsp;arz ve rekolte tahmini için erken uyarı sisteminin kurulacağı, Hal Yasası çalışmalarının hızlanacağı, fiyat dalgalanmalarının yakından takip edileceği, tohumdan sofraya kadar tüm süreçlerin gıda güvenliği ve uluslararası rekabet önceliğinde yeni baştan düzenleneceği ifade edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemir</strong>&nbsp;sosyal medya hesabından ‘’ Yeni ekonomi programı kapsamında&nbsp;<strong>Tarımda Milli Birlik Projesi</strong>’ni ve ürün gözetim mekanizmasını başarıyla yürüterek, gıda enflasyonu ile daha etkin mücadele edeceğiz. Bu süreçten güçlenerek çıkacağız, kazanan yine Türkiye olacak’’ diyor.&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Gıda enflasyonunun sebebi üretici değil. Gıda piyasalarını gözetleme görevi de çiftçinin olamayacağına göre Tarımda Milli Birlik Projesi’nin doğrudan üreticiye yönelik hedeflerini merak etmek hakkımız.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Biz Türkiye olarak tarımı ekonomik bir faaliyet alanı olarak görmeye gelişmiş ülkelerle kıyaslayacak olursak yeni başladık diyebiliriz. Eskiden sadece sosyal yardım alanı olarak görülen tarım sektörü gündelik kararlarla idare ediliyordu. Kalkınmanın sadece sanayi ile mümkün olacağı yanılgısı kamusal gücü bu alana yönlendiriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Yeni Ekonomi Programı ile birlikte Tarımda Milli Birlik Projesi,&nbsp;stratejik önemi artan tarımın uzun vadeli, kapsayıcı ve derinlikli bir siyaset ve uygulama alanı olduğu gerçeği ile kısa vadeli de olsa ne kadar örtüşecek, yazının başında sorduğumuz soruların yanıtını verecek mi? Bunu da zaman gösterecek.</span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Sep 2018 11:46:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/umut-ozdil-1609265834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayvanlara yem veremez hale geldik</title>
                <category>Umut Özdil</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hayvanlara-yem-veremez-hale-geldik-171</link>
                <author>galipumutozdil@gmail.com (Umut Özdil)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/hayvanlara-yem-veremez-hale-geldik-171</guid>
                <description><![CDATA[Hayvanlara yem veremez hale geldik]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Son zamanlarda dövize bağlı olarak girdi maliyetlerinin artması nedeniyle yem fiyatlarında olağanüstü bir yükseliş söz konusu oldu. Ham maddesinin yaklaşık&nbsp;<strong>yüzde 40</strong>'ını dövizle alıp doksan gün vadeyle üreticimize satan yem sektörü, yem fiyatlarına temmuzdan bugüne&nbsp;<strong>yüzde 40’a varan oranlarda zam</strong>&nbsp;yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Türkiye Yem Sanayicileri Birliği</strong>&nbsp;(<strong>TÜRKİYEMBİR</strong>) Başkanı Ülkü Karakuş ‘’Dövizde meydana gelen artışlarla ve doların&nbsp;<strong>6,5 lira</strong>ya çıkmasıyla birlikte ilk defa&nbsp;<strong>Türkiye'deki buğday ve arpa fiyatları</strong>&nbsp;<strong>dünya fiyatlarının altına</strong>&nbsp;düştü. Bu da iç piyasa da bütün dengeleri bozdu. Kilogramı 85-95 kuruşla başlayan arpa bugün&nbsp;<strong>1 TL 15&nbsp;</strong>kuruşa çıktı, fiyatlar da aşırı yükseldi. Son 1,5 ayda fiyatlardaki artış&nbsp;<strong>yüzde 30- 40</strong>'ları buldu. Bu da maalesef yem fiyatlarına yansıdı'' diye konuşuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Toprak Mahsulleri Ofisi’</strong>nin (<strong>TMO</strong>) piyasayı düzenlemek üzere elinde&nbsp;<strong>2 milyon 250 bin TL</strong>&nbsp;civarında almış olduğu, alacağı ve kullanacağı hazine desteğiyle birlikte tarife kontenjanı olduğunu belirten Karakuş, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunun bir an önce hayata geçirilip arpanın, buğdayın ve mısırın Türkiye'ye dünya fiyatlarından değil, şu anda mevcut planlanmış Türkiye fiyatlarına denk gelecek şekilde iç piyasaya sunulması lazım.&nbsp;<strong>TMO</strong>’nun elinde yemlik buğday, arpa ve bir miktar mısır var. Onların da Türkiye'deki bütçelediğimiz fiyatlardan iç piyasaya verilmesini talep ediyoruz.’’</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Karakuş özetle; ‘’yem ham maddeleri çok pahalı oldu, ithalat yetkisini kullanalım’’ diyor.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>BİR FERYATTA İZMİR'DEN GELİYOR...