<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Türkiye&#039;nin Bir Numaralı Tarımsal Haber ve Bilgi Portalı</title>
        <link>https://www.tarimpusulasi.com/</link>
        <description>Tarım Pusulası: Güncel tarım haberleri, analizler ve sektörel gelişmelerle çiftçilerin ve tarım profesyonellerinin doğru bilgi kaynağı.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-46036</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-46036</guid>
                <description><![CDATA[Yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımının, mikroorganizmaların ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açtığını ifade eden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotikler hayat kurtarabilir, ancak her antibiyotik kullanımı antibiyotik direncinin gelişmesine katkı da sağlayabiliyor.  Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve hatta bazen imkansız olabiliyor.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, küresel bir sağlık tehdidi olan antibiyotik direnci ile antibiyotiklerin doğru, bilinçli ve kontrollü kullanılması gerektiği hakkında bilgi verdi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve bazen de imkansız olabiliyor!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">İlaçların belirli bir dozda oluşturduğu etkinin aynı dozda tekrarlayan kullanımlarından sonra azalması veya aynı etkiyi oluşturmak için daha yüksek dozda kullanılmalarının gerekliliğinin, ilaç etkisine karşı direnç gelişimi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Aynı durum, etki mekanizması vücutta hastalık oluşturan patojenleri öldürmek veya baskılamak olan antibiyotikler, antineoplastikler gibi ilaçlar için geçerli olduğunda, ilaca dirençli patojenlerden bahsediliyor.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Antibiyotiklerin bugüne kadar milyonlarca hayat kurtardığını ve tıpta devrim niteliği taşıdığını aktaran Dr. Mamçu, “Antibiyotikler hayat kurtarabilir, ancak her antibiyotik kullanımı antibiyotik direncinin gelişmesine katkı da sağlayabiliyor. Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve hatta bazen imkansız olabiliyor. Antibiyotiğe dirençli mikroorganizmalar, toplumda, sağlık kurumlarında ve çevrede (toprak, su da dahil olmak üzere) çeşitli ortamlara hızla yayılabiliyor. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren tek sağlık sorunu.” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Dünyanın herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanın sorunu!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Antibiyotik direncinin tüm dünyayı ve sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren, çok önemli bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Dr. Dilek&nbsp;Leyla Mamçu, şunları kaydetti:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">“Günümüz teknolojik ve ekonomik koşullarının yardımıyla uluslararası seyahat sıklığının artmasının bir sonucu olarak, dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan antibiyotik direnci sorunu çok kısa süre içinde tüm dünyayı kapsayan bir boyuta ulaşıyor. Bu nedenle, ulusal düzenlemeler ve çalışmalar, dünya genelinde antibiyotik direncinin kontrol altına alınmasında kilit rol oynamakta, ancak başarıya ulaşmak için tüm ulusal programların aynı başarı seviyesine ulaşmaları gerekiyor. Zira dünyanın herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanın sorunudur.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmalıyız!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Son dönemlerde tedavi alanına giren yeni antibiyotiklerin sayısının oldukça az olduğunu ve direnç sorununun tedavide yarattığı sorunları çözme beklentisini tam olarak karşılayamadıklarını kaydeden Dr. Mamçu, “Artık geçmişte olduğu gibi yeni bir antibiyotiğin kullanımı sonunda direnç gelişmesi ve yeni diğer bir antibiyotiğin tedavi alanına girmesi ve tekrar buna da direnç gelişmesi sonucu bir diğer yeni antibiyotiğin devreye girmesi dönemi kapanmıştır. Elimizde kalan antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmamız yani iyi yönetmemiz&nbsp;gereken bir dönemdeyiz.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">İdeal antibiyotik kullanımı için; doğru tanı sonrası doğru antibiyotiğin en uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla, uygun süreyle verilmesi gerektiğini anlatan Dr. Mamçu, “Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır. Tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur.” açıklamasını yaptı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Gelişen direnç günümüzde bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Dr. Dilek&nbsp;Leyla Mamçu, son 50-60 yıl içinde antibiyotikler insan yaşamında en önemli katkıyı sağladığını ve ölümcül pek çok enfeksiyon hastalığının başarıyla tedavisini olanaklı kıldığını kaydederek, şöyle devam etti:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">“Başta uygunsuz ve gereksiz kullanımları sonucu gelişen direnç nedeniyle etkilerini önemli oranda kaybetmişlerdir. Mikroorganizmalar kullanılan antibiyotiklere karşı er ya da geç direnç kazanmaktadır. Gelişen direnç günümüzde bütün insanlığı tehdit edecek düzeydedir. Çok ilaca karşı dirençli kökenlerle gelişen hastane enfeksiyonları hastanede kalışı ve ölüm oranlarını artırmakta ve çok fazla ek maliyete neden olmaktadır. Günümüzde sadece hastane kökenleri değil toplumdan kazanılmış kökenlerde de direnç önemli oranlarda artmakta bu olay sorunu daha da büyütüp ciddi boyutlara taşımaktadır.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Antibiyotikler soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıkları iyileştirmez!</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Antimikrobiyallere&nbsp;direncin önlenmesi veya azaltılmasında tüm antibiyotik kullanım alanları (Tıp – Veterinerlik - Tarım) için ortak geliştirilmiş ulusal antibiyotik politikaları yanında enfeksiyon kontrol tedbirlerinin uygulanması gerektiğini dile getiren Dr. Dilek&nbsp;Leyla Mamçu, “Ülkemizde antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesi bu anlamda çok önemli bir yarar sağlamıştır.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">Hastalara ‘Doktorunuz tarafından gerekli görülmedikçe antibiyotik reçete edilemez. Doktorunuza bu konuda ısrarcı olmaktan kaçının’ uyarısında bulunan Dr. Dilek&nbsp;Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:Roboto">“Antibiyotikler soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıkları iyileştirmez, başkasına bulaşmasına engel olmaz. Antibiyotikleri mutlaka önerilen miktarda, önerilen saatlerde ve önerilen sürede kullanın. Kendinizi iyi hissetseniz bile tedaviniz tamamlanmadan antibiyotiği kesmeyin. Tedavi bittiğinde kalan antibiyotikleri saklamayın. Başkası için yazılmış antibiyotiği asla kullanmayın. Yararı olmayacağı gibi zarar görebilirsiniz.”</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 13:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2026/04/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-1775902213.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstinye Üniversitesi’nden uyarı: Ağız sağlığı tüm vücudu etkiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/istinye-universitesinden-uyari-agiz-sagligi-tum-vucudu-etkiliyor-45409</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/istinye-universitesinden-uyari-agiz-sagligi-tum-vucudu-etkiliyor-45409</guid>
                <description><![CDATA[İstinye Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, ağız ve diş sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını belirterek kalp-damar hastalıkları, diyabet ve solunum yolu enfeksiyonlarıyla güçlü bir ilişkisi bulunduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">İstinye Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, ağız ve diş hastalıklarının yalnızca lokal sorunlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bu hastalıkların tüm vücudu etkileyen önemli sağlık sorunlarıyla bağlantılı olduğunu söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Ağız sağlığının sindirim ve solunum sisteminin giriş kapısı olduğunu vurgulayan Akalın, yetersiz ağız hijyeninin patojen bakterilerin çoğalmasına ve kronik enfeksiyon odaklarının oluşmasına neden olabileceğini ifade etti. Bu durumun bağışıklık sistemini sürekli uyararak vücutta kalıcı ve düşük dereceli bir inflamasyona yol açtığını belirtti.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Diş eti hastalıkları sistemik riskleri artırıyor</span></strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Diş eti hastalıkları ve tedavi edilmemiş diş çürüklerinin, ağızda uzun süreli enfeksiyon oluşturarak vücudun genel inflamasyon yükünü artırabildiğini kaydeden Akalın, bilimsel çalışmaların bu durumun kalp-damar hastalıkları, diyabet, solunum yolu enfeksiyonları ve bazı romatizmal hastalıklarla ilişkili olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Ağızda oluşan bakterilerin ve iltihap ürünlerinin zaman zaman kan dolaşımına karışarak genel sağlığı etkileyebildiğine dikkat çekildi.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Kalp-damar hastalıklarıyla güçlü ilişki</span></strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Kalp-damar hastalıkları ile ağız sağlığı arasındaki ilişkinin özellikle kronik diş eti iltihabı üzerinden açıklandığını belirten Akalın, periodontitis durumunda damar sertliği sürecinin hızlanabileceğini ve kalp krizi ile inme riskinin artabileceğini ifade etti. Uluslararası sağlık otoritelerinin de bu ilişkiye dikkat çektiğini aktardı.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Bağışıklık sistemi sessizce etkileniyor</span></strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Kronik diş eti iltihabının bağışıklık sistemini sürekli aktif halde tuttuğunu belirten Akalın, bunun özellikle diyabetli bireylerde insülin direncini artırarak hastalığın kontrolünü zorlaştırabileceğini söyledi. Bu nedenle ağız enfeksiyonlarının yalnızca dişlerle sınırlı görülmemesi gerektiğini vurguladı.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Sessiz ilerleyen enfeksiyonlar uzun vadeli risk taşıyor</span></strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Belirti vermeden ilerleyen diş çürükleri ve periodontal hastalıkların zamanla diş kaybı, çiğneme fonksiyon bozuklukları ve çene eklemi sorunlarına yol açabileceği belirtildi. Özellikle yaşlı bireylerde ağız bakterilerinin solunum yollarına ulaşmasının zatürre riskini artırabileceğine dikkat çekildi.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">“Ağrı olmasa da diş hekimine gidilmeli”</span></strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Diş hekimi kontrollerinin yalnızca ağrı durumunda yapılmasının yanlış bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Akalın, diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının erken evrelerde çoğu zaman belirti vermediğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Günde iki kez diş fırçalanması, diş aralarının her gün temizlenmesi ve düzenli diş hekimi kontrollerinin ağız ve genel sağlığın korunmasında temel rol oynadığı ifade edildi.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Koruyucu ağız sağlığı alışkanlıkları yetersiz</span></strong></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Türkiye’de koruyucu ağız sağlığı alışkanlıklarının toplum genelinde yeterince yerleşmediğini belirten Akalın, diş hekimine başvuruların çoğunlukla ağrı sonrası gerçekleştiğini, bunun da erken teşhisi zorlaştırdığını söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:Roboto">Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, ağız sağlığının korunmasının genel sağlığın sürdürülebilirliği açısından kritik bir koruyucu sağlık unsuru olduğunu vurgulayarak, düzenli bakım ve kontrollerin alışkanlık haline getirilmesi gerektiğini ifade etti</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2026/02/istinye-universitesinden-uyari-agiz-sagligi-tum-vucudu-etkiliyor-1771850025.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ege Üniversitesi uzmanları Ramazan beslenmesinde uyardı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ege-universitesi-uzmanlari-ramazan-beslenmesinde-uyardi-45408</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ege-universitesi-uzmanlari-ramazan-beslenmesinde-uyardi-45408</guid>
                <description><![CDATA[Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi uzmanları, Ramazan ayında değişen beslenme düzeninin sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekerek diyabet hastaları, sahur alışkanlıkları, iftar düzeni ve sıvı tüketimi konusunda uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ilgın Yıldırım Şimşir ile Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü Beslenme ve Diyetetik Hizmetleri Diyetisyeni Pınar Kocaağa, Ramazan ayının başlamasıyla birlikte beslenme düzeninde yaşanan değişimlerin sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Uzmanlar, Ramazan ayında özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerin beslenme ve oruç kararlarını dikkatle ele alması gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Diyabet hastaları için risk uyarısı</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Orucun hem ruhsal hem de bedensel bir arınma süreci olduğunu belirten Doç. Dr. Ilgın Yıldırım Şimşir, kronik hastalıklarda oruç tutma kararının mutlaka profesyonel bir risk analiziyle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Diyabetli bireylerde orucun hipoglisemi, hiperglisemi ve dehidratasyon gibi ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çeken Şimşir, özellikle Tip 1 diyabet hastalarında yaşamı tehdit eden tabloların görülebileceğini ifade etti.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">İnsülin kullananlar, kan şekeri regülasyonu bozuk olanlar, böbrek hastaları ve gebeler için orucun tıbbi açıdan risk oluşturabileceğini belirten Şimşir, Dünya Diyabet Federasyonu’nun risk sınıflandırma araçlarının kullanılarak hekim kontrolünde karar verilmesi gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">“Sahura kalkmamak en büyük hatalardan biri”</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Beslenme düzeninin metabolizma üzerindeki etkilerine değinen Diyetisyen Pınar Kocaağa ise sahur öğününün ve yeterli sıvı alımının Ramazan ayında kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Sahura kalkmamanın en sık yapılan hatalardan biri olduğunu ifade eden Kocaağa, sahurda yüksek yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Sahur için klasik bir kahvaltı tabağının ideal olduğunu belirten Kocaağa, su tüketiminin yalnızca sahur ve iftara sıkıştırılmaması, iftar ile sahur arasına dengeli şekilde yayılması gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">İftarda “mola” sistemi önerisi</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">İftarın su ve tercihen az miktarda hurma ile açılmasını öneren Kocaağa, ardından bir kase çorba içildikten sonra ana yemeğe geçmeden önce 10–15 dakikalık bir mola verilmesinin mide sağlığı açısından önemli olduğunu ifade etti. Ana öğünde kızartma yerine az yağlı sebze ve et yemeklerinin tercih edilmesi, salata, yoğurt ve ayran gibi lif ve protein kaynaklarının sofrada yer alması gerektiğini belirtti. Tatlı tüketiminde ise ağır hamur tatlıları yerine meyve veya sütlü tatlıların tercih edilmesi önerildi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Fiziksel aktivite ihmal edilmemeli</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Roboto">Ramazan ayı boyunca fiziksel aktivitenin tamamen bırakılmaması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, özellikle iftar sonrası hafif tempolu yürüyüşlerin sindirimi kolaylaştıracağını ve genel sağlık durumuna olumlu katkı sağlayacağını ifade etti. Hareketin her türünün metabolizmanın korunması açısından yaşamın bir parçası olmaya devam etmesi gerektiği vurgulandı.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2026/02/ege-universitesi-uzmanlari-ramazan-beslenmesinde-uyardi-1771849738.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AİD Başkanı Şahiner: Yılbaşı Sofralarında Anafilaksi Riski</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/aid-baskani-sahiner-yilbasi-sofralarinda-anafilaksi-riski-44911</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/aid-baskani-sahiner-yilbasi-sofralarinda-anafilaksi-riski-44911</guid>
                <description><![CDATA[AİD Başkanı Prof. Dr. Ümit Murat Şahiner, yılbaşı döneminde hazırlanan karma ve zengin menülerin besin alerjisi olan bireylerde anafilaksi riskini artırdığına dikkat çekerek, erken ve doğru müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Yeni yıl döneminde hazırlanan karma ve zengin menüler, besin alerjisi olan bireyler için ciddi sağlık riskleri oluşturuyor. Geçtiğimiz günlerde Ağrı’da bir üniversite öğrencisinin yaşamını yitirmesiyle yeniden gündeme gelen anafilaksi riski, hem bireylerin hem de gıda hazırlayan ve servis edenlerin daha bilinçli hareket etmesinin önemini bir kez daha ortaya koydu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Alerji ve İmmünoloji Derneği (AİD) Başkanı Prof. Dr. Ümit Murat Şahiner, son yıllarda hem çocuklarda hem de yetişkinlerde besin alerjilerinde belirgin bir artış yaşandığını belirterek, yılbaşı sofralarının içerik çeşitliliği nedeniyle daha fazla risk taşıdığına dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Gizli Alerjenlere Dikkat</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Prof. Dr. Şahiner, en sık karşılaşılan alerjenler arasında süt ve süt ürünleri, yumurta, ceviz, antepfıstığı, kaju, fındık ve badem gibi sert kabuklu ağaç yemişleri ile yer fıstığı, susam, buğday, balık ve kabuklu deniz ürünlerinin yer aldığını belirtti. Özel günlerde hazırlanan karma menülerde bu alerjenlerin fark edilmeden tüketilebildiğini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Yılbaşı sofralarında sık kullanılan soslar, tatlılar, mezeler ve hazır ürünlerde gizli alerjenler bulunabildiğini ifade eden Şahiner, içeriklerin birbirine karışmasının anafilaksi riskini ciddi şekilde artırdığını söyledi. Bu tür durumlarda, besin alerjisi tanısı olan bireylere reçete edilen adrenalin oto-enjektörlerin ilk dakikalarda kullanılmasının hayat kurtarıcı olabileceğini belirtti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Çapraz Bulaşma Önemli Bir Risk</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Ortak tabak kullanımı, aynı servis kaşığının farklı yemeklerde kullanılması ve mutfakta gıdaların birbirine temas etmesinin de önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Şahiner, bir gıdanın içeriğinde alerjen bulunmasa bile hazırlık veya servis sırasında başka bir gıdayla temas etmesinin ciddi alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini kaydetti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">“Anafilakside Zamanla Yarışılır”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Anafilaksinin çok hızlı gelişebilen ve yaşamı tehdit eden bir tablo olduğuna işaret eden Prof. Dr. Şahiner, ciltte yaygın kızarıklık ve kaşıntı, dudak, dil ve boğazda şişlik, nefes darlığı, baş dönmesi ve ani tansiyon düşüklüğünün önemli belirtiler arasında yer aldığını belirtti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">“Anafilakside zamanla yarışılır. Geciken her dakika hayati riski artırır. Bu nedenle ilk dakikalarda yapılacak doğru müdahale büyük önem taşır” diyen Şahiner, risk grubundaki bireylerin adrenalin oto-enjektörlerini her zaman yanlarında bulundurmaları gerektiğini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Prof. Dr. Şahiner ayrıca, kalabalık yılbaşı organizasyonları, restoranlar ve eğlence mekânlarında anafilaksiye yönelik farkındalığın artırılmasının, vakaların önlenmesi ve acil durumlara doğru şekilde müdahale edilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 21:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/12/aid-baskani-sahiner-yilbasi-sofralarinda-anafilaksi-riski-1767032433.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Ümit Aktaş kışın bağışıklığı güçlendiren baharatları açıkladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dr-umit-aktas-kisin-bagisikligi-guclendiren-baharatlari-acikladi-44794</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dr-umit-aktas-kisin-bagisikligi-guclendiren-baharatlari-acikladi-44794</guid>
                <description><![CDATA[Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, kış aylarında doğal bağışıklığı desteklemek için biberiye, kekik, sumak, nane, karabiber ve pul biber gibi katkısız baharatların düzenli tüketilmesini önererek, bu baharatların hem hastalıklara karşı koruyucu hem de sindirim ve ısınma mekanizmalarını destekleyen etkilerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Kış aylarında bağışıklık sistemini korumanın en doğal yollarından birinin sofralarda şifalı baharatlara yer vermek olduğunu belirten Fitoterapi Uzmanı <strong>Dr. Ümit Aktaş</strong>, özellikle katkısız ve doğal baharatların hastalıklara karşı güçlü bir destek sunduğunu ifade etti. Aktaş, doğru beslenmenin ve temiz gıdanın bağışıklık için temel unsurlar arasında yer aldığını vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">“Baharatlar yalnızca lezzet değil, aynı zamanda doğal koruma sağlar”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Kış mevsiminde baharat kullanımının artırılmasının vücudun bağışıklık, sindirim ve ısınma mekanizmalarını desteklediğini belirten Aktaş, doğal baharatların hastalıkların önlenmesinde ve genel sağlığın korunmasında önemli rol oynadığını söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Türk mutfağının vazgeçilmezleri şifa kaynağı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Kekik, sumak, nane, karabiber, pul biber ve biberiye gibi baharatların yalnızca yemeklere tat katmakla kalmadığını ifade eden Aktaş, bu ürünlerin antiviral, antibakteriyel ve antioksidan etkileriyle hastalıklara karşı koruyucu özellik taşıdığını aktardı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Kışın vücudu ısıtan baharatlar</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Termojenik etkileriyle <strong>pul biber</strong> ve <strong>karabiber</strong>, vücudu doğal yollarla ısıtırken; <strong>zencefil, tarçın, karanfil ve zerdeçal</strong> gibi baharatlar metabolizmayı hızlandırarak üşümeyi azaltmaya yardımcı oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Bağışıklığa destek: C vitamini deposu tatlı kırmızı toz biber</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Kış aylarında enfeksiyon riskinin arttığını hatırlatan Aktaş, özellikle kekik, kimyon, sumak ve yüksek C vitamini içeren tatlı kırmızı toz biberin bağışıklığı güçlendirdiğini belirtti.<br />
Kekik güçlü mikrop öldürücü etkisiyle öne çıkarken, sumak serbest radikallerle savaşarak hücreleri koruyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Sindirim sistemini rahatlatan baharatlar</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Kış aylarında daha ağır yemeklerin tüketildiğini hatırlatan Aktaş; <strong>kimyon, karabiber, nane ve kekik</strong> gibi baharatların gaz, şişkinlik ve hazımsızlığı azaltarak sindirim sistemini desteklediğini ifade etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Ruhsal dengeye doğal katkı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Güneş ışığının azalmasıyla birlikte ruh halinde değişiklikler yaşanabildiğini belirten Aktaş, bazı baharatların serotonin salınımını artırarak ruh halini desteklediğini söyledi. Özellikle <strong>biberiye</strong>, mevsimsel halsizlik ve zihinsel denge için faydalı görüldü.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Dec 2025 22:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/12/dr-umit-aktas-kisin-bagisikligi-guclendiren-baharatlari-acikladi-1765568876.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu: Antidepresan kullanımı iki kat arttı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/prof-dr-ebru-salcioglu-antidepresan-kullanimi-iki-kat-artti-44328</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/prof-dr-ebru-salcioglu-antidepresan-kullanimi-iki-kat-artti-44328</guid>
                <description><![CDATA[İstinye Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, Türkiye’de antidepresan kullanımının son 10 yılda iki katına çıktığını belirterek, “Ruh sağlığı sorunları artarken birçok kişi terapiye değil, yalnızca reçeteye ulaşabiliyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Ruh sağlığı sorunlarına dikkat çekmek amacıyla her yıl 10 Ekim, Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak anılıyor. İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, bu özel gün kapsamında Türkiye’deki ruh sağlığı durumunu değerlendirerek güncel verileri paylaştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Türkiye’de antidepresan kullanımının son 10 yılda neredeyse iki katına çıktığını belirten Şalcıoğlu, “2010’ların başında her 100 kişiden yaklaşık 3’ü düzenli antidepresan kullanırken, bugün bu sayı 6’ya yaklaştı. Pandemi sonrası dönemde sadece iki yılda 10 milyon kutuluk artış yaşandı. Bu durum toplumda ruh sağlığı sorunlarının arttığını gösteriyor.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Antidepresan reçetelerinin yaklaşık yüzde 70’inin kadınlara yazıldığını belirten Şalcıoğlu, “Kadınlar erkeklere göre tedavi aramaya daha açık. Özellikle 36–50 yaş aralığında kullanım yaygın. Büyükşehirlerde yaşam stresi, ekonomik kaygılar ve sosyal baskı bu farkı artırıyor.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Profesör, “Ruh sağlığı sorunları Türkiye’de artarken birçok kişi terapiye değil, sadece reçeteye ulaşabiliyor. Polikliniklerde kısa süreli muayenelerde en hızlı müdahale biçimi ilaç yazmak haline geldi. Bazı kişiler ise doktora gitmeden kendi kendine ilaca başlıyor.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Kişi başına düşen antidepresan tüketiminin son iki yılda yüzde 25 arttığını söyleyen Şalcıoğlu, “Pandemi döneminde yalnızlık, ekonomik zorluklar, işsizlik ve kayıplar bu artışta belirleyici oldu. Antidepresan kullanımındaki bu sıçrama, toplumun kolektif olarak yaşadığı zorlanmayı yansıtıyor.” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Türkiye’nin antidepresan kullanımında Avrupa ülkelerinin gerisinde olduğunu vurgulayan akademisyen, “Bu fark Türkiye’nin daha sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor. Avrupa’da psikoterapiye erişim kolay. Türkiye’de ise sistem genellikle ilaca dayalı. Düşük oranlar bazen yetersiz psikolojik destekle de ilişkili olabilir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Şalcıoğlu, antidepresanların yanlış veya gereksiz kullanımının ciddi riskler taşıdığını vurgulayarak, “Yan etkilerden ani kesilme sendromuna kadar pek çok sorun görülebilir. Uzun süreli ve kontrolsüz kullanım, beynin kimyasal dengesini değiştirebilir. İlaç tedavisi gerekli olabilir ancak tek çözüm değildir.” açıklamasını yaptı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Ruh sağlığı hizmetlerinin ilaç odaklı olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten Şalcıoğlu, “Türkiye’de 100 bini aşan psikoloji mezunu var. Bu uzmanların eğitimle psikoterapi hizmetine dahil edilmesi önemli. Okullarda duygusal okuryazarlık, topluluk temelli programlar ve erken müdahale çalışmaları, ruh sağlığı krizinin önlenmesine katkı sağlar.” değerlendirmesinde bulundu.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Oct 2025 11:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/10/prof-dr-ebru-salcioglu-antidepresan-kullanimi-iki-kat-artti-1760170603.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzman Uyardı: Çocukların Su Tüketimi Eğitim Başarısını Doğrudan Etkiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/uzman-uyardi-cocuklarin-su-tuketimi-egitim-basarisini-dogrudan-etkiliyor-44079</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/uzman-uyardi-cocuklarin-su-tuketimi-egitim-basarisini-dogrudan-etkiliyor-44079</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, yeni eğitim döneminde çocukların yalnızca beslenme değil, yeterli ve kaliteli su tüketimi konusunda da desteklenmesi gerektiğini belirtti. Yetersiz su içmenin dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve öğrenme güçlüğüne yol açabileceğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Yeni eğitim dönemine sağlıklı bir başlangıç yapmak için yalnızca beslenme değil, su tüketimi de öncelikler arasında yer almalı. Uzmanlar, çocukların gün içinde ne kadar su içtiğinin takip edilmesinin, uzun vadede sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılmasında kritik rol oynadığını belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Diyetisyen <strong>Neslihan Öztürk Aktepe</strong>, ailelerin çocuk beslenmesinde su tüketimine öncelik vermesini önererek, doğal kaynak ve mineralli suların içerdiği kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi minerallerin sindirim sistemi ve kemik sağlığına katkıda bulunduğunu söyledi. Aktepe, “Yeterli su tüketimi, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışması ve bağışıklığın güçlü kalması için hayati önem taşıyor” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">“Yetersiz su tüketimi dikkat dağınıklığına yol açabilir”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Çocuklarda su tüketiminin özellikle okul çağında kritik bir sağlık konusu olduğuna dikkat çeken Aktepe, şu değerlendirmede bulundu:<br />
“Çocukların gün içinde yeterince su tüketmemesi, dikkat dağınıklığı, halsizlik, baş ağrısı ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlara neden olabilir. Özellikle sabah saatlerinde başlayan dersler ve gün boyu süren fiziksel aktiviteler, sıvı ihtiyacını artırır. Bu nedenle aileler, çocuklarının düzenli su içme alışkanlığı kazanmasına mutlaka destek olmalı.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Aktepe, suyun yalnızca susuzluğu gidermediğini, aynı zamanda beyin fonksiyonlarının sağlıklı çalışmasını da desteklediğini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Roboto">Su içme alışkanlığı küçük yaşta kazandırılmalı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto">Su içme alışkanlığının erken yaşta kazanılmasının, çocukların uzun vadede sağlıklı bireyler olarak yetişme ihtimalini artırdığını belirten Aktepe, bu noktada ailelere ve öğretmenlere büyük görev düştüğünü ifade etti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Roboto"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Neslihan_Aktepe.jpeg" style="float:left; height:480px; width:320px" />“Günde 8-10 bardak su, vücudumuz için en gerekli besin. Ancak sadece miktar değil, içilen suyun kalitesi de çok önemli. Doğal ve mineralli su tüketimi, çocukların fiziksel, duygusal ve zihinsel gelişiminde kritik rol oynuyor.”</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Sep 2025 21:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/09/uzman-uyardi-cocuklarin-su-tuketimi-egitim-basarisini-dogrudan-etkiliyor-1757788994.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı beslenmenin görünmeyen tehdidi: Pestisit</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/saglikli-beslenmenin-gorunmeyen-tehdidi-pestisit-42706</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/saglikli-beslenmenin-gorunmeyen-tehdidi-pestisit-42706</guid>
                <description><![CDATA[Pestisit maruziyetinin hormonal bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları ve bazı kanser türleriyle ilişkilendirildiğini hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Araştırmalar, pestisit maruziyetinin çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği ve davranışsal bozukluk riskini artırabileceğini gösteriyor.” dedi. Gerçekten sağlıklı beslenmenin, yalnızca tabağımıza ne koyduğumuzla değil, o yiyeceğin nasıl üretildiği ve nasıl işlendiğiyle de doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Yiğit, ancak dikkatli ve bilinçli tüketimle bu riskleri azaltmanın mümkün olduğunu aktardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya&nbsp;Yiğit,&nbsp;özellikle sebze ve meyvelerdeki pestisit tehdidi hakkında bilgi verdi ve sebze - meyve tüketiminden önce dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Sebze ve meyve tüketirken bu tehlike göz ardı edilmemeli!</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Sağlıklı beslenme denildiğinde akla gelen ilk şeyin bol sebze ve meyve tüketmek olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ancak bu öneri, göz ardı edilmemesi gereken bir konuyu da beraberinde getiriyor; pestisitler…” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Tarımda kullanılan bu kimyasal maddelerin, ürünleri zararlılardan koruma amacıyla kullanıldığını, fakat insan sağlığına etkilerinin önemli olduğunu vurgulayan Yiğit, “2025 yılının başlarında, Türkiye'den Avrupa Birliği ülkelerine gönderilen bazı tarım ürünleri, özellikle kuru incir ve asma yaprağı, pestisit ve aflatoksin kalıntıları nedeniyle gümrüklerden geri çevrildi. Bu gelişmeler, pestisit konusunun sadece ihracatı değil, sofralarımıza gelen ürünleri de ilgilendiren önemli bir mesele olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Pestisit maruziyeti çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği ve davranışsal bozukluk riskini artırabiliyor</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, pestisit maruziyetinin hormonal bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları ve bazı kanser türleriyle ilişkilendirildiğini hatırlatan&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya&nbsp;Yiğit, “Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler, gelişim süreçlerinde oldukları için bu tür kimyasallara karşı daha duyarlıdır.&nbsp;Araştırmalar, pestisit maruziyetinin çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği ve davranışsal bozukluk riskini artırabileceğini gösteriyor.” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Bu durumda ‘sebze meyve yemeyelim mi?’ diye sormanın doğal olduğunu aktaran Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">“Tam tersine, bu besinler sağlıklı yaşamın olmazsa olmazıdır. Ancak dikkatli ve bilinçli tüketimle bu riskleri azaltmak mümkün. Sebze ve meyveleri önce karbonatlı suda bekletin, ardından durulayıp sirkeli suyla ayrı ayrı yıkayın. Bu işlemi birleştirmeyin, çünkü bazı pestisitler asidik ortamda çözünüp gıdanın içine geçebilir. Mümkünse organik ürünleri veya mevsiminde ve yerel ürünleri tercih edin. Pazardan ya da marketten alınan ürünleri yıkamadan buzdolabına koymayın. Yüzeydeki kalıntılar temasla diğer besinlere &nbsp; de geçebilir. Alışveriş yaparken güvenilir, gıda güvenliği belgeleri olan kaynakları tercih edin. Sertifikalı üreticiler ve denetlenmiş pazarlar öncelikli olmalı.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Sağlıklı beslenme, tabağa konulan yiyeceğin nasıl üretildiğiyle de doğrudan ilişkili&nbsp;</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Pestisit kalıntılarının en çok hangi ürünlerde görüldüğünün her yıl bağımsız kuruluşlar tarafından kamuoyuyla paylaşıldığına işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya&nbsp;Yiğit, “ABD merkezli bağımsız bir çevre sağlığı kuruluşu olan&nbsp;Çevresel Çalışma Grubu&nbsp;(EWG), her yıl en fazla ve en az pestisit içeren ürünleri sıralar.” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Bu verilere değinen Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">“EWG’nin 2024 verilerine göre, en çok pestisit kalıntısı içeren ürünler arasında çilek, ıspanak, kara lahana, üzüm, şeftali, armut, elma, kiraz, biber (tatlı ve acı), yaban mersini, nektarin ve yeşil fasulye yer aldı. En temiz olarak kabul edilen ürünler ise avokado, tatlı mısır, ananas, soğan, papaya, donmuş bezelye, kuşkonmaz, kavun, kivi, lahana, karpuz, mantar, mango, tatlı patates ve havuç oldu. Bu liste, her ne kadar ABD kaynaklı olsa da, dünya genelinde tarımsal üretim ve pestisit kalıntılarına dair önemli bir referans niteliğindedir. Özellikle çocuklar ve ergenler gibi hassas gruplar için bu tür bilgiler, daha bilinçli tercihler yapılmasına katkı sağlar. Unutmayalım; gerçekten sağlıklı beslenme, yalnızca tabağımıza ne koyduğumuzla değil, o yiyeceğin nasıl üretildiği ve nasıl işlendiğiyle de doğrudan ilişkilidir.”</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 May 2025 13:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/05/saglikli-beslenmenin-gorunmeyen-tehdidi-pestisit-1747049350.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kardiyologdan Maydanoz-Limon Kürü Uyarısı: &quot;Şehir Efsanesi&quot;</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kardiyologdan-maydanoz-limon-kuru-uyarisi-sehir-efsanesi-42630</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kardiyologdan-maydanoz-limon-kuru-uyarisi-sehir-efsanesi-42630</guid>
                <description><![CDATA[TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Profesörü Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş, halk arasında "damar açıcı" olarak bilinen maydanoz-limon kürünün bilimsel dayanağı olmadığını ve kalp sağlığını riske atabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Profesörü Prof. Dr. Hüseyin Bozbaş, halk arasında kalp damarlarını açtığına inanılan maydanoz-limon kürü hakkında &nbsp;uyarıda bulundu. Prof. Dr. Bozbaş, bu kürün hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını ve kalp sağlığını ciddi şekilde riske atabileceğini vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Toplumda yıllardır kulaktan kulağa yayılan ve doğal bir "damar açıcı" olarak bilinen maydanoz-limon kürünün bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu belirten Prof. Dr. Bozbaş, "Maydanoz-limon kürü damarları açmaz! Keşke açsaydı, bugün milyonlarca insanı kalp krizinden kaybetmemiş olurduk." Dedi. &nbsp;Prof. Bozbaş, bitkisel çözümlerin doktor kontrolü dışında kullanılmasının, halk sağlığı açısından ciddi tehdit oluşturduğunu söyledi.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bilimsel çalışmaları ve klinik tecrübesiyle kalp ve damar hastalıklarının ancak modern tıp yöntemleriyle ve uzman gözetiminde tedavi edilebileceğini vurgulayan Prof. Bozbaş, "Toplumda hızla yayılan yanlış inanışlar, hastaların doğru tedaviye ulaşmasını engelliyor. Bu da geri dönüşü zor sonuçlara yol açabiliyor." Şeklinde konuştu. &nbsp;Prof. Bozbaş, sağlıklı yaşam için bilimsel bilgiye güvenmenin hayati önem taşıdığını belirterek, "Doğru bilgi hayat kurtarır." mesajını verdi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 May 2025 09:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/05/kardiyologdan-maydanoz-limon-kuru-uyarisi-sehir-efsanesi-1746093767.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya çapında 3 kişiden 2’si yeterli vitamin ve mineral alamıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dunya-capinda-3-kisiden-2si-yeterli-vitamin-ve-mineral-alamiyor-42387</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dunya-capinda-3-kisiden-2si-yeterli-vitamin-ve-mineral-alamiyor-42387</guid>