</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">İzmir hem süt üretiminin hem de süt sanayinin başkenti konumunda. Süt kalitesi ve verimliliği açısından&nbsp;<strong>Türkiye</strong>’nin gözde merkezlerinden biri.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Türkiye’de&nbsp;</strong>2017 yılında&nbsp;<strong>üretilen 18.7 milyon ton sütün&nbsp;</strong>2 milyon tonu&nbsp;<strong>İzmir’de</strong>, bunun yarısından fazlası ise&nbsp;<strong>Küçük Menderes Havzası</strong>’nda üretilmiş.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Ülkemizin birçok önde gelen süt ve süt ürünleri fabrikaları bu potansiyelin farkına vararak, Küçük Menderes Havzasına birçok yeni yatırım yapmış. Bölgedeki süt üretiminin yoğunluğu, İzmir’deki peynir çeşitliliğinin zenginleşmesine ve yeni mandıralar ve fabrikaların kurulmasına katkı sağlıyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Türkiye Köy Kalkınma ve Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği</strong>&nbsp;(<strong>KÖY-KOOP</strong>) Genel Başkanı&nbsp;<strong>Neptün Soyer</strong>, İzmir süt sektöründeki bu olumlu tabloya rağmen, yüksek yem fiyatları nedeniyle üreticilerin süt üretmekten vazgeçmek üzere olduklarını, hayvanlarına bakamaz ve yem veremez hale geldiklerini vurguluyor.&nbsp;<strong>Soyer</strong>, “Bu durum, özellikle verimliliği ve süt kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Öğrendik ki, sanayiciler süt kalitesiyle ilgili üreticilerimizi zor durumda bırakıyorlarmış. Bu sorunu çözmek, bizim görevimiz.” şeklinde konuşuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Ülkemizin geleceği için yaşanan birçok hayvan hastalıklarının önüne geçmek, hayvan refahını sağlamak, verimlilik ve süt kalitesini artırmak için yeni projelere ihtiyaç olduğu malum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Soyer</strong>,&nbsp;<strong>Tarım ve Orman Bakanlığı</strong>&nbsp;İl ve İlçe Müdürlükleri ile ortak eğitim çalışmaları yapılmasını, üreticilerimizin sahada uygulamaya yönelik yeni bilgiler ile buluşturulmasını istiyor.&nbsp;Yapılacak olan eğitimlerin üreticilerimizin hayvanlarının verimliliğini ve kârlılıklarını artırırken, sanayicilerin kaliteli ve hijyenik süt bulmalarını ve tüketicilerin sağlıklı beslenmelerine çok önemli katkılar sağlayacağına haklı olarak kesin gözüyle bakıyor. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>EN BÜYÜK SORUN; PAZARLAMA, ÇÖZÜM, EĞİTİM VE KOOPERATİFÇİLİK</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Son zamanlarda dövize bağlı olarak girdi maliyetlerinin artması nedeniyle yem fiyatlarında olağanüstü bir yükseliş söz konusu oldu. Ham maddesinin yaklaşık yüzde 40'ını dövizle alıp doksan gün vadeyle üreticimize satan yem sektörü, yem fiyatlarına temmuzdan bugüne&nbsp;yüzde 40’a varan oranlarda zam yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">İçinde STK’ların da desteği ile kooperatiflerin çatısı altında ortaklarımıza verilecek olan eğitimlerin önemini ortaklarıyla paylaşan&nbsp;<strong>KÖY-KOOP Genel Başkanı Soyer</strong>&nbsp;“İzmir’de ortağımız olan kooperatiflerle yapmış olduğum görüşmelerin tamamında ortaklarımız, en büyük sorunların sütün pazarlama ayağında yaşandığını dile getirdiler. Hepimiz biliyoruz ki; dünyanın birçok ülkesinde üreticilerin ürünleri kooperatif eliyle pazarlanmakta. Bu gerçeği yadsıyamayız” şeklinde konuşuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Soyer</strong>, &nbsp;kooperatifler olarak, eğitim ve pazarlamada ellerini taşın altına koymaya hazır olduklarını,&nbsp;<strong>süt üretiminin yoğun olduğu bölgelerde</strong>&nbsp;pilot uygulamalar ile&nbsp;<strong>KÖY-KOOP</strong>ortaklarının sütünün verimliliğini ve kalitesini artırarak eğitim ve pazarlama altyapısını kuracaklarını ifade ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Üreticilerin daha çok gelir elde etmesini sağlayacak temel unsur; güçlü bir kooperatif yapısının kurulması. Bunun gerçekleşmesi için devletimizin kooperatiflere olan desteğini artırması şart. Kooperatiflerin süt pazarlamasında aktif rol alması sanayiciler açısından da sürdürülebilir bir süt sektörünün teminatıdır.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Kaynak:&nbsp;<a href="http://www.posta.com.tr/yazarlar/galip-umut-ozdil/nasadan-karamana-2045583">http://www.posta.com.tr/yazarlar/galip-umut-ozdil/nasadan-karamana-2045583</a></span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Sep 2018 13:39:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/umut-ozdil-1609265834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Merkez Bankası Daha Ne Desin?</title>
                <category>Umut Özdil</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/merkez-bankasi-daha-ne-desin-170</link>
                <author>galipumutozdil@gmail.com (Umut Özdil)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/merkez-bankasi-daha-ne-desin-170</guid>
                <description><![CDATA[Merkez Bankası Daha Ne Desin?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Merkez Bankası 2018 yılı 3. enflasyon raporunu açıkladı. Raporda tarım ve gıda sektörü ile enflasyonla ilgili öne çıkan tespitler şöyle;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">&nbsp;Etkin ve dinamik bir tarımsal üretim planlaması yapılamıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">&nbsp;Rekolte tahmini ve erken uyarı sistemi altyapısı güçlü değil</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tarımsal istatistiklerin kapsamının genişletilmesi ve kalitesinin artırılması şart</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tarımsal rekoltenin dinamik olarak takibi ve tahminine imkân sağlayacak sistematik bir yapı yok</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Yaş sebze ürünlerinde tarla-sera-tarla geçişleri iyi idare edemiyoruz</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Piyasada fiyat spekülasyonu yapan ve aşırı kazanç sağlayan aracılar hüküm sürüyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Arz sürekliliğini ve fiyat istikrarını korumak için gerekli önlemler zamanında alınamıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Yaş meyve ve sebze ürünlerinin depolanması ve depolanan ürünlerin tedarik zincirine sokulması sürecinde aksaklıklar yaşıyoruz</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsacılığı sistemi daha etkin çalışmalı</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">İşlenmemiş gıda ürünlerinde tedarik zincirindeki aracıların çok ve lojistik gelişmiş ülke uygulamalarının gerisinde</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Birçok gelişmiş ülkede gıda üretimi, dağıtımı ve pazarlaması büyük ölçüde üretici birlikleri tarafından yapılırken, ülkemizde üretici birliklerinin tedarik zincirindeki payı son derece sınırlı</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Üreticiler aracılara bağımlı</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Küçük çiftçiler tüccara ve diğer aracılara borçlu… Üstelik bu borç kayıt dışı…</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Çiftçinin tarımsal katma değerden hak ettiği payı alamıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Sonuç olarak, işlenmemiş gıda ürünlerinde zaman zaman gözlemlenen ani ve yüksek fiyat artışları her ne kadar meteorolojik ve fenolojik faktörlerin doğal bir sonucu olarak görülse de, asıl itibarıyla işlenmemiş gıda üretiminde, depolanmasında ve tedarik zincirinde karşılaşılan yapısal sorunlar önem arz etmektedir. Meteorolojik ve fenolojik faktörlerin işlenmemiş gıda ürünleri fiyatları üzerindeki olumsuz etkilerinin, etkin ve dinamik bir üretim planlaması yapılarak, depolama faaliyetleri düzenlenerek, tedarik zincirindeki lojistik süreçler modernleştirilerek ve aracı sayısı azaltılarak en aza indirilebileceği düşünülmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Başlıkta da yazdığımız gibi daha ne desin…</span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Aug 2018 20:57:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/umut-ozdil-1609265834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘’Zoru hemen yaparız, imkansız da biraz zaman alır’’</title>
                <category>Umut Özdil</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/zoru-hemen-yapariz-imkansiz-da-biraz-zaman-alir-169</link>
                <author>galipumutozdil@gmail.com (Umut Özdil)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/zoru-hemen-yapariz-imkansiz-da-biraz-zaman-alir-169</guid>