                <description><![CDATA[Dünya çapında 3 kişiden 2’si yeterli vitamin ve mineral alamıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünya genelinde milyonlarca insan, vücutlarının ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerden yoksun olmasına rağmen, bu durumun farkına varamıyor. The Lancet Global Health de 185 ülke için gerçekleştirdiği araştırmada dünya nüfusunun %67’sinin iyot, kalsiyum, demir gibi vitaminleri yeteri kadar almadığını ortaya koyuyor. Vitamin ve mineral eksikliğinin birçok hastalığa davetiye çıkardığına işaret ediyor. Beslenme bilimi ile kamu sağlığı politikaları arasındaki köprü kurmayı hedefleyen Bütünleyici Sağlık ve Fonksiyonel Beslenme Uzmanı Melike Serengil Özçelik ise vitamin ve mineral dengesizliğinin belirtilerini ve sebeplerini açıkladı.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Topraktan besin almak, geçmişte kaldı”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Halk sağlığı ve fonksiyonel beslenme alanında Amerika’daki çalışmalarıyla dikkat çeken Melike Serengil Özçelik, “Günümüzde birçok insan yorgunluk, bağışıklık düşüklüğü, odaklanma problemleri ve kronik rahatsızlıklar gibi belirtiler yaşarken, bunun altında yatan sebeplerden biri de vitamin ve mineral eksiklikleri olabiliyor. Çünkü eskiden insanlar topraktan gelen doğal, besleyici ve katkısız gıdalarla beslenirken, günümüzde bu durum büyük ölçüde değişti” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Vücudumuzun besinleri nasıl kullandığı da önemli”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Everglades Üniversitesi'nde “Halk Sağlığı ve Fonksiyonel Beslenme” alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamak üzere olan Melike Serengil Özçelik, “Günümüzde milyonlarca insan, farkında olmadan vitamin ve mineral eksikliği yaşıyor. Bu durumun temel nedenlerinden biri, modern tarım uygulamalarıyla topraklardaki besin değerinin azalması. Yoğun pestisit ve kimyasal gübre kullanımı, geçmişte bolca bulunan vitamin ve minerallerin sebze ve meyvelerdeki oranını düşürdü.”&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Modern tarım teknikleri nedeniyle topraklarımızdaki mineral oranları azaldı. American College of Nutrition Dergisi’nde yayımlanan bir araştırmaya göre,&nbsp;1950-2000&nbsp;yılları arasında topraktaki protein %6, kalsiyum %16, demir %15, B2 vitamini %38 ve C vitamini %15 oranında azaldı. Bu da tükettiğimiz sebze ve meyvelerin besleyici değerlerinin eskiye göre çok daha düşük olduğu anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Vitamin ve mineral emilimi, sadece mide ve bağırsaklardan ibaret değil”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşlenmiş gıdaların yaygınlaşmasının da önemli bir etken olduğuna dikkat çeken Bütünleyici Sağlık ve Fonksiyonel Beslenme Uzmanı Melike Serengil, "Fast-food, paketli gıdalar ve şekerli içecekler, vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğelerini içermediği gibi, besin emilimini de olumsuz etkiliyor. Bağırsak sağlığının bozulması, mide asidi ve sindirim enzimlerinin yetersizliği gibi faktörler de vitamin ve mineral eksikliklerine yol açıyor. Fonksiyonel beslenme yaklaşımı da bu noktada sadece ne yediğimizin değil, vücudumuzun besinleri nasıl kullandığının önemli olduğunu da vurguluyor. Buna göre, vitamin ve mineral emilimi, sadece mide ve bağırsaklardan ibaret değil. Vücutta besinlerin emilimini ve kullanımını yöneten yüzlerce trilyon mikroorganizma bulunuyor." &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bağırsak florasının dengesizliği ise B12 vitamini ve demir gibi hayati besinlerin emilimini engelleyebiliyor. Modern yaşamın getirdiği hızlı ve stresli tempo da bu durumu tetikliyor. Kronik stres, magnezyum, B ve C vitamini gibi temel besin kaynaklarının hızlı tüketimine neden oluyor. Uzmanlar, günde en az 7-9 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi gerektiğini belirtse de birçok kişi bu hedefe ulaşamıyor. Bu nedenle, sadece ne yediğimize değil, bu besinlerin vücutta nasıl işlendiğine ve yaşam tarzımıza da dikkat etmeliyiz.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Yeterince vitamin ve mineral, birçok sağlık sorununun önüne geçebilir”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vitamin ve mineral eksikliklerini mümkün olduğunca doğal gıdalardan karşılamaya çalışmak gerektiğinin altını çizen Bütünleyici Sağlık ve Fonksiyonel Beslenme Uzmanı Melike Serengil Özçelik, “Beslenme yoluyla vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınırsa, birçok sağlık sorununun önüne geçilebiliyor. Ancak günümüzde besinlerin yeterli içeriğe sahip olmaması, yoğun yaşam temposu ve çevresel faktörler nedeniyle takviye kullanımı da gereklilik haline gelebiliyor. Takviye seçerken bilinçli davranmak büyük önem taşıyor. Arkadaş, komşu veya sosyal medyadaki tavsiyelere göre takviye almak sağlığınızı riske atabiliyor. Çünkü herkesin metabolizması, sağlık geçmişi ve ihtiyacı farklı.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Takviye seçimi mutlaka bir uzman tarafından yapılmalı ve kişiye özel belirlenmeli. Kalitesiz ve yanlış seçilmiş bir takviye, eksikliği gidermek yerine vücuda yeni bir toksik yük ekleyebiliyor. Piyasada emilim oranı düşük ve sağlığa zarar verebilecek birçok takviye ürünü bulunuyor. Bu nedenle, takviye alırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Ürünün üçüncü taraf laboratuvar testlerinden geçtiğinden, içerdiği dozajların klinik olarak çalışıldığından, sentetik dolgu maddeleri veya yapay tatlandırıcılar içermediğinden ve tazelik ile üretim kalitesinin kontrol edildiğinden emin olmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Beslenme bilimi ile halk sağlığı politikaları arasındaki boşluğu kapatmayı amaçlıyorum”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aktif bir gönüllü olarak, topluluk sağlığını ve refahını artırmaya yönelik eğitim ve savunuculuk çalışmalarıyla sorumluluk ilkesini benimseyen Melike Serengil Özçelik, "ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi’ndeki eğitimlerime ek olarak, ABD’de geçirdiğim süre boyunca bütünleyici sağlık ve fonksiyonel beslenme, halk sağlığı üzerine eğitimler aldım. Buradan hareketle FDA ve CDC gibi öncü kuruluşların düzenlemeleriyle ilgili olarak gıda paketleme, vitamin ve mineral takviyesi, diyetle ilişkili kronik hastalıklar ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oluşturulması gibi konular hakkında birçok makaleye imza attım. Kronik hastalıklarla mücadele için kanıta dayalı stratejileri teşvik ederek beslenme bilimi ile halk sağlığı politikaları arasındaki boşluğu kapatmayı amaçladım. APHA (American Public Health Association) ve NANP (National Association of Nutrition Professionals) gibi, alanımda öncü derneklerle aktif olarak çalışmaya devam ederek, eğitim ve savunuculuk yoluyla toplum sağlığını ve refahını iyileştirmeye kararlıyım. Katkılarım hem bireysel hem de toplum düzeyinde daha sağlıklı yaşam tarzlarını teşvik etmeye yönelik köklü bir bağlılığımı yansıtıyor” şeklinde konuşarak değerlendirmelerini şöyle sonlandırdı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Tüm bu çalışmalarımın yanı sıra, çalıştığım kurumlarda da kapsamlı sağlık protokolleri, kişiye özel terapötik yaklaşımlar, bütünsel sağlık entegrasyonu ve uygulamaların hayata geçirilmesini sağladım. Psikolojik uzmanlık ve fonksiyonel sağlık uygulamalarının birleştirilmesi yoluyla danışanlarımın refahını önemli ölçüde ilerlettim ve kamu sağlığı çerçevelerinde hem zihinsel hem de fiziksel sağlığı ele almanın öneminin giderek daha fazla anlaşılmasına katkıda bulundum. Çalışmalarım yalnızca bireysel yaşamları dönüştürmekle kalmadı. Aynı zamanda kapsamlı refahı teşvik etmeyi amaçlayan toplum sağlığı girişimlerini de etkiledi. Gelecek dönemde de toplumsal sağlığın iyileştirilmesi için çalışmalar yapmaya devam edeceğim.”&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Mar 2025 10:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/03/dunya-capinda-3-kisiden-2si-yeterli-vitamin-ve-mineral-alamiyor-1742895339.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sahurda 1 litre su içilmeli</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sahurda-1-litre-su-icilmeli-42252</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sahurda-1-litre-su-icilmeli-42252</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, Ramazan ayında gün içinde susuzluk çekilmemesi için sahur zamanlarında tuz ve baharat içeriği yüksek gıdaların tüketilmemesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, doğal kaynak ve doğal mineralli suların limon ilave edilerek içilmesinin elektrolit kayıplarını önleyeceğini vurguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Ramazan ayında, sağlığın korunması adına su tüketiminin doğru yapılması çok daha önem kazanıyor. Özellikle sahurda su tüketiminin limitli tutulması, oruç tutan kişilerin gün içinde çok daha fazla zorluk çekmesine sebep oluyor.&nbsp;Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, sahurda 1 litre su tüketilmesini önererek bu dönemde özen gösterilmesi gereken noktalara dikkat çekti.&nbsp;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">‘’Suyun miktarı kadar türü de önemli’’</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Tercih edilmesi gereken su miktarına ve türüne dair bilgi veren&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe,</span></strong>&nbsp;<em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">“Genel olarak vücudun ihtiyacı olan su miktarını hesaplamak için, kilo 30 ile çarpılabilir. Bu hesapla 2,5 litre civarında su tüketmesi gereken biri bunun 1 litresini sahurda içilmelidir. Fakat içtiğiniz su miktarı kadar hangi suyu içtiğiniz de önemlidir. Suların</span></em>&nbsp;<em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">doğal kaynaklardan gelen, içerisinde çeşitli doğal mineralleri barındıran, sağlıklı, güvenli doğal kaynak ve doğal mineralli ambalajlı su olması elzemdir. Mineraller bakımından yeterli derecede zengin olmayan sular, birçok rahatsızlığa davetiye çıkarır. Vücut gerekli mineralleri alamadığı için gün içinde çok daha fazla halsiz kalır’’&nbsp;</span></em>ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">“Uyumadan önce 1 litre su içilmeli”</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Gün içinde halsizlik yaşanmaması için tavsiyelerde bulunan&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Aktepe,</span></strong><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp;‘’Sahurda da öğünü yapıp uyumadan önce 1 litre doğal kaynak ve doğal mineralli su tüketmek ve bu suların içine limon ilave etmek elektrolit kayıplarını önler. Oruç tutarken genellikle yaşanılan halsizlik durumunu böylece önlenir. Çünkü halsizlik genellikle elektrolit kaybına ve kan şekeri dalgalanmalarına bağlı oluşur&nbsp;</span></em>” diye konuştu.&nbsp;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:20px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">“Suya limon dilimleri, taze nane ve tarçın ekleyerek tatlandırmak içimi de kolaylaştırır”</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:20px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Su kaybı oluşturan yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini belirten&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Aktepe</span></strong>,&nbsp;<em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">‘’Sahurda susuzluğa neden olacak sucuk, pastırma, turşu, şalgam gibi tuz ve baharat içeriği yüksek gıdalar tüketilmemelidir. Ayrıca, suyun içine limon dilimleri, taze nane ve çubuk tarçın eklemek hem suya farklı bir aroma katar ve mideyi rahatlatır hem de tatlı yeme isteğini azaltır hem de içimi kolaylaştırır</span></em></span></span><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:black">”&nbsp;</span></span></em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:black">dedi.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 15:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/03/sahurda-1-litre-su-icilmeli-1742029795.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baş Ağrınızı Hafife Almayın! Erken Teşhis ve Ameliyatsız Tedavi Hayat Kurtarıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bas-agrinizi-hafife-almayin-erken-teshis-ve-ameliyatsiz-tedavi-hayat-kurtariyor-42010</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bas-agrinizi-hafife-almayin-erken-teshis-ve-ameliyatsiz-tedavi-hayat-kurtariyor-42010</guid>
                <description><![CDATA[Beyin damarlarında oluşan anevrizmalar artık açık ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebiliyor. Uzmanlar, endovasküler yöntemlerle gerçekleştirilen bu minimal invaziv tedavinin hasta konforunu artırdığını ve iyileşme sürecini kısalttığını vurguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Beyin damarlarında oluşan ve yırtılma riski taşıyan serebral anevrizmalar, artık açık ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebiliyor.&nbsp; TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. M. Erhan Türkoğlu, bu alandaki gelişmelerin hastalar için büyük bir avantaj sunduğunu belirterek, "Endovasküler tedavi yöntemleri sayesinde hastalar açık cerrahiye gerek duymadan, daha hızlı ve güvenli bir şekilde sağlığına kavuşabiliyor" dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Prof. Dr. Türkoğlu, serebral anevrizmaların endovasküler yöntemlerle anjiyografi ünitesinde başarıyla tedavi edildiğini ifade ederek, "Bu minimal invaziv işlem sırasında damar içinden ilerletilen özel kateterler aracılığıyla anevrizma içerisine coil veya akım yönlendirici stentler yerleştirilerek kan akımı kontrol altına alınır ve anevrizmanın büyümesi ya da yırtılması önlenir" şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Hastaların İyileşme Süreci Daha Kısalıyor</span></span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Bu modern ve etkili tedavi sayesinde hastaların iyileşme sürecinin daha kısa olduğunu belirten Prof. Dr. Türkoğlu, " Bu yöntem, hastaların daha hızlı taburcu olmasını sağlıyor ve normal yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerine olanak tanıyor" dedi.</span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Daha Fazla Hasta Konforu Sağlanıyor</span></span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Endovasküler tedavilerin klinik başarı oranlarının oldukça yüksek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Türkoğlu, "Son araştırmalar, bu yöntemin geleneksel cerrahi yaklaşımlarla kıyaslandığında daha düşük risk taşıdığını ve hasta konforunu artırdığını gösteriyor. Özellikle erken teşhis edilen anevrizmalar için endovasküler tedavi, en güvenli seçeneklerden biri haline gelmiştir" bilgisini verdi.</span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Geleceğin Tedavi Yaklaşımı</span></span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Prof. Dr. Türkoğlu, endovasküler tedavinin beyin damar hastalıklarında giderek daha yaygın hale geldiğini belirterek, "Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, minimal invaziv teknikler her geçen gün daha fazla hasta için uygulanabilir hale geliyor. Bu da serebral anevrizmaların tedavisinde cerrahi müdahaleye olan ihtiyacı önemli ölçüde azaltıyor" dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Beyin damar sağlığı açısından erken teşhisin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Türkoğlu, "Baş ağrısı, görme bozuklukları veya ani bilinç kaybı gibi belirtileri olan hastaların vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşımaktadır. Endovasküler tedavi, bu tür sorunların erken müdahale ile başarılı bir şekilde yönetilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 10:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/02/bas-agrinizi-hafife-almayin-erken-teshis-ve-ameliyatsiz-tedavi-hayat-kurtariyor-1740771616.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çiçek Hastalığı Aşısı, Maymun Çiçeğine Karşı da Koruyucu!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/cicek-hastaligi-asisi-maymun-cicegine-karsi-da-koruyucu-41635</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/cicek-hastaligi-asisi-maymun-cicegine-karsi-da-koruyucu-41635</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Halil Kurt: "Çiçek aşısı, maymun çiçeği virüsüne karşı Yüzde 85'e varan koruma sağlıyor."]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Son dönemde dünya genelinde yayılan maymun çiçeği (Mpox) virüsüne karşı korunmada çiçek hastalığı aşısının etkili olduğu açıklandı. TOBB ETÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Halil Kurt, çiçek aşısının maymun çiçeği virüsüne karşı yüzde 85'e varan koruyuculuk sağladığını belirterek, özellikle risk gruplarının aşılanmasının önemine dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Maymun çiçeği virüsü, çiçek hastalığına neden olan virüsle aynı aileden geliyor. Bu nedenle, geçmişte çiçek aşısı olan kişilerin maymun çiçeğine karşı da bir miktar koruma sağladığı biliniyor. Prof. Dr. Halil Kurt, "Çiçek aşısı, maymun çiçeği virüsüne karşı çapraz koruma sağlıyor. Özellikle 1980 öncesinde çiçek aşısı olanlar, bu virüse karşı daha dirençli. Ancak bu koruma zamanla azalabiliyor. Bu nedenle, yeni nesil aşıların kullanımı da büyük önem taşıyor" dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Yeni Nesil Aşılar Devrede</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Prof. Dr. Kurt, günümüzde maymun çiçeğine karşı özel olarak geliştirilen JYNNEOS aşısının da kullanıldığını belirterek, "JYNNEOS aşısı, hem çiçek hem de maymun çiçeği virüsüne karşı etkili. Özellikle risk gruplarına ve temaslı kişilere bu aşıyı öneriyoruz. Aşı, hastalığın şiddetini azaltmada ve yayılmasını önlemede büyük rol oynuyor" ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Kimler Aşı Olmalı?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Prof. Dr. Halil Kurt, maymun çiçeği aşısına yönelik öncelikli risk grupları arasında sağlık çalışanları, hastalıkla temas riski yüksek olan kişiler, bağışıklı sistemi zayıf olanlar ve çoklu partnerli cinsel ilişkide bulunanlar olduğunu belirterek maymun çiçeği belirtileri gösteren kişilerin en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğine dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Halil_Kurt.jpg" style="height:640px; width:640px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Maymun Çiçeği Belirtileri Neler?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Maymun çiçeği hastalığının belirtileri arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve lenf bezlerinde şişlik ile cillte suçiçeği benzeri döküntüler olduğunu sıralayan Prof. Kurt, &nbsp; maymun çiçeği virüsüne karşı alınacak önlemlerin önemine &nbsp;de değinerek, "Aşı, hastalığın kontrol altına alınmasında en etkili yöntem. Bunun yanı sıra, hijyen kurallarına uymak ve riskli temaslardan kaçınmak da büyük önem taşıyor" dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Maymun çiçeği virüsüne karşı korunmada çiçek aşısının etkisi, bilim dünyasında umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Sağlık Bakanlığı ise maymun çiçeği vakalarını yakından takip ederek, gerekli önlemleri almaya devam ediyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/maymun-cicegi-virus.png" style="height:326px; width:640px" /></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Feb 2025 10:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/02/cicek-hastaligi-asisi-maymun-cicegine-karsi-da-koruyucu-1738856553.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Gamze Başkent: “Sigara Bırakmak, Sağlıklı Bir Geleceğin İlk Adımıdır”</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dr-gamze-baskent-sigara-birakmak-saglikli-bir-gelecegin-ilk-adimidir-41633</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dr-gamze-baskent-sigara-birakmak-saglikli-bir-gelecegin-ilk-adimidir-41633</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Sigara, dünya genelinde milyonlarca insanın sağlığını tehdit eden en yaygın alışkanlıkların başında geliyor. Akciğer kanseri, kalp hastalıkları ve KOAH gibi ölümcül rahatsızlıklarla doğrudan ilişkilendirilen sigara hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de yaşam süresini kısaltıyor.&nbsp;İstanbul Rumeli Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent,&nbsp;sigarayı bırakmanın fiziksel sağlık üzerindeki olumlu etkilerini ele alan bir açıklamada bulundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Dr. Gamze Başkent’in açıklamasına göre, sigarayı bırakmak, sağlığımızı her yönüyle iyileştiren önemli bir karar. Sigara bırakıldıktan sonra, vücudun kendini onarma süreci kısa sürede başlıyor. Sigarayı bıraktıktan sadece 20 dakika sonra kan basıncı normal seviyelere dönerken, 24 saat içinde kalp krizi riski azalmaya başlıyor. İki gün sonra ise tat ve koku duyularının normale dönmesi, sigaranın verdiği zararın geri çevrilebilir olduğunu gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Akciğerler Kendini Yenileyebilir</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Dr. Gamze Başkent, sigaranın sinir hücrelerinde hasara yol açtığını ve bu hasarın sigarayı bıraktıktan 48 saat sonra onarılmaya başladığını ifade ediyor. Özellikle 2 hafta ile 3 ay arasında bağışıklık sisteminin toparlanması, akciğerlerin temizlenmeye başlaması ve damar sağlığındaki iyileşmeler belirgin hale geliyor.</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Dr_%20Gamze%20Ba%C5%9Fkent.jpg" style="height:427px; width:640px" /></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Vücudunuz Onarıma Başlar</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Sigara içenlerin akciğerlerinde zamanla mukozayı temizleyen ve silya adı verilen kıl benzeri yapılar hasar görüyor. Ancak sigarayı bırakmanın ardından 1 ila 12 ay içerisinde bu yapılar yeniden büyüyerek akciğerlerin temizlenme kapasitesini artırıyor. Bu durum, sigara kaynaklı kronik bronşit gibi hastalıkların iyileşme sürecine de olumlu katkı sağlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Poppins">Sigarayı Bırakmak Uzun Vadede Hayat Kurtarır</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Dr. Başkent’in açıklamalarında dikkat çeken bir diğer nokta ise sigarayı bırakmanın uzun vadeli etkileri. Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra akciğer kanseri riski %50 oranında azalırken, kalp krizi riski sigara içmeyen bireylerle aynı seviyeye iniyor. Ayrıca sigarayı bıraktıktan sadece birkaç gün içinde kandaki oksijen miktarının artması, kişiye daha enerjik ve mutlu bir ruh hali sağlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Pasif İçicilik de Önemli Bir Tehdit</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:Poppins">Dr. Gamze Başkent, sigara dumanının yalnızca içen bireyleri değil, aynı zamanda pasif içicileri de ciddi şekilde etkilediğini vurguladı. Sigara dumanına maruz kalan bireylerde hem akciğer kanseri hem de diğer akciğer hastalıklarının görülme sıklığının arttığını belirten Başkent, sigaradan tamamen uzak durmanın ve sigara dumanı bulunan ortamlardan kaçınmanın önemine dikkat çekti.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Feb 2025 09:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2025/02/dr-gamze-baskent-sigara-birakmak-saglikli-bir-gelecegin-ilk-adimidir-1738833500.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İklim değişikliği hayvanların yaşamını ve ekosistemleri tehdit ediyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/iklim-degisikligi-hayvanlarin-yasamini-ve-ekosistemleri-tehdit-ediyor-41001</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/iklim-degisikligi-hayvanlarin-yasamini-ve-ekosistemleri-tehdit-ediyor-41001</guid>
                <description><![CDATA[İklim değişikliğinin hayvanların üzerindeki etkilere dair önemli bilgiler paylaşan Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Hayvan popülasyonlarında, iklim değişikliğine yanıt hem fenotipik esnekliği hem de genetik değişimi (evrim) hem de mevsime bağlı bazı faktörleri içermektedir. Gerçek genetik değişim gösteren hayvanlar arasında, sivrisinek, sincap, kırlangıç ve drosophila (küçük bir sinek) gösterilmektedir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, iklim değişikliğinin hayvanların üzerindeki etkilere dair önemli bilgiler paylaştı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklim değişiklikleri üremeyi olumsuz etkileyebiliyor</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklim değişikliğinin hayvanların doğum oranları üzerindeki genel etkilerine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, hayvan ortamının sıcaklık, nem, radyasyon ve rüzgâr gibi iklimsel faktörlerden etkilendiğini, iklimdeki uç noktaların hayvan ile çevresi arasındaki enerji transferini değiştirerek üremeyi olumsuz etkileyebildiğini dile getirerek, “Gün uzunluğuna adaptasyon (fotoperiyodizm) değişir. Bunun anlamı; davranışı, fizyolojiyi, gelişimi veya üremeyi düzenlemek için gün veya gece uzunluğunu değerlendirme yeteneğinin değişmesidir.” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklim değişikliği hangi hayvan türlerini daha fazla etkiliyor?</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Fotoperiyodik yanıtın değişmesiyle böcek, amfibi, kuş ve memeli türlerinin etkilendiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “İklimdeki enlemsel eğim, yaz sıcağından çok kış soğuğundan kaynaklanır. Sonuç olarak, yakın zamanda gerçekleşen hızlı iklim değişikliğine başarılı bir şekilde uyum sağlamanın, termal tolerans gelişmesinden önce genetik olarak değişimin başlaması beklenmektedir.” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklim değişikliği hayvanların doğum oranlarını nasıl etkiliyor?&nbsp;</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Doğru fizyolojik, gelişimsel veya üreme koşullarında doğru zamanda ve yerde olmanın mevsimsel değişimlerde yaşamı sürdürmenin temel bir bileşeni olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Deniz, tatlı su ve karasal yaşam alanlarındaki çok çeşitli omurgalılar ve omurgasızlar, yaşam öykülerindeki önemli olayların mevsimsel geçişlerini tahmin etmek ve bunlara hazırlanmak için fotoperiyodizmi kullanırlar. Belirli bir fotoperiyodik yanıt, gelişme, göç etme, üreme veya uykuda kalma için en uygun mevsimsel zaman için evrimsel zaman boyunca doğru seçilime dayanmaktadır.” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Fenotipik esneklik…</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklim değişikliğine karşı başlangıçta, hayvanların bireysel olarak geliştirdikleri belirli tepkileriyle başa çıktıklarını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, şöyle devam etti:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">“Buna fenotipik esneklik adı verilmektedir. Bir popülasyondaki her bir bireyin önceden belirlenmiş bir fenotipik rezervleri vardır; bazı bireyler büyük çevresel değişikliklere uyum sağlayabilir; diğer bireyler yalnızca dar bir çevresel değişiklik aralığına tahammül edebilir. İklim değişikliği devam ettikçe, gelişme, üreme, göç ve uykuda kalma zamanlaması için değişen koşullar bireysel esnekliğin sınırlarını aşarak, popülasyonlarda genetik değişim için seçilim meydana getirecektir.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">&nbsp;Sonuç olarak, hayvan popülasyonlarının varlığını sürdürme yeteneğinin, popülasyonlar içindeki genetik çeşitliliğin kaynakların, mutasyon ve göçle oluşan ek çeşitliliğe bağlı olacağını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Hayvan popülasyonlarında, iklim değişikliğine yanıt hem fenotipik esnekliği hem de genetik değişimi (evrim) hem de mevsime bağlı bazı faktörleri de içermektedir. Gerçek genetik değişim gösteren hayvanlar arasında, sivrisinek, sincap, kırlangıç ve drosophila (küçük bir sinek) gösterilmektedir.” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklim değişikliği hayvanların üreme yeteneklerini nasıl etkiliyor?&nbsp;</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Çevre, beslenme ve mevsimsel değişikliklerin dişilerde östrus (dişi hayvanlarda kızgınlık) aktivitesini, östrus süresini; erkeklerde ise sperm üretimini değiştirerek doğurganlık üzerine etki ettiğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Gebe kalma oranları sıcak ve soğuk stresi altında azalır. İklim değişikliğine uyum açısından, üreme zamanlamasındaki esneklik, birçok ötücü kuşta nispeten yüksek görünmektedir çünkü farklı yıllarda bazı bireyler yerel hava koşullarına yanıt olarak üreme tarihlerini neredeyse bir ay değiştirebilirler.” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Sıcak hava ve aşırı hava olaylarındaki artış evcil hayvan obezitesini daha da kötüleştirebilir</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklim değişikliğinin hayvanların davranışlarını da etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Çoğu hayvan türü ilkbahar sıcaklıkları arttığında üremeye başlasa da tüm bu davranışları etkilenmesi; yağış, yiyeceğe erişim, üreme yoğunluğu ve fotoperiyot ve hormonlar gibi çeşitli faktörlerin etkisi altındadır. Gün uzunluğundaki küçük değişikliklerin üremeyi başlattığı ve çöl iklimine sahip bölgelerde yaşayan hayvanlarda ise çevre koşullarına bağlı olarak daha esneklik görülmektedir. Bir başka zarar da insanların hayvan bakım davranışlarını değiştirerek değişen iklime tepki vermelerinden kaynaklanabilir. Sıcak hava ve aşırı hava olaylarındaki artış, refakatçi köpekler için egzersiz fırsatlarının azalmasına yol açabilir, bu da evcil hayvan obezitesini daha da kötüleştirebilir.” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklimdeki aşırı sıcaklık değişimlerinin; hayvan ile çevresi arasındaki enerji transferini değiştirerek sıcak veya soğuk stresine neden olduğuna da dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Hayvanların her türlü davranışı etkilenmektedir.” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Ekosistemler hayvanlar aracılığı ile nasıl sürdürülüyor?</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Gezegenimizdeki iklim krizinden etkilenen tek türün insanlar olmadığını, dünyanın yaban hayatı, hayvanların yaşam alanları ve onların parçası olduğu ekosistemlerin de değişimle karşı karşıya kaldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Bol bitki ve ağaçların bulunduğu sağlıklı ekosistemler, atmosferdeki karbonu emer ve depolar. Dolayısıyla doğayı korumak veya restore etmek, iklim değişikliğini durdurma yarışında güçlü bir araçtır. Sağlıklı ekosistemler aynı zamanda suyu filtreler, sellere karşı tampon görevi görür, afetlerin etkisini azaltır, toprak sağlığını iyileştirir ve zengin biyolojik çeşitliliği destekler. Neredeyse tüm hayvanlar, biyolojik çeşitliliğin güvence altına alınmasında ve yaşam alanlarının korunmasında hayati roller oynarlar.” ifadesinde bulundu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Dünya çapında serbest dolaşan kedi popülasyonu tahminleri 480 milyon</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Evcil hayvanların toplumda ve dünya ekonomisinde önemli bir rol oynadığını da işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Evcil hayvanlara ilişkin küresel tahminler bilinmemekle birlikte, 2018 yılında dünya çapında 373 milyondan fazla kedi ve 471 milyon köpeğin evcil hayvan olarak beslendiği tahmin edilmektedir. Dünya çapında serbest dolaşan evcil köpeklerin sayısı tahminen 700 milyon ila 1 milyar arasındadır ve dünya çapında serbest dolaşan kedi popülasyonu tahminleri 480 milyonun üzerindedir.” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Bulaşıcı hastalıkların artmasına da yol açtı</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">İklim değişikliğinin küresel etkilerinden birinin de vektör kaynaklı türlerin ve zoonotik hastalıklar da dahil olmak üzere bulaşıcı hastalıkların yayılmasının artması olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “İklim değişikliği, vektör kaynaklı türlerinin coğrafi aralığının genişlemesine veya değişmesine izin vererek, daha fazla hayvan ve insan popülasyonunu hastalıklara ve bilinmeyen yeni ortaya çıkan zoonozlara maruz bırakmıştır. Benzer şekilde, iklim değişikliği ekosistemlerin taşıma kapasitesini etkileyerek konakçı veya vektör türlerin popülasyon yoğunluğunu değiştirebilir. Artan sıcak havanın kenelerin ve Lyme hastalığı gibi kene kaynaklı hastalıkların yaygınlığını artırdığı tespit edilmiştir. Kalp kurdu enfeksiyonlarının da iklim ve hava koşullarına göre değiştiği tespit edilmiştir.” şeklinde sözlerine ekledi.&nbsp;</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Nov 2024 12:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/11/iklim-degisikligi-hayvanlarin-yasamini-ve-ekosistemleri-tehdit-ediyor-1732549293.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların Sağlıklı Büyümesi İçin En Büyük Güç: Beslenme Çantaları!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/cocuklarin-saglikli-buyumesi-icin-en-buyuk-guc-beslenme-cantalari-40719</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/cocuklarin-saglikli-buyumesi-icin-en-buyuk-guc-beslenme-cantalari-40719</guid>
                <description><![CDATA[Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk: “Ev salçası sürülmüş bir ekmek, paketli bir abur cuburdan çok daha sağlıklı. Haydi aileler! Akademik başarı yetmez, sağlıklı nesiller yetiştirmek sizin elinizde”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">2024-2025&nbsp;Eğitim ve öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala eğitimciler kadar aileler de hazırlıkları hızlandırdı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Okul hazırlıklarının aileler için sadece giyim, kırtasiye ve akademik hazırlıktan ibaret olmaması gerektiğini belirten&nbsp;Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “sağlıklı nesiller için koruyucu hekimlik ilk şartlardan biri. Koruyucu hekimlikte ise doğru ve dengeli beslenme alışkanlıkları büyük bir öneme sahip. Geleceğimiz olan çocuklarımızı eğitim ve öğretim döneminde sağlıklı beslenme, güçlü bir bağışıklığa ve dolaylı olarak hastalıklardan korunmaya ve ders başarısına uzanan bir zinciri kapsıyor. Bizler, Türk Böbrek Vakfı olarak gerek okul eğitimleri ile gerekse “okul gıdası logosu” projesi ile üstümüze düşen her türlü görevi yürütüyor ve takipçisi oluyoruz. Şimdi sıra ailelerde. Çocuklarımızın sağlığını kötü ve yetersiz beslenmeye emanet etmemeliyiz. Elimizde büyük bir güç var: beslenme çantaları. Bizler edinilmesi gereken beslenme alışkanlıklarını, onlara sunduğumuz sağlıklı beslenme çantaları ile oturtmalı ve salgın gibi ilerleyen obezite dahil birçok hastalığın önüne geçmeliyiz. Haydi aileler, akademik başarı yetmez sağlıklı nesiller sizlerin elinde” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Okullar açılması ile çocukları yeni bir düzenin beklediğini belirten&nbsp;Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın; “Öğrencilerin günde en az birana, bir ara öğünlerini okulda geçirdiklerini düşündüğümüzde, öğrencilerin okullarda ulaşabildikleri yiyeceklerin de sağlıklı olması gerekiyor. Ancak okul kantinlerinde ve okulların çevresinde bulunan marketlerde öğrenciler sağlıksız besinlere, paketli abur cuburlara kolaylıkla ulaşabiliyorlar. Bu durum öğrencilerin hem ders başarısını hem de başta obezite ve şeker hastalığı olmak üzere birçok hastalığa zemin hazırlayarak çocukların sağlığını etkileyebiliyor.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">“Sağlıklı beslenme düzeni için ilk şart: öğün atlamamak ve birlikte masaya oturmak”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Sağlıklı beslenme düzeninin evde başlaması ve okulda da veliler tarafından desteklenmesi gerektiğine dikkat çeken Gökçen Efe Aydın; “Evde bu düzeni oturtmanın en kolay yöntemi, öğün atlamadan hep birlikte masaya oturmak ve sağlıklı besinler ile beslenmekten geçiyor. Evde peynir, yumurta, tam tahıllı ekmek, zeytin ve mevsim yeşilliklerinin yer aldığı dengeli bir kahvaltı ile güne başlayan ve okulda yapacakları öğünleri beslenme çantalarından temin eden çocuklar hem okul başarısına hem de güçlü bir bağışıklığa sahip olacaklardır.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">“Okul gıdası logosunu erteleme gibi bir lüksümüz olmamalı”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Çocukların sağlıklı besinlere kolaylıkla erişebilmesi hedefiyle hayata geçirilen “<strong>Okul Gıdası Logosu</strong>” ile ilgili de bilgi veren&nbsp;Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk;&nbsp;“Ülkemizde bu konuda bir ilk gerçekleşti ve bu proje için dönemin üç bakanlığı bir araya geldi. Proje, protokol ve girişim olarak başarılı başlasa da önce covid salgını, ardından 6 Şubat depremi nedeniyle uygulamaya ne yazık ki geçilemedi. Öğrencilerin sağlıklı beslenebilmesi için elimizdeki en önemli araçlardan biri olan okul gıdası logosunun uygulanması, maalesef 2026 yılına ertelendi. Türkiye, dünyanın en obez ülkelerinden biriyken erteleme gibi bir lüksümüz olmamalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Velilere, öğretmenlere ve öğrencilere görsel bir rehber niteliği taşıyan okul gıdası logosunun sivil toplum kuruluşları, gıda ve içecek sanayi ile ivedilikle mutabakat sağlanarak uygulanması taraftarıyız” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Örnek beslenme çantası içerikleri ile ilgili bilgi veren Gökçen Efe Aydın; “Gün boyu ihtiyaç duyulan enerjinin bir bölümü beslenme çantasındaki besinler ile karşılanabilir. Bütün besin gruplarının bulunduğu bu beslenme çantaları, okulda yeterli ve dengeli beslenmek için kilit rol oynar. Tam tahıllı sandviçler, taze meyveler, yoğurt, kuruyemiş gibi besinler, çocukların ihtiyacı olan enerjiyi sağlarken, onların zihinsel ve fiziksel performansını da destekler.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Örnek Beslenme Çantası İçerikleri</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Tam tahıllı peynirli sandviç – Ayran</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Mevsim meyvesi – Kuruyemişler – Yoğurt</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Kuru meyve – Kefir – Galeta</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Ev yapımı az şekerli kurabiye/kek – Süt – Kuruyemiş</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Ev yapımı peynirli tost – Ayran – Yeşillik</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Evde yapılan sebze/et yemeği – Ayran -Tam tahıllı ekmek</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 09:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/09/cocuklarin-saglikli-buyumesi-icin-en-buyuk-guc-beslenme-cantalari-1725976563.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat: Türkiye Obezite’de Dünya 3.sü!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dikkat-turkiye-obezitede-dunya-3su-40653</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dikkat-turkiye-obezitede-dunya-3su-40653</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı sıcaklar şekerli içecek tüketimini de arttırdı! Şekerli hazır içecekler bağımlılığa neden oluyor!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcak havaların etkisiyle artan sıvı ihtiyacı, beraberinde şeker tüketimini tetikliyor.&nbsp;Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, sıcak havaların etkisiyle tüketimi hızla artan kutu gazlı içecekler ve şeker oranı fazla olan içeceklerle ilgili uyarılarda bulundu. Erk, obezitede Türkiye’nin Amerika ve Meksika’dan sonra dünya üçüncüsü olduğuna dikkat çekerek, bu içeceklerin şeker hastalığı, obezite, kronik böbrek rahatsızlıkları, kalp hastalıkları ve diş problemlerine davetiye çıkardığını söyledi. Erk, sağlıklı yaşam için saf su tüketilmesinin altını çizdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Aşırı sıcaklarda artan şeker tüketimi birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Türk Böbrek Vakfı, halkı aşırı şekerli içeceklerin yol açacağı hastalıklara karşı uyarmak ve sağlıklı içecekler yapmak için bir etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinlikte su tüketimi konusunda vatandaşlar uyarıldı, evde yapılabilecek sağlıklı içeceklerin tarifi paylaşıldı. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk’in ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen etkinlikte, TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, evde yapılabilecek, sağlıklı serinletici içecek tariflerini uygulamalı olarak anlatılırken, İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin ise, aşırı şekerli içeceklerin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini anlattı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">“Sağlığınız için saf su tüketin”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Dünya Sağlık Örgütü’nün, sağlıklı bir bireyin günlük basit şeker tüketiminin 50 gram olarak açıkladığını, ancak Türkiye'de kişi başı şeker tüketimi bunun üç katı olan 150 gram seviyesinde olduğunu, yaz aylarında ise bu miktarın daha da arttığını söyleyen Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Türkiye’de yüzlerce, ileri safhada obez insan olduğuna dikkat çekerek, bu oranın yüzde 60’ının 18 yaş altında genç bireylerden oluştuğunu söyledi. Erk, “Türkiye’nin sağlıklı nesillerin yetişmesi ile ilgili sıkıntıları var. Biz Türkiye’de sağlıklı neslin yetişmesi konusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu konuda birçok proje için Sağlık Bakanlığı ile işbirliği yaptık. Çocuk çağında obezite ile mücadele için şeker tüketimini azaltmaya yönelik hangi etkenler varsa, bunun üzerinde duruyoruz. Bu yaz küresel çapta hava sıcaklığı mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Bu da insanları sıvı tüketmeye zorluyor. Burada önemli olan ne tür sıvı alacağız, neyin faydası var, neyin zararı var bunun altını çizmek. Bu yüzden bugün burada bu etkinliği düzenledik.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Su tüketimiyle ilgili bilgi veren Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, “Hazır paketli içeceklere alternatif olarak aklınıza mümkün mertebede su gelmeli. Suyun yerini hiçbir şey tutmaz. Su tüketimi de vücut kitle endeksine uygun olmalı. Benim gibi 90 kilo biri için miktar 2,5 litredir. Ben bile bu işin uzmanlarından biri olmama rağmen, bu yaz su tüketimi konusunda sınıfta kaldım. Suyun alternatifleri ne diye sorarsanız; ayran ve süt. Saf su içemeyenler ise suyun içerisine tarçın, zencefil, bir avuç kesilmiş salatalık ekleyerek hafif tat verebilirler. Ama şeker kesinlikle olmamalı. 1 teneke kutu gazlı içeceğin içerisinde 10 küp şeker yani 35 gram şeker var. Bu da vücuda şeker hastalığı olarak geri dönüyor. Diyabetin sonucu da obeziteye gidiyor. Dünyada her yıl yüzde 10’luk obezite artışı varsa bunun ilk 3’ünde ne yazık ki Türkiye var. Birinci sırada Amerika, ikinci sırada Meksika, sonra Türkiye geliyor. Hep beraber çalışarak bu oranı düşürmeliyiz. Şeker tüketimindeki bilinci artırarak, farkındalık yaratacağız. Son zamanlarda Tarım ve Orman Bakanlığı da limon aromalı limonata, şekersiz limonata gibi yanıltıcı etiketler olan ürünlerin satılmaması konusunda çalışmalar yapıyor. Limonataya, sıfır şekersiz deniliyor, millet hemen kapış kapış alıyor, içiyor. Halbuki içinde tatlandırıcı bulunuyor. Çocuklar bunu tüketiyor ve zaman içinde obez ve kanserojen etki oluşturabiliyor.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">“Çocuklar ve gençler şekerli içeceklerin cazibesine kapılmamalı”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin günlük hayatta sıklıkla tüketilen gazlı içecekler, hazır meyve suları, enerji içecekleri, hazır limonata, şurupların eklendiği ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, şöyle konuştu:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">“100 ml içecekte 11 gramdan fazla şeker içeren içecekler yüksek şekerli içecekler olarak tanımlanıyor. Örneğin, bir kutu şekerli içecek yaklaşık 39 gram şeker içerir, bu da yaklaşık 10 çay kaşığı şekere denk gelir. Bir kutu şekerli içecek, ortalama olarak 150 kalori içerir ve bu kalorinin büyük bir kısmı rafine şekerden gelir. Dünya Sağlık Örgütü'nün önerisine göre, günlük şeker alımı toplam kalorinin yüzde 10’unu geçmemeli, hatta yüzde 5’in altında olmalıdır. Bu oranı aşmak, kilo alımı ve obeziteye yol açabilir. Özellikle çocuklar ve gençler, bu tür içeceklerin cazibesine kapılmakta ve bu da genç yaşta sağlık sorunları riskini artırmaktadır. Yapılan çalışmalar aşırı şeker tüketiminin diş çürüğü riskinde artış, obezite, kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet, metabolik sendrom ve karaciğer yağlanması ile ilişkili olduğunu ileri sürmektedir. Aşırı şeker tüketimi, karın bölgesindeki yağlanmayı artırabilir. Bu tür yağlanma, metabolik sendrom riskini artırarak tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Aşırı şekerli içecekler, pankreasın sürekli fazla insülin üretmesine neden olabilir. Zamanla bu durum, insülin direncine ve nihayetinde diyabete yol açabilir. Diyabet ise uzun vadede göze, kalbe ve böbreğe zarar verebilir. Bu tür içecekler yüksek kalori içerirler ancak besin değeri açısından fakirdirler. Vitaminler, mineraller veya lif gibi vücut için gerekli besin maddelerini içermezler. Bu da şekerli içecek tüketenlerin sağlıklı besinlerden alabilecekleri faydaları kaçırmasına neden olabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">“Şekerli içecekler bağımlılık yaratabilir”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin, şekerli içeceklerin beyinde dopamin salgısını artırarak geçici bir mutluluk hissi yarattığını ve bu durumun, özellikle çocuklarda ve gençlerde bir tür bağımlılığa yol açabildiğini söyledi. Şahin, “Bu tür içecekleri sık tüketmek, beynin ödül merkezlerini uyarır ve daha fazla şeker tüketme isteği doğurur. Bu da zamanla sağlıksız bir döngü yaratır ve bireylerin uzun vadede sağlıklı alışkanlıklar geliştirmesini zorlaştırır. Peki, ne yapmalıyız? Öncelikle bireysel farkındalığı artırmak çok önemli. Tüketiciler olarak bilinçli seçimler yapmalı ve şekerli içeceklerin yerine daha sağlıklı alternatiflere yönelmeliyiz. Su, bitki çayları, şekersiz içecekler gibi seçenekler hem sağlığımızı korur hem de genel yaşam kalitemizi artırır. Ayrıca, çocuklara ve gençlere erken yaşta sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak, uzun vadeli sağlık sorunlarını önlemede kritik bir rol oynar” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">“Evde limonata, soğuk çay, meyve suyu yapmak çok kolay”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, dışarıda satılan şekerli, gazlı içeceklere karşı evde bulunan malzemelerle sağlıklı, pratik içeceklerin tarif bilgisini paylaştı. Aydın, “Dışarıda satılan şekerli kutu içeceklerin ne kadar sağlıksız olduğunu hepimiz biliyoruz. O yüzden ev yapımı bazı içecekler hazırladık. Bu içeceklere tat vermesi için bal veya pekmez kullandık. Bunları da çok az miktarda kullandık ve sağlıklı, aromatik, şekersiz içeceklerimiz oldu. Ev yapımı limonata, buzlu çay yaptık. Bunların içerisine çok az miktarda bal ve pekmez koyduk. Komposto, reyhan şerbeti hazırladık ve yine içerisinde sadece meyvenin kendi şekeri var. Şeker miktarı az olduğu için sağlıklı oldu. Hazırlaması ise gerçekten çok kolay. Mesela limonatayı 5 dakika içerisinde hazırlayabilirsiniz ve sonrasında soğutmanız gerekecek. Limonu aldığınızda kabuğunu bal ile karıştırıp, biraz üzerine limonun suyunu sıkıp sonra nane ve su ile karıştırdığınızda bir limonata oluşuyor. Bunun yanında buzlu çay yapabiliriz. Evde herkes mutlaka çay demliyordur. O kalan çayı atmayıp, biraz kullanıp sonra üzerine limon sıkıp nane ve suyla onu çoğaltabiliriz. Üzerine bal koyarak bir soğuk çay elde etmiş olabiliriz. Maliyet olarak baktığımızda da yine son derece uygun. Herkesin evinde çay, limon, nane, bal var. Çok fazla pahalı diyebileceğimiz bir ürün yok. Bir bahçe varsa çok daha kolay. Yine bahçeden topladığımız meyveleri kaynatıp aslında onun suyunu elde edebiliriz. Bu şekilde çok daha uygun bir fiyata sağlıklı içecekler elde edebiliriz” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif">Dışarıda satılan kahvelerle ilgili ise meyve ve sebze şurupları kullanılmayan içecekleri tercih etmemizi söyleyen Aydın, “Dışarıdan aldığımız kahvelerde bir sürü meyvenin, sebzenin şurupları var. Hepsinin içerisinde ya şeker ya nişasta bazlı şeker var. Bunların miktarının da çok fazla olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla vücudumuza zararlı diyebiliriz. Bunları dışarıda içiyorsak özellikle şurupsuz, sade bir şekilde içmemiz çok daha iyi olacaktır. Kahvenin içerisinde sadece süt kullanılarak tüketilmesi daha yararlı olacaktır” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Aug 2024 17:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/08/dikkat-turkiye-obezitede-dunya-3su-1724062919.