                <description><![CDATA[‘’Zoru hemen yaparız, imkansız da biraz zaman alır’’]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Her seçim sonrasında yeni beklentilerin oluşması kaçınılmazdır. Ancak bu kez yönetim biçimi de değişti. Beklentiler daha da arttı. Daha önce yetki ve sorumlulukların önemli bir bölümü bakanlıklarda, bakanlardaydı. Şimdi yeni sistemde Cumhurbaşkanı’nı ile doğrudan çalışacak başkanlıklar, kurullar ve ofisler var ve bakanlıklar bu yapılarla iş birliği içinde ve uyumlu çalışmak zorunda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Dün başlayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli oldu. Pakdemirli’ye hayırlı olsun dileklerimizi iletiyor, başarılar diliyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Önceki Tarım Bakanları Faruk Çelik ve A. Eşref Fakıbaba dönemlerinde bölgesel ve il bazlı geniş katılımlı istişare toplantıları yapıldı. Bunların önemli bir bölümüne hatta basına kapalı oturumlara dahi katıldım. Üretici temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının (STK) yöneticileri ve çiftçilerimiz her sorununu çekinmeden dilediği gibi dillendirdi. O zamanki bakanlar ve bakanlık üst düzey yetkilileri istisnasız herkesin sorusuna yanıt verdi, sorunların çözümü için notlar alındı. Tüm çalışmalar kelime kelime kaydedildi ve raporlaştırıldı. Herhalde tarım kadar sorunların ve çözümlerinin bu kadar açık ve bilinir olduğu başka sektör yoktur. O dönemde yapılan toplantılarda konuşulanlar hâlâ günceldir. Zaman kaybı olmasın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Bakan Bekir Pakdemirli’nin özel sektördeki tecrübesiyle çok hızlı kararlar aldığı biliniyor. Bu kararları alırken yararlanacağı kadrosunu deneyimli ve tarım sektörünün içinden belirlemesi ve STK’lar ile çiftçi kuruluşlarının görüşlerini ön planda tutması çok gerekli ve önemlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Kimse çok kısa sürede mucize beklememelidir</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Sayın Bakan ilk açıklamasında ‘’İnşallah zoru hemen yaparız, imkânsız da biraz zaman alır’’ demiş. Ancak tarım sektörünün ve kırsalın yapısal sorunlarının çözümü kısa vadede beklenmemelidir. Sorunlar yıllar içinde büyümüş, pansuman niteliğinde müdahaleler yapılmış, neşter atılamamıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Şimdi tarım sektörü destekleme politikasının üretimi planlayacak şekilde düzeltilmesini, tarımsal girdi maliyetlerini düşürecek önlemler alınmasını, ithalatın azaltılmasını ve patates, soğan fiyatlarının bile spekülatif artışlara maruz bırakılmayacağı bir piyasa düzenini bekliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Pakdemirli’nin bir diğer özelliği ise girişimciliğe önem vermesi. Eğer 3-5 koyun ve inek dağıtımından farklı olarak tarımsal girişimciliği özendirecek ve destekleyecek yeni bir sistemi inşa edebilirse, kırsalda gençlerin yönettiği dinamik bir tarımsal üretimi sağlayabilir. Böylelikle kırsaldan kopuşu önleyebilir, hatta geri ve yeni dönüşler olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Çiftçi çıkarlarını ikinci plana atmayan güçlü bir gıda sanayi tarımsal ürünlerin katma değeri yüksek şekilde değerlendirilmesi ve çiftçimizin daha çok kazanması için şarttır. Pakdemirli’nin gıda sektörü içinden gelmesi gıda sektörü içinde büyük bir şanstır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">***</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Daha ilk günden Pakdemirli’nin bakan olmasıyla ilgili yapılan sosyal medya yorumlarının çok acımasız olduğunu düşünüyorum. Önceki görevlerinin tarım sektörüyle ilgisinin az olduğunu, ormancılıkla hiç ilgisinin bulunmadığını düşünenler olabilir. Tabi ki eleştiri olacaktır, sorunlar gündeme getirilecektir Ancak yeni dönem her zamankinden daha çok yapıcı olma dönemidir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Kaynak:&nbsp;<a href="http://www.posta.com.tr/yazarlar/galip-umut-ozdil/zoru-hemen-yapariz-imkansiz-da-biraz-zaman-alir-2023244">http://www.posta.com.tr/yazarlar/galip-umut-ozdil/zoru-hemen-yapariz-imkansiz-da-biraz-zaman-alir-2023244</a></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Jul 2018 15:03:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/umut-ozdil-1609265834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni dönemde tarım politikaları</title>
                <category>Umut Özdil</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yeni-donemde-tarim-politikalari-168</link>
                <author>galipumutozdil@gmail.com (Umut Özdil)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/yeni-donemde-tarim-politikalari-168</guid>
                <description><![CDATA[Yeni dönemde tarım politikaları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Nüfusunu yeterli, kaliteli ve güvenilir gıda ile besleyen, tarım ürün­lerinde net ihracatçı konumunu daha da geliştiren, rekabet gücünü ar­tırmış, dünyada ve bölgesinde tarım alanında söz sahibi bir ülke olmak yeni yönetim sisteminin güçlü hükümetinin öncelikleri arasında yer alıyor.&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tarım sektörümüzü diğer tüm sektörlerle işbirliği içinde; çevreyi koruyan ve kırsalda genç nüfusun artmasına öncelik veren, topyekûn kırsal kalkınmayı sağlayacak bir yaklaşımla ve etkin bir üretim planla­ması yaparak yönetmek en önemli gündem maddesi.&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Ülkemizi hayvancılıkta kendine yeterli olan, bitkisel üretimde verimliliğini ve rekabet gücünü en üst düzeye çıkaran bir yapıya dönüştürmek için neler yapılmalı, hangi politikalar uygulanmalı, beklentiler neler?&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Tarımsal desteklerin sayısı azaltılarak daha etkin bir destekle­me politikası oluşturulmalıdır.&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>2023 yılında Tarımsal Gayrisafi Yurtiçi Hasılamızı 150 milyar do­lara, tarımsal ihracatımızı 40 milyar dolara çıkarmak hedeflendiğine göre ilk olarak arazi toplulaştırma çalışmalarını tamamlanmalı ve tarla içi geliştirme hizmetleri daha çok&nbsp;desteklenmelidir.</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Çiftçimizin geleceği görmesi ve ürün planlaması yapabilmesi için tarımsal&nbsp;<strong>destekler 5’er yıllık dönemler</strong>&nbsp;için açıklanmalıdır.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Tarım sanayi entegrasyonunu sağlamak için tarıma dayalı ekonomik yatırımlara verilen hibe destekleri artmalı ve prosedürleri azaltılmalıdır. Aile işletmelerini ekonomik ölçek büyüklüğüne ulaştıracak projeler uygulanmalı ve özellikle dış pazara yönelik üretim yapmalarını sağlanmalıdır.&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Yenilenebilir enerjinin tarımda kullanımını teşvik edilmelidir. Bilgi teknolojilerinin arazi kullanım ve toprak koruma amaçlı kulla­nımını yaygınlaştırılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Sertifikalı tohum üretimini 2 milyon tona çıkarılmalı, sertifikalı tohum üretimi ve kullanımına daha çok destek verilmelidir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Özel sektör ile birlikte lisanslı depoculuk sisteminin yaygınlaşması ve gelişmesini sağlanmalıdır.&nbsp;<strong>Hayvan varlığını artırmak</strong>&nbsp;temel koşuldur.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>Kırmızı et tüketiminde kendine yeter­li bir ülke</strong>&nbsp;konumuna gelmek ve damızlık hayvan desteğinin mutlaka artması gerekecektir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Buzağı ölümlerinin azaltılması için gerekli tedbirler sözde kalmamalıdır.&nbsp;Özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde entegre tesisler kurulmalıdır. Süt fiyatlarında istikrarın korunması için ek tedbirler alınmalıdır.&nbsp;<strong>Tarım sigortaları</strong>nın kapsamı genişletilmelidir.&nbsp;<u>Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri</u>ni hayata geçirilmeli, Ar-Ge çalışmalarına daha çok kaynak ayrılması ve hız verilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Seçimden hemen önce patates ve soğan fiyatlarındaki artışın gündeme gelmesi arz-talep dengesini yeniden sağlayacak önlemlerin yeninden ilk sıralara alınmasını sağlamalıdır. Gıda Komitesinin bu konudaki çalışmalarından artık sonuç alınmalıdır.</span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Jun 2018 13:03:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/umut-ozdil-1609265834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erozyon kadar önemli bir sorun; organik madde eksikliği</title>
                <category>Umut Özdil</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/makale/erozyon-kadar-onemli-bir-sorun-organik-madde-eksikligi-167</link>