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Dostu ve Kanser Savaşçısı Domatesin Faydaları</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kalp-dostu-ve-kanser-savascisi-domatesin-faydalari-40593</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kalp-dostu-ve-kanser-savascisi-domatesin-faydalari-40593</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Sağlık açısından birçok faydası olan domates Türk mutfağının da olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Zengin besin içeriği ve antioksidan özellikleri ile kalp, cilt ve göz sağlığını koruyor, sindirim ve bağışıklık sistemini destekliyor. Domatesi taze, mevsiminde ve organik tüketmek gerekiyor. Domatesin pişirilmesi veya işlenmesi, içinde bulunan değerli bir antioksidan olan likopenin de faydalarını artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sinem Türkmen, domatesin sağlığa faydaları ve bu mevsimde konserve domates yapılırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Domates (Solanum lycopersicum), patlıcan, biber ve patatesle birlikte patlıcangiller familyasına ait bir meyvedir. Çoğunlukla sudan oluşur, karbonhidrat içeriği ise oldukça düşüktür. Domates, C, A, K vitamini, potasyum ve folat açısından zengindir. Ayrıca diyet lifi ve antioksidanlar içerir. Domatese güzel kırmızı rengini likopen adı verilen bir antioksidan vermektedir. Kırmızı rengin dışında mor, sarı, turuncu ve yeşil renkte olan domates türleri de bulunmaktadır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Zengin antioksidan içeriği ile kanserden korunmaya yardımcı</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Antioksidanlar hücrelere zarar verebilecek ve bağışıklık sistemini etkileyebilecek serbest radikaller adı verilen moleküllerle savaşır. Domates likopen açısından zengin bir besindir. Likopen; akciğer, mide veya prostat kanseri olma olasılığını azaltabilir. Olgun domateslerde daha bol bulunan likopen, domates pişirildiğinde daha da etkili hale gelmektedir. Çünkü ısı, meyvenin kalın hücre duvarlarını parçalar ve likopenin vücut tarafından daha kolay erişilebilir hale gelmesini sağlar. Bu nedenle; domates suyu, domates salçası ve domates sosları likopenin en zengin besin kaynaklarıdır. Bilimsel çalışmalar, domates ve domates ürünleri ile prostat, akciğer ve mide kanseri vakalarının daha az görülmesi arasında bağlantı olduğunu göstermiştir. Birçok çalışma, özellikle pişmiş domates olmak üzere, yüksek miktarda domates tüketen erkeklerin prostat kanseri riskinin azaldığını bulmuştur. Genellikle sebze ve meyvelere sarı veya turuncu bir renk veren bir antioksidan olan beta karoten, vücutta bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı A vitaminine dönüştürülür. Yapılan çalışmalar domates kabuğunda bulunan naringenin adlı flavonoidin, vücuttaki iltihabı azalttığı ve çeşitli hastalıklara karşı koruma sağladığını göstermiştir. Güçlü bir antioksidan bileşik olan klorojenik asit, kan basıncı yüksek seviyelerde olan kişilerin kan basıncını düşürebilir.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Domates cildi güzelleştiriyor, kalbi koruyor&nbsp;</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Domateslerin çiğ ve pişmiş olmak üzere çeşitli formlarda düzenli olarak tüketilmesi olası faydalarından tam olarak yararlanılmasını sağlayacaktır. Domatesin sağlığa faydalarından bazıları şunlardır:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Kalp Sağlığı:</span></span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">&nbsp;Likopen ve diğer antioksidanlar, damarları koruyarak kolesterol seviyelerini düşürür ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Domatesin potasyum içeriği de kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir. 80 gr'lık bir domates porsiyonu yetişkin bir bireyin günlük potasyum ihtiyacının yaklaşık %5'ini karşılar. Potasyum açısından zengin besinler tüketmek daha düşük felç riskiyle ve daha düşük kalp hastalığı oranlarıyla ilişkilendirilebilir. Likopen ayrıca LDL "kötü" kolesterol seviyesini ve kan basıncını düşürmeye de yardımcı olabilir. Orta yaşlı erkekler üzerinde yapılan bir çalışmada, kandaki yüksek likopen ve beta-karoten seviyelerinin kalp krizi ve felç riskini azalttığı görülmüştür.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Göz Sağlığı:</span></span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">&nbsp;Domates, lutein, zeaksantin ve vücutta A vitaminine dönüşen beta-karoten içerir. Bu bileşikler, göz sağlığını destekler, gözlerin yorulmasını önlemeye ve göz yorgunluğundan kaynaklanan baş ağrılarını hafifletmeye yardımcı olabilir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Cilt Sağlığı:</span></span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">&nbsp;İçeriğindeki likopen ve diğer antioksidanlar, cilt hücrelerini serbest radikallerden koruyarak cildin daha sağlıklı ve genç kalmasına yardımcı olabilir. Domates, aynı zamanda güneş yanıklarına ve UV ışınlarına karşı koruma sağlar. Bir çalışmaya göre, 10 hafta boyunca her gün 40 gram domates salçasını (16 mg likopen sağlar) zeytinyağı ile birlikte tüketen kişilerde %40 daha az güneş yanığı görülmüştür.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Sindirim Sistemi:</span></span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">&nbsp;Domates, diyet lifi açısından zengin olduğundan, sindirim sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olur ve kabızlık riskini azaltır. Orta boy bir domates, sindirim için gerekli ve faydalı olan çözünmeyen ve çözünen liften oluşan 1,5 gram lif sağlar. Sağlıklı yetişkin kadınlar günde 25 gram lif, erkekler için 38 gram almayı hedeflemelidir. Domatesler hem çözünebilir hem de çözünmeyen lif kaynağıdır. Çözünebilir lif, sindirim sırasında jel benzeri bir doku oluşturmak için suyu tutar. Çözünmeyen lif dışkıya hacim kazandırır. Bu değişikliklerin her ikisi de dışkının kolondan daha kolay geçmesini sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Bağışıklık Sistemi:</span></span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">&nbsp;Domates bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olan antioksidanlar olan C vitamini ve beta-karoten kaynağıdır. Orta boy bir domates sağlıklı bir yetişkinin C vitamini ihtiyacının %28'ini sağlayabilir. Araştırmalar, domates suyunun virüsleri savuşturma da dahil olmak üzere bağışıklık hücrelerinin seviyelerini önemli ölçüde artırdığını bulmuştur. Çalışmalar domates ve domates ürünlerinin içerdikleri vitaminler ve antioksidanlar sayesinde çeşitli kanser türlerine yakalanma riskini azaltabileceğini göstermektedir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Domates konservesi yaparken bunlara dikkat edin</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">Domatesin Türk mutfağında hemen her yemekte kullanılması domatesin konserve formunda da çok tüketilmesini beraberinde getirmektedir. Özellikle yaz aylarında pek çok insan domates konserveleri için hazırlıklara başlamaktadır. Ancak domates konservesi yaparken bazı önemli noktalara dikkat edilmelidir. Konserve yapılmadan önce en önemli noktaların başında kavanozların steril hale getirilmesi gelmektedir.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">•Büyük bir tencerenin içerisinde konserve yapmak için kullanılacak kavanozlar ve kapaklar ortalama yarım saat kadar kaynatılmalıdır. Kavanozların cam ve daha önce kullanılmamış olması gerekmektedir. Cam kavanozların kaynatılma işlemi hem steril hem basınçlı hale gelmesi için yapılmaktadır. Bu sayede konservenin daha uzun süre taze kalması sağlanmaktadır.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">•Ardından, kavanozlar temiz bir bezin üzerine dizilerek soğutulmalı ve iyice kurulanmalıdır.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">•Hazırlanan karışım sıcakken kavanozlara konmalıdır. Bu sayede kavanoz vakumlanır, havayla teması kesilir ve ürününüz daha uzun süre saklanır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">•Konservenin dayanma süresini artırmak amacıyla kavanozun 1/5</span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#1c2b28">′</span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">ini boş bırakılmalıdır. Konservenin bozulmaması için kavanozun sıkıca kapatılması önemlidir. Kavanoz kapağının içeri doğru çökmesi gerekmektedir. Eğer kapak atarsa veya sızıntı yaparsa ürün güvenle saklanamaz, bu nedenle kapak mutlaka değiştirilmelidir.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">•Kapaklarını kapadıktan sonra kavanozlar ters çevrilir. Üzerlerine bir havlu ile örtülerek 1 gün oda sıcaklığında bekletilir.&nbsp;</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:#1c2b28">•Daha sonra kavanozları düz çevrilerek serin ve güneş almayan bir yerde muhafaza edilir.</span></span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jul 2024 09:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/08/kalp-dostu-ve-kanser-savascisi-domatesin-faydalari-1722514533.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayram Geleneği Sağlığınızı Bozmasın!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bayram-gelenegi-sagliginizi-bozmasin-40438</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bayram-gelenegi-sagliginizi-bozmasin-40438</guid>
                <description><![CDATA[Özel günlerin bir araya gelmekteki en keyifli hali, birçok insan için şüphesiz kalabalık sofralarda toplanmaktır. Fakat bu keyifli toplanmalar ve şenlikli masalar, özellikle bayram gibi özel günlerde pek de masum olmayabiliyor. Hele ki sağlıkları ile ilgili bir takım yükleri olan aile büyükleri için…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Dünyanın her yerine nam salmış ‘kuş sütü’ eksik kahvaltı masalarımız, peşinden gelen şerbetli tatlılar ve kurban bayramı geleneği et’lerin bolca yer aldığı sofralar, Kurban Bayram’ı için azami özeni gerektiren yeterli nedenler oluyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Kurban Bayramı yaklaşırken, İslam aleminin de bayramını kutlayan&nbsp;Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk,&nbsp;özellikle mevsim normallerinin üstündeki sıcaklıklara dikkat çekerek; “Gerek havaların sıcaklığı gerekse kültürümüzdeki misafir ağırlamaya verilen önem, bizi birtakım sindirim sorunlarıyla karşı karşıya getirebilir. İkramı geri çevirmek değil ama ikram edilenin yarısıyla yetinip tadımlık ölçüde tüketmek, bol su içmek, sabah erken veya akşam güneşin çekildiği saatlerde kısa yürüyüşler yapmak, varsa alınan ilaçları aksatmamak, aşırı tuzdan kaçınmak gibi önlemleri bayramı daha keyifli geçirmemizi sağlayacaktır.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, kurban bayramı ve özel günlerde kontrolsüz beslenmeden kaçınmak için alınması gereken tedbirlere dikkat çekiyor. TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın: “Bu gibi özel günlerde artan şeker ve tatlı tüketimine eklenen dikkatsiz et tüketimi, özellikle böbrek hastalıkları, obezite, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalığı olan kişilerde farklı problemlere zemin oluşturabiliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Etlerin sindiriminin zor olduğu ve bazı noktala dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Aydın: “Kesilen etler hemen tüketilmemeli, biliyoruz ki bazı yörelerde etler kesildiği gibi ocağa konulup sofraya getirilebiliyor. Sertliğinin gitmesi açısından 24 saat dinlendirilmesi oldukça önemlidir. Aksi durumda sindirim zor olacağından özellikle mide rahatsızlığı olan kişilerin sıkıntı yaşaması kaçınılmaz olur. Ayrıca etler pişirilirken yağsız tarafları tercih edilmeli, kızartma ve kavurma yerine haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir. Haşlarken az su kullanılmalı ve suyu dökülmemelidir. Izgara yapılacaksa etin üzerinde kömürleşmiş bir katman oluşturmamak için et ve ateş arasında uygun mesafenin olması da son derece önemlidir. Zoonoz olarak adlandırılan ve hayvanlarda görülen bazı hastalıklar, etler çiğ veya az pişmiş tüketildiği insanlara geçebilir. Bu nedenle etler iyi pişirilerek tüketilmelidir. İlave yağ konulmadan kendi yağında pişirilen etleri sebzelerle pişirmek veya etlerin yanında yeşil salata yemek besin çeşitliliği açısından önemlidir. Etlerde bulunmayan C vitamini bu şekilde vücuda alınabilir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">“ETLERUYGUN KOŞULLARDA MUHAFAZA EDİLMELİ”</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">“Etler saklanırken büyük parçalar yerine porsiyonluk olarak ayrılmalı, buzdolabı poşetlerine veya yağlı kağıtlara konularak saklanmalıdır. Bu şekilde buzlukta (-18 derecede)uzun süre saklanabilir. Tüketilecek etler buzdolabında çözdürülmeli ve çözülen etler tekrar dondurulmamalıdır. Etleri oda sıcaklığında ve açıkta çözdürmek kolayca bozulmasına ve zararlı hale gelmesine neden olabilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Güne, her zaman olduğu gibi bayramda da kahvaltı ile başlamanın önemi vurgulayan TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın: “hamur işleri ve kızartmaların yer aldığı kahvaltılar yerine; peynir çeşitleri, yumurta, zeytin, salatalık, domates gibi sebzeler, yeşillikler ve tam buğday ekmeği kahvaltı için sağlıklı bir seçim olacaktır. Ziyaretlerde şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların aşırıya kaçılmadan tercih edilmesi, metabolizma hızının dengede olması için 2-2,5 litre su tüketmeye dikkat edilmesi fiziksel aktiviteden uzak durulmaması ve akşam geç saatlerde yemek tüketilmemesi de sağlık bir beden için olmazsa olmazlardır” dedi.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Jun 2024 14:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/06/bayram-gelenegi-sagliginizi-bozmasin-1718364890.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramı’nda Doğru Beslenme Önerileri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kurban-bayraminda-dogru-beslenme-onerileri-40424</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kurban-bayraminda-dogru-beslenme-onerileri-40424</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Kurban Bayramı’nda, sağlıklı beslenmenin temel ilkelerine, besin seçimlerine, porsiyon kontrolüne, besinlerin pişirilme ve saklanma yöntemlerine dikkat etmek diyabet, kalp-damar hastalıkları gibi pek çok hastalığın önlenmesinde önemlidir. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü akademisyenlerinden Dr. Muteber Gizem Keser gerek bayram süresinde gerek bayramdan sonra vücut ağırlığının ideal ölçüde tutulmasının ve beraberinde gelebilecek hastalıkların önlenebilmesi için beslenme ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">“Günün En Önemli Öğünü Kahvaltıya Dikkat Edilmeli”</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Kurban Bayramı’nda nasıl sağlıklı beslenilebileceği konusunda tavsiyelerde bulunan KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü akademisyenlerinden Dr. Muteber Gizem Keser; “Bayram süresince kahvaltı öğününün atlanmaması gerekiyor. Kahvaltı, uzun süren açlık sonrasında sistemin enerji elde etmek için aldığı en önemli kaynağı sağlıyor. Kahvaltıda kavurma gibi et yemekleri yerine, hafif besinler tüketmek önem arz ediyor. Peynir, zeytin, yumurta, mevsim yeşilliği, açık çay, mümkünse ceviz, badem (porsiyon kontrolü sağlanarak) yağlı tohum gibi yiyecekler ile kahvaltıyı desteklemek sindirim sistemi şikayetlerin oluşumunu önlüyor” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">“Lif Alımı İçin Sebze Tüketimi İhmal Edilmemeli”</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Etlerin sebzelerle beraber tüketilmesinin hem besin değeri hem de lif alımı açısından önemli olduğunu söyleyen Keser; “Özellikle sindirim sistemi hastalığı olan bireylerin eti birkaç gün (minimum 24 saat) buzdolabında dinlendirdikten sonra tüketmesi sağlık problemlerinin önlemesinde fayda sağlayacaktır. Özellikle kalp-damar hastalığı öyküsü olan, kan yağları yüksek seyreden, vücut ağırlığı fazla olan bireyler, porsiyon kontrolü sağlamalı ve etin yağlı kısımlarını tüketmemelidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Pişirime yöntemi olarak, mümkün olduğunca kızartma veya kavurma yerine haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmelidir. Pişirilirken yanına domates, biber gibi sebzelerin de eklenmesi, sağlığa zararlı toksik etki gösterebilecek maddelerin etkisinin azalmasına yardımcı olmaktadır. Et ve etli yemeklerin yanına sofrada bol limonlu bir salata en iyi seçeneklerdendir. Mevsim yeşilliklerinden oluşan limonlu bir salata, C vitaminin etkisi ile kanserojen maddelerin oluşumunu azaltacak; aynı zamanda öğün içinde alınacak lif miktarını artıracaktır. Çiğneme sayısının çok olması da sindirim problemlerinin önüne geçecektir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">“Ayran veya Yoğurt Tüketimi Sindirimin Kolaylaşmasına Yardımcı Olur”</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Yemeklerde ayran ya da yoğurt tüketiminin sindirimi kolaylaştıracağını belirten Keser; “Yemeklerde, etin yanında gazlı içecekler, meşrubatlar yerine taze meyve tüketilmelidir. Yemeğin yanında ayran, yoğurt gibi içerisinde kalsiyum, B2, B12 vb. vitaminler ve protein bulunan ürünler, sindirimin de kolaylaşmasına yardımcı olacaktır. Bu besinler, laktoz hassasiyeti olan bireyler için de iyi birer alternatiftir” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins">Etin Muhafazasında Önemli Noktalar</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:Poppins"><span style="color:black">Kurban etinin muhafaza edilmesindeki önemli noktalara değinen Keser; “Et büyük parçalar halinde değil, küçük parçalara bölünerek buzdolabı poşetine konulmalı veya yağlı kâğıda sarılarak buzluk kısmında ya da derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler, -18 derece derin dondurucuda 3 ay muhafaza edilebilir. Et, kıyma haline getirilirse, muhafaza süresi kısaldığı için buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Et, derin dondurucudan çıkarılıp tüketilmek istendiğinde ise oda ısısında, kalorifer veya klima aracılığıyla değil, buzdolabında ya da mikro dalga fırında çözdürülmelidir. Oda ısısında çözdürülen et ürünleri, patojenlerin üremesi için ortam oluşturmaktadır” dedi.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Jun 2024 09:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/06/kurban-bayraminda-dogru-beslenme-onerileri-1718117705.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayram sabahına ılık bir bardak suyla başlayın</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bayram-sabahina-ilik-bir-bardak-suyla-baslayin-40163</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bayram-sabahina-ilik-bir-bardak-suyla-baslayin-40163</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Uzun süreli açlıkların ardından rutin yeme düzenine sağlıklı bir biçimde geçebilmek için beslenme ve su tüketiminin planlanması büyük önem taşıyor.&nbsp;Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, ramazan ayı boyunca vücudun kaybettiği sıvı miktarını telafi edebilmesi için bayramda doğal kaynak sularının ve doğal mineralli sularının tercih edilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Aktepe, az yemek yemeye alışan sindirim sisteminin bozulmaması için de aşırı yağlı ve unlu gıdalardan uzak durulması gerektiğinin altını çiziyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ramazan ayı boyunca oruç tutarken ister istemez su tüketimi kısıtlanıyor. Yaklaşan Ramazan Bayramı her ne kadar tatlılarıyla iştah kabartsa da güvenilir, mineralli ve doğal kaynak sularıyla vücuttaki su kaybını telafi etmek sağlık için öncelik taşıyor. Bayram neşesinin yerini hastalıkların almaması için planlı bir biçimde su içilmesi gerekiyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vücutta sıvı kaybının baş ağrısı, baş dönmesi, bayılma, halsizlik, mide bulantısı, tansiyon düşüklüğü gibi sorunlara yol açabileceğini belirten&nbsp;<strong>Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe</strong>, ‘’Bayram sabahında limon, nane ve tarçın içeren su tüketilerek güne başlanmalıdır. &nbsp;Özellikle sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve fosfat gibi vücudumuz için hayati önemi olan mineralleri barındıran doğal kaynak ve doğal mineralli suların tüketilmesine özen gösterilmelidir’’ dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>“Sindirim sisteminin yorulmaması gerekiyor”</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Oruçlu zamanlarda daha az yemek yemeye alışan sindirim sisteminin bayram sabahından başlayarak çok fazla yorulmaması gerektiğine de vurgu yapan Aktepe, şunları söyledi: ‘’Protein ağırlıklı bir kahvaltı yapıp, diğer öğünlerde yine mideyi yormayacak besinlerle devam etmeliyiz. Özellikle kızartmalar, aşırı yağlı besinler, şeker, fazla tuz kullanımı, beyaz unlarla yapılan börek, çörek, pastalara çok dikkat etmemiz gerekir. Bayramda sindirim sistemine çok yüklenilmesi halinde mide bulantısı, ishal, kusma sorunları yaşanabilir.’’&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>“İçtiğiniz suya dikkat edin”</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tüketilen suyun kalitesinin sağlıkta belirleyici olduğuna dikkat çeken Aktepe, ‘’Öncelikle sindirim sistemimizin rahatlaması ve bozulmaması için ambalajlı, içeriği net olarak bilinen, doğal kaynak suyu ve doğal mineralli suların tercih edilmesini öneriyoruz.&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Apr 2024 13:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/04/bayram-sabahina-ilik-bir-bardak-suyla-baslayin-1712498312.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da en hayati besin su</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ramazanda-en-hayati-besin-su-40010</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ramazanda-en-hayati-besin-su-40010</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında öğün sayısı ikiye düştüğü için bu öğünlerde ve öğünler arasında tüketilen her şey, günlük enerjinin yüksek kalması ve sağlıklı beslenme açısından önem taşıyor.  Beslenme kadar yeterli su tüketiminin de önemini vurgulayan Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe vücudun ihtiyacı olan vitamin ve minerali almak için yeterli miktarda doğal kaynak suyu ve doğal mineralli su içilmesi gerektiğine dikkat çekerek iftar ve sahur arasında en az 2 lt su tüketilmesi gerektiğinin önemle altını çiziyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücut fonksiyonlarının düzgün çalışmasında hayati bir rol oynayan su; Ramazan ayında daha da önemli bir ihtiyaç haline geliyor. Gün boyunca su içememek, sıvı kaybı dolayısıyla baş ağrısı, baş dönmesi veya halsizlik gibi problemlere yol açabiliyor. Bu nedenle, sahur ve iftar arasında 10-12 bardak su içilmesini öneren&nbsp;Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, Ramazan ayında özellikle mineral açısından zengin doğal kaynak ve doğal mineralli suların tercih edilmesi konusunda uyarıyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Sodyumdan fosfata kadar birçok minerali içinde barındırıyor"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan ayını sağlıklı bir şekilde geçirmek için bolca su içilmesinin önemine vurgu yapan&nbsp;Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe,&nbsp;“Vücudumuz normalde idrar çıkışı, terleme, vücut salgılarının üretimi ve daha birçok yolla belli miktarda su kaybeder. Ramazan ayında yeterli su içilmediğinde de vücutta sıvı kaybı gerçekleşeceğinden metabolik denge bozulur. Bu da tansiyon düşüklüğü, baş dönmesi, bayılma, baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik gibi belirtileri beraberinde getirir.&nbsp;Bu nedenle, özellikle&nbsp;sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve fosfat&nbsp;gibi vücudumuz için hayati önemi olan mineralleri barındıran, doğal kaynak ve doğal mineralli suların tüketimine Ramazan ayında çok daha fazla dikkat etmek gerekiyor” diye konuştu.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Su içmekte zorlananlar limon, tarçın ve nane ile suları tatlandırabilir”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Orucun büyük bir bardak ılık suyla açılmasını ve kalan miktarın ise sahur ve iftar arasında içilmesini öneren&nbsp;Aktepe, şöyle konuştu:&nbsp;Ramazan’da vücudun ihtiyacı olan mineralleri sağlayabilmek için içilen suyun&nbsp;dengeli doğal mineraller içeren doğal kaynak ve doğal mineralli su olmasına dikkat edilmeli, bu sebeple&nbsp;özellikle&nbsp;ambalajlı sular tercih edilmelidir.&nbsp;İftarda uzun bir açlık sürecinden sonra su içmekte zorlanan veya bulantı sorunu yaşayanlar sularına limon,&nbsp;tarçın, nane gibi hafif tat verici besinleri ekleyerek suyu daha kolay içebilir. Ayrıca&nbsp;su içmeyi sık sık hatırlamak için yakın çevrede her zaman dolu bir sürahi ve bardak bulundurulması da işe yarar. Bu konuda renkli ve eğlenceli ürünler tercih ederek su içmeyi keyifli hale getirebilirsiniz.&nbsp;Bununla birlikte, taze naneli veya fesleğenli ayran, şekersiz hoşaf veya komposto da iftar sofraları için son derece sağlıklı içecekler.” dedi</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Mar 2024 10:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-en-hayati-besin-su-1710761972.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Midenizi ve Kilonuzu Korumanın Yolları</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ramazanda-midenizi-ve-kilonuzu-korumanin-yollari-39925</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ramazanda-midenizi-ve-kilonuzu-korumanin-yollari-39925</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ramazan aynının gelmesiyle birlikte oruç tutan kişiler için beslenme alışkanlıklarını da düzenlemenin zamanı geldi. Sahur ve iftar arasındaki süre 17 saati bulurken, yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Sahura kalkılması, iftarın hızlı yapılmaması ve bu öğünlerde tok tutacak hafif besinlerin tercih edilmesi kilo alımını önlüyor, mide bağırsak sağlığına da iyi geliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Büşra Şen, Ramazan ayında beslenme ile ilgili bilgi verdi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Memorial%20Ata%C5%9Fehir%20Hastanesi%20Beslenme%20ve%20Diyet%20B%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC%E2%80%99nden%20Uz_%20Dyt_%20B%C3%BC%C5%9Fra%20%C5%9Een.jpg" style="border-style:solid; border-width:5px; float:right; height:371px; width:320px" />Sahurda hamur işleri ve ağır yemeklerden uzak durulmalı </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde 2 ana öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerekir. Sahura kalkılmaması ya da sahurda sadece su içilmesinin zararlı olduğu göz ardı edilmemelidir. Çünkü bu beslenme tarzı yaklaşık 17 saat olan açlığı, ortalama 20 saate çıkarmaktadır. Sahurun sabaha karşı yapılması özellikle kilo vermek isteyen danışanların gece yemek kilo aldırır şeklinde düşünerek sahur yapmaktan vazgeçmesine neden olabilir. Ancak zaten sınırlı yeme süresine sahip olunan Ramazan ayında gün içerisinde ihtiyaç duyulan enerji hem sahur hem de iftarda yapılan beslenme ile sağlanır. &nbsp;Eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalıdır. Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir. Aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak durulması uygun olacaktır.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İftarda hızlı yemek yemenin önüne geçilmeli </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bu süreçte dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da iftar sofraları için hazırlanan yiyecekler ve bunların tüketim miktarlarıdır. İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir. İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında fazla miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilir ve bu durum hem sağlık açısından risk oluşturabilir hem de ilerleyen günlerde kilo alımına zemin hazırlayabilir. Ayrıca midede rahatsızlık oluşturmaması adına yemeğe daha sıvı sayılan çorba ile başladıktan 15 dakika sonra az yağlı ızgara, haşlama, fırında ya da buğulama olarak hazırlanmış yemekler ile devam edilmelidir. Tatlı seçiminizi iftardan hemen sonra yapmak yerine, birkaç saat sonra ara öğünde tercih etmeniz önerilir. Ağır, şerbetli tatlılar yerine hafif meyve tatlıları veya dondurma tüketmek daha sağlıklı olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Komposto ve kuruyemişler ile bağırsaklarınızı hareketlendirin</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ramazan’da hareketsizlik, bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına hatta kabızlığa neden olabilir. İftardan 1-2 saat sonra yarım saatlik yürüyüşler yapmak, yemeklerde lif oranı yüksek yiyecekler (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, hoşaf ve kompostolar, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih etmek sindirime yardımcı olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Su ve tuz tüketimine dikkat!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Günde ortalama en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içmeye ve susama hissi duymasanız bile iftar ve sahur arasında sık sık su içmeye özen gösterilmelidir. Suya ek olarak kafein içeren içecekler yerine de süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve-sebze suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edebilirsiniz. Yemekle fazla tuz tüketmek susuzluğun daha fazla hissedilmesine neden olur. Bu nedenle özellikle sahurda olmak üzere oruç boyunca tuzlu yiyeceklerden uzak durarak tuz tüketimine dikkat etmenizde fayda vardır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ek olarak; kronik rahatsızlığı olup sürekli ilaç kullanması gereken kişiler oruç tutmak için mutlaka hekimine danışmalı ve bir diyetisyen takibinde oruç tutmalıdır.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Mar 2024 08:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-midenizi-ve-kilonuzu-korumanin-yollari-1710153813.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Balık Yağının 5 Önemli Faydası</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/balik-yaginin-5-onemli-faydasi-39832</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/balik-yaginin-5-onemli-faydasi-39832</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günümüzde besin takviyesi olarak tüketimi oldukça yaygın olan balık yağı özellikle çocuklar için sıkça kullanılıyor. İçeriğindeki Omega 3 yağ asitleri sayesinde vücudun önemli fonksiyonlarına yardımcı olan balık yağı, daha çok soğuk sularda bulunan balıklardan elde ediliyor. Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi, yüksek tansiyonun düşürülmesi, romatoid artrit semptomlarının hafiflemesi ve karaciğer yağlanması riskinin azaltılması gibi pek çok alanda faydaları bulunan balık yağının aşırı tüketimi ise mide bulantısı ve ishal gibi yan etkilere de yol açabiliyor.&nbsp;Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ceyda Nur Kınay, balık yağının faydaları hakkında bilgi verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Balık yağı günümüzde besin takviyesi olarak kullanılıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Genellikle uskumru, ton balığı ve ringa balığı gibi yağlı balıklardan elde edilen bir yağ türü olan balık yağı, Omega -3 yağ asitleri açısından zengin olması sebebiyle günümüzde besin takviyesi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Piyasada genellikle sıvı ve tablet formunda bulunan balık yağı, özellikle hipertrigliseridemi ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde en çok kullanılan besin desteği olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Soğuk su balıkları Omega-3 açısından daha zengin</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balık yağının içerdiği Omega 3; alpha-linolenic acid (ALA), eicosapentaenoic acid (EPA), and docosahexaenoic acid (DHA) olmak üzere 3 türü bulunan bir yağ asididir. ALA formu keten tohumu, soya fasulyesi ve kanola yağı gibi bitkisel kaynaklarda; EPA ve DHA ise balık ve diğer deniz ürünlerinde bulunmaktadır. Özellikle somon, ringa balığı, orkinos, ton balığı ve sardalya gibi soğuk su balıkları ile ceviz ve chia tohumu Omega 3 yağ asitlerinden zengindir. Omega 3 besinlerde doğal olarak bulunmasının yanı sıra; yumurta, yoğurt, meyve suyu, süt ve bebek mamalarına sonradan ilave edilerek zenginleştirme yapılabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bedenimizdeki bütün hücrelerin membranı için önemli bir bileşen olan Omega 3, özellikle göz, beyin ve sperm hücrelerinde yoğun olarak yer alır. Bununla birlikte kalp-damar sağlığı, akciğerler, immün ve endokrin sistem üzerinde birçok olumlu etkisi bulunmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Romatoid artrit semptomlarını azaltıyor, kan basıncını düzenliyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Balık yağının faydaları şu şekilde sıralanmaktadır:</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1. Balık yağının romatoid artrite bağlı semptomları rahatlatmaya yardımcı olabileceğine dair çalışmalar bulunmaktadır. Haftada iki kez besin kaynaklı tüketimi kalp hastalığı riskini azaltmaktadır; ancak besin takviyesi formu ile bu etkinin sağlanacağı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2. Balık yağının besin takviyesi formunda alımı kan basıncını düzenlemekte; yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olabilmektedir. Bununla birlikte balık yağı, içerdiği Omega 3 yağ asitleri sayesinde kan trigliserit düzeylerinin iyileşmesine, iyi kolesterol olarak adlandırılan HDL kolesterolün yükselmesine katkıda bulunabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3. Balık yağının içeriğinde bulunan çoklu doymamış yağ asitlerinin; kalp koruyucu, iltihaplanmayı baskılayıcı ve hipertrigliserdemi üzerine olumlu etkilere sahip olmaları sayesinde; metabolik sendrom gibi obeziteye bağlı komorbiditelerin önlenmesi ve tedavisinde etkili olabileceği düşünülmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">4. Balık yağı tüketimi adet kramplarına iyi gelebilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">5. Balık yağı ayrıca karaciğer yağlanmasını azaltıcı etki gösterebilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı tüketimi kanama riskini artırabilir</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücuda faydalarının yanı sıra balık yağı tüketiminin bazı yan etkileri de görülebilmektedir. Balık yağı takviyelerinin ağızda kötü bir tat ve koku bırakabilmesi, mide yanması, bulantı veya diyare (ishal) gibi sindirim sistemi problemlerine yol açabilmesi, yüksek dozda tüketimin kanama riskini de artırması ile antikoagülan ve antiplatelet ilaçların etkisini azaltması bu yan etkiler arasında yer almaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Hamile ve emziren kadınlar dikkatli kullanmalı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tablet, kapsül ve sıvı formda günlük olarak tüketilebilen balık yağı takviyelerinin faydasını görebilmek için uzun süreli kullanımı önerilmektedir. Çocuklarda, yetişkinlerde ve yaşlılarda güvenli bir şekilde kullanılabilen balık yağının ağır metal içerme riski nedeni ile gebelerde ve emziren annelerde daha dikkatli kullanılması ve uygun ürünlerin seçilmesi gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Balık yağı iştahı artırıp, kilo aldırmıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balık yağının iştah artırıcı ve kilo aldırıcı etkisinin olup olmadığı merak edilen sorular arasında yer almaktadır. Ancak balık yağının iştah artırıcı ve kilo aldırıcı etkisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte balık yağı günün herhangi bir saatinde öğün sırasında yağ içeren besinler ile tüketilmesi önerilmektedir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Feb 2024 12:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/02/balik-yaginin-5-onemli-faydasi-1709129251.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuk Havalarda Göz Sağlığınızı Koruyacak 5 İpucu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/soguk-havalarda-goz-sagliginizi-koruyacak-5-ipucu-39758</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/soguk-havalarda-goz-sagliginizi-koruyacak-5-ipucu-39758</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Soğuk hava ve sert rüzgarlarla birlikte göz sağlığımız için çeşitli riskler de getiriyor. Bu durumlar, doğru önlemler alınmadığında göz sağlığını ciddi şekilde etkileyebiliyor ve soğuk havalarda sıkça karşılaşılan kuru göz, fotokeratit ve rüzgarın neden olduğu tahrişlere sebebiyet verebiliyor. Göz Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Opr. Dr. Şehvar Nefesoğlu, soğuk havalarda göz sağlığını korumak için pratik ve etkili 5 yönteme değindi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Opr_%20Dr_%20%C5%9Eehvar%20Nefeso%C4%9Flu.png" style="border-style:solid; border-width:5px; float:left; height:412px; width:320px" />Göz Nemini Koruyun</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Soğuk havalarda iç mekanlarda ısıtma sistemlerinin kullanımı hava nemini düşürür ve gözlerin kurumasına yol açabilir. Yapay gözyaşı damlaları ve hava nemlendiricileri, gözlerin nemli kalmasına yardımcı olarak kuru göz rahatsızlığını önlemeye yardımcı olabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Soğuk ve Rüzgardan Korunun</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Soğuk rüzgarların göz yüzeyinde tahriş ve kuruluk yaratabileceğine dikkat çeken Opr. Dr. Şehvar Nefesoğlu, “Dışarı çıkarken gözleri koruyacak şekilde şapka ve eşarp kullanımı, bu tür rahatsızlıkları önleyebilir.” diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Gerekli Vitamin ve Minarelleri Alın </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Göz sağlığını destekleyen vitamin ve mineraller açısından zengin bir diyet, gözlerin sağlıklı kalmasına yardımcı olabilir. Özellikle A, C ve E vitaminleri ile Omega-3 yağ asitleri bu konuda oldukça önemli. Ayrıca, yeterli su tüketimi gözlerin nemli kalmasına katkı sağlayabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Soğuk Havalarda Kontrollerinizi Aksatmayın </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Nefesoğlu, kış aylarında artan göz rahatsızlıklarına karşı düzenli göz kontrollerin öneminin altını çizerek ekliyor; “Bu kontroller, olası sorunların erken tespit edilmesine ve etkili tedavi yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanır.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Soğuk havalar, göz sağlığımız için özel dikkat gerektiren bir dönem. Nemlendirme, rüzgar ve soğuktan korunma, dengeli beslenme ve düzenli göz kontrolleri gibi önlemler, soğuk hava koşullarının gözlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirgemeye yardımcı olabilir. Özellikle soğuk havalarda göz sağlığına yönelik bu basit adımları uygulamanın uzun vadede göz sağlığını korumak ve potansiyel göz rahatsızlıklarını önlemek için hayati önem taşıdığını belirten Nefesoğlu, “Unutmayın, göz sağlığınız, genel sağlığınızın ve yaşam kalitenizin önemli bir parçasıdır. Soğuk havalarda gözlerinize gereken özeni göstermek, her mevsim sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmenize katkıda bulunacaktır.” diyor. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Feb 2024 13:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/02/soguk-havalarda-goz-sagliginizi-koruyacak-5-ipucu-1708535181.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip sonrası bağışıklık sisteminizi bu besinlerle güçlendirin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/grip-sonrasi-bagisiklik-sisteminizi-bu-besinlerle-guclendirin-39750</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/grip-sonrasi-bagisiklik-sisteminizi-bu-besinlerle-guclendirin-39750</guid>