                <author>galipumutozdil@gmail.com (Umut Özdil)</author>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/makale/erozyon-kadar-onemli-bir-sorun-organik-madde-eksikligi-167</guid>
                <description><![CDATA[Erozyon kadar önemli bir sorun; organik madde eksikliği]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Toprağın kalitesini artırmak için toplumu bilinçlendirmek ve tarımsal sürdürülebilirliğin sağlanması için, Sütaş ve TEMA Vakfı iş birliğinde ‘Organomineral Gübre Çalıştayı’ gerçekleştirildi. Toplantıda tarım topraklarındaki organik madde yetersizliğine ve organik madde içeriğini artıracak uygulamaların toprak ekosistemi bakımından önemine dikkat çekildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">20 akademisyen ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcilerinin katılım ve katkılarıyla gerçekleşen çalıştayda tarım topraklarındaki sağlık ve kalite göstergelerinin başında gelen organik madde eksikliğinin toprağın verimliliğini etkileyen en önemli sorunlardan biri olduğunun altı çizildi.&nbsp;</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>ÜLKEMİZDE TARIM TOPRAKLARININ %99'UNDA ORGANİK MADDE İÇERİĞİ DÜŞÜK SEVİYEDE</strong></span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, tarım topraklarını daha verimli hale getirmek için toprağın bir ekosistem olarak canlı ve cansız tüm bileşenleri ile korunması gerektiğini söyledi. Tüm ekosistem hizmetlerinin doğrudan toprak kalitesi ile ilişkili olduğunu ifade eden Deniz Ataç, “ Toprak organik maddesi, toprak kalitesini, diğer bir ifadeyle toprağın ürettiği ekosistem hizmetlerini en fazla etkileyen kısımdır. İyi bir tarım toprağının ağırlığının en az %3’ü kadar organik madde içermesi gerekir. Türkiye’de tarım topraklarının %99’u bu değerin altındadır.” diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Sütaş Grubu Tarımsal Faaliyetlerden Sorumlu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tarık Tezel ise “ Türkiye tarım topraklarının fiziksel, kimyasal, biyolojik özelliklerinin ve verimlilik potansiyellerinin istenen düzeyde olabilmesi için organik madde içeriği, toprak ağırlığının en az yüzde üçü kadar olmalıdır. Son yıllarda yapılan toprak analizi sonuçlarına göre topraklarımızın yüzde doksan dokuzu bu değerin altında organik madde içermektedir. Yanlış ve bilinçsiz tarım uygulamaları toprak ve çevre sağlığını etkiliyor. Oysa tüm bu olumsuzluklardan kurtulmak için elimizde güçlü bir anahtarımız var; organik ve organomineral gübre’’ ifadelerini kullanıyor.&nbsp;</span></span></p>

<h2><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif"><strong>ORGANİK VE ORGANOMİNERAL GÜBRELERİN KULLANIMI DESTEKLENMELİ</strong>&nbsp;</span></span></h2>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">&nbsp;“Toprak kalitesinin en önemli göstergelerinden biri olmasına rağmen, bugün toprak organik maddesinin önemi yeterince bilinmiyor. Üreticiler, toprağın organik madde içeriğinin önemi, topraklarında kullanabilecekleri hayvansal ve bitkisel organik madde kaynakları ve bunların kullanılma şekilleri hakkında bilgilendirilmeli’’ şeklinde konuşan TEMA Vakfı Danışmanı Prof. Dr. Engin Kınacı, bu konuda örnek arazi çalışmaları ile farkındalık çalışmalarının yürütülmesi gerektiğini ayrıca organik ve organomineral gübrelerin kullanımı teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">Yanlış tarımsal uygulamalar topraklarımıza büyük oranda zarar veriyor, toprak ekosisteminin en işlevsel kısmı olan organik madde miktarını azaltıyor. Bu nedenle topraklarımızdaki organik madde miktarını artıracak kaynakların değerlendirilmesi, organik ve organomineral gübrelerin kullanımının yaygınlaştırılması önem taşıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:georgia,serif">KAYNAK:&nbsp;<a href="http://www.posta.com.tr/yazarlar/galip-umut-ozdil/erozyon-kadar-onemli-bir-sorun-organik-madde-eksikligi-2012486">http://www.posta.com.tr/yazarlar/galip-umut-ozdil/erozyon-kadar-onemli-bir-sorun-organik-madde-eksikligi-2012486</a></span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 Jun 2018 15:58:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/kullanicilar/2020/12/umut-ozdil-1609265834.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