                <description><![CDATA[Bağışıklığın toparlanması için sağlıklı beslenmek ve dinlenmenin önemi büyüktür. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Nur Sinem Türkmen, grip sonrası bağışıklık sisteminin toparlanması ve güçlenmesini sağlayacak besin önerilerinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Grip, influenza virüsünün neden olduğu oldukça bulaşıcı bir solunum yolu enfeksiyonudur. Grip semptomları genellikle yaklaşık bir hafta sürer. İyileştikten sonra bir hafta daha yorgunluk, halsizlik ve öksürük yaşamaya devam edilebilir. Yorgunluk, vücudun viral bir enfeksiyonla mücadeleye verdiği tepkinin normal bir parçasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taze meyve ve sebzeler, et veya tavuk sulu çorbalar virüsle savaşırken bağışıklık sistemini güçlendiren önemli vitaminler, mineraller ve antioksidanlar sağlar. Vücut direncini güçlendirmek ve korumak için öğünlerin sade ama besleyici gıdalarla yapılması gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sıvı ihtiyacı en iyi su ile karşılanıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücudun kaybedilen sıvıyı yerine koymak için bol miktarda sıvıya, hatta enfeksiyonla mücadele etmek için daha fazlasına ihtiyacı vardır. Sıvı ihtiyacı en iyi su ile karşılanır ancak ıhlamur, ekinezya, kuşburnu gibi bitkisel çaylar da tüketilebilir. Ayrıca bitki çaylarına 1 tatlı kaşığı bal ilavesi de yapılabilir. Bunlar semptomlar üzerinde rahatlatıcı bir etki de gösterir. Kahve, siyah çay ve alkol tüketimi vücutta su kaybına neden olduğu için hastalık ve toparlanma süreci boyunca tüketilmemelidir. Griple savaşırken vücudun en iyi ilacı uykudur. Bağışıklık hücreleri özellikle gece uykusu sırasında çoğalır, bu nedenle en geç 22:00’de yatağa girilmesi ve en az 8 saat uyunması fayda sağlayacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sağlıklı beslenme vücudu hastalıklara karşı koruyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağışıklık hücreleri de dahil olmak üzere tüm hücrelerin sağlığı ve işlevi için çeşitli bir diyetin parçası olarak yeterli miktarda besin tüketmek gerekir. Sağlıklı beslenme vücudu mikrobiyal saldırılara ve aşırı iltihaplanmaya daha iyi hazırlayabilir, ancak tek tek gıdaların özel koruma sağlaması pek olası değildir. Vücudun bağışıklık tepkisinin her aşaması, birçok mikro besinin varlığına dayanır. Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve işlevi için kritik olduğu belirlenen besin örneklerine C vitamini, D vitamini, çinko, selenyum, demir ve protein (amino asit glutamin) dahildir. Bunlar çeşitli bitkisel ve hayvansal gıdalarda bulunurlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bu besinler bağışıklığı destekliyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bazı besin ögelerinin eksikliği vücudun bağışıklık tepkisini değiştirebilir. Bilimsel çalışmalarda çinko, selenyum, demir, bakır, folik asit ve A, B6, C, D ve E vitaminlerindeki eksikliklerin bağışıklık tepkilerini değiştirebileceği gösterilmiştir. Bu besinler bağışıklık sistemine çeşitli şekillerde yardımcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Sarımsaktaki aktif bileşen olan allicin sativum'un soğuk algınlığı üzerinde antiviral ve antimikrobiyal etkileri bulunur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Kırmızıbiber, maydanoz ve tüm narenciye meyveleri C vitamini bakımından yüksektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Brokoli vitamin ve mineraller ile güçlendirilmiştir. A, C ve E vitaminlerinin yanı sıra lif ve diğer birçok antioksidanla dolu brokoli, tabağınıza koyabileceğiniz en sağlıklı sebzelerden biridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Zencefil ve zerdeçal iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir, bu da boğaz ağrısını ve iltihaplı hastalıkları azaltmaya yardımcı olabilir. Zencefil mide bulantısına da yardımcı olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Kara mürver yıllardır soğuk algınlığı ve grip tedavisinde kullanılmaktadır. Bilimsel çalışmalarda, günde dört kez mürver takviyesi tüketen grip hastalarında ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, burun tıkanıklığı ve öksürükte azalma görülmüştür. Bulantı, kusma ve ishale neden olabileceğinden çiğ mürver tercih edilmemelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Ispanak, flavonoidler, karotenoidler, C ve E vitamini dahil olmak üzere birçok temel besin ve antioksidan içerdiğinden bağışıklık sistemini güçlendirir. Kereviz ve portakal/kivi, birçok insanın soğuk algınlığı hissettiğinde başvurduğu vitamin olan mükemmel bir C vitamini kaynağıdır. Havuç, bir tip antioksidan olan beta karoten içeriği nedeniyle bağışıklık sistemini destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Meyve ve sebzeler, ne kadar renkliyse o kadar iyidir. Canlı renkler, karotenoidler, polifenoller, flavonoidler ve antosiyaninler gibi antioksidan ve antienflamatuar fitokimyasalların varlığına işaret eder.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Karahindiba ve roka gibi acı yeşillikler, sağlam doğal öldürücü hücre üretimini ve uygun T hücresi işlevini desteklemek için karaciğer sağlığını destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Tam tahıllar ve baklagiller sağlıklı bir bağırsak için lif sağlar. Bağırsak, bağışıklık aktivitesinin önemli bir merkezi olduğundan, onu dengede tutmak önemlidir! Bu gıdalar ayrıca ilave bağışıklık desteği için B vitaminleri ve çinko içerir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Keten tohumu, iyi bir anti-inflamatuar Omega-3 yağ asitleri kaynağıdır. Ayrıca, öğünlere sağlıklı yağlar eklemek, bağışıklık sağlığı için çok önemli olan A, D ve E gibi yağda çözünen vitaminlerin emilimine yardımcı olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">· Chia tohumları, içerdiği Omega-3 yağ asitleri sebebiyle vücudumuzda inflamasyonu azaltır. Bağırsak ve bağışıklık sistemimizi destekler. Kakao, vücudun hücrelerini serbest radikallerden koruyarak bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilecek teobromin adı verilen bir antioksidan içerir. Yaban mersini bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilecek antioksidan özelliklere sahip olan antosiyanin adı verilen bir tür flavonoid içerir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Feb 2024 11:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/02/grip-sonrasi-bagisiklik-sisteminizi-bu-besinlerle-guclendirin-1708333349.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tütün Kullanımı Her Yıl Dünyada 8 Milyon İnsanın Ölümüne Sebep Oluyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/tutun-kullanimi-her-yil-dunyada-8-milyon-insanin-olumune-sebep-oluyor-39668</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/tutun-kullanimi-her-yil-dunyada-8-milyon-insanin-olumune-sebep-oluyor-39668</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde, tütün kullanımının yılda 8 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtığını ve en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu vurguladı. Bağımlılıktan kurtulmak isteyenlere destek olmak için tüm birimleriyle hizmet veren Yeşilay, daha sağlıklı bir gelecek çağrısında bulundu. "Tütün kullanımıyla mücadelede birlikte hareket ederek daha sağlıklı bir gelecek inşa edebiliriz" diyen Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Mücahit Öztürk, dünyada yeni geliştirilen tütün ve nikotin ürünlerinin yarattığı tehlikeye de dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele eden dünyanın en eski sivil toplum kuruluşlarından biri olarak alkolle başlayan mücadelesini tütün, madde, kumar ve son olarak da teknoloji bağımlılığı alanında sürdürüyor. Tütün ürünlerinin kullanımıyla mücadelesini halk sağlığı temelli ve önleyicilik odağında sürdüren Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde tütün ürünlerinin ve elektronik sigaraların yarattığı risklere dikkat çekti.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Her yıl 1,3 milyon kişi pasif içiciliğe maruz kaldığı için hayatını kaybediyor.”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk&nbsp;konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:“Tütün kullanımı, bazı kanserler, kalp krizleri, felçler ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi solunum yolu hastalıkları dahil olmak üzere birçok hastalığın önde gelen nedeni. Hamilelik sırasında sigara kullanımı düşük doğum ve erken doğum riskini artırıyor.&nbsp;Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün kullanımının her yıl dünyada 8 milyon insanın ölümüne neden olduğunu; bu ölümlerin 1,2 milyondan fazlasının pasif içicilikten kaynaklandığını ve 65.000'inin ise çocuklar arasında gerçekleştiğini belirtiyor.&nbsp;Tütün ürünlerinin içindeki toksin (zehir) ve kansere neden olabilecek diğer maddeler yanan sigaradan havaya yayılarak, içen kişinin yakınındakiler için de zehirli bir ortam oluşturuyor.&nbsp;Bu sebeple tütün kullanmadığı halde tütüne maruz kalanların durumu da büyük bir önem arz ediyor.&nbsp;Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda astım, bronşit, soğuk algınlığı, orta kulakla ilgili sorunlar ve akciğer işlevinde azalma gibi solunum sistemine ilişkin sorunların görülme riskinin de daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle dumansız hava sahası çok önemli.&nbsp;2008'de dünya nüfusunun sadece %5'i dumansız hava sahası kapsamındaydı, ancak bugün dünya nüfusunun dörtte birinden fazlası bu uygulama kapsamında yer alıyor. Son 15 yılda, dumansız hava sahası uygulamalarının kapsadığı ülke sayısı 2007'de 10 iken 2022'de 74'e yükseldi.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Gençler risk altında</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyada yeni geliştirilen tütün ve nikotin ürünlerinin yarattığı tehlikeye dikkat çeken&nbsp;Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk,&nbsp;“Elektronik sigara olarak bilinen Elektronik Nikotin Dağıtım Sistemleri (ENDS),&nbsp;2008-2009&nbsp;yıllarında piyasaya çıktı. 2019'da, yeni bir tek kullanımlık ENDS olan Puff Bar, ABD'de ve 2020'de İsviçre'de piyasaya sürüldü. Bugün, dünya çapında çeşitli tek kullanımlık ENDS markaları ticarileştiriliyor ve bu tek kullanımlık ENDS'lerin sayısı giderek artıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 yılı Küresel Tütün Salgını Raporu, ‘Yeni ve Geliştirilmekte Olan Tütün Ürünlerinin Ele Alınması’temasıyla yayımlandı. Rapora göre, toplam 111 ülke ENDS'yi bir şekilde düzenledi. Bu ülkelerden 32’si ENDS satışını yasakladı ve diğer 79 ülke ENDS'yi düzenlemek için bir veya daha fazla yasal önlemi kabul etti. 84 ülkede hala ENDS'yi ele alan herhangi bir yasak veya düzenleme bulunmamakta,” dedi.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tütün endüstrisinin bu ürünlerin sigarayı bırakmayayardımcı, daha zararsız ürünler olarak tanıttığını; bu ürünlerin"temiz", "dumansız" veya "daha güvenli" diye pazarlandığını söyleyen&nbsp;Prof. Dr. Mücahit Öztürk,&nbsp;şunları ifade etti:“Çocuklar ve ergenler arasında elektronik sigara kullanımı, geleneksel sigaraları ve diğer tütün ürünlerini kullanma olasılığını artırıyor. 20 yaşın altındaki çocuklar ve ergenler arasında elektronik sigara kullanımı, yalnızca nikotinin bu yaş grubundaki zararlı etkileri nedeniyle değil; aynı zamanda elektronik sigara kullanımının, gelecekte diğer tütün ürünlerini de kullanmaya başlamalarına ve tütün ürünlerine bağımlı olmalarına yol açabilmesi nedeniyle de endişe verici.”&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Tütün kullanımının önlenmesi için tüm toplumun birlikte hareket etmesi gerekiyor.”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Tütün kullanımı, halk sağlığı açısından kritik bir sorun ve toplumun genel hastalık riskini ve yükünü artırmakta.&nbsp;Tütün kullanımıyla mücadelede bireysel çabaların yanı sıra devlet politikaları ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliği de büyük önem taşımakta. Birlikte hareket ederek daha sağlıklı bir gelecek inşa edebiliriz,” diyen Öztürk, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nün sigarayı bırakmak isteyenler için önemli bir fırsat olduğunu belirtti.&nbsp;Prof. Dr. Mücahit Öztürk sözlerini şöyle noktaladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Bağımlılıktan kurtulmak isteyen herkese destek olmak için buradayız. Yeşilay Danışmanlık Merkezlerimizde ücretsiz danışmanlık hizmeti vererek sigarayı bırakma sürecinin her adımda yanlarında oluyoruz. T.C. Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz ‘Bırakabilirsin’ mobil uygulamasında tütün bağımlılığından kurtulmak isteyenlere ihtiyaç duydukları destekleri sunuyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurulduğu günden bu yana, 1 milyondan fazla çağrı alan Yeşilay Danışmanlık Merkezlerimiz, danışanlarımızın bağımlılıkla mücadelesinde yol gösterici oluyor. En az 3 yüz yüze görüşmeye gelmiş olan danışanlarımıza yaptığımız anketlerde, danışan memnuniyet oranını yüzde 91 olarak ölçümlüyoruz. Bağımlılık gibi zorlayıcı bir alanda; bu yüksek memnuniyet oranı oldukça umut verici. &nbsp; T.C. Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz ‘Bırakabilirsin’ mobil uygulamasında tütün bağımlılığından kurtulmak isteyenlere ihtiyaç duydukları destekleri sunuyoruz.”&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Feb 2024 15:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/02/tutun-kullanimi-her-yil-dunyada-8-milyon-insanin-olumune-sebep-oluyor-1707423425.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şekeri hayatınızdan nasıl çıkartırsınız? Aşırı şeker tüketiminin olumsuz etkileri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sekeri-hayatinizdan-nasil-cikartirsiniz-asiri-seker-tuketiminin-olumsuz-etkileri-39623</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sekeri-hayatinizdan-nasil-cikartirsiniz-asiri-seker-tuketiminin-olumsuz-etkileri-39623</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günümüzde hızla değişen yaşam tarzları ve beslenme alışkanlıkları, birçok sağlık sorununa yol açabilmektedir. Bu sorunlardan biri de aşırı şeker tüketimidir. Şeker, günlük yaşantımızda sıkça karşılaştığımız bir tatlandırıcı olmasının yanı sıra, vücudumuz üzerinde pek çok etki yaratabilen bir maddedir. Ancak, fazla miktarda şeker tüketiminin sağlığa olan olumsuz etkileri giderek daha fazla araştırma ve dikkat çekmektedir. Öncelikle, aşırı şeker tüketiminin kilo artışına neden olabileceği bilinmektedir. Şeker, enerji yoğun bir besindir ve vücut tarafından hızla emilir. Bu durum, aşırı şeker alımının obezite riskini artırabileceği anlamına gelir. Obezite ise bir dizi sağlık sorununa kapı aralayabilir, kalp hastalıkları, diyabet, ve metabolik sendrom gibi. 150 yıllık köklü geçmişiyle müşterilerine hizmet veren ve Türkiye’nin en büyük sigorta şirketleri arasında yer alan&nbsp;Generali Sigorta, aşırı şeker tüketimini engellemenin yollarını paylaştı. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Doğal şekerleri tercih edebilirsiniz</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı şeker tüketimi insülin direncini artırabilir. Yüksek miktarda şeker alındığında, pankreas tarafından üretilen insülin hormonunun etkisi azalabilir. Bu durum, tip 2 diyabet riskini artırabilir. Ayrıca, şekerin bağışıklık sistemi üzerindeki olumsuz etkileri de unutulmamalıdır. Fazla şeker tüketimi, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve enfeksiyonlara karşı direncin azalmasına neden olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meyve, sebze ve tam tahıllar gibi doğal şeker kaynakları, vücudunuz için gerekli besin maddelerini sağlar. Bu tür besinleri tercih ederek rafine şeker içeren atıştırmalıklardan kaçının.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeker yerine doğal tatlandırıcıları tercih edin. Mesela, bal, akçaağaç şurubu, hindistancevizi şekeri gibi doğal tatlandırıcıları kullanabilirsiniz. Ancak, bu alternatifleri de kontrollü bir şekilde kullanmalısınız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İçecek seçimlerini dikkatli yapabilirsiniz</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeker tüketiminin diş sağlığı üzerindeki etkileri de göz ardı edilmemelidir. Şeker, ağız içinde bakterilerin çoğalmasına ve diş çürüklerinin oluşmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca, şekerin kan şekerini hızla yükseltmesi, enerji seviyelerinde ani dalgalanmalara neden olabilir, bu da günlük yaşam kalitesini etkileyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şekerli içecekler, günlük şeker alımını önemli ölçüde artırabilir. Su, bitki çayları veya şekersiz içecek alternatifleri tercih ederek şeker alımınızı sınırlayın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hazır gıdalarda ve paketli ürünlerde gizli şeker miktarı yüksek olabilir. Bu nedenle, bu tür ürünleri seçerken dikkatli olun. Özellikle çocuklara yönelik atıştırmalıklar genellikle fazla şeker içerebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Dengeli beslenme ve promosyon porsiyon kontrolü de önemli</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dengeli bir beslenme düzeni oluşturarak, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri alabilirsiniz. Protein, lif ve sağlıklı yağlar gibi besin gruplarını içeren bir diyet, şeker ihtiyacınızı azaltabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şekerli yiyecekleri tüketirken porsiyon kontrolüne dikkat edin. Küçük porsiyonlar daha büyük miktarlarda şeker alımını önleyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ev yemekleri hazırlamak işe yarayabilir</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Evde yemek hazırlamak, şeker miktarını kontrol etmenizi sağlar. Fast food veya hazır gıdalardan kaçının ve mümkünse evde taze malzemelerle yemek pişirin.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meyve doğal şeker içerir, ancak aşırı miktarda tüketildiğinde şeker alımını artırabilir. Günlük meyve tüketimini dengeli bir seviyede tutun.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hazır atıştırmalıklar genellikle şeker içerir. Sağlıklı atıştırmalıkları tercih ederek, özellikle iş yerinde veya dışarıda iken bilinçli seçimler yapabilirsiniz.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jan 2024 11:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/01/sekeri-hayatinizdan-nasil-cikartirsiniz-asiri-seker-tuketiminin-olumsuz-etkileri-1706712829.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğal felaketler astım ve alerjiyi nasıl etkiliyor?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dogal-felaketler-astim-ve-alerjiyi-nasil-etkiliyor-39411</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dogal-felaketler-astim-ve-alerjiyi-nasil-etkiliyor-39411</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Fuat Kalyoncu doğal felaketlerin büyük yıkımlar yapan savaşlar gibi olduğunu, insan sağlığını derinden etkilediğini belirterek, “Hava kirliliğinin artması astım başta olmak üzere solunum yolu alerjileri için önemli bir tetikleyicidir. Kimyasal kirlenme deri alerjilerinin artmasına neden olur. Yaşanılan bu sıra dışı afetler ve olaylar hamileleri etkilerken bebeklerinde de epigenetik değişiklikler yapabilmektedir” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı soğuk, aşırı sıcak, depremler, sel, çığ, tsunami, kasırga, kum fırtınaları, yangınlar, yanardağ patlamaları ve bunların sonucu olan savaşlar ve göçler doğal felaketler arasında yer alıyor. Bazen bağımsız gerçekleşebilecekleri gibi bazen de birbirlerini izleyen afetler görülebiliyor. 2011 yılında Japonya açıklarında sualtında olan bir depremin tsunamiye yol açarak Japonya’yı vurması ve Fukushima nükleer santralinin bundan etkilenerek tahribi, bölgede aynı bir Çernobil faciası gibi bir felakete yol açmıştı. Görüldüğü gibi bazı doğal felaketler birbirini tetikleyerek zincirleme facialara da yol açabilir. Bu yıl ülkemizde yaşanılan Güneydoğu depreminin, daha çok Kuzey Amerika’da olan tayfun ve kasırgaların her birinin, birkaç atom bombasına eşdeğer tahribat yaptığı düşünülüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Büyük doğal felaketlerin büyük yıkımlar yapan savaşlar gibi olduğunu ifade&nbsp;eden&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Fuat Kalyoncu&nbsp;insan&nbsp;hayatı ile ilgili barınma, beslenme, ilaç tedariki, haberleşme ve ulaşım gibi her alanda yaşanacak sorunların direkt ve dolaylı olarak mutlaka sağlığı da etkileyeceğini söyledi. Felaketler esnasında yerkabuğundan, yıkılan binalardan, fabrikalardan, yangınlardan çıkan toksik maddelerin ve gazların ister istemez canlılar tarafından solunduğunu ve bu zararlı gazların, solunum ve bağışıklık (immün) sistemlerini etkilediğini ifade eden Kalyoncu, “Sonuçta her tür aşırı ısı farklılığı, toksinler, polenler, toz, küfler, radyoaktivite, mikroorganizma, partikül vs. solunum havası ile akciğerlerimize girmektedir. Burundan başlayarak solunum sisteminin epitel bütünlüğü bozulmakta, inflamasyon (iltihaplanma), infeksiyon ve oksidatif stres artmaktadır. Normal kişilerde bile üst ve alt solunum yolu etkilenmesine bağlı sağlık sorunları kendini göstermektedir. Elbette astımlı ve alerjisi olan bu olaylardan daha çok etkilenmektedir. Mesela seller nedeniyle insanların yaşadıkları iç ortamların ıslanması, rutubetlenmesi küflenmeye yol açacaktır. Küf mantarları önemli bir alerjendir ve alerjik nezle ve astım ataklarına neden olur” dedi. Hava kirliliğinin artmasının astım başta olmak üzere solunum yolu alerjileri için önemli bir tetikleyici olduğunu ifade eden Kalyoncu, kimyasal kirlenmenin deri alerjilerinin artmasına neden olacağını, Yaşanılan bu sıradışı afet ve olayların hamileleri etkilerken onların bebeklerinde de epigenetik değişiklikler yapabildiğinin altını çizdi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Dec 2023 08:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/12/dogal-felaketler-astim-ve-alerjiyi-nasil-etkiliyor-1702630156.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alerjisi Olan Her 10 Çocuktan 7’si Fırında Pişmiş Süt Ve Yumurta Ürünlerini Tüketebiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunlerini-tuketebiliyor-39222</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunlerini-tuketebiliyor-39222</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Ebru Arık Yılmaz, son zamanlarda sıklığı giderek artan inek sütü ve yumurta alerjilerinin özellikle çocuklarda önemli bir sorun olarak görülmeye başladığını söyledi. Arık buna karşın süt ve yumurta alerjisi olan 10 çocuktan 7’sinin bu ürünler, fırında piştiği takdirde tüketebildiğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son zamanlarda sıklığı giderek artan inek sütü ve yumurta alerjileri özellikle çocuklarda önemli bir sorun haline gelmeye başladı. Günümüzde neredeyse ortalama her 20 çocuktan birinde inek sütü veya yumurta alerjisi görülüyor. Alerjisi olan çocuklar, büyümeleri için önemli bir protein, mineral ve enerji kaynağı olan süt ve yumurta gibi iki önemli besinden uzaklaşmak durumunda kalsalar da son zamanlarda yapılan çalışmalar gösteriyor ki inek sütü veya yumurta alerjili çocukların 10’da 7’si gibi önemli bir kısmı, direkt olarak bu besinleri tüketemeseler bile fırınlanmış veya fermente edilmiş formlarını alerjik belirti göstermeden tüketebiliyorlar. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Ebru Arık Yılmaz inek sütü veya yumurtayı özellikle un ve şeker gibi malzemelerle birlikte, belirli bir süre ve sıcaklıkta fırınlamanın bu besinlerin alerjik özelliklerini belirgin olarak azalttığını söyleyen Arık, “Üstelik araştırmalarda bu ürünleri alerjik belirti göstermeden düzenli olarak tüketebilen çocukların besin alerjilerinin, bu ürünleri tüketemeyen çocuklara göre daha çabuk geçtiği görüldü. Ancak bu durumun besin alerjisi olan her çocuk için geçerli olmadığını; bazı çocukların alerjisi azaltılmış ürünlerle bile çok ciddi alerjik belirti gösterebileceğini unutmamak lazım. Bu nedenle, bir çocuğun alerjik özellikleri nispeten azaltılmış fırınlanmış ürünleri alerjik belirti yaşamadan sorunsuz bir şekilde tüketip tüketemeyeceği mutlaka doktor kontrolünde belirlenmelidir” dedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Doc__Dr__Ebru_Arik_Yilmaz.png" style="height:642px; width:640px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Arık sözlerine şöyle devam etti: “Biz çocuk alerji hekimleri olarak, alerjik çocuklara bu ürünleri önermeden önce hangi çocukların bu fırınlanmış ürünleri tüketebileceğini, hangilerinde ise alerjik belirtilere yol açabileceğini belirleyebilmek için birtakım testler yaparız. Bu testler hem deriden hem de kandan yapılan alerji testleridir. Bu testler sonucunda uygun olan çocuklara fırınlanmış ürünleri hastane şartlarında yakın gözetim altında, çok düşük miktarlardan başlayarak belirli aralıklarla ve giderek artan miktarlarda yediririz. Yedirme işlemi sırasında hemen alerjik belirti olmasa bile en az 2 saat daha ortaya çıkabilecek alerjik belirtiler açısından gözleriz. Bu süre içerisinde alerjik belirti olmadan bu besini tüketebildiğini belirlersek o zaman evde nasıl devam edebileceğini anlatan bir plan veririz. Gelişebilecek alerjik belirtilere hızlı ve etkin müdahale edilebilmesi için bu ürünlerle ilk karşılaşmanın mutlaka besin alerjileri konusunda deneyimli bir çocuk alerji uzmanı gözetiminde yapılması gerekir.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Nov 2023 08:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/11/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunlerini-tuketebiliyor-1699536397.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>10 Soruda Kış Alerjileri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/10-soruda-kis-alerjileri-39207</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/10-soruda-kis-alerjileri-39207</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk alerjisi nedir? Kimler risk altında? Kışın maske kullanımı alerjiyi tetikler mi? Yoksa aksine koruyucu mudur? Gribal enfeksiyonlarla alerjiyi nasıl ayırt ederiz? Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği uzman hekimleri kış alerjilerine yönelik en çok merak edilen 10 soruyu yanıtladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kışın hangi alerjiler görülür ve hayatı nasıl zorlaştırır?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış alerjilerinin çoğunluğu ev, okul gibi iç ortamlardadır. İnsanlar kışın özellikle yeterli havalandırma yapılmayan iç ortamlarda daha fazla zaman geçirdikleri için kış alerjilerine bağlı yakınmalar daha sık görülür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış alerjilerinin en sık nedenleri ev tozları, ev tozu akarları, rutubet, evcil hayvan tüyü ve böceklerdir. Soğuk hava ve nem ile özellikle ev içi atmosferinde solunan havadaki artan küf, ev tozu akarı gibi alerjen iç ortam ısısını ve neminin artmasını çok sever ve hızla çoğalırlar, bu bağlı olarak hem cilt hem de solunum yolu alerjileri gelişebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında atmosferin hava ısısının ciddi azalması ile soğuk havaya temas sonrası ciltte halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker şeklinde cilt alerjisi olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca astım ve alerjik nezlesi olan hastaların soğuk havanın solunum yolunu olumsuz etkileyip hasar oluşturması sonrası yakınmaları artabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm bu durumlar kişinin; günlük sosyal yaşamında, iş hayatında ve çocuk hastaların okul hayatında yaşam kalitesini bozabilir. Bu durum iş günü kaybı, çocuklarda eğitim aksaması, okul başarısında düşme gibi zorlukları beraberinde getirebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Okulların açılması ile birlikte artan viral enfeksiyonlar alerjik hastalığı (astım, alerjik nezle) olan çocuklar için büyük risktir. Kış aylarında tüm dünyada bu viral enfeksiyonlar çok sık görülmektedir. Bulaşıcı özelliği fazla olan bu enfeksiyonlar, alerjik hastalıkların semptomlarını artırabilir. Enfeksiyonlar dışında, ev içi alerjenler, artan hava kirliliği solunum yolu mukozasını bozarak alerji semptomlarını ve astım ataklarını tetikleyebilir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kimler risk altında?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında özellikle daha önceden bilinen astım, alerjik rinit, egzama, kronik ürtiker (kurdeşen) gibi hastalıkları olan bireyler daha fazla risk altındadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca yaşadığı dış ortam ısısı ortalama hava sıcaklığının çok altında olan ve iç ortam neminin çok fazla arttığı bölgelerde yaşayan bireyler daha fazla risk altındadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaşanılan bölgede artmış endüstriyel alt yapıya bağlı oluşabilecek hava kirliliğinin artışı da yine bu bölgelerde yaşayanlar için ayrı bir risk faktörüdür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında nemin artması sonrası artan ev tozu akarları her çeşit kumaş türünde yaşayabilmektedir. Sıklıkla yün yastık, yorgan ve yatakta, kalın kumaşlı perdeler gibi alanlarda yüksek oranda bulunurlar.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nasıl tedbir alınmalı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kullanılan yatak, yastık ve yorgan yün olmamalı ve mümkünse akar geçirmeyen tıbbi özel kılıflarla kaplanmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mümkünse halılar kaldırılmalıdır, değilse büyük bir halı yerine küçük ince bir kilim kullanılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalın veya ağır perdeler yerine stor veya tül perde tercih edilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaşanılan odada mümkün oldukça az eşya bulundurup kitap ve oyuncak gibi eşyaları kapalı dolaplarda saklanılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akarların çok yoğun olarak yaşayabileceği tüylü ve peluş oyuncaklar uzaklaştırılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her hafta en az bir defa HEPA filtreli veya yüksek vakumlu elektrik süpürgesi ile tüm oda temizlenmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerjik hastalığı olan bireyler, kış aylarında diğer mevsimlere oranla daha fazla artan hava kirliliği olan ortamlardan uzak durmalı kalabalık ve havalandırması olmayan kapalı ortamlarda uzun süre bulunmamalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sigara maruziyetinden uzak durulmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk havanın solunum yollarını etkilememesi için ağız, burun ve göz gibi organlar iyi korunmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında görülme sıklığı artan grip, nezle, farenjit gibi viral solunum yolu enfeksiyonları özellikle astım hastalarını kış aylarında olumsuz etkileyip astım kontrolünü bozabilir. Bu nedenle astım ve alerjik nezle hastalarında kışın olumsuz etkilenmeyi azaltmak için uygun mevsimde grip aşısı yapılması faydalı olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk alerjisi olan bireylerin kış aylarında kalın giyinmesi ve soğuğa maruz kalınan süreyi azaltması gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerjik hastalar, hava kirliğinin yoğun olduğu ortamlardan uzak durmalı, kreş/okul gibi genel ortamlarda hijyen kurallarına dikkat etmeli ve sık sık eller yıkanmalıdır.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk&nbsp;alerjisi nedir?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk alerjisi, soğuk hava, şiddetli rüzgâr ve soğuk sıvılar ile temas eden yerlerde kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık ve şişme ile karakterize bir alerjik reaksiyondur.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk alerjisinden nasıl korunmalı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk alerjisi olan bireylerin kış aylarında kalın giyinmesi ve soğuğa maruz kalınan süreyi azaltması gerekmektedir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kışın hava kirliliği de artıyor. Kirli hava alerji hastalarını nasıl etkiliyor? Aynı şekilde soğuk havanın alerjik bünyelere etkisi nedir?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında diğer mevsimlere göre daha fazla artış gösteren hava kirliliği ve soğuk hava alerjik hastaları olumsuz etkilemektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk hava ile birlikte nemli ve yağışlı atmosferde yoğunlaşarak solunan havada yerini alan egzoz gazı partikülleri, fabrika dumanları, sigara dumanı, yanıcı maddeler (kömür, odun vs) hava kirliliğine katkıda bulunmakta olup alerjik hastalar için risk oluşturmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hem hava kirliği hem de soğuk hava hastaların soluk yolundaki mukoza örtüsünde ciddi hasarlar oluşturabilir. Soluk yolunda oluşan bu hasar ise alerjenlerin daha kolay vücuda girişine, burun mukozası ve bronş duvarının hassas hale gelmesine neden olabilir. Tüm bu nedenlerden dolayı hava kirliğinin daha fazla olduğu yerlerde astım ile birlikte alerjik burun ve göz hastalıklarında artış görülebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hava kirliliğine neden olan kimyasal maddeler solunum yolunda tepkisel yanıt oluşturmaktadır. Sonuç olarak da alerjik hastalarda, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, gözlerde sulanma, hapşırık, öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler oluşturabilir.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Solunum yolu alerjilerinin belirtileri ile gribal enfeksiyonlar birbirine benziyor. Nasıl ayırt edilmeli neler yapılmalı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış alerjileri semptomları ve soğuk algınlığı semptomları birbirine çok benzer o nedenle ayırt etmek zordur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerji herhangi bir yaşta gelişebilir. Daha önce hiç alerjisi olmayan bir bireyin tüm yakınmalarını sadece soğuk algınlığına bağlamak yanlıştır. Bireyde yeni gelişmiş olabilecek alerjiler asla unutulmamalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu iki klinik durumu ayırt ederken semptomların birkaç haftadan uzun sürmesi daha çok alerji lehine bir durumdur, aniden ortaya çıkan semptomlar ise sıklıkla soğuk algınlığı ile ilgilidir,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca soğuk algınlığında ateş eşlik edebilirken, alerjik hastalıklarda ateş olmaz</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk algınlığında olan kas ağrısı ve halsizlik alerjik hastalıklarda tipik değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk algınlığı olan hastalarda boğaz ağrısı daha sık eşlik ederken alerjik hastalıklarda daha nadirdir.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kışın alerji ilacı kullanımına ara verilmeli mi veya doz değişikliklerine gidilmeli mi?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastaların alerji ilaçlarını doktor denetimi olmaksızın kullanması hem hastalığın tedavi kontrolünün kaybına hem de uzun süreli kullanıma bağlı ilaç yan etkilerinin açığa çıkması açısından risklidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında artan hava kirliliği ve viral enfeksiyonlar nedeniyle çocukların alerjik hastalıklarının kontrolünü sağlamak için doktorunun önerdiği tedaviyi düzenli kullanması ve alerjik semptomlarını artıran tetikleyicilerden uzak durması gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özellikle çocuğun kreş ve okul gibi ortamlarda geçirdiği sürelerde doktoru tarafından belirlenen tedaviye devam edilmesi ve istenilen koşulların sağlanması tedavi etkinliği açısından çok önemlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastanın tedavi alması kadar tedaviyi doğru uygulaması da tedavinin en önemli parçasıdır. Solunum yolu ile alınan ilaçların eğitimi; küçük çocuklar için hem aileye hem de kreşte bakıcısına mutlaka anlatılmalı ve doğru uygulandığından emin olunmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yukarıda yazılan tüm hususlara dikkat edilmesi durumunda gelişebilecek semptom artışı gibi durumlarda tedavide değişiklik veya doz artırımı ancak hastanın doktoru tarafından değerlendirme sonrası yapılmalıdır.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kışın maske kullanımı alerjiyi tetikleyebilir mi? Yoksa aksine koruyucu mudur?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maske kullanmak solunum yolu viral enfeksiyonlarını azaltacağı için alerjik astım ve alerjik nezlesi olan hastalarda yararlı olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuklara maske kullanımı hem zordur hem de maske kullanımının oluşturabileceği riskler nedeniyle endişe yaratmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maske 2 yaşın üzerinde özel sağlık sorunu olmayan çocuklarda kullanılabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Solunum yolları küçük olması nedeniyle nefes almakta oluşabilecek güçlük nedeniyle 2 yaş altı çocuklarda maske takmaması önerilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maske seçiminde yüze tam oturan, burnu ve ağzı tam kapatan TSE onaylı ürünler tercih edilmelidir, bu ürünler temasa bağlı alerji riski düşük, lateks, paraben, naylon gibi maddeler içermeyen özellikte olması önemlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maske takmanın astımı tetiklediğini gösteren bilimsel çalışma yoktur. Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalara göre astım atağında olmayan, astım semptomları kontrol altında olan hastalarda maske kullanımı herhangi bir sorun oluşturmaz. Astımı tetiklemesi beklenmez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak bez maske kullanımında, maskenin parfümlü deterjan veya yumuşatıcı ile yıkanması sonucu astım hastalığı tetiklenebilir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Nov 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/11/10-soruda-kis-alerjileri-1699358571.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alerjik çocuklar grip aşısı olmalı mı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/alerjik-cocuklar-grip-asisi-olmali-mi-39190</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/alerjik-cocuklar-grip-asisi-olmali-mi-39190</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. İlknur Külhaş Çelik kış mevsiminde özellikle okullarda hızla yayılan gribe karşı dikkatli olunması gerektiğinin altını çizerek, “Alerjik çocuklar özellikle de astımı olanlar risk altında. Gribe neden olan influenza virüslerinden korunmada, aşı en etkili ve güvenli yöntem. Aşı ile gribe bağlı komplikasyonlar, hastane yatışları ve ölümün önlenmesinin yanı sıra gribin yayılması da engellenir.&nbsp; Fakat alerjik çocuklara aşılar deneyimli sağlık kuruluşlarında ve bir hekim gözetimde yapılmalıdır” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gribe neden olan pek çok virüs var. Ama en sık karşılaştığımız İnfluenza virüsü. İnfluenza A ve B virüsleri, sonbahar ve kış aylarında kişiden kişiye kolayca bulaşabiliyor ve mevsimsel grip salgınlarına neden oluyor. Dünya çapında bulunan bu virüsler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kış aylarında her yaş grubundaki bireyleri etkiliyor. Özellikle alerjik çocuklar grip gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkın oldukları için ebeveynleri her yıl İnfluenza aşısı ya da daha bilinen adı ile grip aşısı olup olmama konusu ikilemde bırakıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. İlknur Külhaş Çelik gribin hafif bir hastalık olarak bilinse de yüksek risk grubunda bulunan hastalarda ciddi sağlık sorunlarına ve ölümlere neden olabileceğini belirterek, “Alerjik hastalıklar arasında yer alan astıma sahip olan hastalar, grip için yüksek risk grubunda bulunmaktadır. Astımlı hastalarda grip etkisini daha ağır göstermekte ve astım ataklarını tetikleyerek hastane yatışlarına neden olmaktadır. Gribe neden olan influenza virüslerinden korunmada, aşı en etkili ve güvenli yöntemdir. Aşı ile gribe bağlı komplikasyonlar, hastane yatışları ve ölümün önlenmesinin yanı sıra gribin yayılması da engellenir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Do%C3%A7_%20Dr_%20%C4%B0lknur%20K%C3%BClha%C5%9F%20%C3%87elik.jpeg" style="height:621px; width:640px" /></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Aşılar, mutasyonlara karşı DSÖ tavsiyeleriyle her yıl yeniden hazırlanıyor”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mevsimsel gribe neden olan influenza virüslerinin her yıl değişikliğe uğradığı için grip aşılarının da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tavsiyeleri dikkate alınarak her yıl yeniden hazırladığını ifade eden Çelik, aşıların Ekim-Kasım ayları içinde piyasaya çıkartıldığını bu nedenle geçmiş yıllarda grip aşısı yapılmış olmasına bakılmaksızın, grip aşısının her yıl tekrarlanması gerektiğini ifade etti. Aşıların altı aydan büyük olmak şartıyla her yaşta güvenle uygulandığını ifade eden Çelik şöyle devam etti: “6 ay- 8 yaş arası çocuklara eğer ilk kez uygulanacaksa bir ay arayla iki doz aşı yapılması, daha sonra ise yılda bir kez tek doz uygulanması önerilmektedir. Diğer yaş gruplarında ise yılda bir kez tek doz uygulanmaktadır. &nbsp;Aşının etkisi yaklaşık 2 hafta sonra başladığı için grip mevsimi başlamadan hemen önce tercihen Ekim-Kasım aylarında yapılması gerekmektedir. Aşılama zamanı korunma açısından önemlidir, aşı erken yapılırsa salgının pik yaptığı aylarda etkisini yitirebilir, geç yapıldığında ise hasta aşı öncesi virüsü kapıp hastalığı geçirebilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Grip aşısının 3 tipi bulunduğunu söyleyen Çelik aşıları şöyle anlattı: “İnaktif (ölü), canlı ve rekombinant (DNA teknolosi ile üretilen). Türkiye’de sadece inaktif aşı bulunmakta olup, bu aşının içinde canlı virüs bulunmamaktadır. Bazı grip aşıları tavuk yumurtalarında üretildiği için içeriklerinde çok düşük miktarda yumurta bulunmaktadır. Ancak, bu durum yumurta alerjisi olan çocuklara grip aşısı yapılması açısından engel teşkil etmemektedir. Diğer aşılar gibi anafilaksi (alerjik şok) tedavisi konusunda deneyimli sağlık kuruluşlarında ve bir hekim gözetimde yapılmalıdır. Daha önce grip aşısı yapıldıktan sonra alerjik reaksiyon tarifleyen hastalar ise aşı yapılmadan önce alerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Nov 2023 08:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/11/alerjik-cocuklar-grip-asisi-olmali-mi-1698933383.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koyu renkli balların antioksidan içeriği daha yüksek</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/koyu-renkli-ballarin-antioksidan-icerigi-daha-yuksek-39167</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/koyu-renkli-ballarin-antioksidan-icerigi-daha-yuksek-39167</guid>
                <description><![CDATA[Oldukça sağlıklı bir besin olan balın tüketilirken porsiyon kontrolünün oldukça önemli olduğunu ifade eden uzmanlar, doğal bir besin olan bala, dışarıdan herhangi bir madde katılmasının yasak olduğunu söylüyor. Balın doğal olarak antioksidan özelliği olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yapılan bir araştırmada koyu renkli balların antioksidan içeriğinin açık renkli olanlara göre daha yüksek olduğunun görüldüğünü vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üsküdar Üniversitesi&nbsp;NPİSTANBUL Hastanesi&nbsp;Beslenme ve Diyet Uzmanı&nbsp;Hülya&nbsp;Yiğit,&nbsp;sağlıklı bir besin olan bal hakkında tüm bilinmeyenleri anlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Arıların bitkisel kaynaklardan topladıkları nektarları metabolize ederek bala dönüştürmelerinin biyokimyasal bir süreç olduğunu ifade eden Yiğit, doğal bir besin olan bala, dışarıdan herhangi bir madde katılması veya balın doğal yapısında bulunan bir maddenin uzaklaştırılmasının kanun ve yönetmeliklerce yasaklandığını söyledi. Hülya Yiğit, şunları kaydetti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bal, doğal olarak antioksidan özelliği olan bir gıdadır. Yapılan bir araştırmada koyu renkli balların antioksidan içeriğinin açık renkli olanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Bal içerdiği vitaminler, mineraller, organik asitler, flavonoidler ve enzimler nedeniyle sindirimi kolay, besleyici ve pek çok hastalığa karşı koruyucu ve tedavi edici özellik gösteren fonksiyonel bir besindir. Bal bileşiminde bulunan potasyum, fosfor, demir, magnezyum, sodyum, mangan, klor, kükürt ve iyot gibi insan vücudunun ihtiyaç duyduğu mineral maddelerce de zengin bir besin kaynağıdır.”</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağışıklık sistemini de destekliyor</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bal bakteri, virüs ve mantarlara karşı vücudun bağışıklık sistemine destek olduğuna dikkati çeken Yiğit, “Özellikle kış aylarında bağışıklığı güçlendirmek ve soğuk algınlığından korunmak için tüketmekte fayda vardır. Bal içeriğindeki flavonoidler sayesinde kansere karşı koruyucu etki de göstermektedir. Yapılan birçok bilimsel araştırma balın, mide ülserinin temel etkeni olan Helicobacter pylori bakterisinin gelişimini yavaşlatarak hastalığın etkisini azalttığını bildirmiştir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Porsiyon kontrolüne dikkat!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bal oldukça sağlıklı bir besindir ancak tüketilirken porsiyon kontrolü oldukça önemlidir.” diyen Yiğit, içeriğinde yüzde 82 oranında karbonhidrat ve yüzde 1 oranında vitamin, mineral ve biyoaktif bileşikler bulundurduğunu, şeker oranı oldukça yüksek olduğu için diyabetik bireylerin tüketirken oldukça dikkatli olması gerektiğini söyledi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">“Dikkatli olunması gereken diğer bir grup ise 1 yaş altı bebeklerdir. Botulizm riski sebebiyle bebeklere 1 yaşında önce bal yedirilmemeli.” diyen Hülya Yiğit, sağlıklı bireylerin gün aşırı olarak 1 tatlı kaşığı kadar bal tüketmesinin vücut için yeterli olacağını, fazla miktarda bal tüketiminin kan şekeri dengesizliklerine, iştah kontrolünün azalmasına ve kilo artışına sebep olabileceğini de sözlerine ekledi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Oct 2023 12:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/koyu-renkli-ballarin-antioksidan-icerigi-daha-yuksek-1698660825.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ani Isı Değişimleri Alerjinizi Tetikleyebilir!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ani-isi-degisimleri-alerjinizi-tetikleyebilir-39161</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ani-isi-degisimleri-alerjinizi-tetikleyebilir-39161</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarının vazgeçilmezi klimalar soğuk ortamı hızla ısıtmak isteyen bireyler için kışın da vazgeçilmez oluyor. Fakat kış aylarında ani ısı değişimleri yaratan klimalar, tıpkı yaz aylarında olduğu gibi alerji riski taşıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof.  Dr. Demet Can, “Kış aylarında özellikle daha önceden bilinen astım, alerjik rinit, egzama, kronik ürtiker (kurdeşen) gibi hastalıkları olan bireyler klimadan daha fazla etkileniyor” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Küresel ısınma ile birlikte klima ihtiyacı ve klima kullanım süresi arttı. Sadece evlerde değil okul, işyeri, taşıtlar hatta tatillerde bile zamanımız klimalı ortamlarda geçiyor. &nbsp;Yaz aylarında zorunlu olarak kullandığımız klimaları, kışın bulunduğumuz soğuk ortamı hızla ısıtma ihtiyacı nedeniyle daha fazla tercih eder olduk.&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. &nbsp;Dr. Demet Can, “Fakat başta alerjik reaksiyonlar olmak üzere sağlığımızı etkileyen klimalar kış aylarında da tıpkı yaz aylarında olduğu gibi alerjik tepkimelere yol açabiliyor” diyor. Prof. Dr. Demet Can klima alerjisiyle ilgili şunları anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Solunum yollarında kuruluk, yanma ve kaşıntı ile kendini gösteren cilt ve göz kuruluğu…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Akıllı binalar gibi kapalı ve havalandırması sınırlı alanlarda yoğun bir şekilde çalışan klimalar, iç mekân havasını dolaştırarak toz, alerjen ve mikropların yayılma riskini artırabilir. Bu durum solunum yolu alerjisi olanlarda yakınmalara ve alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Klima ünitesinde birikebilecek nem nedeniyle küf sporları oluşur ve sporlar ünitenin içinden geçen havayla yayılabilir. Bu durum yatkınlığı olan bireylerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. &nbsp;Alerjik reaksiyonlar kendini hapşırık, burun akıntısı, geniz akıntısı ve bazen de öksürük gibi bulgularla gösterir hatta astım krizine kadar ilerleyebilir. Sadece rutubet ve küf değil soğuk hava da alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Artan hava akımı ile alerjen temasının artması alerjik reaksiyonlarda artışa neden olur. Klimalar ayrıca solunum yollarında kuruluğa, yanma ve kaşıntı ile kendini gösteren cilt ve göz kuruluğuna yol açar.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Turkiye_Ulusal_Alerji_ve_Klinik_Immunoloji_Dernegi_AID_Baskan_Yardimcisi_Prof__Dr__Demet_Can.jpg" style="height:427px; width:640px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Ne yapabiliriz?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klima sistemini sürekli olarak kullanmak yerine, ara sıra kapatmanın veya fan modunda çalıştırmanın ortam havasının taze hava ile karışmasını sağlayacağını ifade eden Demet Can, “Mümkünse pencere ve kapıların kısa süreliğine açılması da ortamdaki havanın tazelenmesine yardımcı olur. Kapalı iş ortamlarında çalışanların gün içinde birkaç defa açık havaya çıkması önerilir. Klima sistemlerinin filtreleri, 6 ayda bir temizlenmeli veya değiştirilmelidir. Temiz filtreler, havadaki partiküllerin yayılma riskini azaltır ve ortam havasını daha temiz tutar. Klima kullanırken oda sıcaklığını ve nemini dengede tutmak önemlidir. İdeal oda sıcaklığı genellikle 20-24°C arasında, nem seviyesi ise %40-60 civarındadır. Ancak soğuk rahatsız ediyorsa ısı 27°C ‘ye kadar çıkarılabilir” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Oct 2023 08:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/ani-isi-degisimleri-alerjinizi-tetikleyebilir-1698405752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İklim Krizi Polen Alerjisinin Süresini Uzattı!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/iklim-krizi-polen-alerjisinin-suresini-uzatti-39133</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/iklim-krizi-polen-alerjisinin-suresini-uzatti-39133</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde küresel ısınmanın etkisiyle artık havalar daha erken ısınıyor ve daha geç soğuyor. Bu da polen mevsimlerinin daha erken başlamasına ve daha uzun sürmesine yol açıyor. Isı artışı ile dünyada pek çok ülkede, baharda çiçek açan türlerde erken çiçeklenme görüldüğü ve mevsimsel total polen yükünde artış olduğu söyleyen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Çelebi Sözener “Çok uluslu bir meta-analizde ölçüm yapılan bölgelerin %71‘inde artmış alerjenik polen düzeyleri; %65’inde ise uzamış polen mevsimi süresi saptandı. Ayrıca artmış CO2 konsantrasyonunun, hava kirliliğini ve bitkilerle polenlerin fizyolojisini etkilediği, polen alerjenitesini değiştirdiği ve daha agresif hale getirdiği ortaya konuldu” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Küresel ısınma canlı yaşamı için her gün büyüyen bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. İnsan kaynaklı faaliyetler sonucu atmosferde biriken sera gazlarının etkisiyle, dünyamız bugün sanayi öncesi döneme göre 1,1 derece daha sıcak. Gerekli önlemler alınmaz, fosil yakıt tüketiminin önüne geçilemezse, ısının hızla artarak 2030 yılında 1,5 dereceyi aşması bekleniyor. Atmosferik ısıda görülen bu artış okyanusların ısınmasına, buzulların erimesine, deniz seviyelerinin yükselmesine neden oluyor. Tüm ekosistemleri dengesizleştiren ve canlı çeşitliliğinde azalmaya yol açan küresel ısınma, aşırı hava olaylarının çok daha sık, yoğun ve uzun süreli olarak karşımıza çıkmasına yol açıyor. Yükselen ısı, atmosferde nem tutulmasını da beraberinde getirirken bu durum ev tozu akarı, küf mantarı, polenler gibi solunum yolu ile alınan alerjenlerin atmosferde daha yoğun bulunması ile sonuçlanıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Çelebi Sözener; artan ısı, nem ve CO2 düzeylerinin iklimlerin değişmesi ile sonuçlandığını, polen sezonlarının uzamasına neden olduğunu, polen yoğunluğunu etkilediğini ve alerjenik bitkilerin dağılımını değiştirdiğini belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“Erken çiçeklenme polen yükünü artırıyor”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/T%C3%BCrkiye%20Ulusal%20Alerji%20ve%20Klinik%20%C4%B0mm%C3%BCnoloji%20Derne%C4%9Fi%20%C3%9Cyesi%20Do%C3%A7_%20Dr_%20Zeynep%20%C3%87elebi%20S%C3%B6zener.jpeg" style="border-style:solid; border-width:5px; float:left; height:420px; width:320px" />“Günümüzde artık havalar daha erken ısınıyor ve daha geç soğuyor. Bu da polen mevsimlerinin daha erken başlamasına ve daha uzun sürmesine yol açıyor” diyen Sözener, sözlerine şöyle devam etti: “Isı artışı ile dünyada pek çok ülkede, baharda çiçek açan türlerde erken çiçeklenme görüldüğü ve mevsimsel total polen yükünde artış olduğu bildirildi. Çok uluslu bir meta-analizde ölçüm yapılan bölgelerin %71‘inde artmış alerjenik polen düzeyleri; %65’inde ise uzamış polen mevsimi süresi saptandı. 1995-2019 yılları arasında yapılan 25 yıllı kapsayan bir çalışmada; yıllık ortalama sıcaklıkta, her yıl için 0.041 santigrat derece artış olduğu, pik polen döneminin her yıl 1,7 gün öne geldiği, pik polen dönemi süresinin yılda 1,3 gün uzadığı gösterildi. Ayrıca artmış CO2 konsantrasyonu ve hava kirliliği ile bitkilerin ve polenleri fizyolojisi etkilenirken, polen alerjenitesi değiştiği ve daha agresif hale geldiğini söylemek mümkün.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Şehirleşme, bitki türlerinin yaşam alanlarını da değiştirdi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir diğer önemli noktanın da artan şehirleşme ile birlikte kara kullanımında ve tarım pratiklerinde görülen değişiklikler nedeniyle farklı bitki türlerin daha önce görülmedikleri bölgelerde görülmeye başlaması olduğunu ifade eden Sözener, şehirleşmenin etkisi ile hasarlanan doğal bitki örtüsüne ait ağaçların yerine çok daha kolay büyüyebilen ve o bölgenin doğal habitatına ait olmayan farklı türde bitkilerin dikilmesi ile o bölge için alışılagelmedik polenlerin atmosferde görülmeye başladığını söyledi. Yine insanlar tarafından hasarlanan toprakta, ormansızlaştırılan bölgelerde kuraklık direnci yüksek olan türlerin kolaylıkla çoğalabildiğini söyleyen Sözener, küresel ısınmanın etkisiyle zaylan (ragweed) gibi istilacı türlerin daha önce görülmedikleri coğrafyalarda görülmeye başladığının da altını çizdi. Sözener,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sonuç olarak, polen alerjisi olan hastalarda burun akıntısı, kaşıntı, hapşırık, burun tıkanıklığı gibi alerjik rinit semptomlarının önceki yıllara göre daha erken başladığını, daha şiddetli seyrettiğini ve daha uzun sürdüğünü görüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Oct 2023 08:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/iklim-krizi-polen-alerjisinin-suresini-uzatti-1698230014.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yumurta Alerjisine “Yumurta Merdiveni” Tedavisi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yumurta-alerjisine-yumurta-merdiveni-tedavisi-39069</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yumurta-alerjisine-yumurta-merdiveni-tedavisi-39069</guid>
                <description><![CDATA[Besin alerjisinde güncel tedavi yöntemlerini anlatan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki, toplumda çok sık görülen yumurta alerjisine yönelik geliştirilen “Yumurta Merdiveni” tedavi yöntemini anlattı. Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki geçtiğimiz yıllarda yumurta alerjisinde yüz güldürücü bir gelişme olduğunu söyleyerek, “Hafif şiddette yumurta alerjisi olan çocukların direkt yumurta tüketemeseler bile kek, muffin gibi fırınlanmış yumurta ürünlerini tolere edebildiklerini gördük. Çünkü yumurtanın 180 derecede 30 dakika ısıya maruz kalması sonucu alerjenik özelliği azaldı” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yumurta alerjisi, toplumda en sık görülen besin alerjileri içerisinde yer alıyor. Çocuklarda erişkinlere göre daha sık görülen yumurta alerjisi alerjene maruziyet sonrası ilk 2 saatte ortaya çıkıyor. Erken tip olarak adlandırılan belirtiler arasında; kurdeşen (ürtiker), kaşıntı, kızarıklık, gözler ve dudaklarda şişlik (anjiyoödem), burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşıntı, öksürük, nefes darlığı, hırıltı, kusma, kramp şeklinde karın ağrısı yer alıyor ve birden fazla organın etkilenmesi ile alerjik şok yani anafilaksi görülebiliyor. Hayatı tehdit edici bir reaksiyon olması nedeniyle acil tıbbi müdahale gerektiren yumurta alerjisinin Geç tip (non-IgE aracılı) reaksiyonları arasında ise; egzama (atopik dermatit), karın ağrısı, kusma, ishal, kanlı gaita, yetersiz kilo alımı ve beslenme güçlükleri yer alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yumurta alerjisi tanısı klinik öykü, deriden (deri prik testi) veya kandan (spesifik IgE, bileşene dayalı tanı) yapılan alerji testleri, bazı hastalarda da besin yükleme testi yapılarak konuluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hayatı bu derece etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren yumurta alerjisine dair yeni tedavi yöntemlerini anlatan&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki, “Yumurta alerjisi tedavisinde ilk basamak; yumurta ve yumurta içeren besinlerin diyetten çıkarılmasıdır. Yumurta önemli bir protein kaynağı olması yanında, selenyum, ribofilavin, vitamin B12, biotin gibi önemli mineral ve vitaminleri içerdiğinden özellikle çocuklarda büyüme-gelişmenin olumsuz etkilenmemesi için günlük diyet düzenlenmeli, yumurta dışındaki alternatif besinler ile desteklenmelidir. Alerjen ile karşılaşmayı önleyebilmede en önemli noktalardan biri etiket okumadır. Tüketilmeden önce besinin içeriği mutlaka okunmalıdır. Besinin içeriğinde albümin, globülin, livetin lizozim, avidin, vitellin, apovitellin, ovalbumin veya ovomukoid yer alıyorsa, bu besinler de yumurta alerjisi olanlarda tüketilmemelidir. Ciddi alerjik reaksiyon riski olan hastalara hekimleri tarafından reçete edilen adrenalin oto-enjektörler mutlaka yanlarında taşınmalıdır. Bazı aşılar (örneğin; KKK aşısı, inluenza aşısı) yumurta alerjeni içerebildiğinden aşı yapılmadan önce hastanın yumurta alerjisi olduğu bilgisi mutlaka belirtilmelidir” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki,&nbsp;yapılan çalışmalarda yumurta alerjisi olan çocukların %66’sının 5 yaşına kadar yumurtayı tüketebildiğini, şiddetli reaksiyon gösteren hastaların ise %32’sinin 16 yaşında hala yumurta alerjisinin devam ettiğini gösterdiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“30 DAKİKA ISIYA MARUZ KALAN YUMURTANIN ALERJENİK ÖZELLİĞİ AZALIYOR”&nbsp;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geçtiğimiz yıllarda yumurta alerjisinde yüz güldürücü bir gelişme olduğunu ifade eden Büyüktiryaki, hafif şiddette yumurta alerjisi olan çocukların direkt yumurta tüketemeseler bile kek, muffin gibi fırınlanmış yumurta ürünlerini tolere edebildiklerini söyledi. Çünkü yumurtanın 180 derecede 30 dakika ısıya maruz kalması sonucu alerjenik özelliğinin azaldığını ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/prof_dr__Betul_Buyuktiryaki.jpg" style="border-style:solid; border-width:5px; float:left; height:417px; width:320px" />Bu bilgiden yola çıkılarak yumurta alerjisinde&nbsp;“yumurta merdiveni”&nbsp;tedavisinin yapılmaya başlandığının bilgisini veren&nbsp;Büyüktiryaki, sözlerine şöyle devam etti: “İlave olarak merdiven tedavisinin yumurtaya karşı tolerans gelişimini hızlandırdığı gösteren çalışmalar da yayınlanmıştır. Yumurta merdiveninde hedef hastanın yumurtanın en az alerjenik formlarından (fırınlanmış ürünler) başlayarak daha alerjenik formlara doğru basamaklar şeklinde pankek, krep sonrasında haşlanmış yumurta ve takiben omlet, rafadan yumurta, sahanda yumurtayı tüketebilir hale gelmesini sağlamaktır. Bu tedavi için hangi hastanın uygun olduğu, basamaklarda yer alacak besinler, tüketilmesi gereken miktarlar, basamaklar arasını sürenin ne kadar olması gerektiği, basamaklar arasında besin yükleme testlerinin yapılması gerekliliği ve hastane mi evde mi ve yapılacağı çocuk alerji uzmanı tarafından belirlenir. Tedavi için uygun hastaların belirlenmesinde yaş, besin alerjisinin tipi ve şiddeti, önceki reaksiyon hikayesi, kan ve deriden yapılan alerji testlerindeki değerler dikkate alınır. Örneğin anafilaksi (alerjik şok) öyküsü olan, alerji test sonuçlarında değerleri yüksek olan, astımı ve atopik dermatiti kontrol altında olmayan hastalar bu tedavi için uygun değildir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>DİĞER BİR TEDAVİ YÖNTEMİ: YUMURTA İMMÜNOTERAPİSİ</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yumurta alerjisinde bir diğer yöntemin ise&nbsp;yumurta immünoterapisi&nbsp;(desentizasyon) tedavisi olduğundan bahseden&nbsp;Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki,&nbsp;bu tevavi yöntemiyle ilgili ise şunları anlattı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">“Yumurta alerjisinde oral immünoterapi (OİT), IgE-bağımlı immün yanıtla oluştuğu kanıtlanmış ve genellikle 4-5 yaşına kadar doğal tolerans gelişmemiş ve laboratuvar ve klinik bulguları ile tolerans gelişmesi öngörülmeyen hastalarda uygulanmaktadır. Uygulayan araştırıcılara göre değişmek ile birlikte oral immünoterapi protokolleri aylar ya da yıllar süresince alerjen besinin doğal haliyle veya bir besin aracıyla birlikte artan dozlarda (miligram, gram) uygulanmasını içermektedir. Amaç tolerans sağlamaktır ve genel olarak %60-80’ninde desensitizasyon (duyarsızlaştırma) sağlanmaktadır. Tedavi sırasında yan etkiler görülebilmektedir, o yüzden doz artırımlarının acil tıbbi müdahale imkanı olan sağlık kurumlarında yapılması uygundur. &nbsp;Yan etkiler her fazda görülebilmekle birlikte en sık hızlı doz yükseltme fazındadır. Egzersiz, banyo yapma, ateşli hastalık varlığı, pre-menstrüel dönem ve analjezik alımı yan etki sıklığını artırmaktadır. Oral immünoterapi ile antihistamin, lökotrien reseptör antagonistleri ve omalizumab (anti-IgE) gibi yardımcı tedavilerin kullanılmasının yan etkileri azaltarak tedavi başarısını arttırdığı gösterilmiştir.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Oct 2023 08:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/yumurta-alerjisine-yumurta-merdiveni-tedavisi-1697100277.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kendinizi şişman sanırken aslında Lipödem olabilir misiniz?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kendinizi-sisman-sanirken-aslinda-lipodem-olabilir-misiniz-38991</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kendinizi-sisman-sanirken-aslinda-lipodem-olabilir-misiniz-38991</guid>
                <description><![CDATA[Lipödem, sıklıkla obezite ile karışan bir sendrom. Çoğunlukla gözden kaçırılan fakat giderek artan bu sağlık sorunu dünyada kadın nüfusunun yüzde 10’unu etkiliyor…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çok zayıfladığınız, düzgün bir diyet uyguladığınız halde vücudunun üst kısmına kıyasla orantısız olarak kilolu bir alt gövdeye ve kalın bacaklara sahipseniz siz de "Tipik" bir lipödem hastası olabilirsiniz. Ve işin kötüsü tipik obezite yağının aksine, lipedemik yağ, diyet ve egzersiz yoluyla kaybedilemez.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Lipodemli kadınlar diyet ve sporla zayıflayamaz!”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lipödem, bacaklarda ve kollarda simetrik bir yağ dokusu (yağ) birikmesi ile karakterize edilen kronik bir tıbbi durum. Yaygın olan ancak yeterince tanınmayan hastalık, genellikle obezite ile karıştırılıyor. Oysa obezite yağı, kalori kısıtlayan diyetle yakılabilirken, lipödemli yağ dokusu, diyete ve spora karşı çok dirençli. Burada önemli olan kişinin obezite problemi mi, lipodem problemi mi yaşadığının net teşhisinin konulması.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Ahmet Karacalar son kitabı ‘Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk’ta hastalığı detaylı incelerken, lipödemin köklerine de iniyor ve lipödemin tarım devrimi ile obezitenin ise endüstriyel devrimle bağlantılı olduğunu belirtiyor: “Endüstriyel devrim konforu artırırken insanların hareketliliğini azalttı, buna karşın yiyeceğe erişimi kolay hâle getirdi. Obezite bu anlamda modern toplumun bir hastalığıdır...”</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BUĞDAY TEMELLİ YAŞAMLA ORTAYA ÇIKAN BİR SENDROM</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lipödem sendromu, insanoğlunun avcı-toplayıcı dönemden tarım toplumuna geçmesiyle birlikte ortaya çıkmış bir sorun. Prof.Dr. Karacalar, tarihin bu ilk dönemlerine bedensel farkındalıklarla bakıyor: “Çatalhöyük’te bulunan Kibele heykelciğine bakarsak, bacaklarda ve kollardaki vücutla orantısız kalınlaşmanın lipödem olduğu görülür. Açlığa bile dirençli olan bu yağlar, kıtlık dönemlerinde dahi bu tür kadınların hayatta kalmalarına, çocuk sahibi olmalarına ve onları emzirmelerine yardımcı olmuştur. Bir bakıma bu beden tipi, kutsallaştırılmış ve tanrıça tahtına oturtulmuştur. Ancak tarım devriminin ardından insanoğlunun buğday temelli, çeşitten fakir sedanter yaşama geçmesi ile birlikte kendi bedenine uyumsuz hayat tarzı başlamıştır. Bağırsaklardaki mikrobiota bozulmuş ve değişmiştir” diyor.&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Sep 2023 14:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/kendinizi-sisman-sanirken-aslinda-lipodem-olabilir-misiniz-1696249423.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gereksiz Besin Diyetleri Ürtikeri Tetikliyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-38985</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-38985</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi   Prof. Dr. İnsu Yılmaz 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde halk arasında sık görülen ve kurdeşen olarak bilinen ürtiker hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı. Yılmaz, “Bu hastalara gereksiz ve yanlış besin diyeti verilmesi hastalığı geriletmeyeceği gibi hastayı strese sokabilir ve hastalığı daha da alevlendirebilir” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ürtiker, halk arasındaki ifadesi ile kurdeşen (dabaz) hayatı tehdit eden bir hastalık olmamakla birlikte yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyen hastalıklar arasında yer gösteriliyor. Bazen anjioödem dediğimiz vücudun belirli yerlerinde ortaya çıkan şişlikler de bu hastalık ile birlikte olabiliyor. Ürtiker hastalığında “ürtika” adı verilen cilt lezyonları kızarma, kabarma, kaşınma ve kaybolup geri çıkma şekline kendini gösteriyor. Eğer bu durum 6 haftadan kısa sürerse buna akut ürtiker adı veriliyor. Altı haftadan uzun sürerse de kronik ürtiker olarak adlandırılıyor. &nbsp;Her insan, hayatı boyunca yaklaşık yüzde 20 oranında akut ürtiker geçirebilme potansiyeline sahip. &nbsp;Kronik ürtiker ise toplumun yaklaşık yüzde 1’i ila 3’ünde görülebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akut ürtikerde çoğunlukla nedensel faktör bilinmese de enfeksiyonların, gıdaların ve ilaçların akut ürtikere neden olabileceğini ifade eden&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi &nbsp; &nbsp;Prof. Dr. İnsu Yılmaz&nbsp;akut ürtiker tedavisinde antihistaminik ilaçların kullanıldığını, bazı durumlarda kortizon tedavisinin de eklendiğini söyledi. Sonrasında nedensel faktörler araştırıldığını belirten Yılmaz, bu süreçte hastada enfeksiyon olup olmadığı, tetikleyici olabilecek ilaç kullanımı ve gıdaların da sorgulanması gerektiğinin altını çizdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“ÜRTİKERİ VÜCUDUN KENDİSİ OLUŞTURUYOR”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/profdrinsuylmz.png" style="float:left; height:362px; width:320px" />Kronik ürtikerin, kronik spontan (kendiliğinden) ürtiker ve uyarılabilir ürtiker olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti: “Uyarılabilir ürtikere göre daha sık görülen kronik spontan ürtikerde nedensel bir faktör yoktur. Ürtikeri vücudun kendisi oluşturur ve belirli bir zaman sonra kendisi yok eder. Ortalama 5 yıl sürebilir. Vücudun kendi hücresine karşı antikor oluşturarak reaksiyon göstermesi (oto-alerji) ya da kendi alerji hücresine karşı otoimmün dediğimiz bağışıklık yanıtı oluşturması ile ilgili bir durumdur. Bir başka ifade ile gıdalar gibi dışarıdan bir tetikleyici ile hiçbir ilişkisi yoktur.&nbsp;Bu hastalara gereksiz besin diyeti verilmesi hastalığı geriletmeyeceği gibi&nbsp;hastayı strese sokabilir&nbsp;ve&nbsp;hastalığı daha da alevlendirebilir. Kronik spontan ürtiker tedavisinde antihistaminikler, dirençli olgularda omalizumab ya da siklosporin gibi ilaçlar kullanılabilir. Kronik uyarılabilir ürtiker ise kronik ürtikerin daha az görülen formudur. Bu grubu çoğunlukla fiziksel ürtikerler oluşturur. Semptomatik dermografizm dediğimiz basınç ile ilişkili ürtiker, solar (güneş) ürtikeri, sıcak ürtikeri, vibratuar (titreşim) ürtiker, soğuk ürtikeri bunlardan bazılarıdır.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>ÇORAP, KEMER GİBİ VÜCUDU SIKAN NOKTALARDA ÜRTİKER DAHA KOLAY GELİŞEBİLİYOR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İçlerinde en sık semptomatik dermografizm denilen formun görüldüğünü söyleyen Yılmaz, bu tip vakalarda vücutta sürekli bir kaşıntı olduğunu, hastanın kaşıdığı bölgelerde kızarma ve kabarma olduğunu ve belirli bir süre sonra kaybolduğunu söyledi. Yılmaz konuşmasına şöyle devam etti: “Basınç gören yerlerde (çorap, kemer gibi basınç maruziyeti olan bölgeler) bu durumu daha fazla hissederler. Bir diğer uyarılabilir ürtiker türü de kolinerjik (ter ürtikeri) ürtikerdir. Özelikle sıcak banyo, terleme ile ortaya çıkan küçük toplu iğne başı şeklinde kızarıklıklar ile kendirini gösterir ve çok kaşıntılıdır. Uyarılabilir ürtiker tedavisinde de uyaran faktörden uzak durmak ve antihistaminikler kullanılabilir Hastalarımız hiçbir zaman bu hastalık ile ilgili endişeye kapılmamalı, kronik olan formunun da mutlaka geçeceğini bilmeli ve asla pes etmemelidirler. Ürtikerlerini kontrol altına alacak ilaçların olduğunu da bilmelidirler.”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Sep 2023 08:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/09/gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-1695999499.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çeşitli ve dengeli beslenme besin alerjisi gelişimini önlüyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-onluyor-38838</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-onluyor-38838</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Serkan Filiz besin çeşitliliğine, hayatın ilk 4-6 ay içinde başlanmasının besin alerjisi gelişimini önleyebileceğine dikkat çekerek, tek tip beslenme yerine çeşitli ve dengeli beslenmenin, ileri yaşlarda astım, alerjik rinit ve besin alerjisi sıklığında azalmaya katkı sunacağını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaklaşık 2500 yıl önce tıp biliminin öncü ismi Hipokrat; “Besinler ilacınız,&nbsp;ilacınız besininiz olsun” sözü ile&nbsp;tüketilen besinlerin ve yemek yeme davranışının sağlığın sürdürülebilmesindeki önemini vurgulamıştı.&nbsp;Son yıllarda besin alerjisinden korunmada ve tedavide beslenme tarzındaki değişimler güncellik kazandı. Bu konuda “diyet çeşitliliğin artırılması, yoğurt, turşu gibi fermente gıdaların tüketimi ve akdeniz diyeti" gibi beslenme rejimleri, üzerinde en çok çalışma yapılan yaklaşımlar olarak öne çıkıyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Serkan Filiz&nbsp;“hayatın ilk yıllarında itibaren yenen yiyeceğin çeşitliliğinin arttırılması bağırsak çeşitliliğini zenginleştirerek sağlıklı bağırsak florası gelişimini uyararak alerjik hastalık gelişimini önleyebiliyor. Besin çeşitliliğine, hayatın ilk 4-6 ay içinde başlanması besin alerjisi gelişimini önlemek açısından önemli. Buna fırsat penceresi adı verilmektedir. Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi (European Academy of Allergy and Clinical Immunology)&nbsp;, hayatın ilk yıllarında tek tip beslenme yerine çeşitli ve dengeli beslenmenin, ileri yaşlarda astım, alerjik rinit, besin alerjisi sıklığında azalmaya yol açabileceğini belirtmektedir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pişirmeden sonraki en eski gıda işleme yöntemi olan&nbsp;fermentasyon&nbsp;ile&nbsp;tat, yapı, besin değerlerinin iyileştirilmesi ve raf ömrü uzatılması&nbsp;sağlanır.&nbsp;Peynir, yoğurt, tereyağı, kefir, turşu ve tarhana gibi ev yapımı fermente gıdaların diyet çeşitliliğinin arttırılmasına ve&nbsp;bağırsak&nbsp;florasının zenginleştirilmesine yol açarak besin alerjisi gelişimini önlediğini ve tolerans gelişimine katkı sağladığını ifade eden Filiz, Akdeniz tipi beslenmenin de önemine dikkat çekti.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Akdeniz tipi beslenme astımdan koruyor!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günümüzde Akdeniz diyeti en sağlıklı beslenme modellerinden biri olarak kabul ediliyor. Akdeniz diyeti, tahıllar, baklagiller, meyveler, sebzeler, zeytinyağı ve fındık gibi çeşitli ürünlerin yüksek tüketimi, ılımlı ölçüde kümes hayvanları ve balık tüketimi, düşük miktarda kırmızı et tüketimi ile karakterize sağlıklı bir beslenme tarzı olarak öne çıkıyor.&nbsp;Akdeniz diyetinin; sağlıklı yağ alımı, düşük karbonhidrat, düşük glisemik indeks, yüksek posa, antioksidan bileşenler ve antiinflamatuar etkileriyle kanser ve kardiyovasküler hastalık gibi kronik hastalık risklerini azalttığını ifade eden Serkan Filiz,&nbsp;gebelik, emzirme ve çocukluk döneminde akdeniz diyetine yüksek düzeyde uyumun,&nbsp;astım semptomları&nbsp;üzerine koruyucu etki gösterdiğinin altını çizdi. Filiz, hamilelik, emzirme döneminde ve erken yaşlarda diyet çeşitliliğinin artırılması ve ev yapımı fermente gıdaların tüketilmesinin alerjik hastalıkların önlenmesinde etkili olacağını bu gıdaların tüketilmesinin sağlık açısından çok önemli olduğunu ifade etti.&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 31 Aug 2023 09:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/08/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-onluyor-1693482829.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Arı Sokmasında Adrenalin Otoenjektörü Hayat Kurtarıyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ari-sokmasinda-adrenalin-otoenjektoru-hayat-kurtariyor-38812</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ari-sokmasinda-adrenalin-otoenjektoru-hayat-kurtariyor-38812</guid>
                <description><![CDATA[Ünlü iş insanı Aydın Berkman’ın arı sokması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle gözler tekrar arı alerjilerine çevrildi. Arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon riskinin, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazla olduğunu ifade eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) yaptığı basın açıklamasında, “Arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon öyküsü bulunan hastalar mutlaka alerji testlerinin yapılması için deneyimli bir alerji merkezine başvurmalı, adrenalin kalemi (otoenjektörü) almalı ve acil eylem planı yapmalıdır. Adrenalin kalemi okullar, seyahat araçları, turistik tesisler, spor salonları gibi ilk yardım çantası zarureti olan alanlarda mutlaka bulunmalıdır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black">Arılar, doğal yaşamın devamı için çok önemli rolleri olan ve türlerinin yok olmaması için hepimizin çaba göstermesi gereken canlılar. Fakat kendilerini tehlikede hissettiklerinde kendilerini korumak için kullandıkları arı zehri tahriş edici bir özelliğe sahip ve yanma, batma, ağrı, kaşıntı, kızarıklık ve şişlik gibi yakınmalara neden olur. Bu normal bir reaksiyondur, çoğu kişi için her arı sokmasında süreç benzer şekilde tekrarlar ve endişe verici bir sağlık sorununa neden olmaz. Arı zehrinde ve protein yapısında bulunan bazı maddelere karşı nadiren de olsa alerji gelişir ve bazen çok şiddetli seyredip ölümcül olabilir. Arı alerjisine bağlı alerjik şok olarak adlandırılan bu durum</span>&nbsp;<span style="color:black">genellikle ilk 30 dakika gibi kısa bir süre içinde gelişir, arının soktuğu yerin dışında deri ve mukozalar, solunum sistemi, dolaşım sistemi veya sindirim sistemini etkileyen belirtilerle ortaya çıkar.&nbsp;<strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği&nbsp;</strong>bu aşamada neler yapılabileceğine yönelik hayati bilgiler verdi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:black">Arı alerjisine bağlı alerjik şok&nbsp;</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black">Ülkemizde yaşam boyu arı tarafından sokulma oranının %95, son 1 yıl içinde sokulma oranının ise %20 civarında olduğunu belirten AİD, yaptığı açıklamada; “Bir milyon nüfus başına bildirilen ölüm olgusu sayılarının, senede 0.03-0.48 arasında olduğu düşünülmektedir.&nbsp;<strong>Arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon riski, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazladır&nbsp;</strong>ve yaşla beraber artmaktadır. Nefes darlığı, nefes almada veya vermede zorluk, öksürük, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, ses kısıklığı, ses çıkaramama gibi olguların %50-60’ında görülür. Bu sırada kişide, boğazda sıkılma hissi, yutkunmada güçlük, tükürüğünü yutamama, nefes alamama, nefes alırken ötme sesi, ses kısıklığı, seste kabalaşma, konuşamama ve morarma gibi yakınma ve belirtiler gelişebilir. Bu belirtilerin erkenden tanınması ve hızla tedavisi elzemdir” uyarılarında bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ari_alerjisi(1).jpg" style="height:427px; width:640px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:black">Arı sokmasından sonra ne yapılmalı?&nbsp;</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black">Arı sokmasından sonra ilk yapılması gerekenleri anlatan AİD şu bilgileri verdi: “Arıların bulunduğu bölgeden ani hareketlerden kaçınarak, ancak hızlı ve güvenli bir şekilde uzaklaşmak ve eğer sokan arı bal arısıysa ve zehir kesesi halen deride kasılıp zehir vermeye devam ediyorsa, iğneyi derhal yerinden çıkartmaktır. Sokulan bölge temiz, sabunlu su ile yıkanarak kurulanmalıdır. Alanı rahatlatmak için soğuk kompres, alerji hapları, kortizonlu kremler, ağrı kesiciler kullanılabilir."&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:black">Alerjik şok durumunda adrenalin otoenjektörü hayati önem taşıyor!</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:black">Arı alerjisine bağlı alerjik şok durumunda ilk uygulanması gerekenin adrenalidir. Ülkemizde hastanın ve yakınlarının kolayca kullanabileceği adrenalin kalemleri diğer adıyla adrenalin otoenjektörleri mevcuttur. Arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon öyküsü bulunan hastalar mutlaka alerji testlerinin yapılması için deneyimli bir alerji merkezine başvurmalı, adrenalin otoenjektörü ve acil eylem planı almalıdır. Adrenalin otoenjektörü okullar, seyahat araçları, turistik tesisler, spor salonları gibi ilk yardım çantası zarureti olan alanlarda bulunmalıdır.&nbsp;Arı alerjisini ortadan kaldırmak için alerji aşıları ile immünoterapi yapılmaktadır. Alerji aşı teminindeki güçlüklerin kısa sürede çözümlenmesi ve hastalarımıza immünoterapi ile tekrar şifa sunmak biz alerji ve immünoloji uzmanlarının en büyük dileğidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:black">Arı sokma riskini azaltacak tedbirler</span></strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Yaşam yerlerine yakın arıcılık yapılmamalıdır.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Yakında bir arı fark edildiğine, kollar yavaşça kaldırılarak baş-boyun bölgesi korunmaya çalışılmalıdır. Bu sırada ya ortamda hareketsiz bir şekilde sakince durmak veya bulunulan bölgeyi ani hareketlerden kaçınarak terk etmek gerekir. Ani hareketler, el ve kol hareketleri arıları kızdırabilir.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Hareket halindeki araca arı girmesi durumunda sakin olunmalı, araç kenara çekilip tüm kapı ve pencereler açılarak arının dışarıya çıkması beklenmelidir. Araç kullanırken arının öldürülmeye çalışılması önemli bir kaza sebebidir.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Arılar bulutlu, karanlık ve yağmurlu havalarda daha sinirli ve saldırgan olurlar. Bu tür durumlardaki açık hava etkinliklerinde daha dikkatli olmak gerekir.&nbsp;</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Sarı arı, tüylü arı gibi bazı arı türleri yuvalarını toprakta yapabilecekleri için özellikle yeşil alanlarda yalınayak dolaşmamak ya da kapalı ayakkabılar giymek akılcı olur.&nbsp;</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Kokulu kozmetikler, saç bakım ürünleri, parfüm kullanmak ve terli dolaşmak arıları çekebilir.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Parlak renkli giysiler ve siyah renk arıları cezbeder. Arıcılıkla uğraşanlar bu nedenle beyaz renk giyerler. Parlak takı ve tokalar da arıları çekebilir.&nbsp;</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Açık arazide, bahçede çalışırken uzun kollu gömlekler, pantolon, uzun çorap, kapalı ayakkabılar ve kıyafetler giymek, eldiven kullanmak akılcıdır.&nbsp;</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Açık alanlarda yemek yemek, piknik yapmak, mangal yapmak, gazoz, meyve suyu gibi tatlandırılmış içecekleri tüketmek, yaban arılarını ortama çekecektir. Bu içeceklerin kutu ve şişelerinin içine arı girmiş olabileceği akılda tutulmalıdır.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Açıkta gıda, çöp bırakmak yaban arılarını buralara çekecektir. Çöpleri açık olarak ortada bırakmamak, sokaktaki çöp kovalarının kapaklarını her zaman kapalı tutmak gerekir.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#1c2b28">Arı alerjisi olanlar, arı alerjileri olduğunu belirten kart, bilezik, kolye gibi bir belirteç taşımalı ve açık hava etkinliklerini tek başlarına yapmamalıdırlar.</span></span></span></span></li>
</ul>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Aug 2023 08:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/08/ari-sokmasinda-adrenalin-otoenjektoru-hayat-kurtariyor-1692961805.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstilacı sivrisineklerin oluşturduğu tehdit kapımızda</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/istilaci-sivrisineklerin-olusturdugu-tehdit-kapimizda-38762</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/istilaci-sivrisineklerin-olusturdugu-tehdit-kapimizda-38762</guid>
                <description><![CDATA[‘İklim krizi aynı zamanda bir sağlık krizidir' denilerek açılan Türkiye’nin ilk İklim Kliniği, iklim krizinin etkileri ve ortaya çıkan sağlık risklerini anlatmaya devam ediyor. Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver, ısınan havalar nedeniyle artan istilacı sineklerin insan sağlığı üzerine olumsuz etkilerini sıraladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İklim krizinin etkileri ve ortaya çıkan sağlık risklerini gün geçtikçe daha fazla deneyimlemeye devam ederken, temmuz ayı son 125 bin yılın en sıcak ayı olarak tarihe geçti. Okyanus sıcaklıkları son 125 bin yılın en yüksek seviyesine ulaşarak rekor kırdı. İklim krizi ise yalnızca aşırı sıcaklarla değil; seller, orman yangınları, hava kirliliği, su kaynaklı hastalıklar, vektör kaynaklı hastalıklar, gıda güvensizliği ve beslenme bozuklukları, ruh sağlığı sorunları şeklinde ortaya çıkan etkilerle de sağlığımızı tehdit ediyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İstilacı sivrisineklerin oluşturduğu tehdit kapımızda</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Isınan havalar ve artan yağışlardan dolayı taşıyıcı (vektör) hayvanların yoğunluğu ve yayılımında belirgin artışa sebep oluyor. Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu&nbsp;Üyesi Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver, bu yaz ülkemizi oldukça etkileyen istilacı sivrisineklere dair konuştu: “Şehirleşme ve biyoçeşitlilik kaybı bu vektörlerin doğal düşmanlarını ortadan kaldırarak kontrolsüz bir şekilde ve insanlara yakın yerlerde üremelerine neden oluyor.&nbsp;İstilacı sivrisinek olarak anılan ve esas olarak tropik bölgelerde görülen&nbsp;Aedes aegypti&nbsp;(sarı humma sivrisineği) ve&nbsp;Aedes albopictus&nbsp;(Asya kaplanı sivrisineği) türleri şu anda ülkemizde Ege, Marmara ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yerleşik olarak görülüyor. Bu sivrisinekler ısırdıkları yerde belirgin reaksiyon oluşturmakta ve&nbsp;özellikle alerjik bünyeli insanlarda ilaç tedavisi gerektirecek daha ciddi ve yaygın reaksiyonlara, çok nadiren anafilaksiye yol açabiliyor. Yara yerinin cildi hasarlayacak kadar çok kaşınması ikincil bakteriyel enfeksiyonlara neden olabilir. Ancak bu sivrisineklerin sağlığı tehdit eden esas&nbsp;özelliği sarı humma, chikungunya, zika ve deng hummasına yol açan virüsler gibi patojenleri taşımaları. Sıcaklık artışları&nbsp;daha hızlı üremelerine, daha uzun mesafe uçmalarına, daha çok&nbsp;ısırmalarına ve taşıdıkları patojenlerin de daha hızlı çoğalmasına sebep oluyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Prof__Dr__Mine_Durusu_Tanriover.jpg" style="height:383px; width:640px" /></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“</span>En istilacı olan Asya kaplanı sivrisineği”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tanrıöver,&nbsp;ülke gündemine de yoğun şekilde gelen Asya kaplanı sivrisineğine dair ise&nbsp;<span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“</span>Asya kaplanı sivrisineği en istilacı ve saldırgan sivrisinek türü, çevre şartlarına hemen uyum sağlayabiliyor, oldukça dayanıklı ve insanları çok fazla ısırabildiği için hastalık bulaştırma potansiyeli de daha fazla. Bu nedenle Asya kaplanı sivrisineği şu anda Avrupa<span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">’</span>da sivrisinek ilişkili hastalıklar açısından halk sağlığını en çok tehdit eden tür olarak kabul ediliyor.&nbsp;Bunun yanında yerel sivrisineklerin sayısında da belirgin bir artış yaşanıyor.&nbsp;Culex pipiens&nbsp;Avrupa<span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">’</span>da yaygın olarak bulunan bir sivrisinek türü iken, son yıllarda Doğu Karadeniz bölgesindeki illerde daha yaygın olmak üzere ülkemizde pek çok&nbsp;şehirde de görülüyor ve Batı&nbsp;Nil virüsü enfeksiyonlarına yol açıyor” dedi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sivrisineklerle mücadele nasıl olmalı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sivrisineklerle mücadelede bilim insanları, yetkililer ve yerel yönetimlere düşen büyük görevler olduğunu vurgulayan Tanrıöver, yapılması gerekenleri şöyle&nbsp;özetledi:&nbsp;<span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“</span>Sivrisinek yayılımının yakın bir şekilde izlenmesi ve kaynak kontrolünün sağlanması önemli. Ekolojik yöntemler henüz yaygın olarak kullanılabilecek düzeyde değil ve bu nedenle böcek zehirlerinin uygulanması şimdilik kaynak kontrolünde gerekli gözüküyor. Ancak sivrisineklerin böcek zehirlerine karşı direnç&nbsp;geliştirebildiği ve sıcak havaların bunu kolaylaştırdığı da unutulmamalı. Bu nedenle biyoçeşitliliğin artırılması, sivrisineklerin doğal düşmanları olan hayvanlardan ya da onlarla yarışan başka zararsız sivrisinek türlerinden faydalanılması&nbsp;ve&nbsp;üreme alanlarının ortadan kaldırılması daha kalıcı çözümler sunuyor. Gerek ev içinde gerekse de dış ortamda durağan suların yumurta ve larvalar için bir üreme alanı haline gelmesine izin vermemek gerekir. Bunun yanında&nbsp;yataklarda koruyucu sinek ağlarının kullanılması, camlara ve kapılara sinek teli takılması ve uyumadan&nbsp;önce odaların bu açıdan kontrol edilmesi, riskli bölgelerde cildi açık bırakmayacak kıyafetlerin giyilmesi ve sinek kovucu ürünlerin uygun şekilde kullanılması&nbsp;kişisel koruyucu&nbsp;önlemler arasında&nbsp;yer alıyor. Ciddi deri reaksiyonlarına yol açan ısırıklarda; ateş, grip benzeri belirtiler, nörolojik bulgular gibi sistemik tabloların ortaya çıktığı durumlarda hızla bir sağlık kuruluşuna başvurmak çok&nbsp;önemli. Daha&nbsp;önce görmediğimiz hastalıklarla karşılaşma olasılığımızı göz&nbsp;önünde bulundurarak hem toplumun farkındalık ve bilgi düzeyinin artırılması hem de sivrisinek ısırıkları ve ilişkili enfeksiyon hastalıklarının tanı ve tedavisi açısından sağlık çalışanlarının eğitilmesi gerekiyor.”</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İklim krizi alerjik solunum yolu hastalıklarını tetikliyor</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu&nbsp;Üyesi Prof. Dr. Hasan Bayram ise iklim krizinin solunum sağlığına etkisinin altını çizdi. Bayram, “Sıcaklık artışları nedeniyle uzun süren polen mevsimleri ve yüksek polen konsantrasyonları, alerjik solunum yolu hastalıklarını tetikliyor. Kurak bölgelerdeki arazi yapısının bozulması çölleşme riskini artırmakta, bu da bir yandan çöl tozu kirliliğine yol açarken, aynı zamanda solunum hastalıklarının gelişiminde&nbsp;önemli risk oluşturan yetersiz beslenmeye ve gıda temininde güçlüğe yol açıyor.” dedi.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayram, bu risklerin kırılgan gruplara etkisini, “Çocuklar ve yaşlı bireyler, iklim krizinin olumsuz sağlık etkilerine karşı daha hassaslar. Coğrafi ve sosyoekonomik koşullar, uyum sağlama kapasitesinin azalmasıyla birlikte, iklim krizinin olumsuz etkilerine karşı insan savunmasını iyice zayıflatıyor. Coğrafi olarak iklim krizinden daha yoğun etkilenen bölgelerde ve sosyoekonomik koşulların düşük olduğu durumlarda iklim krizinin olumsuz etkileri daha çok hissediliyor.” şeklinde açıkladı.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Küresel sıcaklıkların rekor seviyelere kıyasla azalması şaşırtıcı değil</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu&nbsp;Üyesi Prof. Dr. Levent Kurnaz, “Bu hafta küresel sıcaklıklar yavaş yavaş azalmaya başladı. Bunu önemli bir düşüş olarak görmemek gerekiyor. Hala yaşadığımız her gün tarihte insanlığın yaşadığı en sıcak gün olsa da küresel ortalama sıcaklık uzun bir aradan sonra ilk defa 17<span style="font-family:&quot;Cambria Math&quot;,serif">℃</span>'nin altına indi. Ülkemizde bunu ‘eyyam-ı bahur sıcakları geçti tabii ki’ diye karşılasak da sözü edilen ‘eyyam-ı bahur’ aslında yazın en sıcak günleri anlamına geliyor. Ağustos ayının ortasına yaklaştığımızda da küresel sıcaklıkların rekor seviyelere kıyasla azalması şaşırtıcı değil. Gene de bilim insanları açısından bakıldığında bu yazı geçtiğimiz tüm yazlardan farklı olarak artık iklim krizinin gözümüzün önünde ve yadsınamaz şekilde belirdiği yaz olarak anacağız. Bir kez daha unutmayalım, gelecek yaz daha da sıcak olacak.” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Aug 2023 13:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/08/istilaci-sivrisineklerin-olusturdugu-tehdit-kapimizda-1692191692.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vegan beslenme ölümcül müdür?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/vegan-beslenme-olumcul-mudur-38674</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/vegan-beslenme-olumcul-mudur-38674</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vegan beslenme, hayvansal besinler yerine bitkisel besinlere dayalı bir yaşam tarzı seçeneği olarak giderek daha popüler hale geliyor. Fakat vegan beslenme savunucusu 39 yaşındaki sosyal medya fenomeni Zhanna Samsonova'nın hayatını kaybetmesinin ardından vegan beslenme soru işaretlerini beraberinde getirdi. Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu her diyet gibi, vegan beslenmenin de doğru şekilde uygulanmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirtiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vegan beslenmenin temelinde et, balık, süt, yumurta, süt ürünleri gibi hayvansal besinler yerine sebze, meyve, baklagil, tahıl, kuruyemişler ve tohumlar gibi bitkisel besinler yer alıyor. Faydaları arasında ise daha düşük kolesterol seviyeleri, kalp hastalığı riskinin azalması, lif açısından zengin besinlerin tüketimi ve bazı çalışmalara göre kanser riskinin azalması sayılabilir. Ayrıca kilo kontrolü için yüksek kalori içeriği olmaması ve doymuş yağlardan uzak olması sebebiyle de tercih edilebiliyor. Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, vegan beslenmenin&nbsp;en önemli riskinin yetersiz beslenme olduğunu belirtiyor.&nbsp;Özkorucuklu,&nbsp;yetersiz beslenmenin fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarına neden olabileceğinin altını çiziyor&nbsp;ve şöyle devam ediyor: “Özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum, omega-3 yağ asitleri ve protein ihtiyacını karşılamak için dikkatli planlama gerekebilir. Vegan beslenme&nbsp;dikkatli bir şekilde planlandığında ve iyi dengelendiğinde beslenme açısından yeterli olabileceğini&nbsp;vurgulamak gerekir. Vegan beslenme düşünüyorsanız, besin gereksinimlerinizi karşıladığınızdan ve sağlığınızı koruduğunuzdan emin olmak için&nbsp;bu beslenme şeklini kendi başınıza değil,&nbsp;bir beslenme uzmanından destek alarak uygulamanız oldukça önemlidir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vegan Beslenme Ölümcül müdür?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yurtdışında yaşayan vegan beslenme savunucusu 39 yaşındaki sosyal medya fenomeni Zhanna Samsonova'nın ölümünün ardından akıllara gelen vegan beslenme ölümcül müdür sorusunu Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu şöyle yanıtlıyor: “Vegan beslenme ölümcüldür diye bir etiketleme yapmak doğru değil.&nbsp;Vegan beslenme, bilinçli ve dengeli bir şekilde uygulandığında sağlıklı bir seçenek olabilir ve birçok insan tarafından benimsenip uygulanabilir. Birçok araştırma, vegan beslenmenin sağlık açısından faydaları olduğunu göstermektedir. Ancak, her diyet gibi,&nbsp;vegan beslenme de doğru şekilde uygulanmadığında sağlık sorunlarına yol açabilir.&nbsp;Vegan beslenmeyi tercih edenlerin özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum, omega-3 yağ asitleri ve protein ihtiyaçlarını karşılamak için dikkatli planlama yapmaları önemlidir. Bu nedenle, vegan beslenmeyi düşünen veya uygulayan kişilerin, beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli bitkisel kaynaklardan yeterli besinleri almaları ve gerekirse besin takviyeleri kullanmaları gerekmektedir. Doğru beslenme planlaması ve bilinçli seçimlerle vegan beslenme sağlıklı bir yaşam tarzı olabilir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kimler Vegan Beslenemez?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vegan beslenmeyi birçok kişinin rahatlıkla uygulayabileceğinden bahseden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu,&nbsp;bazı durumlarda, vegan beslenmenin uygun olmayabileceğini belirtiyor.&nbsp;Özkorucuklu&nbsp;uygun olmayan durumları şu şekilde sıralıyor:&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">· &nbsp; &nbsp; &nbsp; Fındık, soya, buğday veya diğer bitkisel kaynaklı besinlere karşı alerjik reaksiyonlar yaşayanlar kısıtlı besin alımından kaynaklı vegan beslenmede sağlık sorunları yaşayabilirler.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">· &nbsp; &nbsp; &nbsp; Hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınlar, bebeğin ve kendi sağlıkları için dikkatli bir şekilde beslenmeli ve gerekli besinleri almalıdır. Bu dönemde vegan beslenen kadınlar, özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum ve diğer önemli besinleri yeterli miktarda almalıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">· &nbsp; &nbsp; &nbsp; Çocuklar ve yaşlılar özellikle besin ihtiyaçları açısından hassastırlar ve dengeli bir beslenme sağlamak önemlidir. Bu nedenle vegan beslenmenin neden olabileceği yetersiz beslenme durumuna karşı dikkatli olunmalıdır. Beslenmelerinde çeşitlilik sağlanmalıdır.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Son olarak vegan beslenmenin bireysel tercihlere, etik inançlara ve sağlıkla ilgili hususlara bağlı olduğunu belirten&nbsp;Özkorucuklu, vegan beslenme ile ilgilenen kişilerin dikkatli bir şekilde planlama yapması gerektiğini ve&nbsp;tüm besin gruplarından yeterli besinleri almasının oldukça önemli olduğunu&nbsp;belirtiyor. Özkorucuklu ayrıca herhangi bir diyet değişikliği yapmadan önce doktor ve beslenme uzmanı ile görüşmenin büyük önem taşıdığının altını çiziyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/vegan%20beslenme.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Aug 2023 11:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/08/vegan-beslenme-olumcul-mudur-1691222649.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı sıcaklarda sağlıklı içecekleri tercih edin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/asiri-sicaklarda-saglikli-icecekleri-tercih-edin-38540</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/asiri-sicaklarda-saglikli-icecekleri-tercih-edin-38540</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aşırı sıcak havalarda sıvı kaybını önlemek için &nbsp;tüketilen gazlı, şekerli ve buzlu içecekler sıvı ihtiyacını gidermek yerine susuzluğu daha da arttırıp&nbsp; vücuda zarar veriyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yaz aylarında yetişkinlerin günlük ihtiyaçlarına göre en az 2-2,5 litre sıvı tüketmesi gerekiyor. Sıcak havada serinlemek için içilen gazlı, şekerli ve buzlu içecekler ise sıvı ihtiyacını gidermek yerine susuzluğu daha da artırıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Soda ve ayran ferahlık verir</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sıvı gereksinimi mevsimlere göre değişiklik göstermektedir. Yaz aylarında, terle su kaybı arttığı için ihtiyaç da artmaktadır. Bu nedenle aşırı sıcaklarda sıvı tüketimi kesinlikle artırılmalıdır. Vücudun sıvı ihtiyacının karşılaması için su, ayran ve soda gibi sağlıklı içecekler tercih edilmelidir. Aşırı sıcaklarda ter yoluyla kaybedilen mineralin karşılanmasında soda iyi bir tercihtir. Şekersiz içilen yeşil çay, kuşburnu gibi bitki çayları ise antioksidan, C vitamini içeriklerinden dolayı yazın tercih edilmesi gereken içeceklerdendir. Yoğurt ise içerdiği bakteriler sayesinde bağırsak düzenleyicidir. Yoğurt, ayran formunda tüketildiğinde daha fazla sıvı alınması sağlanır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ayran.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Soğuk bitki çayları son derece sağlıklı</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bitki çayları genellikle sonbahar ve kış aylarında tercih edilmektedir. Ancak yeşil çay ve kuşburnu gibi bitki çayları antioksidan ve C vitamini içerikleri ile vücuda sağlık katmaktadır. Bunlar soğutularak, şekersiz tüketilebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Vitamin değerinin azalmaması için meyve sularını hemen tüketin</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kilo problemi olmayanlar için evde hazırlanan vişne, elma, kayısı gibi meyvelerinin suları ya da limonata iyi birer içecek seçeneğidir. Potasyum, kalsiyum ve fosfor içeren meyve suları, sıcak havalarda yaşanan sıvı kaybını engellemektedir. Taze sıkılmış meyvelerinin suları kesinlikle bekletilmeden tüketilmelidir. Çünkü uzun süre bekletilen meyve sularının vitamin değerleri azalmaktadır. Öte yandan, yazın fazla tüketilen kafein vücutta su kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle kahve, çok koyu çay, meşrubatlar, kakaolu ve kafeinli enerji içecekleri tercih edilmemelidir. Çay, kahve ve alkollü içecekler idrar söktürücü etkileri nedeniyle vücutta su kaybına neden olur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/fruit.jpg" style="height:400px; width:600px" /></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Yanlış içecek seçimi hasta ediyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px"><span style="font-family:Georgia,serif">Birçok insan gazlı içecekleri sıcak havada çok tüketerek sıvı ihtiyacını karşıladığını düşünmektedir. Ancak bu tür içeceklerin temel bileşeni su olsa da diğer bileşenleri kafein, renklendirici, koruyucu gibi toksik maddeler olduğundan vücuda zarar vermektedir. Yapılan araştırmalarda yapay tatlandırıcı içeren içecekleri her gün tüketen kişilerde başta felç riski olmak üzere birçok sağlık sorununun ortayı çıktığı belirlenmiştir. Gazlı içecekler ile osteoporoz (kemik erimesi), diş hassasiyetleri ve kalp hastalıkları arasında bağlantı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca içeriğinde önemli miktarlardaki şeker olan bu içeceklerin aşırı tüketimi obeziteye de neden olmaktadır</span>.</span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Jul 2023 17:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/07/asiri-sicaklarda-saglikli-icecekleri-tercih-edin-1690036817.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kuduza yakalanma ihtimali olan hayvanların ısırıkları risk oluşturur</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kuduza-yakalanma-ihtimali-olan-hayvanlarin-isiriklari-risk-olusturur-38466</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kuduza-yakalanma-ihtimali-olan-hayvanlarin-isiriklari-risk-olusturur-38466</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuduz virüsünün merkezi sinir sisteminde enfeksiyon gelişimine neden olan bir hastalık olduğunu söyleyen uzmanlar, tüm memeli hayvanlarda kuduz gelişebileceğine dikkat çekiyor. Kuduzun sükûnet, saldırgan ve felç olmak üzere farklı hastalık dönemleri ile seyredebildiğini belirten&nbsp;Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu,&nbsp;kuduz virüsünün enfekte bir hayvanın tükürük, ısırık ve çizikleri yoluyla bulaştığının altını çiziyor. Kuduz için yüksek riskli temas olasılığı bulunan ve kuduz riski taşıyan teması olan kişilerin aşı ile korunabileceğine vurgu yapan Mamçu, tüm yaralanmalarda yara yerinin en kısa sürede akan bol basınçlı suyun altında ve sabunla iyice yıkanmasını öneriyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, kuduz virüsünün bulaşma yolları ve virüsten korunma hakkında bilgi verdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuduz, ülkemizde hala ciddi bir halk sağlığı sorunu</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuduz virüsünün merkezi sinir sisteminde enfeksiyon gelişimine neden olan bir hastalık olduğunu belirten&nbsp;Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ölüm oranı yüzde yüzdür. &nbsp;Korunmada etkili bir aşısı vardır. Kuduz hastalığını korunma ve bütüncül sağlık yaklaşımı ile tamamen ortadan kaldırmış ülkeler mevcuttur. Ülkemizde yılda 250 bin civarında kuduz şüpheli ısırık vakası sağlık kurumlarına başvurmakta ve aşı uygulanmaktadır. Kuduz ülkemizde halen ciddi bir Halk Sağlığı sorunudur.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuduz vakaları büyük oranda evcil hayvanlarda görülüyor</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tüm memeli hayvanlarda kuduz gelişebileceğine dikkat çeken Mamçu, “Kuşlar, sürüngenler ve balıklar gibi memeli olmayan hayvanlarda kuduz görülmez. Çoğunlukla kurt, tilki, çakal, sansar, gelincik, yarasa gibi yabani hayvanları etkiler. Enfekte yabani hayvanlardan&nbsp;insanlara veya evcil hayvanlara yayılabilir. Köpek, kedi, sığır, keçi, at, eşek gibi evcil hayvanlarda kuduz gelişebilir. Ülkemizde son yıllardaki hayvan kuduzlarının yaklaşık yüzde 90’ı evcil hayvanlarda saptanmıştır. Evcil hayvanlar içerisinde en sık köpekler (%43), sığırlar (%37) ve kedilerde (%3.9) kuduz tespit edilmiştir. Fare, sıçan, sincap, hamster, tavşan ve yabani tavşan ısırıklarından insana kuduz geçişi görülmemiştir.” bilgilerini paylaştı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İnsanlara tükürük, ısırık ve çizikler yoluyla bulaşıyor</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuduzun sükûnet, saldırgan ve felç olmak üzere farklı hastalık dönemleri ile seyredebildiğini hatırlatan Mamçu, “Hayvanlarda aşırı halsizlik, korkaklık, yutma ve çiğneme güçlükleri, aşırı salya-tükürük salınımı, huzursuzluk, sinirlilik, ısırma arzusu, hareketsizlik, yüz, gövde ve ayak kaslarında felç gelişmesi gibi bulgular saptanabilmekte ve ölüm ile sonuçlanmaktadır.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuduz virüsünün enfekte bir hayvanın tükürük veya sinir sistemi dokusu teması ile bulaştığını sözlerine ekleyen Mamçu, “İnsanlara genellikle tükürük, ısırık ve çizikler yoluyla bulaşır. Dünya genelinde kuduz virüsünün bulaşmasından genellikle (%99) evcil köpekler ile gerçekleşen riskli temaslar sorumludur. Kuduz bir hayvanı sevmek veya kuduz bir hayvanın kanı, idrarı veya dışkısı ile temas gibi diğer temas türleri kuduz için riskli temas olarak kabul edilmez.” açıklamasını yaptı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İnsandan insana da kuduz bulaşabilir</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İnsandan insana kuduz virüsünün bulaşmasını, yalnızca enfekte doku veya organ nakli gibi istisnai durumlarda doğrulandığının altını çizen&nbsp;Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Enfekte bir kişiden gelen ısırık ve ısırık dışı temaslarda kuduz bulaşma riski vardır, ancak böyle bir vaka bildirilmemiştir. Kuduzlu bir kişiye dokunma veya enfekte kabul edilmeyen idrar, kan, dışkı gibi vücut sıvıları ve dokuları ile temas sonucunda kuduz bulaşması bildirilmemiştir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuduz, şikayetler başlamadan önce tıbbi bakım ile önlenebilir</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Kuduz, yabani hayvan temasının azaltılması, evcil hayvanların aşılanması ve riskli temas sonrası kuduz ilişkili şikayetler başlamadan önce tıbbi bakım ile önlenebilecek bir hastalıktır.” diyen Mamçu, hayvanlarda kuduz gelişiminin önlenmesi için etkin aşılama çalışmalarının yapılması gerektiğine vurgu yaptı. Ülkemizde yabani hayvanlarda aşı çalışmalarının T.C. Tarım ve Ormancılık Bakanlığı’nın kontrolünde yürütüldüğünü hatırlatan Mamçu, “Evcil hayvanlarda kuduzun gelişiminin önlenmesi için yabani hayvan temasının önlenmesi ve her yıl kuduza karşı aşı uygulanması gerekir. Toplumda yayılımının engellenmesi için en fazla yayılıma neden olan evcil köpeklerin en az yüzde 70’inin aşılanması gerektiği belirtiliyor.” uyarısında bulundu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Temas olasılığı bulunanlar ve riskli teması olanlar aşı olmalı</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuduz için yüksek riskli temas olasılığı bulunan kişilere temas öncesinde, kuduz riski taşıyan teması olan kişilere ise temas sonrasında yara temizliği, aşı veya antikor ile koruma sağlanabildiğini belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kuduza yakalanma ihtimali olan tüm sıcakkanlı memeli vahşi hayvanların, aşısız kedi-köpek gibi evcil hayvanların, sığırlar, koyun, at, eşek gibi hayvanların, dünyanın bazı bölgelerinde yarasaların ısırıkları, yeri ne olursa olsun kuduz için risk oluşturur. Açık yara, kesi, mukozal yüzeylerin tükürük, salya ve sinir dokusu içeren materyalle teması ve tırmalama da kuduz için riskli temas olarak kabul edilir.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Mamçu, temas öncesi ve temas sonrası koruma uygulanması gereken kişilere değinerek şöyle devam etti:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Kuduz araştırma laboratuvarı çalışanları, kuduz için biyolojik ürün üretiminde çalışanlar gibi virüsle doğrudan temas etme riski yüksek olanlar, veterinerler, veterinerlik öğrencileri, veterinerlik teknisyenleri, hayvan bakıcıları, mağara çalışanları gibi mesleki olarak ya da seyahat nedeni ile kuduz hayvanlarla temas etme riski yüksek olan kişilere temas öncesi koruma önerilir. Riskli temas sonrası öncelikle temas eden hayvanın, temas tipinin, kişinin bağışıklık durumunun ve daha önce aşılanıp aşılanmadığının değerlendirilmesi gerekir. Temas sonrası en kısa sürede aşı uygulanması önerilir. Ancak kuduz bulaşmasından enfeksiyon gelişimine kadar geçen süre uzun olduğu için riskli temasın üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin temas sonrası korunma uygulanmalıdır.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bu temas türleri tıbbi müdahale gerektirmiyor</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Mamçu, temas sonrası korunma için tıbbi müdahale gerektirmeyen durumları ise söyle sıraladı:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Fare, sıçan, sincap, hamster, kobay, gerbil, tavşan, yabani tavşan ısırıkları</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Eve giren yarasaların ısırığı veya evde yarasa bulunması (doğal ortamdaki mağaralarda olan yarasa teması vaka temelli değerlendirilmeli)</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Yılan, kertenkele, kaplumbağa gibi soğukkanlı hayvan ısırıkları</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Kümes hayvanları ısırıkları</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Sağlam derinin yalanması, hayvana dokunma veya besleme</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Bilinen ve halen sağlam bir kedi veya köpek tarafından 10 günden daha önce ısırılma</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Daha sonra kuduz olduğu anlaşılan bir hayvanı beslemiş̧ olmak, sağlam derinin hayvanın kan, süt, idrar veya dışkısıyla temas etmiş̧ olması, pişmiş̧ etini yemek, kaynatılmış̧ veya pastörize edilmiş̧ sütünü̈ içmek veya bu sütle yapılan süt ürünlerini tüketmek</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Kedi temaslarında; çıplak derinin hafifçe sıyrılması (deri altına geçmeyen yaralanmalar), kanama olmadan küçük tırmalama veya zedeleme şeklinde yaralanmaya sebep olan, provokasyon ile olmuş̧ ısırılma dışı kedi temasları</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">-Son 6 ay içinde tam doz olarak kuduz temas sonrası kuduz aşışı uygulanmış̧ kişiler</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tüm yaralanmalarda yara bol su ve sabunla yıkanmalı</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tüm yaralanmalarda yara yerinin yaralanma zamanına bakılmaksızın, virüsün mekanik olarak uzaklaştırılması için en kısa sürede akan bol basınçlı suyun altında ve sabunla iyice yıkanması gerektiğine vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerinin şöyle tamamladı:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Yıkama işlemi bittikten sonra alkol veya cilt antiseptiklerinden biri uygulanmalı. Antibiyotik kullanımına; hasta özellikleri (savunma sistemi baskılanmış hastalar, şeker hastaları vb.), yaralanma yeri (yüz bölgesi, el bölgesi, genital bölge, proteze veya ekleme yakın bölge), yara özellikleri (derin ve kemiğe ulaşan yaralanmalar, kapatma gerektiren yaralanmalar) ve yaralanma üzerinden geçen süre&nbsp;dikkate alınarak hekim tarafından karar verilmesi gerekir.”&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Jul 2023 11:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/07/kuduza-yakalanma-ihtimali-olan-hayvanlarin-isiriklari-risk-olusturur-1689609310.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı Beslenme Bir Anlık Heves mi?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/saglikli-beslenme-bir-anlik-heves-mi-38440</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/saglikli-beslenme-bir-anlik-heves-mi-38440</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde sağlıklı beslenme kavramı ile sık sık karşılaşıyoruz. Zaman zaman sağlıklı beslenme alışkanlıkları gözümüzü korkutsa da Uzman Diyestisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu sağlıklı beslenmenin hayatımızda bir anlık heves olmaması gerektiğini ve düşünülenin aksine zor olmadığını belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Modern çağın stresli ve bir o kadar da hızlı yaşandığını göz önüne alırsak sağlığımızı koruyabilmek için sağlıklı beslenme hayatımızda dikkat etmemiz gereken en önemli konulardan biri. Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, sağlıklı beslenme deyince gözümüz korksa da, aklımıza yasaklar gelse de yapmamız gereken şeyin aslında yeterli ve dengeli beslenme olduğunu belirtiyor. Özkorucuklu’ya göre&nbsp;<strong>sağlıklı beslenmeyi kilo vermek ya da almak istediğimiz zamanlarda uygulamamalı, hayatımızın her döneminde alışkanlık haline getirmeliyiz.&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Aceleci Davranmak Kısır Döngüye Neden Oluyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yeme alışkanlıklarında sağlıklı bir düzene geçilmediği takdirde kısır bir döngüye girildiğini belirten Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, bireylerin kilo verme isteği ile birlikte sonuca ulaşmak için aceleci davrandıklarını ve bu durumun uzun vadeli bir çözümden uzaklaştırdığını belirtiyor. Özkorucuklu şöyle devam ediyor: “Kilo verme sürecinde kimileri çok kısıtlayıcı (kalorisi çok düşük) diyetler uygulayarak hızlı sonuçlar elde etmek istiyor fakat hayatımızdan ekmeği, şekeri, çikolatayı kilo verme hedefi ile çıkardığımızda ideal kiloya ulaşınca o besini yeme isteğimiz bir öncekinden daha fazla olabiliyor. Yani sadece bir anlığına kilo vermiş oluyoruz. Bunun yerine sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile&nbsp;<strong>kısıtlayıcı diyetler yapmak yerine düzenli bir şekilde ideal kilonuza ulaşabilirsiniz.”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Uzman%20Diyestisyen%20Ye%C5%9Fim%20Nurdan%20%C3%96zkorucuklu.jpg" style="height:640px; width:640px" />&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Duygusal Açlık Sağlıklı Beslenmenin Önüne Geçebiliyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Duygusal açlığın da sağlıklı beslenmenin önüne geçtiğini belirten Uzman Diyetisyen Özkorucuklu, duygusal olarak iyi hissetmek adına sağlıksız ürünler tüketildiğini bunun da alışkanlık haline getirilmesi gereken sağlıklı beslenmenin önüne geçtiğini söylüyor. Özkorucuklu şöyle devam ediyor: “Beslenme sadece karın doyurmak değil aynı zamanda duyguların ihtiyacı ve sebebi olduğu elzem bir kavramdır. Mutluluklarımızı yemek yeme ile taçlandırıyor, üzgün olduğumuzda kendimizi buzdolabının karşısında buluyoruz, yani duygusal sebeplerle beslenme düzenimize yön veriyoruz. Bu durum uzun vadede; yüksek tansiyon, diyabet, safra kesesi rahatsızlıkları, mide yanması, ülser gibi hastalıklara neden olabilir. Örneğin, mutluluk hormonu olarak bildiğimiz&nbsp;<strong>“Serotonin”&nbsp;</strong>hormonunu almak için çikolata yemek yerine&nbsp;<strong>temiz havada yürüyüş yaparak da serotonin salınımını artırabilirsiniz.&nbsp;</strong>Bunun yanı sıra serotoninden zengin yumurta, tavuk, süt, portakal, mandalina ve kakao gibi gıdalardan tüketebilirsiniz. Süt ürünleri, yumurta, kırmızı et, koyu yeşil yapraklı sebzeleri günlük beslenmenize ekleyebilirsiniz. Ayrıca düşük yağlı diyetler de sinir sistemini olumsuz etkileyebilmekte ve depresyona itebilmektedir. Bu sebeple, öğünlerinizde zeytinyağı, fındık yağı gibi sağlıklı yağlara yer verirken margarin ve tereyağı gibi konsantrasyon güçlüğü, uyku problemleri veya halsizlik hissettiren doymuş yağlardan kaçınabilirsiniz.”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Jul 2023 09:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/07/saglikli-beslenme-bir-anlik-heves-mi-1689232785.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Küresel Isınma Astım Ataklarını Artırdı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi-38405</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi-38405</guid>
                <description><![CDATA[Alerji konusunda toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi projeyi hayata geçiren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Dünya Alerji Haftası nedeniyle “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlıklı halka yönelik online seminer gerçekleştirdi. 18-24 Haziran 2023 tarihleri arasında kutlanan Dünya Alerji Haftası’nın bu yılki teması olan “İklim Değişikliği ve Alerjiler” konusunda konuşma yapan uzmanlar, küresel ısınmanın astım ataklarını artırdığına vurgu yaparak yeni bir çalışma olan Türkiye’nin anafilaksi haritasına dair dikkat çeken bilgiler paylaştılar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birleşmiş Milletler’e göre, son on yıl (2011-2020) kaydedilen en sıcak dönemdi ve her bir yıl bir öncekinden daha sıcak olmaya devam ediyor. Küresel ısınmanın etkisiyle sıcak havanın solunmasına bağlı olarak astım ataklarında artışlar görülüyor. Sadece akciğer değil deri de etkileniyor ve egzeması olan, atopik dermatiti olan bireylerin yakınmaları artıyor. Nem ve ısının etkisiyle atmosferde polen, ev tozu, küf mantarı gibi alerjenlerin konsantrasyonları arttığı için daha fazla tetikleyiciye ve dolayısıyla artan alerjilere maruz kalıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) </strong>bu yıl 18-24 Haziran 2023 tarihinde kutlanan “<strong>iklim değişikliğinin alerjik hastalıklar üzerindeki etkisi</strong>” ni konu alan Dünya Alerji Haftası’nda önemli bir seminer gerçekleştirdi. “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlığıyla AİD’in Youtube hesabı üzerinden 21 Haziran Çarşamba günü saat 20:30’da Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla gerçekleştirilen canlı yayında alerji-klinik immünoloji doktorları, hastalarının tetikleyicileri belirlemesine, semptomların kötüleşmesini önlemesine ve ortamlarındaki değişiklikler arasında yaşam kalitesini korumasına yardımcı olacak önemli bilgileri paylaştılar. VEM İlaç’ın koşulsuz desteği ile gerçekleşen seminer, AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan’ın açılış konuşmasıyla başladı. AİD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Demet Can’ın moderatörlüğünde gerçekleşen yayında Prof. Dr. Fazıl Orhan, Alerjik Şok / &nbsp;Anafilaksi konusunu, Alerji ile Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Ceylan “Alerjik şok geçiren hastaların yaşadığı sorunlar” konusunu, Doç. Dr. Zeynep Çelebi ise “İklim Krizinin Alerjiye Etkisi” konusunu anlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>DÜNYA ALERJİ HAFTASINDA AYA PROJESİ HAYATA GEÇİRİLDİ</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünya Alerji Haftası kapsamında AYA Projesi’ni de hayata geçirdiklerini söyleyen <strong>AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan,</strong> bu projenin önemini şöyle anlattı: <strong>“</strong>AYA adını verdiğimiz tedavi yöntemi ile alerjisi olan kişilere, anafilaksi geçirmeleri durumunda nasıl davranmaları gerektiğini 3 kolay adımda anlatmayı hedefliyoruz. Bu adımlar: <strong>A</strong>drenalin Kalemini Uygula, <strong>Y</strong>at ve Bacakları Yerden Yüksek Bir Şekilde Tut, <strong>A</strong>cil 112’yi Ara! aşamalarından oluşuyor. Unutmayalım ki her ilaç ya da besin sizin için uygun olmayabilir. Bazılarımızı arı ve böcek sokmaları diğer insanlardan daha farklı şekilde etkileyebilir. Kaşıntı, şişlik, nefes kesilmesi ve ses kısılması, bayılma gibi semptomlarla kendini gösteren anafilaksi yani alerjik şok geçirebilirsiniz. İşte bu durumlarda hekiminiz size öncesinden <strong>adrenalin kalemi </strong>önerdiyse, panik yapmadan AYA adımlarını uygulayabilirsiniz. Tüm bu yönergeleri bulabileceğiniz <strong>AYA</strong> videosu da web sitemizde ve Youtube hesabımızda görebilirsiniz.” </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Dilsad_Mungan.JPG" style="height:427px; width:640px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>TÜRKİYE’NİN ANAFİLAKSİ HARİTASI ÇIKARILDI: BESİN, ARI VE İLAÇLAR EN SIK ANAFİLAKSİ NEDENİ</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Online seminerde konuşma yapan ve Türkiye’deki tüm alerji merkezlerinin ellerindeki verileri toplayarak Türkiye’nin anafilaksi (alerjik şok) haritasını çıkaran <strong>Prof. Dr. Fazıl Orhan, </strong>anafilaksinin aniden ortaya çıkarak hızla ilerleyen; birden fazla organ sisteminin tutulduğu, yaşamın tehdit eden bir durum olduğunu ifade etti. Her anafilaktik reaksiyonun yaşamı tehdit etme potansiyeline sahip olduğuna dikkat çeken Orhan, tüm anafilaktik reaksiyonları aynı ciddiyetle ele almak gerektiğini söyledi. Türkiye’nin anafilaksi haritasını çıkardıkları çalışmalarından da bahseden Orhan, “Bu çalışmada gördük ki, özellikle de çocuklarda en sık besin, ilaç ve arı venomları anafilaksiye neden oluyor. İlk 2 yaşta inek sütü ve yumurtayı en sık neden olarak saptadık, 3. sıklıkta ise kabuklu kuruyemişler var. Yaş ilerledikçe deniz ürünleri de ekleniyor. Arı venomlarında bal arısının anafilaksiye neden olduğunu görüyoruz. İlaç kategorisinde ise penisilin grubu antibiyotikleri en sık görüyoruz. Erişkinlerde antiinflamatuvar, yani ataları aspirin olan aspirinden türetilmiş ilaçları en sık görüyoruz. Besinlerde ise fıstık ve ceviz erişkinlerde en sık görülen anafilaksi nedenleri olabiliyor. Bazen tüm belirtileri ile anafilaksi olmasına rağmen tetikleyiciyi teşhis edemediğimiz durumlar da söz konusu olabiliyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/yayin_ekran_goruntusu.png" style="height:351px; width:640px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“BESİN ALERJİLERİ ARTTIKÇA ANAFİLAKSİ DE ARTIYOR”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Alerji ile Yaşam Derneği Başkanı Özlem Ceylan ise </strong>anafilaksiyi yılda birkaç hastadan duyarken şimdi daha fazla vaka duymaya başladıklarını söyleyerek, “En sık anafilaksi nedenlerinden biri olan besin alerjilerinde yaşanan artış, anafilaksi vakalarındaki artışın nedeni olarak görülebilir. Söz konusu ilaç ve arı sokmaları da en büyük etken. Bu aşamada soğuk kanlı olmak ve anafilaksi başa geldiğinde ne yapmak gerektiğine dair bilgi sahibi olmak çok önemli. O nedenle AYA projesi kapsamında hazırlanan anafilaksi video oldukça öğretici ve önemli” dedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“ALERJİK HASTALIKLAR İKLİM KRİZİNDEN ETKİLENİYOR”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Doç. Dr. Zeynep Çelebi ise</strong> iklim krizinin alerjiye etkisi konusunda bilgiler vererek, alerjik hastalıkların gelişmesinde çevresel faktörlerin çok etkili olduğunu hatta artık alerjik hastalıkların çevresel hastalıklar olarak da anılmaya başladığını söyledi. Küresel ısınmayla birlikte daha fazla sıcak hava solumaya başlandığının altını çizen Çelebi,&nbsp; “Bu da alt ve üst solunum yollarında hücresel bir takım hasarlara yol açıyor. Mukus salgısında değişiklikler yapabiliyor, hava yolunda daralmalara neden olabiliyor. Bu da astım hastalarında alevlenme olmasına neden oluyor, öksürük ve balgamda artma şikayetlerini arttırıyor. Küresel ısınma ile polen mevsimi uzuyor, saman nezlesi olanların sadece ilkbaharda değil artık 4 mevsim yakınmaları devam ediyor. Deri de etkileniyor elbette. Atopik dermatit ve egzeması olan kişilerde bu hastalıkların daha kolay alevlendiği ve daha kontrolsüzleştiğini yapılan çalışmalarda gördük” dedi. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jun 2023 08:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/07/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi-1688474539.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Büyükşehir Çölyak hastalarına derman olmaya devam ediyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/buyuksehir-colyak-hastalarina-derman-olmaya-devam-ediyor-38399</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/buyuksehir-colyak-hastalarina-derman-olmaya-devam-ediyor-38399</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından 3 yıl önce başlattığı&nbsp;‘Çölyak Hastalarına Destek Projesi’, çölyak hastalarının dertlerine derman olmaya devam ediyor. Her yıl Ramazan ayında düzenli olarak 500 glütensiz gıda kolisini vatandaşlara ulaştıran Büyükşehir, kişi başı haftalık 21 ekmek ve aylık 3 kg unu da hem Mersinlilere, hem de kente gelen depremzede vatandaşlara ulaştırdı. Çölyak hastası vatandaşlardan gelen talepler üzerine, Büyükşehir Ramazan ayı dışında da gıda kolisi desteği sunmaya başladı. Çölyak hastalığıyla mücadele eden vatandaşlar, ALO 185 ve Teksin üzerinden başvurarak gıda desteğinden yararlanabiliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kılıç: “Pahalı bir ürün olan glütensiz ürünleri artırarak dağıtmaya devam edeceğiz”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğü’nde Sosyolog olarak görev yapan Nurten Kılıç, her yıl düzenli olarak gıda desteği verdiklerini aktararak,&nbsp;“Çölyak gıda paketinde hem çocuklara, hem de yetişkinlere yönelik ürünlerimiz oluyor. Glütensiz ürünler ekonomik nedenlerden dolayı çok pahalı. Vatandaşlarımız bunu tedarik etmekte çok zorlanıyordu. Hem onlara destek sağlamak, hem de çocukları mutlu etmek için böyle bir projeye başladık. Geçen yıl 500 koli dağıtıldı. Bu yıl 750’ye çıkardık ve kat kat bu şekilde gidecek diye umuyoruz”&nbsp;dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çölyak hastası vatandaşların desteklerden çok memnun olduğunu belirten Kılıç,&nbsp;“Vatandaşlarımız çok memnun. Koliyi teslim alanlar; hem Teksin, hem ALO 185, hem de Whatsapp hatlarımızdan teşekkür mesajları gönderiyorlar. Biz de onlarla birlikte mutlu oluyoruz”&nbsp;diye konuştu. Destek ve hizmetlerden yararlanmak isteyen Çölyak hastalarının, Teksin uygulaması üzerinden ya da ALO 185’i arayıp başvuru yapabileceklerini söyleyen Kılıç,&nbsp;“Biz vatandaşlarımızın her anında, hastalığında ve sağlığında yardımcı olmak için buradayız. İstedikleri zaman ALO 185 hattından veya Teksin uygulaması üzerinden bizlere ulaşabilirler”&nbsp;ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Ücretsiz glütensiz ekmek ve gıda kolisi desteği alıyoruz”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Büyükşehir’in glütensiz gıda kolisi ulaştırdığı vatandaşlardan 71 yaşındaki Çölyak hastası Fatih Barışan,&nbsp;“Dört senedir Çölyak hastasıyım. Belediye Başkanımıza bizleri düşündüğü ve yardımcı olduğu için teşekkür ediyoruz. Glütensiz ekmekleri ve kolileri alıyoruz”&nbsp;dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Çölyaklılar olarak çok memnunuz”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">9 senedir Çölyak hastalığı ile mücadele eden Firdevs Caba, desteklerden çok memnun olduğunu dile getirerek,&nbsp;“Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Geçen sene Ramazan ayında bir koli aldım. Bu sene tekrar başvurdum ve yine aldık. Bütün Çölyaklılar olarak çok memnunuz. Allah razı olsun Vahap Seçer’den”&nbsp;ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“İyi ki varsınız”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Nihal Cingöz isimli vatandaş ise, hastalığı sebebiyle glütensiz yiyecek bulmakta zorlandığını, ancak Büyükşehir sayesinde bu zorluğu da aştığını ifade ederek,&nbsp;“Belediyemiz yanımızda olduğu için çok teşekkür ediyorum. Başvurumuzu yaptıktan sonra 2 yıldır yardım alıyorum”&nbsp;dedi. Büyükşehir’in çölyak hastalarına yönelik gerçekleştirdiği etkinliklerin de çok güzel olduğunu belirten Cingöz,&nbsp;“Harika, yaygınlaşmasını çok istiyorum. Gerçekten çok güzel etkinlikler oluyor. İyi ki varsınız”&nbsp;şeklinde konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Jun 2023 13:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/06/buyuksehir-colyak-hastalarina-derman-olmaya-devam-ediyor-1687690163.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Küresel Isınma astım ataklarını artırdı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi-38394</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi-38394</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Alerji konusunda toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi projeyi hayata geçiren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Dünya Alerji Haftası nedeniyle “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlıklı halka yönelik online seminer gerçekleştirdi. 18-24 Haziran 2023 tarihleri arasında kutlanan Dünya Alerji Haftası’nın bu yılki teması olan “İklim Değişikliği ve Alerjiler” konusunda konuşma yapan uzmanlar, küresel ısınmanın astım ataklarını artırdığına vurgu yaparak yeni bir çalışma olan Türkiye’nin anafilaksi haritasına dair dikkat çeken bilgiler paylaştılar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Birleşmiş Milletler’e göre, son on yıl (2011-2020) kaydedilen en sıcak dönemdi ve her bir yıl bir öncekinden daha sıcak olmaya devam ediyor. Küresel ısınmanın etkisiyle sıcak havanın solunmasına bağlı olarak astım ataklarında artışlar görülüyor. Sadece akciğer değil deri de etkileniyor ve egzeması olan, atopik dermatiti olan bireylerin yakınmaları artıyor. Nem ve ısının etkisiyle atmosferde polen, ev tozu, küf mantarı gibi alerjenlerin konsantrasyonları arttığı için daha fazla tetikleyiciye ve dolayısıyla artan alerjilere maruz kalıyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD)&nbsp;bu yıl 18-24 Haziran 2023 tarihinde kutlanan “iklim değişikliğinin alerjik hastalıklar üzerindeki etkisi” ni konu alan Dünya Alerji Haftası’nda önemli bir seminer gerçekleştirdi. “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlığıyla AİD’in Youtube hesabı üzerinden 21 Haziran Çarşamba günü saat 20:30’da Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla gerçekleştirilen canlı yayında alerji-klinik immünoloji doktorları, hastalarının tetikleyicileri belirlemesine, semptomların kötüleşmesini önlemesine ve ortamlarındaki değişiklikler arasında yaşam kalitesini korumasına yardımcı olacak önemli bilgileri paylaştılar. VEM İlaç’ın koşulsuz desteği ile gerçekleşen seminer, AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan’ın açılış konuşmasıyla başladı. AİD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Demet Can’ın moderatörlüğünde gerçekleşen yayında Prof. Dr. Fazıl Orhan, Alerjik Şok / &nbsp;Anafilaksi konusunu, Alerji ile Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Ceylan “Alerjik şok geçiren hastaların yaşadığı sorunlar” konusunu, Doç. Dr. Zeynep Çelebi ise “İklim Krizinin Alerjiye Etkisi” konusunu anlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">DÜNYA ALERJİ HAFTASINDA AYA PROJESİ HAYATA GEÇİRİLDİ</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dünya Alerji Haftası kapsamında AYA Projesi’ni de hayata geçirdiklerini söyleyen&nbsp;AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan,&nbsp;bu projenin önemini şöyle anlattı:&nbsp;“AYA adını verdiğimiz tedavi yöntemi ile alerjisi olan kişilere, anafilaksi geçirmeleri durumunda nasıl davranmaları gerektiğini 3 kolay adımda anlatmayı hedefliyoruz. Bu adımlar:&nbsp;Adrenalin Kalemini Uygula,&nbsp;Yat ve Bacakları Yerden Yüksek Bir Şekilde Tut,&nbsp;Acil 112’yi Ara! aşamalarından oluşuyor. Unutmayalım ki&nbsp;her ilaç ya da besin sizin için uygun olmayabilir. Bazılarımızı&nbsp;arı ve böcek sokmaları diğer insanlardan daha farklı şekilde etkileyebilir. Kaşıntı, şişlik, nefes kesilmesi ve ses kısılması, bayılma gibi semptomlarla kendini gösteren anafilaksi yani alerjik şok geçirebilirsiniz. İşte bu durumlarda hekiminiz size öncesinden&nbsp;adrenalin kalemi&nbsp;önerdiyse, panik yapmadan AYA adımlarını uygulayabilirsiniz. Tüm bu yönergeleri bulabileceğiniz&nbsp;AYA&nbsp;videosu da web sitemizde ve Youtube hesabımızda görebilirsiniz.”&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">TÜRKİYE’NİN ANAFİLAKSİ HARİTASI ÇIKARILDI:&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">BESİN, ARI VE İLAÇLAR EN SIK ANAFİLAKSİ NEDENİ</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Online seminerde konuşma yapan ve Türkiye’deki tüm alerji merkezlerinin ellerindeki verileri toplayarak Türkiye’nin anafilaksi (alerjik şok) haritasını çıkaran&nbsp;Prof. Dr. Fazıl Orhan,&nbsp;anafilaksinin aniden ortaya çıkarak hızla ilerleyen; birden fazla organ sisteminin tutulduğu, yaşamın tehdit eden bir durum olduğunu ifade etti. Her anafilaktik reaksiyonun yaşamı tehdit etme potansiyeline sahip olduğuna dikkat çeken Orhan, tüm anafilaktik reaksiyonları aynı ciddiyetle ele almak gerektiğini söyledi. Türkiye’nin anafilaksi haritasını çıkardıkları çalışmalarından da bahseden Orhan, “Bu çalışmada gördük ki, özellikle de çocuklarda en sık besin, ilaç ve arı venomları anafilaksiye neden oluyor. İlk 2 yaşta inek sütü ve yumurtayı en sık neden olarak saptadık, 3. sıklıkta ise kabuklu kuruyemişler var. Yaş ilerledikçe deniz ürünleri de ekleniyor. Arı venomlarında bal arısının anafilaksiye neden olduğunu görüyoruz. İlaç kategorisinde ise penisilin grubu antibiyotikleri en sık görüyoruz. Erişkinlerde antiinflamatuvar, yani ataları aspirin olan aspirinden türetilmiş ilaçları en sık görüyoruz. Besinlerde ise fıstık ve ceviz erişkinlerde en sık görülen anafilaksi nedenleri olabiliyor. Bazen tüm belirtileri ile anafilaksi olmasına rağmen tetikleyiciyi teşhis edemediğimiz durumlar da söz konusu olabiliyor” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;“BESİN ALERJİLERİ ARTTIKÇA ANAFİLAKSİ DE ARTIYOR”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Alerji ile Yaşam Derneği Başkanı Özlem Ceylan ise&nbsp;anafilaksiyi yılda birkaç hastadan duyarken şimdi daha fazla vaka duymaya başladıklarını söyleyerek, “En sık anafilaksi nedenlerinden biri olan besin alerjilerinde yaşanan artış, anafilaksi vakalarındaki artışın nedeni olarak görülebilir. Söz konusu ilaç ve arı sokmaları da en büyük etken. Bu aşamada soğuk kanlı olmak ve anafilaksi başa geldiğinde ne yapmak gerektiğine dair bilgi sahibi olmak çok önemli. O nedenle AYA projesi kapsamında hazırlanan anafilaksi video oldukça öğretici ve önemli” dedi.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“ALERJİK HASTALIKLAR İKLİM KRİZİNDEN ETKİLENİYOR”</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Doç. Dr. Zeynep Çelebi ise&nbsp;iklim krizinin alerjiye etkisi konusunda bilgiler vererek, alerjik hastalıkların gelişmesinde çevresel faktörlerin çok etkili olduğunu hatta artık alerjik hastalıkların çevresel hastalıklar olarak da anılmaya başladığını söyledi. Küresel ısınmayla birlikte daha fazla sıcak hava solumaya başlandığının altını çizen Çelebi, &nbsp;“Bu da alt ve üst solunum yollarında hücresel bir takım hasarlara yol açıyor. Mukus salgısında değişiklikler yapabiliyor, hava yolunda daralmalara neden olabiliyor. Bu da astım hastalarında alevlenme olmasına neden oluyor, öksürük ve balgamda artma şikayetlerini arttırıyor. Küresel ısınma ile polen mevsimi uzuyor, saman nezlesi olanların sadece ilkbaharda değil artık 4 mevsim yakınmaları devam ediyor. Deri de etkileniyor elbette. Atopik dermatit ve egzeması olan kişilerde bu hastalıkların daha kolay alevlendiği ve daha kontrolsüzleştiğini yapılan çalışmalarda gördük” dedi.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yayının tamamını&nbsp;https://www.youtube.com/watch?v=bvB4FIOZWek&nbsp;linkinden izleyebilirsiniz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">AYA Projesi-Alerjik Şok Eğitim Programı Videosu için:&nbsp;https://www.youtube.com/watch?v=Fo0PR8XPKCg&amp;t=2s&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/prof_dr_dils__ad_mungan.jpg" style="height:600px; width:400px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jun 2023 10:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/06/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi-1687685449.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Obezitenin Temeli Çocukluk Döneminden Kaynaklanıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/obezitenin-temeli-cocukluk-doneminden-kaynaklaniyor-38367</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/obezitenin-temeli-cocukluk-doneminden-kaynaklaniyor-38367</guid>
                <description><![CDATA[Obezitenin temel nedeni enerji alımı ve harcaması arasındaki dengenin bozulması olarak biliniyor. Fazla kalori alımı, düşük fiziksel aktivite, genetik faktörler, stresli yaşam ve hormonal nedenler ve tıkanırcasına yeme bozukluğu obeziteye yol açabiliyor. Bloom Psikoloji’den Diyetisyen Ece Geçili, 20 yaş ve üzeri kişilerin yüzde 32’sinin obezite sorunu yaşadığını, obezite ile mücadele için doğru beslenme, fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişikliklerinin gerekli olduğunu belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px"><strong>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2022 yılı verilerine göre</strong>, Türkiye Avrupa ülkeleri arasında obezitenin en yaygın olduğu ülke oldu.&nbsp;<strong>20 yaş üzeri kişilerde yüzde 32 oranında obezite sorunu yaşanıyor. Dünya Obezite Atlası 2023 verilerine göre ise Türkiye’de 2035 yılına kadar nüfusun yüzde 55’i, yani yarısından fazlası obezite ile mücadele etmek durumunda kalacak.&nbsp;</strong>Diyetisyen Ece Geçili, sağlıklı bir beslenme planı hazırlamak, porsiyon kontrolü yapmak, fast food gibi işlenmiş gıdalardan kaçınmanın obeziteye karşı alınabilecek basit önlemler olduğunu söylüyor. Geçili şöyle devam ediyor: “Obezitenin neden olduğu birçok sağlık sorunu var. İnsülin direnci, tip 2 diyabet, kalp hastalığı, yüksek kan basıncı, uyku apnesi, kemik ve eklem sağlığı sorunları, depresyon, kanser riski ve daha birçok hastalığı obezite ile ilişkilendirebiliriz. &nbsp;Bu nedenle, sağlıklı bir yaşama sahip olmak için obeziteden uzak durmak önemlidir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ece-gecili.jpg" style="border-style:solid; border-width:320px; float:left; height:441px; width:320px" /></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>“Doğumdan Sonra İlk İki Yıl Önemli”</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Obezitenin temelinin çocukluk döneminden kaynaklandığı durumlardan bahseden Diyetisyen Ece Geçili, doğumdan sonra&nbsp;<strong>ilk iki yılın en kritik dönem olduğunu söylüyor.</strong>&nbsp;Geçili şöyle devam ediyor: “Çocukluk döneminde kötü beslenme, fiziksel aktivite azlığı ve aşırı kilonun korunması obeziteye yol açabilir. Okul çağındaki çocukların&nbsp;<strong>üçte biri ya fazla kilolu ya da obez olarak değerlendiriliyor.</strong>&nbsp;Çocuklarda obezite başlangıcını belirleyen kriterler arasında vücut kitle indeksi, bel çevresi ölçümleri yer alır. Bunların hepsi birlikte değerlendirilerek, obezite riski belirlenebilir. Çocuklardaki obezite tedavisinde öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Bunlar arasında daha sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmek, düzenli fiziksel aktiviteler yapmak ve ekran süresini sınırlamak sayılabilir. Ayrıca, ailelerin desteği ve eğitimi, çocuklardaki obezitenin tedavisinde önemli bir faktördür. Son olarak, çocuklarda obezitenin önlenmesi için ailelerin daha&nbsp;<strong>aktif bir yaşam tarzı benimsemeleri ve çocuklarının sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmeleri önemlidir.</strong>&nbsp;Okul kantinlerinde ve evde hazırlanan yemeklerde, sağlıklı seçeneklerin tercih edilmesi de çocukların obezite riskini azaltabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Peki Obeziteye Karşı Ne Yapılabilir?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bloom Psikoloji’den Diyetisyen Ece Geçili obeziteye karşı alınabilecek önerilerini 3 başlık altında topluyor. Geçili o başlıkları şöyle sıralıyor:</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>1. &nbsp; &nbsp; Sağlıklı beslenmeye teşvik etmek:</strong>&nbsp;Okullarda sağlıklı beslenme eğitimleri vermek, sağlıklı yemeklerin daha uygun fiyatlı olmasını sağlamak, fast food zincirlerinde sağlıklı seçenekler sunmak gibi çeşitli yollarla sağlıklı beslenmeye teşvik edilebilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>2. &nbsp; &nbsp; Fiziksel aktiviteye teşvik etmek:</strong>&nbsp;Halka açık yerlerde spor alanlarının açılması, okullarda spor etkinliklerinin artırılması, toplu taşımanın kullanımının teşvik edilmesi ve yürüyüş yollarının inşa edilmesi gibi adımlar atılarak fiziksel aktivite teşvik edilebilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>3. &nbsp; &nbsp; Düzenli sağlık taramaları:</strong>&nbsp;Kişilerin obezite durumunu tespit etmek ve gerekli tedbirleri almak için düzenli sağlık taramaları yapılabilir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Jun 2023 10:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/06/obezitenin-temeli-cocukluk-doneminden-kaynaklaniyor-1687329295.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dogal-hayata-tehdit-iklim-degisikligi-38355</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dogal-hayata-tehdit-iklim-degisikligi-38355</guid>
                <description><![CDATA[18-24 Haziran 2023 tarihleri arasında kutlanan Dünya Alerji Haftası’nın bu yıl teması “İklim Değişikliği ve Alerjiler”. Alerji konusunda toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi projeyi hayata geçiren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Dünya Alerji Haftası nedeniyle 21 Haziran Çarşamba günü “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlıklı halka yönelik online seminer gerçekleştirecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birleşmiş Milletler’e göre, son on yıl (2011-2020) kaydedilen en sıcak dönemdi ve her bir yıl bir öncekinden daha sıcak olmaya devam ediyor. Dünya her şeyin birbirine bağlı olduğu bir ekosistem olduğu için iklim değişiklikleri tüm canlıları etkiliyor. Yükselen sıcaklıklar, ısınan okyanuslar, yükselen deniz seviyeleri ve buzulların hızla erimesi, yoğun kuraklıklar, artan hava kirliliği, su kıtlığı, şiddetli yangınlar, sel gibi doğal felaketle birlikte azalan biyolojik çeşitlilik sağlığımızı tehdit ediyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Küresel ısınmanın etkisiyle sıcak havanın solunmasına bağlı olarak havayollarında birtakım değişiklikler görülüyor. Bu da astım ataklarında artışlara neden oluyor. Sadece akciğer değil deri de etkileniyor ve egzeması olan, atopik dermatiti olan bireylerin yakınmaları artıyor. Nem ve ısının etkisiyle atmosferde polen, ev tozu, küf mantarı gibi alerjenlerin konsantrasyonlarının arttığı için daha fazla tetikleyiciye maruz kalıyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu kapsamda, alerji konusunda toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi projeyi hayata geçiren&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD)&nbsp;bu yıl da&nbsp;18-24 Haziran 2023 tarihinde kutlanacak “iklim değişikliğinin alerjik hastalıklar üzerindeki etkisi”&nbsp;ni&nbsp;konu alan&nbsp;Dünya Alerji Haftası’nda önemli bir semineri hayata geçiriyor.&nbsp;“Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği”&nbsp;başlığıyla AİD’in Youtube hesabı üzerinden&nbsp;21 Haziran Çarşamba günü saat 20:30’da Alerji ile Yaşam Derneği&nbsp;ortaklığıyla&nbsp;gerçekleştirilecek canlı yayında alerji-klinik immünoloji doktorları, hastalarının tetikleyicileri belirlemesine, semptomların kötüleşmesini önlemesine ve ortamlarındaki değişiklikler arasında yaşam kalitesini korumasına yardımcı olacak önemli bilgileri paylaşacaklar. Artan bu endişeyle nasıl yüzleşecekleri konusunda hem hastalara hem de politika yapıcılara uygun tavsiyeler verecekler.&nbsp;İklim değişiklikleri alerjen maruziyetini nasıl artırabilir? İklim değişikliklerinden en çok kim zarar görüyor? &nbsp;ve İklim değişikliklerinin tehlikelerini nasıl azaltabiliriz?&nbsp;gibi sorulara yanıtların aranacağı&nbsp;VEM İlaç’ın koşulsuz desteği ile gerçekleşecek seminer,&nbsp;AİD Başkanı&nbsp;Prof. Dr. Dilşad Mungan’ın&nbsp;açılış konuşmalarıyla başlayacak. AİD Başkan Yardımcısı&nbsp;Prof. Dr. Demet Can’ın moderatörlüğünde gerçekleşecek yayında&nbsp;Prof. Dr. Fazıl Orhan, Alerjik Şok ya da Anafilaksi&nbsp;konusunu,&nbsp;Alerji ile Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Ceylan&nbsp;“Alerjik şok geçiren hastaların yaşadığı sorunlar” konusunu,&nbsp;Doç. Dr. Zeynep Çelebi&nbsp;ise&nbsp;İklim Krizinin Alerjiye Etkisi&nbsp;konusunu anlatacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“AYA PROJESİNİ HAYATA GEÇİRDİK”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Dünya Alerji Haftası kapsamındaki seminerle birlikte AYA Projesi’ni de hayata geçirdiklerinin bilgisini veren&nbsp;AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan&nbsp;bu projenin önemini şöyle anlatıyor:&nbsp;“Bu proje neden bu kadar önemli? Çünkü, her ilaç ya da besin sizin için uygun olmayabilir. Bazılarımızı&nbsp;arı ve böcek sokmaları diğer insanlardan daha farklı şekilde etkileyebilir. İşte bu noktada eğer alerji geçmişiniz varsa&nbsp;anafilaksi yani alerjik şok&nbsp;geçirebilirsiniz. Eğer daha öncesinde hekiminiz size bunun için&nbsp;adrenalin kalemi&nbsp;önerdiyse, panik yapmanıza gerek yok. Hemen&nbsp;AYA’yı hatırlatıyoruz!&nbsp;AYA&nbsp;üç adımda anafilaksi tedavi yöntemini içerir yani;&nbsp;Adrenalin Kalemini Uygula,&nbsp;Yat ve Bacakları Yerden Yüksek Bir Şekilde Tut,&nbsp;Acil 112’yi Ara! &nbsp;Kaşıntılarınız oluyorsa, yüzünüzün şiştiğini fark ediyorsanız, nefesiniz kesiliyor veya sesiniz kısılıyorsa, hemen&nbsp;AYA’yı uygulayın.&nbsp;AYA&nbsp;ile erken önlem alın, hayatınızı kurtarın diyoruz. Tüm bu yönergeleri bulabileceğiniz&nbsp;AYA&nbsp;videosu da youtube hesabımızda yayında olacak.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 17 Jun 2023 08:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/06/dogal-hayata-tehdit-iklim-degisikligi-1687031038.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Öğrencilerden Sağlıklı Davranışlar Eğitimi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ogrencilerden-saglikli-davranislar-egitimi-38269</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ogrencilerden-saglikli-davranislar-egitimi-38269</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi hemşirelik programı üçüncü sınıf öğrencileri tarafından; meme kanseri, rahim ağzı kanseri, kolorektal kanser ve teknolojinin doğru kullanımı hakkında Bolu İl Tarım ve Orman Müdürlüğü personeline eğitim verildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konu hakkında açıklama yapan İl Tarım ve Orman Müdürü İzzet MURAT;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hemşirelik programı öğrencilerimiz eğitim faaliyetleri kapsamında müdürlüğümüz çalışanlarına yönelik bilgilendirme gerçekleştirdi. Şubelerimizin müsaitlik durumuna göre belirlenen zaman aralıklarında ziyaretlerini gerçekleştiren öğrencilerimiz günümüzün kronik rahatsızlıkları ve bunlara karşı geliştirmemiz gereken davranışlar hususlarında bizimle değerli bilgilerini paylaştı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu vesile ile özellikle geçtiğimiz pandemi döneminde değerini bir kez daha anladığımız sağlık çalışanlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Öğrencilerimize çalışmalarından dolayı kurumum ve şahsım adına teşekkür ediyor, bundan sonraki eğitim ve çalışma hayatlarında başarılar diliyorum” dedi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 May 2023 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/05/ogrencilerden-saglikli-davranislar-egitimi-1684997344.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamilelikte bol su tüketimi büyük önem taşıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/hamilelikte-bol-su-tuketimi-buyuk-onem-tasiyor-38136</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/hamilelikte-bol-su-tuketimi-buyuk-onem-tasiyor-38136</guid>
                <description><![CDATA[Günlük hayatın vazgeçilmezi olan su, yeterli miktarda tüketildiğinde insan sağlığı üzerinde birçok olumlu etki bırakıyor. Özellikle hamilelik ve emzirme aşamasındaki annelerin bebek sağlığı açısında yeterli su tüketmeleri gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle, doğal kaynaklardan elde edilen ve mineral bakımından zengin olan doğal kaynak ve doğal mineralli su tercihinin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzmanlara göre hem hayatımız hem de vücudumuz için önemli olan su tüketimi, insan sağlığı üzerinde birçok yapıcı etki bırakıyor. Günlük ortalama su tüketim oranı erkeklerde 2.5 litre, kadınlarda ise 2.2 litre civarında olması gerektiği belirtilirken, özellikle hamilelerin ve emzirme aşamasındaki annelerin yüksek sıvı kaybı nedeniyle daha çok su tüketmesi gerektiği belirtiliyor. Ancak içme suyunun sahip olduğu değerlerin vücuda olan etkileri dikkate alındığında, tüketilen suyun kalitesi büyük önem kazanıyor. Farklı yöntemlerle arıtılarak kullanılan suların sağlıklı ve güvenli olmadığını vurgulayan <strong>Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji uzmanı Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle</strong>, sağlıklı su tercihinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u>“Emziren anneler günde en az 3,5 litre su içmeli”</u></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hamilelerin ve emziren annelerin tüketmeleri gereken günlük su miktarına ilişkin bilgi veren <strong>Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle, “</strong>Hamilelik ve emzirmede artan su gereksinimi nedeniyle susuz kalmamak için annelerin daha fazla su ve sıvı almasına ihtiyaç var. Normalde günde 2-2,2 litre su içilmesi kadınlar için yeterli olurken, hamile kadınların günde 2,5-3 litre, emziren annelerin isebu miktarı günde 3,5-4 litreye yükseltilmesi hem kendi hem de bebeklerinin sağlıklı gelişmesi için büyük önem taşıyor” dedi.&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u>“Doğal mineralli ve doğal kaynak sularının tercih edilmesi büyük önem taşıyor”</u></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hamilelikte özellikle doğal kaynaklardan elde edilen ve sağlıklı koşullarda tüketime sunulan doğal kaynak ve doğal mineralli suların tercih edilmesinin yararlarını vurgulayan <strong>Prof. Dr. Karagülle</strong>, şu ifadeleri kullandı: “Hamilelik sırasında yeterli su içilmesi, artan sindirim yükünü hafifletir. Su ayrıca, besinlerin anne vücudunda dolaşımına yardımcı olur ve anne kanı ile bebeğe besin, vitamin ve minerallerin ulaşmasını sağlar. Ayrıca yeterli alınan su, bebek ve annede metabolizma sonucu oluşan atıkların atılmasına yardımcı olur. Yetersiz su içen bir hamilede bu fonksiyonlar aksayabilir ve sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin kabızlık hamilelik sırasında sık görülen bir sorundur. Daha fazla su içmek kabızlığı hafifletmeye yardımcı olacaktır. Hamilelikte annenin özellikle kalsiyum, magnezyum ve florür gibi mineral gereksinimi artar. Çünkü anne rahminde gelişip büyüyen bebeğin hem genel olarak hem de özelde kemik ve kas sağlığı için su içinde çözünmüş bulunan minerallere ihtiyacı vardır. Hamilelerin bu yüzden arıtılmış ve mineralleri alınmış suları değil, doğal mineralli ve doğal kaynak sularını tercih etmeleri çok daha sağlıklı olacaktır.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u>“Düşük mineralli içme suları sağlık problemleri yaratıyor”</u></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Doğal kaynaklardan elde edilen, güvenli ve sağlıklı koşullarda üretilip tüketime sunulan ve denetlenen doğal kaynak ve doğal mineralli suların tercih edilmesinin sağlıklı olduğunu belirten </span><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Karagülle</span></strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">, “Dünyada su kaynaklarının azlığı ve ileri su arıtma teknolojilerinin gelişimi ile birlikte minerallerinden arındırılmış içme suyu tüketimi giderek artıyor. Arıtma cihazlarındaki tüm arıtma yöntem ve teknikleri sudaki zararlı kimyasal ve mikrobiyolojik bileşenleri arıtırken sağlık için yararlı ve gerekli olan tüm mineral ve bileşenleri de sudan uzaklaştırmaktadır. Sonuçta elde edilen saf su niteliğinde, neredeyse sıfır mineral içeren yapay bir sudur. Sistematik bilimsel derlemeler ve deneysel ve klinik içme suyu çalışmalarından elde edilen kanıtlar, arıtılarak mineralleri alınmış ya da çok düşük düzeyde mineral içeren içme suyunun insan sağlığına doğrudan veya dolaylı zarar verebileceğini gösteriyor. Ancak, doğal kaynaklardan elde edilen ve içeriğinde çeşitli mineraller barındıran doğal kaynak sularında belirli düzeylerde bulunan magnezyumun, kalp ve damar hastalıklarını önleyici rolü ve sudaki kalsiyumun kemik zayıflığını önleyici etkisi yeterli kanıtlarla ortaya konmuştur” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Apr 2023 10:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/04/hamilelikte-bol-su-tuketimi-buyuk-onem-tasiyor-1682277270.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Atık suların izlenmesinin halk sağlığına etkileri ABD’de tartışıldı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/atik-sularin-izlenmesinin-halk-sagligina-etkileri-abdde-tartisildi-37994</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/atik-sularin-izlenmesinin-halk-sagligina-etkileri-abdde-tartisildi-37994</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Amerika Birleşik Devletleri ziyareti çerçevesinde, Birleşmiş Milletler (BM) Su Konferansı kapsamında, Sağlık Bakanlığı ile Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) işbirliğinde Türkevi'nde düzenlenen "Halk Sağlığının Takibi İçin Atık Su Gözetimi: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını Karşılamak İçin Tek Sağlık Yaklaşımının Kullanılması" konulu etkinliğe katıldı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Etkinliğin açılışında konuşan Bakan Kirişci, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 3 yıl önce Kovid-19 salgınını duyurmasıyla birkaç ülkede atık sularda Kovid-19 izlemesinin yapıldığını belirterek, bu kapsamda Türkiye'nin de Bakanlık öncülüğünde çalışma başlattığını anımsattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">"Atık su bazlı epidemiyoloji" kavramının öneminin Kovid-19 salgını ile daha iyi anlaşıldığına işaret eden Kirişci, "Atık su izleme çalışmaları, toplumdaki enfeksiyon yaygınlığını ile eğilimlerini ortaya koyar ve halk sağlığı karar vericileri için uygun maliyetli bir erken uyarı aracı olarak hizmet eder." dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakan Kirişci, Türkiye'nin 3 yıldır 21 pilot ilden 15 günde bir, İstanbul'da da haftalık olarak atık su takibine devam ettiğini aktararak, "Bu kapsamda Türkiye nüfusunun yüzde 42'si ve İstanbul'un yüzde 70'i, Kovid-19 taramasından geçiriliyor." diye konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>DİĞER ÜLKELERLE DE İŞBİRLİĞİ YAPILIYOR</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakanlığın internet sitesinde ülke genelindeki Kovid-19 dağılım haritalarının İngilizce ve Türkçe olarak paylaşıldığını söyleyen Kirişci, bu gibi faaliyetleri yürüten diğer ülkelerle de işbirliği içinde olduklarını dile getirdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakan Kirişci, proje ekiplerinin çeşitli uluslararası etkinliklere katıldığını ve proje bulgularını paylaşmak amacıyla makaleler ve raporlar yayınladığını anlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Elde edilen verimli işbirliklerinin, bugünkü etkinliğin de temelini oluşturduğuna değinen Kirişci, "Türkiye olarak, benzer atık su izleme faaliyetlerine öncülük eden dünyanın dört bir yanından çeşitli önemli kuruluşlarla bu yan etkinliğe öncülük etmekten mutluluk duyuyoruz." ifadesini kullandı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakan Kirişci, etkinliğin gelecekte halk sağlığı izlemede atık su izlemesinin küresel kullanımı için kilometre taşlarından biri olarak hatırlanmasını umduklarını belirterek, etkinliğin düzenlenmesinde katkıda bulunanlara ve katılımcılara teşekkür etti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Etkinliğin açılışında, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Bekir Keskinkılıç ile AB Komisyonu Sağlık Acil Durum Hazırlık ve Müdahale Otoritesi yetkilisi Ana Burgos da konuşma yaptı. Daha sonra WHO, BM ve SUEN'den katılımcıların yer aldığı oturumda, atık su izlemesinin halk sağlığına etkileri ele alındı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>BAKAN KİRİŞCİ, AZERBAYCANLI MEVKİDAŞI İLE GÖRÜŞTÜ</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakan Kirişci, ABD ziyareti kapsamında Azerbaycan Ekoloji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Muhtar Babayev ile de Türkevi'nde ikili görüşme gerçekleştirdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Görüşmede, Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin "stratejik ortaklık" düzeyine ulaştığını dile getiren Bakan Kirişci, iki ülke arasındaki ortak dil, kültür ve tarihten güç alan kardeşliğe dayalı ilişkinin, her alanda birçok ülkeye örnek olacak seviyede olduğuna dikkati çekti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakan Kirişci, Azerbaycan ile halihazırda ortaklaşa verimli çalışmalar yürütülen alanlarda ilişkilerin daha da gelişmesi için bakanlık olarak üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını söyledi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakan Kirişci ayrıca Irak Cumhurbaşkanı Abdüllatif Reşid başkanlığındaki heyet ile de bir araya geldi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in de yer aldığı heyet ile yapılan görüşmede iki ülke arasındaki iş birliği çalışmaları değerlendirildi.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Mar 2023 12:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/atik-sularin-izlenmesinin-halk-sagligina-etkileri-abdde-tartisildi-1679823924.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şap hastalığı insanlara bulaşır mı ?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sap-hastaligi-insanlara-bulasir-mi-37992</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sap-hastaligi-insanlara-bulasir-mi-37992</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="background-color:white">Şap Hastalığı Nedir ?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="background-color:#ffffff">Şap hastalığı, çift tırnaklı hayvanların akut seyirli, çok bulaşıcı ve zoonotik karaktere sahip viral bir enfeksiyonudur. Hastalığın bulaşma oranı yüksek olup, hassas hayvan topluluklarında (popülasyonlarında) yüzde 100'e kadar ulaşabilmektedir. Bu nedenle hastalık ekonomik, siyasi ve ticari yönlerden büyük önem taşımaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="background-color:#ffffff">Hastalığın etkeni Picornaviridae familyasının Aphtovirus alt grubunda yer alan şap virusudur. Virusun O , A, C , SAT-1, SAT-2, SAT-3 ve ASİA 1 olmak üzere antijenik olarak farklı yedi ayrı serotipi bulunmaktadır. (O) serotipinin II, A serotipinin 32, C serotipinin 5, SAT I serotipinin I, SAT 2 serotipinin 3, SAT 3 serotipinin 4 , ASIA I serotipinin ise I alt tipi vardır. Serotipler arasında çapraz bağışıklık görülmemesi hastalıkla mücadeleyi güçleştirmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="background-color:#ffffff">Virus fiziksel etkenlere karşı değişik duyarlılık göstermektedir. Isıya dayanıksız olup 37oC'de 12 saatte, 60-65oC de 1/2 saatte, 85oC de ise birkaç dakika da yıkımlanarak etkisiz hale gelmektedir. Ancak düşük ısı derecelerine ve ani donma ve çözülmelere karşı oldukça dayanıklıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap Hastalığının Belirtileri Nelerdir ?</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hayvanlarda görülen semptomlar genellikle şap hastalığının erken belirtileri olarak kabul edilmektedir. Fakat enfeksiyon ilerledikçe semptomlar daha da kötüye gidebilmektedir. Şap hastalığının belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yüksek ateş</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ağız ve burun bölgesinde yaralar</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dil, dudaklar ve ağızda şişme</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ayaklarda yaralar ve topallama</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Süt verimi azalması</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İştah kaybı</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Depresyon</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Solunum sıkıntısı</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kusma veya ishal</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Titreme ya da kasılma</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığı, belirtilerinin hızlı bir şekilde ortaya çıkması ve hayvanların çok hızlı bir şekilde enfekte olması nedeniyle ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, şüpheli bir durumda, vakit kaybedilmeden veteriner hekime danışmak ve gerekli önlemleri almak oldukça önemlidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap Hastalığı Hangi Hayvanlarda Görülür ?</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığı özellikle sığırlarda yaygın olarak görülmektedir. Ancak, domuz, koyun ve keçi gibi çift tırnaklı hayvanlarda da görülmektedir.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap Hastalığı Nasıl Yayılır ?</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığı, genellikle enfekte hayvanların solunum yolu salgıları, tükürük ve dışkısı yoluyla yayılmaktadır. Ayrıca, enfekte hayvanların ağız, burun ve ayaklarda görülen lezyonlar da enfeksiyonun yayılmasına sebep olabilmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hastalığın yayılması, özellikle sığırlarda, bir hayvandan diğerine temas yoluyla da gerçekleşmektedir. Bu temas, hayvanların aynı çiftlikte ya da nakil yoluyla birbirleriyle temas etmesiyle olabilir. Ayrıca, enfekte hayvanların eşyaları, yemleri ve sulama suyu gibi dolaylı yollarla da hastalığın yayılması mümkündür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap Virüsü Nasıl Ve Kaç Günde Bulaşır ?</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Şap virüsü uzun süre aktif halde kalabilir! Enfekte karkaslarda +4oC de 24-48 saatte laktik asit oluşumuna bağlı olarak hızla inaktive(etkisiz) olurken, kan, kemik iliği, lenf bezleri ve iç organlarda uzun süre dayanabilir ve ani dondurmalarda iskelet kaslarında da uzun süre aktif halde kalabilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Virus çevre şartlarına da oldukça dayanıklı olup;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Yapağıda 24 gün</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Sığır derisinde 4 hafta</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Samanda 15 hafta</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Kepekte 20 hafta</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Toprakta 4 hafta</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Kuru ot ve danede 5 ay süreyle enfeksiyözitesini (bulaşma yeteneğini) koruyabilmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong><span style="background-color:white">Şap Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir ?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="background-color:#ffffff">Şap hastalığının kontrolü için uygulanan 3 ana strateji vardır. Bunlar:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="background-color:#ffffff">- Kesim</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="background-color:#ffffff">- Karantina</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="background-color:#ffffff">- Aşılama</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="color:#666666"><strong>KESİM</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Şap hastalığına yakalanmış hayvanların ve bunlar ile temas etmiş hayvanların kesime tabi tutulmasıdır. Amaç esas virus kaynağının tüketilmesi (eliminasyonu) ve virusun hayat seyrinin (siklusunun) kırılmasıdır. Bu yöntemin dezavantajı , büyük ölçüde hayvan kaybına neden olmasıdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Şap hastalığının sporadik olarak seyrettiği aşılama programını bırakmış ülkelerde bu yöntem uygulanmaktadır. Ancak hastalığın yayılmasının (insidensinin) düşük olduğu ülkelerde ekonomik olan bu yöntem, hastalığın yaygın olduğu ülkelerde hem ekonomik değildir, hem de toplumsal kabulü oldukça güçtür.</span></span></span></p>

<div>
<ul>
</ul>
</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="color:#666666"><strong>KARANTİNA</strong></span></span></span></span></div>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Şap virusunun epidemiyolojik durumu ve edinilen deneyimler gözönünde bulundurulduğunda, sadece bu yöntem ile sonuç alınamayacağı açıktır. Ancak diğer yöntemler ile birlikte uygulandığında anlam taşımaktadır</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666"><span style="color:#666666"><strong>AŞILAMA</strong></span></span>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="color:#666666">Amaç hastalığın yaygın olduğu ülkelerdeki hayvan topluluğunda (popülasyonunda) yüksek antikor düzeyinin sağlanmasıdır. Bu amaçla düzenli ve yoğun aşılama programları ile popülasyonda virüse karşı direnç sağlanması hedeflenmektedir. Ancak başarı sağlanabilmesi için karantina ve önleyici (profilaktik) önlemlere gereksinim vardır. Aşılama stratejisinin belirlenmesinde hastalığın epidemiyolojisi, çevresel faktörler, çiftçilerin kültür seviyesi gibi faktörler de önem taşımaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap Hastalığı İnsanlara Bulaşır mı ?</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığı nadirde olsa insanlara bulaşabilmektedir. Ancak, insandan insana bulaşma görülmemektedir. Enfekte hayvanlarla temas yoluyla hastalığı bulaşabilmektedir.</span></span></p>

<h2 style="text-align:justify"><strong><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap Hastalığından Korunma Yolları Nelerdir ?</span></span></strong></h2>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığına karşı koruyucu önlemler alarak, enfekte hayvanlarla temas eden kişilerin enfeksiyondan korunması mümkündür. Bu önlemler arasında, enfekte hayvanlarla temas sırasında koruyucu ekipman kullanımı, hijyenik önlemler, enfekte hayvanların izolasyonu ve şap hastalığına karşı aşılanma yer almaktadır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Mar 2023 12:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/sap-hastaligi-insanlara-bulasir-mi-1679822821.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Narenciye alerjisi deyip geçmeyin!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/narenciye-alerjisi-deyip-gecmeyin-37970</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/narenciye-alerjisi-deyip-gecmeyin-37970</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">C vitamini deposu olan portakal, mandalina gibi narenciye grubu meyveler sağlığımızın sadık dostları, ancak bazı kişilerde dostluk düşmanlığa dönebiliyor! Ciltte kızarıklık, şişlik, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık hissi, bulantı, kusma, karın bölgesinde ani kramplar, kan basıncında düşme gibi alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebilen narenciye alerjisi, ilerleyen boyutta kişide alerjik şok (anaflaksi) gelişmesine bile neden olabiliyor.&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz,&nbsp;narenciye tüketimi sonrası gelişen sorunlarda, durumun doğru değerlendirilebilmesi için, bir alerji uzmanına danışılması gerektiğinin altını çiziyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Limon, greyfurt, mandalina, portakal, turunç gibi narenciye grubu meyvelerin antioksidan özellikleri ve yoğun C vitamini içerikleri nedeniyle tüketimleri sağlık açısından sıklıkla önerilse de bu besin grubuna ait alerjik reaksiyonlar, kişinin yaşam kalitesini düşürerek sağlığını riske atabiliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yakınmaların narenciye meyvesi ile temas ettikten ya da meyveyi yedikten sonra genellikle kısa süre içinde ortaya çıktığını söyleyen&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz,&nbsp;alerjinin çoğunlukla ağız, dudak, dil ve boğazda kaşınma hissi, karıncalanma ve hafif şişlik şeklinde &nbsp;kendini gösterdiğini, kabuğunun&nbsp;cilt ile teması sonrasında ise ciltte kızarıklık, kaşıntı, şişlik oluşturarak Alerjik Kontakt Dermatit denilen bir durumun geliştirebileceğini ifade etti. Nadir de olsa Anafilaksi olarak bilinen, şiddetli ve acil tedavi gerektiren alerjik şok durumlarının da&nbsp;görülebileceğini belirten Emeksiz, “Anafilaksi ya da alerjik şok durumunda bu meyvelerin tüketimini takiben ciltte kızarıklık, şişlik, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık hissi, bulantı, kusma, ani kramp şeklinde karın ağrısı, kan basıncında düşme, sersemlik hissi gibi bulgular gelişir” diye konuştu.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">POLEN ALERJİSİ OLANLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Narenciye grubu meyvelerin çiğ formlarının tüketilmesi sonrası ortaya çıkan alerjik yakınmaların polen alerjisi olan kişilerde daha sık görüldüğünün altını çizen&nbsp;Emeksiz, Oral Alerji Sendromu&nbsp;olarak adlandırılan bu durum narenciye ile polenler arasındaki kimyasal benzerlik sonucu görüldüğünü ve bu durumun çapraz duyarlılık ile açıklandığını söyledi. Polen alerjisi olanların bu meyvelerin pişmiş formunu sorunsuz tüketebildiğinin de altını çizen&nbsp;Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz&nbsp;konuşmasına şöyle devam etti:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Portakal, mandalina ve limon gibi narenciyelerin kendi aralarında da çapraz duyarlılık gösterdiği yani bu meyvelerden aslında birine alerji olsa bile hastaların diğerlerine de alerjik yanıt verebildiği bilinmektedir. Ayrıca çocuklarda narenciyeler ile fıstık, fındık, badem, ceviz ve kaju arasında da çapraz duyarlılık olduğu bildirilmiştir. Yine portakal alerjisi olanlarda, gülgiller (rosaceae) olarak adlandırılan şeftali başta olmak üzere erik, kiraz, kayısı gibi meyvelerle de ortak protein paylaşımına bağlı çapraz duyarlılık saptanmıştır. Narenciye grubu meyveler ile alerjik reaksiyon öyküsü olan hastalar gerçekten narenciye alerjisi midir yoksa çapraz duyarlılık gösteren diğer besinlere bağlı bir alerji midir diye tetkik edilmelidir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“HER BELİRTİ ALERJİ OLMAYABİLİR”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bununla beraber narenciyelerle gelişen her durumun alerji olmayabileceği de belirten Emeksiz, asidik içeriğe bağlı olarak yoğun tüketimde bebeklerde bez bölgesi egzeması ve pişik görülebildiğini, alerjik egzeması olan çocuklarda narenciyelerin yoğun tüketimi ile gerçekte narenciye alerjisi olmasa bile şikayetlerde artış görüldüğünü söyledi. Narenciye tüketimi sonrası gelişen sorunlarda, durumun doğru değerlendirilebilmesi için, bir alerji uzmanına danışılması gerektiğini anlatan Emeksiz, alerjik değerlendirme amacıyla kişiye; tanısal deri testleri ya da besinin gözlem altında tüketilmesine dayanan besin yükleme testleri yapılabileceğinin de altını çizdi.&nbsp;</span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/dr_zeynep_emeksiz.jpeg" style="height:666px; width:500px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Mar 2023 09:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/narenciye-alerjisi-deyip-gecmeyin-1679641210.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şap hastalığı insanlarda ölümcül etkilere yol açmıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sap-hastaligi-insanlarda-olumcul-etkilere-yol-acmiyor-37955</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sap-hastaligi-insanlarda-olumcul-etkilere-yol-acmiyor-37955</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli ve çok bulaşıcı viral bir enfeksiyon olduğunun altını çizen uzmanlar, ilk bulguların sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalma şeklinde görüldüğünü ifade ediyor. Enfekte veya kuluçka dönemindeki hayvanların solunum, deri, vücut çıkartıları, süt ve sperma ile virüsü saçtığını belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, şap hastalığının kontamine yani hastalık bulaşık hayvan ürünleri, bulaşık araç ve aletler, yabani hayvanlar, kuşlar, rüzgâr ve nakil araçları ile de bulaşabildiğini ancak insanlarda rahatsız edici semptomlara neden olmasına rağmen doğrudan ölümcül etkilere yol açmadığını vurguluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son günlerde gündemde olan şap hastalığı ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bulaşma oranı oldukça yüksek</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli, çok bulaşıcı ve zoonotik karaktere sahip viral bir enfeksiyon olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Etkeni Picornaviridae familyasının Aphtovirüs alt grubunda yer alan şap virüsüdür. Yedi farklı serotipi olduğunu söyleyebiliriz. Serotipler arasında çapraz bağışıklık görülmemesi hastalıkla mücadeleyi güçleştirir. Hastalık, bulaşma oranı yüksek olduğu için duyarlı hayvan topluluklarında salgınlara yol açabiliyor” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Süt veriminde azalma ve iştahsızlığa dikkat edilmeli</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalmanın ilk klinik bulgular olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “24 saat içerisinde salya akışı başlar, dilde ve diş etinde veziküller şekillenir. Dildeki yaraların (lezyonların) genellikle birkaç günde iyileşmesine karşın ayaklardaki ve nazal bölgedeki lezyonlar çoğunlukla ikinci bakteriyel enfeksiyonlara maruz kalıyorlar. Hastalığın en belirgin yayılma yolu, havada bulunan virüsun solunum sistemi ile alınmasıyla gerçekleşiyor. Enfekte veya kuluçka dönemindeki hayvanlar solunum, deri, vücut çıkartıları, süt ve sperma ile virüsü saçıyor. Şap hastalığı kontamine yani hastalık bulaşık hayvan ürünleri, bulaşık araç ve aletler, insan, yabani hayvanlar, kuşlar, rüzgâr ve nakil araçları ile de bulaşabiliyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tedavisi olmadığı için hastalık kontrol altında tutuluyor</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığının esas olarak hayvanların hastalığı olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “İnsanlara enfekte hayvanlar ile temas, enfekte et ve süt ürünleri ile nadiren bulaştığı biliniyor. Şap hastalığına yakalanmış hayvanların tedavisi bulunmuyor. Bu nedenle hastalık kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Etkin aşılama ile hastalığın bulaşması önlenebiliyor. Hasta hayvanlar ve bunlar ile temas etmiş hayvanlar öldürülerek virüs kaynağının tüketilmesi ve virüsün hayat seyrinin kırılması amaçlanıyor. Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar öldürülüyor, yakılarak veya gömülerek imha ediliyor. Aynı şekilde kontamine malzemeler, süt ve et gibi benzeri ürünler de önlem olarak imha ediliyor” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İnsanda doğrudan ölümcül etki yaratmıyor</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şap hastalığının çok nadir olarak insana bulaştığının altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak hasta hayvanın yarasına, derisine, et veya sütüne çıplak el ile temas halinde bulaşma riski oluşur. Şap hastalığı insanlarda doğrudan ölümcül olmamakla birlikte, virüsün belirtileri ve semptomları insanlar için rahatsız edici olabilir” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Mar 2023 13:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/sap-hastaligi-insanlarda-olumcul-etkilere-yol-acmiyor-1679482641.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Besin alerjili çocuklar için  Okullarda özel önlemler alınmalı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/besin-alerjili-cocuklar-icin-okullarda-ozel-onlemler-alinmali-37949</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/besin-alerjili-cocuklar-icin-okullarda-ozel-onlemler-alinmali-37949</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Besin alerjisi olan bir çocuğun beslenme yönetiminin en zor olduğu ortamlardan biri de okullardır. Okul ortamının yarattığı etkileşim, çocuğun alerjisi olduğu besinden kaçınmasını zorlaştırırken beraberinde bu durum, okullarda özel önlemler alınmasını zorunlu kılıyor. İlk aşamada çocuğun alerjisi hakkında bilinçlendirilmesi gerektiğini belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Melike Ocak “Öğretmenler, okul yönetimini bilgilendirilmeli, doktordan alınan alerjik şok belirtileri ve ilk yardım planı okul yönetimi ve öğretmenlerle yazılı olarak paylaşılmalıdır. &nbsp;Çocukta besin alerjisine bağlı alerjik şok gelişmesi halinde ise yapılması gerekenler belirtilerek, okul mutfağında alerjik çocuklar için besinlerin ayrı bir alanda hazırlanması sağlanmalıdır” dedi.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Besin alerjisi; son yıllarda dünya çapında görülme sıklığının artması, önemli psikososyal, ekonomik ve fiziksel sağlık yükleri ile sonuçlanması nedeniyle giderek büyüyen bir halk sağlığı sorununa dönüştü. Ülkemizde okul çağındaki çocuklarda kuruyemişler, inek sütü, susam ve yumurta en sık saptanan besin alerjilerinden bazılarını oluşturuyor. Bebeklik döneminde beslenme, evde ve çoğunlukla bakım verenin gözetiminde olduğu için besin alerjisinden korunmak daha kolay iken, okul çocuklarında ev dışındaki ortamlarda daha çok zaman geçirme, arkadaşlarıyla beslenme sırasındaki etkileşimin artması, çocuğun alerjisi olduğu besinden kaçınmasını zorlaştırması nedeniyle özel önlemler alınmasını da zorunlu hale getiriyor.&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Melike Ocak, bu konuda öncelikle çocuğun alerjisi hakkında bilinçlendirilmesi gerektiğini belirterek, besin alerjili çocuklar için okullarda alınabilecek önlemleri sıraladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">1- Çocuğunuzu alerjisi hakkında bilinçlendirin:&nbsp;Çocuğunuza anlayacağı basit bir dille, onu korkutmadan hastalığını anlatmanız ve alerjisi hakkında bilinçlendirmeniz çok önemlidir. Alerjisini belirten bir kolye veya bilezik taktırmanız çevresindekileri bilgilendirmesi açısından önemli olacaktır. Alerjisi olduğu besinlerin hem kendisinden hem de içeriğinde yer aldığı ürünlerden uzak durmasını ve tüketeceği tüm besinlerin etiketlerini önceden kontrol etmesini öğretin. Ayrıca arkadaşlarının kendisine ikram ettiği yiyecekleri kabul etmeden önce içerisinde, kendisinde alerjiye yol açan etkenin yer almadığını iyice öğrenmesi konusunda bilgilendirin. &nbsp;Hatta yakınlarının önerisiyle bile olsa bilmedikleri ve güvenmedikleri hiçbir yiyeceği tüketmemelerini sağlayın. Alerjik şok (anafilaksi) geliştiğinde uygulayacakları adrenalin otomatik enjektör demoları ile pratik yapmalarını oyuna dönüştürerek bu konuda bilgilenmelerini sağlayın.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">2- Öğretmenleri ve okul yönetimini bilgilendirin ve iş birliği içinde olun:&nbsp;Okullarda besin alerjisini yönetmenin en iyi yolu; ebeveynlerin ve okul personelinin birlikte bir ekip olarak çalışmasıdır. Etkili iletişim, herkesin besin alerjisini anlamasına yardımcı olmak ve çocuğun güvenliğini sağlamak için çok önemlidir. Tüm öğretmenlerinin ve yemekhane görevlilerinin çocuğunuzu tanıdığından ve alerjisi olduğu besinleri bildiklerinden emin olun. Ayrıca aylık yemek menüsünü ve içerdiği besinleri yemekhane personelinden edinin ve çocuğunuzla birlikte tek tek kontrol edin. Okul tarafından düzenlenen okul gezileri, doğum günleri gibi toplu etkinliklerde kendiniz yer almaya çalışın. Katılamayacaksanız, adrenalin oto-enjektör uygulaması konusunda güvendiğiniz bir aile üyenizin veya arkadaşınızın katılmasını sağlayın.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">3- Doktorunuzdan aldığınız alerjik şok belirtilerini ve ilk yardım planını okul yönetimi ve öğretmenle yazılı olarak paylaşın:&nbsp;Çocuk, okulda alerjisi olduğu besini kazara tüketirse öğretmenin çocukta ne gibi bulgular çıkacağını bilmesi ve reaksiyonu erkenden tanıması hayati önem taşımaktadır. Belirtiler besinin kazara alımı sonrasında genellikle dakikalar içinde hızla başlar ve uygun tedavi edilmezse ölüme neden olabilir. Tipik olarak bu belirtiler arasında; vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık ve kabartı, dudak, boğaz ve dilde şişme, arka arkaya çok sayıda hapşırma, gözlerde kızarıklık, kaşıntı ve yaşarma, burun tıkanıklığı/akıntısı, öksürük, nefes almada zorlanma, hırıltılı solunum, mide bulantısı, karın ağrısı, kusma, ishal, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, bayılma yer alır. Bu belirtilerden herhangi biri ortaya çıkarsa yapılması gereken ilk yardım planını, doktorunuzdan alarak okul yönetimi ve öğretmenle yazılı olarak paylaşın. Alerjik şok olarak bilinen anafilaksi, birden fazla belirtiyle ortaya çıkan alerjik reaksiyonların en ciddi formudur. Yardım planının yönetimindeki en önemli basamak, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olan anafilaksiyi tanımaktır. Anafilaksi tanısı konulduktan sonra ilk tedavi seçeneği adrenalindir. Çocuğunuzun ve gerekli kişilerin adrenalin oto-enjektörlerinin nerede bulunduğunu, bunlara kimin erişimi olduğunu, acil bir durumda nasıl uygulanabileceğini bilmesi gerekmektedir. Bu nedenle öğretmenin nasıl bir müdahalede bulunacağının önceden belirlenmesi ve bunun için ilk yardım planı hakkında daha önceden eğitim alması çok önemlidir. İlk yardım planını bilen öğretmenlerin olması aileleri çok rahatlatacaktır.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">4- Besin alerjisine bağlı alerjik şok gelişmesi halinde yapılması gerekenler konusunda yazılı planın olması ve bu plan çerçevesinde uygulama yapılması sağlanmalıdır: Çocukta alerjik şok tablosu gelişirse;&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">- Çocuğu hemen sırt üstü yatırın ve ayaklarını yükseltin,&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">- Ağzındaki yiyecek kalıntılarını uzaklaştırın ve rahat nefes almasını sağlayın,&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">- Eğer çocuk yanında daha önceden hekimleri tarafından verilmiş hazır adrenalin iğneleri taşıyorlarsa bunu hemen uyluğun ön-yan tarafından uygulayın. Ardından hemen 112’yi arayın.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">5-Okul mutfağında alerjik besinlerle temas olmaması, alerjik çocuklar için besinlerin ayrı bir alanda hazırlanması sağlanmalıdır: Okul mutfaklarındaki hazırlık ve servis gereçlerinin kontaminasyonu&nbsp;alerji&nbsp;açısından risk taşır. Yemek hazırlanan ve servis edilen alanlarda önlemler alınmalıdır ve kullanılan tabak ve çatal, bıçaklar özenle yıkanmış olmalı ve ortak pişirme kabı kullanılmamalıdır. Okulda çocukların tüketecekleri tüm besinlerin etiketleri mutfak görevlileri tarafından da önceden kontrol edilmelidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Mar 2023 10:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/besin-alerjili-cocuklar-icin-okullarda-ozel-onlemler-alinmali-1679469444.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Midenizi Yormayın!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ramazanda-midenizi-yormayin-37928</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ramazanda-midenizi-yormayin-37928</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ramazan Ayı kültürel olarak beslenme düzeninde değişikliği beraberinde getiriyor. Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, besin ve enerji ihtiyacının bu ayda da değişmemesi gerektiğini belirtiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ramazan ayı yaklaştı, her yıl olduğu gibi bu yıl da oruçlar tutulmaya, iftarlar yapılmaya başlanacak. Peki oruç bedenimizi nasıl etkiliyor, oruç tutarken nelere dikkat etmeliyiz? Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu Ramazan Ayı’nda beslenme planına dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Özkorucuklu önemli olan detayları şu şekilde aktarıyor: “Ramazan orucu, her yıl bir ay boyunca devam eden<strong>&nbsp;“zaman kısıtlı beslenme”&nbsp;</strong>şeklidir. &nbsp;Bu beslenme şekli ile öğün sayısı günde üç veya daha fazladan iki öğüne düşürülmektedir. Sahur öğünü gece uykusundan kalkılarak tüketilmesi gerektiği için çoğu kişi tarafından&nbsp;<strong>atlanmakta</strong>&nbsp;ve<strong>&nbsp;öğün sayısı daha da azalmaktadır.</strong>&nbsp;<strong>Yaklaşık 12-14 saati&nbsp;</strong>bulan uzun açlıklar yaşanmaktadır. Her iftar yemeği başlangıçlarla, ana yemeklerle süslenmektedir. İftardan sonra uzun süreli açlıklar bir de tatlılar ile taçlandırılmaktadır. Su tüketimi zaman yok diyerek ihmal edilmektedir. Orucun bedenimize faydalı olması ve zinde kalabilmemiz için beslenme düzenimizde dengeyi kurmalıyız. Örneğin, sahur-iftar-ara öğün şeklinde öğün sayımızı düzenleyebiliriz.&nbsp;<strong>Günlük su gereksinimini</strong>&nbsp;iftar-sahur arasında karşılayabiliriz. İhtiyaçlarımız doğrultusunda ramazan ayında yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmemizi düzenlediğimizde, uzun süreli açlığın neden olduğu kan şekeri düzensizlikleri, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, artan vücut kütlesi gibi riskleri azaltmış oluruz.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Sahurun Önemi Büyük!</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sahur, şafak öncesi yenilen yemek ya da&nbsp;<strong>“enerji üreten yemek”</strong>&nbsp;olarak da geçmektedir. Sahur oruç tutan insanların beslenme ihtiyacını karşılaması ve bedenini dengede tutarak orucunu tamamlamasına yardımcı olur. Uzun süreli açlık ile birlikte kişide ortaya çıkabilecek kan şekeri düşmesi, açlık hissinin daha yoğun yaşanması, yorgunluk, işte performansın düşmesi, huzursuzluk, sinirlilik gibi bazı problemlerin önüne geçebilmek için&nbsp;<strong>sahurun atlanmaması gerektiğini</strong>&nbsp;belirten Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu,&nbsp;<strong>Ramazan’ın ikinci haftasından sonra&nbsp;</strong>yavaşlayacak olan metabolizmanın öğün atlayarak daha da yavaşlatılmaması gerektiğini belirtiyor. Aynı zamanda Özkorucuklu sahur yapılmamasının iftarda daha çok yemek yemek anlamına geldiğini ve bunun da&nbsp;<strong>sindirim sorunlarına</strong>&nbsp;neden olduğunu söylüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;Peki, Sağlıklı Bir Sahur Öğünü İçin Nasıl Beslenmelisiniz?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">1. Gün boyu açlık hissetmemek için sahurda&nbsp;<strong>protein ağırlıklı</strong>&nbsp;beslenin. Özellikle gün aşırı haşlanmış yumurta ve tuzsuz peynir sahur sofralarından eksik edilmemelidir.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">2. Sahurda yer verilecek&nbsp;<strong>süt ve süt ürünleri&nbsp;</strong>vücudun enerji ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">3. Sahurda&nbsp;<strong>3-4 dilim tam tahıllı veya çavdarlı ekmek</strong>, uzun süreli toklukla beraber yüksek lif içeriğinden dolayı bağırsaklarınızın iyi çalışmasına destek olduğu ve glisemik indeksi düşük olduğu için tercih edilmelidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">4. 3 adet kuru kayısı, erik ya da inciri 1 bardak ılık su ile tüketmek&nbsp;<strong>değişen bağırsak alışkanlıklarınıza destek olacaktır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">5. Ramazan ayında vücudun susuz kalmaması için özellikle&nbsp;<strong>su içeriği yüksek besinlere</strong>&nbsp;de yer verilmelidir. Sahurda susuzluğumuzu gidermek için bol bol maydanoz, salatalık, dereotu, kıvırcık gibi su oranı yüksek olan sebzelerin yanında; cacık, komposto, yoğurt gibi sıvı besinleri de tüketmek gerekir.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Midenizi Yormayın!</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sağlıklı bir iftar için en önemli noktanın bütün gün boş olan&nbsp;<strong>mideyi yormadan</strong>&nbsp;yemek yemek olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, “Bu yüzden<strong>&nbsp;yavaş yavaş</strong>&nbsp;yiyerek veya&nbsp;<strong>zaman zaman</strong>&nbsp;da durarak midenizi dinlendirin. Uzun süreli açlık sonrası hızlı ve kontrolsüz bir şekilde yemek yemek hazımsızlığa, anlık şeker ve tansiyon yükselmelerine sebep olabilir. Bunu önlemenin en güzel yolu iftarı su ile açmak, hurma ve zeytin ile devam etmek olacaktır. Mide, 1 kase çorba tüketildikten sonra&nbsp;<strong>10-15 dakika</strong>&nbsp;dinlendirilmelidir. Ardından aşırı tuzlu, baharatlı, yağlı, kızartma olmayan ana yemeğe geçilmelidir” diyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu’dan İftar için Öneriler:</strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Orucunuzu&nbsp;<strong>1-2 adet hurma</strong>&nbsp;ile açarak kan şekerinizi dengeleyin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Orucunuzu açtıktan sonra&nbsp;<strong>10-15 dakika</strong>&nbsp;bekleyin ve dinlenin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Daha sonra&nbsp;<strong>sebze veya tahıllı&nbsp;</strong>olan ılık yarım kase çorba ile devam edin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>2-3 köfte büyüklüğünde</strong>&nbsp;et/tavuk/balık veya 6-7 yemek kaşığı etli sebze yemeği tüketin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Karbonhidrat grubundan</strong>&nbsp;2-3 dilim tam buğday-tahıllı ekmek, 1 üçgen dilim pide, 4-5 kaşık kepekli, sebzeli makarna, pilav veya 1 dilim sebzeli-peynirli börekten birini tercih edin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yoğurt, cacık, ayran gibi proteinli ve kalsiyum içeriği yoğun olan yiyeceklerden 1 porsiyon&nbsp;<strong>mutlaka tüketin.</strong></span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Çay ve kahve tüketimini</strong>&nbsp;yemekten 1 saat sonraya bırakın. Sonrasında susuz kalan vücudun sebep olduğu baş ağrılarını azaltmak ve uyku kalitesini artırmak için kafeinsiz çay, bitki çayı veya su tüketin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hem midenizin rahatlatması hem de mineral desteği açısından iftardan&nbsp;<strong>1-2 saat sonra</strong>&nbsp;1 şişe maden suyu tüketin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Yemekler ile birlikte su içmeyin</strong>. Bu sizin midenizin genişlemesine neden olacaktır. İftardan 30 dk sonra başlayıp sahura kadar 2 litre su tüketin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Şerbetli tatlılar yerine</strong>&nbsp;iftardan sonra yapılacak ara öğünde sütlü tatlı-dondurma-meyve tüketin.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Lokmalarınızı çiğnemeden ve&nbsp;<strong>hızlı yutmayın</strong>, yavaş yavaş tadına vararak yemek yiyin.</span></span></li>
</ul>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/sahur1.jpg" style="height:400px; width:600px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Mar 2023 16:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/ramazanda-midenizi-yormayin-1679231880.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursa ekibi Hatay’da uçkunla mücadeleye başladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bursa-ekibi-hatayda-uckunla-mucadeleye-basladi-37838</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bursa-ekibi-hatayda-uckunla-mucadeleye-basladi-37838</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hatay’da yaşamı normale döndürmek için tüm birimleriyle sahada etkin bir çalışma sergileyen Bursa Büyükşehir Belediyesi, deprem bölgesinde uçkunla mücadele çalışmalarına da başladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Büyük depremin ikinci haftasında Hatay’da görevlendirilen ve konteyner kentlerin oluşturulması, yardımların dağıtılması ve seyyar tuvalet kurumları konusunda büyük mesai harcayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, bu görevlerin yanında yaşamın normale dönmesi için her alanda önemli çalışmalara imza atıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve iştiraklerinden 400’ün üzerinde personelin aktif olarak sahada yer aldığı çalışmalara Tarım Peyzaj A.Ş de 87 personel, 26 araç ve ekipmanla destek veriyor. Özellikle yardımların dağıtımı noktasında önemli bir görev üstenen Tarım Peyzaj A.Ş.’nin 18 personeli ise ilaçlama ve dezenfeksiyon çalışmalarını yürütüyor. Antakya merkezinde 39 bölgede 384 seyyar tuvalet ve duşta her gün düzenli olarak dezenfeksiyon çalışması yapan ekipler, gündüz hava sıcaklarının artmasına bağlı olarak uçkunla mücadele çalışmalarına da başladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bursa’dan getirilen 2 adet Mist Blower ile deprem bölgesinde uçkunla mücadeleye başlandı. Halk sağlığını doğrudan etkileyen karasinek, sivrisinek ve haşere ile mücadele konusunda da aktif rol alan Bursa ekibi, uçkunla mücadele çalışmalarıyla Hatay’da uçkun sorununun önüne geçmeyi hedefliyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Feb 2023 16:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/02/bursa-ekibi-hatayda-uckunla-mucadeleye-basladi-1677333074.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beslenme Düzenine Sadece Bir Avuç Ceviz Eklemek Tüm Aile İçin Faydalar Doğurabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/beslenme-duzenine-sadece-bir-avuc-ceviz-eklemek-tum-aile-icin-faydalar-dogurabilir-37820</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/beslenme-duzenine-sadece-bir-avuc-ceviz-eklemek-tum-aile-icin-faydalar-dogurabilir-37820</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yeni modelleme araştırması, tipik Amerikan beslenme düzenine yalnızca 25-30 gram ceviz eklemenin, tüm yaşam evrelerinde birçok besinsel fayda sağlayan basit bir değişiklik olduğunu gösteriyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington'daki araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma1, normalde kuruyemiş yemeyen çocuk ve yetişkinlerin beslenme düzenine 25-30 gram (ya da bir avuç) ceviz eklenmesinin diyet kalitesini ve halk sağlığı açısından önem taşıyan ve az tüketilen bazı besin maddelerinin alımını artırdığını ortaya koydu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tutarlı kanıtlar, cevizin atıştırmalık olarak ya da bir öğün içinde iyi bir beslenme sağlayabileceğini ve yaşam boyu sağlıklı bir diyetin parçası olabileceğini gösteriyor.1,2</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çalışmanın baş araştırmacısı ve Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington'da Kıdemli Beslenme Öğretim Görevlisi olan Dr. Thiagarajah, "Kuruyemiş tüketimi halihazırda Amerikalılar İçin Beslenme Rehberi'nde sağlıklı beslenme düzeninin bir parçası olarak teşvik edilmesine rağmen, tüketiciler genellikle tam tahıllar, meyve ve sebzelerle birlikte kuruyemişi de yeterince tüketmiyor" dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Thiagarajah, ayrıca ceviz gibi besleyici gıdaların dengeli beslenmenin bir parçası olarak yeterince tüketilmemesi besin yetersizliklerine yol açabileceğini ve beslenme düzenine eklendiğinde, cevizin tüm aile için beslenmede kazanımlara yol açacağını vurguladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ebeveynler ve veliler için, çocukların ve ergenlerin ihtiyaç duydukları tüm besin maddelerini almalarını sağlamak zor olabilir.3 Bu çalışma, hem çocukların hem de yetişkinlerin tipik diyetini inceleyen ve diyete basit bir ceviz ilavesinin daha iyi bir beslenme durumuna ulaşmaya nasıl yardımcı olabileceğinin simülasyonunu yapan az sayıdaki çalışmadan biridir. Atıştırmalıklara ve yemeklere cevizi dahil etmek, yetişkinler ve çocuklar için diyetlerinin bir parçası olarak değerlendirebilecekleri kolay bir seçenek olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çalışma Hakkında Genel Bilgiler</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Şu anda kabuklu yemiş tüketmeyen yaklaşık 8.000 Amerikalının tipik günlük diyetine 25-30 gram ceviz eklendiğinde neler olacağını görmek için gelişmiş istatistiksel modelleme teknikleri kullanıldı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Katılımcıların sağlık ve beslenme bilgileri, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan insanların ulusal olarak temsil edildiği, kesitsel bir anket olan Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi'nden (NHANES) elde edildi. Bu bilgiler, yaş grubu (4-8 yaş, 9-13 yaş, 14-18 yaş, 19-50 yaş, 51-70 yaş, 71 yaş ve üzeri) ve cinsiyete göre analiz edildi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dr. Thiagarajah, "Öncelikle, tipik Amerikan beslenme düzenine bir avuç ceviz eklemenin potasyum, besinsel lif ve magnezyum dahil olmak üzere&nbsp;2020-2025&nbsp;ABD Amerikalılar için Beslenme Kılavuzları'nda belirlenen halk sağlığı açısından endişe verici besin maddelerinin alımını nasıl değiştirebileceğini görmek istedik" dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Araştırmacılar, daha sonra 2015 Sağlıklı Beslenme Endeksi'ni (HEI-2015) kullanarak, 25-30 gram ceviz eklenmiş ve eklenmemiş beslenme düzenlerinin kalitesini değerlendirdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sonuçların Özeti</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Amerikalıların tipik diyetlerine 25-30 gram ceviz eklenerek, aşağıda Tablo 1'de belirtilen sonuçlara ulaşıldı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img src="https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fbasinodam.s3.eu-west-1.amazonaws.com%2Fimages%2F2023%2F02%2F15928-original.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=a85216cd192d7af7fc3ad921e86aae67" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dr. Thiagarajah, "Bu bir müdahale ya da beslenme çalışması değildi, fakat bu araştırmanın bir parçası olarak yapılan modelleme; genel sağlık üzerinde anlamlı etkileri olabilecek, genel halk için kapsamlı diyet etkilerini değerlendirmemize olanak tanıdığı için son derece önemli" dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çalışmada modelleme yapmak için kişilerin kendi bildirdikleri 24 saatlik beslenme düzeni hatırlama verilerinin kullanılması ve gıda alımındaki büyük günlük varyasyonlar nedeniyle bu verilerin ölçüm hatasına tabi olması, çalışmanın kısıtları arasında yer alıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ayrıca bu çalışma sadece ceviz tüketmeyen tüketicilerin diyetine ceviz eklenmesinin nasıl etkilenebileceğini açıklamak için kullanılabilir (n=7.757). Hiç ceviz tüketmeyen kişilerin çoğunluğu daha genç, Hispanik ya da siyah ve yıllık hane gelirleri 20.000 doların altında.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bu modelleme çalışması ceviz tüketiminin potansiyel olumlu beslenme etkisini ortaya koyarken, bu sonuçları doğrulamak için daha fazla gözlemsel çalışmaya ya da iyi tasarlanmış randomize klinik çalışmalara ihtiyaç var.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Günlük beslenme düzenine 25-30 gram ceviz eklemek gibi basit bir strateji, her yaştan insan için beslenme kalitesini artırmaya yönelik bir çözüm olabilir.Bu modelleme çalışması, ceviz gibi besin açısından yoğun gıdalarla yapılan küçük diyet değişikliklerinin besin alımı ve diyet kalitesi üzerinde önemli faydaları olabileceğini açıkça göstermektedir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Feb 2023 14:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/02/beslenme-duzenine-sadece-bir-avuc-ceviz-eklemek-tum-aile-icin-faydalar-dogurabilir-1677066837.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanserin Psikolojik Etkileri Göz Ardı Edilmemeli</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kanserin-psikolojik-etkileri-goz-ardi-edilmemeli-37777</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kanserin-psikolojik-etkileri-goz-ardi-edilmemeli-37777</guid>
                <description><![CDATA[4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında kanserin psikolojik etkileri ve sürecin doğru yönetilmesi adına önemli açıklamalar yapan Klinik Psikolog Damla Özcan, depresyonun onkoloji hastalarında en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biri olduğunu belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Depresyon, toplum içerisinde en yaygın görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biri olmakla beraber, onkoloji hastalarında da en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıkların başında geliyor. Moodist Hastanesi’nden Klinik Psikolog Damla Özcan kanser ile depresyon arasındaki bağlantıyı şöyle açıklıyor: “Kanser tanısı fiziksel bir hastalık tanısı olarak ele alınsa da hastanın psikososyal yaşantısına, gündelik rutin işlevselliğine olumsuz birçok yansıması oluyor. Dolayısıyla kanser tanısı bireyin yaşantısında iş gücü kaybı ile psikososyal alanlarda meydana gelen olumsuz durumları da içerisinde barındırıyor. Kronik hastalıklar içerisinde yer alan kanser tekrarlayan ve nüksedebilen bir yapıya sahip olduğundan geleceğe yönelik kaygılı, endişeli, umutsuz düşüncelerin oluşmasına sebep olabilir. Bu düşüncelerle kişi baş etmekte zorlandığında depresif bir duygudurum meydana geliyor. Kanser sürecinde bireylerde fiziksel olarak meydana gelen ağrılar, uygulanmakta olan tedavilerin yan etkileri, zaman zaman gündeminde olan hastane yatışları, bedeninde imajına yönelik değişimlerin söz konusu olması kanser ile depresyon arasındaki bağlantıyı oluşturan etmenler arasında yer alıyor.”</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hem hasta hem aile bireyleri etkileniyor”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/klinik-psikolog-damla-ozcan1.jpg" style="float:right; height:320px; width:320px" />Kanser, hem hastayı hem de aile bireylerini fiziksel ve ruhsal olarak etkiliyor. &nbsp;Bu durum kanser tanısı ile karşı karşıya kalan birey için duygusal stresi yönetmek ve kontrol etmek noktasında oldukça zorlayıcı olabiliyor. Tedavi süreci içerisinde olan hastanın birtakım kişilik özellikleri, baş etme yöntemleri, kanser sürecine yüklemiş olduğu anlam ve bu sürece yönelik bakış açısının psikiyatrik rahatsızlıklar açısından oldukça önemli olduğunu belirten Özcan, “Hastanın bu süreçte dışsal kaynakları olarak ele alabileceğimiz aile üyeleri ve arkadaş çevresinin bulunup bulunmaması, mevcut dışsal kaynaklarının destekleyici ve empatik yaklaşımının olup olmaması yine ortaya çıkabilecek bir depresyon süreci için risk faktörüdür. Bir diğer önemli risk faktörleri arasında hastanın sık sık temas içerisinde kaldığı tedavi ekibi ile olan iletişimidir. Çünkü bu noktada da tedavi ekibinin kendisine yönelik güven verici, destekleyici ve iş birliği içerisinde olan bir tutum sergilemesi oldukça önemlidir” diyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Depresif belirtiler dikkate alınmalı”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kanser hastası kişilerde görülen depresif belirtilerin zaman zaman tedavi ekibi ve çevresindeki kişiler tarafından sürecin çok doğal bir parçasıymış gibi kabul edildiğini belirten Klinik Psikolog Damla Özcan, “Klinik anlamda kişide gözlemsel olarak da fark edilebilen bir depresyon tablosunun yer alması kesinlikle sürecin bir parçasıymış gibi doğal kabul edilmemelidir. Kişi ruhsal sağlığını korumak ve psikolojik sağlamlığını güçlendirmek adına eski rutinine yönelik aktivitelerine mevcut yaşantısı içerisinde yer vermelidir. Çevresi tarafından da psikososyal aktivitelere yönlendirilmeli, bu aktiviteler kapsamında desteklenmelidir. Kişiye tedavi süreci dışında da bir sosyal yaşantısının olduğu hatırlatılarak bu sosyal yaşantı için teşvik edilmelidir. Başlangıçta kişiler aktivitelere yönelik ilgi ve keyif alamadıklarını belirtebilirler. Burada ilk amaç ve hedefin keyif ve hazdan ziyade aktivitelere yönelik davranışlarda bulunmak olduğunu unutmamak gerekir. Kanser hastası olan kişilerin, tedavi sürecinin başlangıcından itibaren bir psikoterapi desteği alarak tedavi sürecini yönetmesi, tedavi sürecinin olası inişli çıkışlı seyri açısından ve kişinin psikolojik sağlamlığını güçlendirmek açısından oldukça önemlidir. Beraberinde klinik tablo açısından medikal bir tedavinin gerekli görüldüğü noktada ise eş zamanlı olarak psikiyatrist ve psikolog ile beraber koordineli olarak ilerlenmeli ve hastanın fiziksel sağlığı ruhsal sağlığından bağımsız ele alınmamalıdır” diyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Feb 2023 11:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/02/kanserin-psikolojik-etkileri-goz-ardi-edilmemeli-1675426125.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat Duygularınız Acıktırabilir!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dikkat-duygulariniz-aciktirabilir-37540</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dikkat-duygulariniz-aciktirabilir-37540</guid>
                <description><![CDATA[Yemek, hayatta kalmak için fizyolojik ihtiyaçlarımızın en önemli kısmını oluşturuyor, vücudumuzun hayatta kalmak için yemeğe ihtiyacı var. Yaptığımız birçok şeyin merkezinde yemek bulunuyor. Yani yemek paylaşmanın, bağlanmanın ve iletişim kurmanın bir yolu olarak görülebilir. Moodist Hastanesi’nden Psikolog Beril Eser, sadece fiziksel açlığı doyurmanın yanı sıra stres, rahatlama, ödül gibi birçok durumda yemek ile aramızda duygusal bir bağ olduğunu ve buna bağlı olarak duygusal yemenin kontrol edilemez bir durum olduğunu dile getiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hayatta kalmak için yemek bedenimizin fizyolojik bir ihtiyacı. Peki, yemek ile aramızda nasıl bir duygusal bağ var? Kimi zaman stresli bir anda kimi zaman rahatladığımız bir anda kimi zaman ise ödül gibi birçok durumda yemek yeriz. Moodist Hastanesi’nden Psikolog Beril Eser yemek ile aramızda duygusal bir bağ olmasının normal olduğunu ama göründüğü kadar masum olmadığını belirtiyor. Psikolog Beril Eser, “Duygusal yeme bir süre sonra kontrol edilemez bir noktaya gelebilir. Fazla miktarda yiyeceği kısa sürede tüketme gibi davranış örüntüleri gözlenebilir. Genelde bu yiyecekler fast-food, abur cubur ya da tatlı gibi yiyecekler olur. Bu noktada duygusal yemeyle ilgili adım atmalı ve çok gecikmeden önlem alınmalı” diyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Duygusal Yeme Alışkanlık Haline Gelebilir”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/psikolog-beril-eser.jpg" style="float:right; height:320px; width:320px" />Duygusal yeme çok sık olduğunda veya duygular ile yemek dışında farklı şekilde baş edebilecek yöntemler bulunamadığında bunun bir problem haline gelebileceğinden bahseden Psikolog Beril Eser, “Her ne kadar o anda yemek yemek baş etme yöntemi gibi görünse de aslında yemek, gerçek sorunu ele almıyor. Eğer stresli, kaygılı, sıkılmış, yalnız, üzgün veya yorgun hissediyorsanız, yemek bu duyguları düzeltmeyecektir. Sıkı diyetler yapan veya diyet geçmişi olan kişilerde duygusal yeme veya yeme atakları daha sık görülebilir. Duygusal yeme sıklıkla otomatik bir davranıştır. Yemek ne kadar baş etme yöntemi olarak kullanılırsa, o kadar alışkanlık haline gelir” diyor.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Psikolojik Sorunlar Yaratabilir”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Duygusal yemenin kişilerde birçok psikolojik rahatsızlığa yol açabileceğini ve en sık görülebilecek psikolojik sorunlardan birinin depresyon olduğunu belirten Psikolog Beril Eser, oluşabilecek psikolojik rahatsızlıkları şu şekilde açıklıyor: “Kişiler duygusal yeme süreciyle birlikte çok yoğun suçluluk, pişmanlık, öfke gibi duygulara sahip olabilirler. Yeme ve duygular döngüsünde değişim olmadığı takdirde bu duygular büyümeye devam eder ve artık kişilerin davranışlarında da bazı depresif semptomlara yol açabilir. Bir diğer yandan ise yoğun kaygılı düşüncelerin eşlik ettiği kaygı bozukluğu da görülebilir. Duygusal yeme sonrasında kişiler umutsuzluğa kapılabilir, “bu nasıl geçecek?” “Ben iyileşemeyecek miyim?” gibi birçok düşünce görülebilir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Psikolog Beril Eser, yemekle ilişkinin tamamen duygularla olduğu, artık farklı duyguların devre dışı kaldığı, yemenin ve yiyecek miktarının kontrol edilemez hale geldiği noktada duygu ve yemek arasındaki bağı ve bu işlevsiz döngüyü kırmak için bir uzmandan destek almak gerektiğini belirtiyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Dec 2022 10:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/12/dikkat-duygulariniz-aciktirabilir-1671563730.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lifli Gıdalar Bağışıklık Sistemimizi Güçlendiriyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/lifli-gidalar-bagisiklik-sistemimizi-guclendiriyor-37469</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/lifli-gidalar-bagisiklik-sistemimizi-guclendiriyor-37469</guid>
                <description><![CDATA[Alerjik hastalıkların son yıllarda artış göstermesinin bir nedeninin de lifli gıda tüketiminin azalması olduğunu biliyor muydunuz? Fast food türevi hazır gıda tüketiminin artmasıyla birlikte bağırsakların lif yönünden fakir kaldığını belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Ömer Akçal, lifli gıda tüketimiyle bağışıklık sisteminin güçleneceğini ve alerjik hastalıklara karşı korunma sağlanabileceğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Beslenmenin bağışıklık sistemimizin düzgün çalışabilmesi için kritik faktörler arasında yer aldığını söyleyen&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Ömer Akçal,&nbsp;</span></strong>dünyada bağışıklık yetmezliğinin en yaygın nedenleri arasında kötü ve yetersiz beslenmenin yer aldığını belirterek, “Beslenmenin bağışıklık yani immün sistem üzerindeki etkisi, günümüzde çok daha önemli bir hale geldi. İmmün sistemin hücreleri, enerji elde etmenin yanı sıra enfeksiyon ajanlarına karşı tepki vermek için makro-nutrient denilen besinlere ihtiyaç duyuyor. Lifli gıdalardan zengin beslenme ise bağışıklık sistemini aktive etmede önemli bir rol oynuyor” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">“LİFLER, BAĞIRSAK İÇİN KORUYUCU BARİYER OLUŞTURUYOR”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Gıdalardaki liflerin, gıdanın sindirilemeyen kısmını oluşturduğunu söyleyen&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Dr. Ömer Akçal</span></strong>, liflerin karbonhidrat polimerleri ve oligomerleri içeren karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler gösterdiğini ifade etti. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), diyet liflerini "sindirilemeyen karbonhidratlar+ lignin" olarak tanımladığını belirten&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ömer Akçal,</span></strong>&nbsp;“Tüm diyet lifleri, ince bağırsakta sindirime direnir ve kalın bağırsağa bozulmadan geçer, ancak fizikokimyasal özellikleri örneğin, çözünürlük, viskozite ve fermente edilebilirlik, farklılık gösterir. Çözünür liflerin çoğu, kimyasal yapılarına bağlı olarak bağırsaktaki iyi mikroplar (mikrobiyata) tarafından kısmen veya tamamen fermente edilebilir.&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Diyet liflerinin, bağırsağın vücuda zararlı maddelerin geçmesine izin vermeyen bariyer fonksiyonu</span></strong>nu ve bağışıklık tepkilerini destekleyerek bağırsak üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu gösterilmiştir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Omer_Akcal.png" style="height:437px; width:640px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Çok çeşitli lif türleri olduğunun da bilgisini veren Akçal, günlük hayatımıza girmiş olan prebiyotiklerin de aslında diyet liflerinin bir alt kümesi olduğunu ve iyi mikropların büyümesini ve aktivitesini uyararak konakçıyı faydalı bir şekilde etkileyen, sindirilemeyen bir gıda maddesi olarak tanımlandığını ifade etti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">LİFLİ GIDALAR, ALERJİK HASTALIKLARA KARŞI KORUMA SAĞLIYOR</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Son yıllarda diyetle alınan lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin yönünü “alerji” ye değil “tolerans”a çevirdiği ve buna bağlı olarak alerjik hastalıklara karşı korunma sağlanabileceği fikri konuşuluyor.&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ömer Akçal,</span></strong>&nbsp;klinik çalışmalara göre farklı çeşitteki lif türlerini ve kaynaklarını içeren diyet modellerinin, tek çeşit lif alımına göre alerji riskini ve yakınmalarını azaltmada daha etkili olduğunu söyleyerek, “Meta-analiz sonucunda alerjik hastalık riskinin diyet içeriğindeki lif miktarı ile orantılı olarak azaldığı bulundu. Sonuç olarak özellikle bağışıklığımızın temellerinin atıldığı erken çocukluk dönemi başta olmak üzere günlük hayatımızda lif çeşitliliğine sahip diyetlerin, bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri ve doğrudan alerjiye karşı koruyuculuğu bulunuyor” dedi. &nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">PEKİ, HANGİ BESİNLERDE LİF VAR?</span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Tam tahıllı buğday unu, buğday kepeği, fındık, fasulye, karnabahar, yeşil fasulye, patates, yulaf, bezelye, elma, turunçgiller, havuç, arpada bol lif bulunuyor. &nbsp;Buna karşın konserve meyve ve sebzeler, posasız meyve suları, beyaz ekmek ve makarna gibi rafine veya işlenmiş yiyecekler lif bakımından fakirdir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Dec 2022 11:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/12/lifli-gidalar-bagisiklik-sistemimizi-guclendiriyor-1670517843.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni bir araştırmaya göre, cevizin yaşlılıkta daha iyi bir sağlığa köprü olabileceğini ortaya koyuyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yeni-bir-arastirmaya-gore-cevizin-yaslilikta-daha-iyi-bir-sagliga-kopru-olabilecegini-ortaya-koyuyor-37354</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yeni-bir-arastirmaya-gore-cevizin-yaslilikta-daha-iyi-bir-sagliga-kopru-olabilecegini-ortaya-koyuyor-37354</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ceviz yemek, daha kaliteli beslenme ve daha aktif bir yaşam sürme gibi olumlu sağlık yararlarını güçlendirebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">20 yıllık beslenme geçmişini ve 30 yıllık fiziki ve klinik ölçümleri inceleyen araştırmacılar, erken yaşlarda ceviz yiyen katılımcıların fiziksel olarak daha aktif olduklarını, daha kaliteli beslendiklerini ve yaşlandıkça daha iyi bir kalp hastalığı risk profiline riskine sahip olduklarını bulguladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bu yeni bulgular; Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü’nün desteklediği, uzun süreli ve devam etmekte olan bir araştırma olan Genç Yetişkinlerde Koroner Arter Risk Gelişimi Çalışması’ndan (CARDIA) elde edilmiştir. Araştırma, zaman içinde gelişen kalp rahatsızlıkları risk faktörlerini inceleme hedefi taşımaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yapılan araştırma, günlük beslenmeye yaklaşık bir avuç kadar ceviz eklemek gibi basit bir eylemin, yaşamın ilerleyen dönemlerinde genel sağlığa olumlu katkısı bulunan diğer yaşam tarzı alışkanlıklarına bir köprü görevi görebileceğini öne süren en uzun çalışmalardan biridir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bulgular ayrıca, genç ve orta yetişkinlik döneminde çeşitli kalp hastalığı risk faktörlerini iyileştirmek adına cevizlerin kolayca erişilebilir bir gıda olabileceğini de destekliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Minnesota Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu araştırmacıları,&nbsp;<em>Nutrition, Metabolism ve Cardiovascular Diseases</em>&nbsp;adlı yayında yayınlanan son çalışmalarında, araştırma sonuçlarının cevizde bulunan besin maddelerinin benzersiz kombinasyonundan ve bunların sağlık üzerindeki etkisinden kaynaklanabileceğini belirtiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ceviz, araştırmaların da gösterdiği üzere kalp sağlığı, beyin sağlığı ve sağlıklı yaşlanmada rol oynayabilecek, bitki bazlı omega-3 alfa-linolenik asidin (2,5 gram/oz.) mükemmel bir kaynağı olan tek ağaç yemişidir. Buna ek olarak, yaklaşık bir avuç ceviz (28 gr.) 4 gram protein, 2 gram lif ve zengin bir magnezyum (45 miligram) kaynağı dâhil olmak üzere genel sağlık için faydalı olan diğer önemli besin çeşitlerini içerir. Ceviz ayrıca, polifenoller de dâhil olmak üzere çeşitli antioksidanlara sahiptir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Minnesota Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji ve Toplum Sağlığı Profesörü ve CARDIA Baş Araştırmacısı Lyn M. Steffen (PhD, MPH, RD) araştırma ile ilgili şu sözleri söyledi: “Ceviz tüketenler, beraberinde diğer pozitif etkileri de taşıyan benzersiz bir vücut fenotipine sahip oluyorlar. Genç yaştan ceviz tüketme alışkanlığı edinmek özellikle kalp hastalığı, obezite ve diyabet gibi kronik hastalık riskinin arttığı orta yetişkinlik döneminde daha iyi beslenme kalitesi gibi genel sağlık üzerinde olumlu etkilere neden oluyor.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye’de Sağlıklı Yaşam Alışkanlıkları Büyük Önem Taşıyor</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hem dünya hem de Türkiye, gelecekte ekonomik, sosyal ve sağlık alanlarında büyük etki bırakacak demografik bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün en önemli dinamikleri doğum oranlarının azalması, doğumda ve 60 yaşında beklenen yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfusun artması olarak öne çıkıyor. Son yıllarda Türkiye'de 65 yaş ve üstü bireylerin toplam nüfusa oranı %8'e yükseldi. Bu, Türkiye'nin hızla yaşlanan toplum sürecine girdiği anlamına geliyor. Yaşlı nüfusun sayısı arttıkça, sağlıklı ve aktif yılların sayısını artıracak düzenlemelerin ve müdahalelerin önemi artmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Ceviz_Ara%C5%9Ft%C4%B1rma_2.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Nov 2022 10:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/11/yeni-bir-arastirmaya-gore-cevizin-yaslilikta-daha-iyi-bir-sagliga-kopru-olabilecegini-ortaya-koyuyor-1668841818.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni nesil pişirme yöntemleri alerjiye yol açar mı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yeni-nesil-pisirme-yontemleri-alerjiye-yol-acar-mi-37352</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yeni-nesil-pisirme-yontemleri-alerjiye-yol-acar-mi-37352</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Son dönemde yıldızı parlayan sıcak hava fritözleri gibi yeni nesil pişirme cihazları, besin alerjilerini tetikleyip tetiklemeyeceği konusunda uzmanları harekete geçirdi. Henüz yapılmış bilimsel bir çalışma olmadığını belirten Türkiye Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Uzm. Dr. Velat Çelik, daha önce cihazda alerjen bir besin pişirilmiş ise o besine alerjisi olan bireyde alerjik reaksiyona yol açabileceğini, bu nedenle eğer evde besin alerjisi olan biri varsa ona ayrı bir sıcak hava fritözünde&nbsp;yemek hazırlanması ya da tamamen kullanmaktan kaçınılması gerektiğine dikkat çekti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sıcak hava fritözleri son yıllarda yıldızı parlayan en popüler pişirme yöntemlerinden biri. &nbsp;Sıcak hava fritözleri, sıcak hava üfleyerek sıcak havanın yiyeceklerin etrafında yüksek hızda dolaşmasını sağlıyor ve yiyecekleri bu yöntemle pişiriyor. Bu yöntem ile hem %80 daha az yağ kullanılıyor hem de geleneksel yağda kızartmalar kadar gevrek ve lezzetli yiyecekler elde edilebiliyor. Üstelik yiyecekler, geleneksel yağda kızartmaya göre daha az kalori ve daha az akrilamid gibi sağlığa zararlı kimyasallara maruz kalıyor. Peki tüm özellikleriyle daha sağlıklı oldukları iddia edilen yeni nesil pişiriciler&nbsp;besin alerjilerini tetikler mi? Besinler üzerindeki etkileri neler? Besin alerjisi olan biri yeni nesil pişirme yöntemlerinden olan&nbsp;sıcak hava fritözlerini&nbsp;kullanabilir mi? İşte yanıtları…</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çapraz bulaşmaya dikkat!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sıcak hava fritözleri&nbsp;sıcak hava akımının içine konulan besini pişirirken, besindeki alerjenleri cihazın temizlenmesi zor yerlerine kadar yayabileceğini ifade eden&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi&nbsp;Uzm. Dr. Velat Çelik,&nbsp;sonraki pişirmede alerjen içermeyen besin kullanılsa bile, önceki besinden kalan alerjenin yeni besine bulaşabileceğini ve bu besin yenildiğinde reaksiyon oluşturabileceğini söyledi. Bunu bir örnekle açıklayan&nbsp;Uzm. Dr. Velat Çelik,&nbsp;“Balık alerjiniz olduğunu ve birisinin daha önce&nbsp;sıcak hava fritözünün&nbsp;içinde balık kızarttığını düşünün. Balık alerjenleri fritözün temizlenmesi zor bölgelerine yayılmış olabilir ve sonraki pişirmede bu alerjenlerin yemeğe bulaşması, alerjik reaksiyona yol açabilir. Evde besin alerjisi olan biri varsa, bu cihaz dikkatli kullanılmalıdır” diye konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Fırınlanmış besini tolere edenler&nbsp;sıcak hava fritözlerini&nbsp;kullanabilir mi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bazı besinlerin ısındıkça alerjenik özelliği azalırken bazılarının alerjiye yol açma potansiyeli olduğunu ifade eden Çelik, “Örneğin süt alerjisi olan bir çocuk bazen geleneksel fırınlarda pişirilmiş sütlü keki sorunsuz tüketebilir. Ya da oral alerji sendromu teşhisi olan bir erişkin çiğ elma ile reaksiyon yaşarken mikrodalgada işlem görmüş elmayı sorunsuz tüketebilir. Bu işlemler için standardize edilmiş tarifler, sıcaklık ve işlem süreleri belirlenmiştir ve alerji hekimi uygun görürse uygulanır. Ancak&nbsp;sıcak hava fritözleri&nbsp;ile bir besinin alerjiye yol açma potansiyelini azaltmak için hangi ısıda ve ne kadar süre işlem görmesi gerektiği net olarak belli değildir. Bu konuda çalışmalar yapılana kadar fırınlanmış/ısıtılmış besinleri tolere eden bireylerin bu cihazlarla besinleri hazırlaması önerilmemektedir” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Besin alerjisi olan bireyler bu cihazı kullanırken dikkatli olmalı!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yeni nesil pişirme cihazlarının yeterince temizlenmediğinde dumana ve kokuya sebep olabileceğini belirten Çelik, bu koku ve duman, astımlı hastalarda nefes darlığına ve diğer solunum şikayetlerine yol açabilir. Sonuç olarak,&nbsp;sıcak hava fritözlerinin&nbsp;alerjik hastalıklarda kullanımı hakkında yeterli bilgi yok. Besin alerjisi olan bireyler bu cihazı kullanırken dikkatli olmalı ve şiddetli besin alerjisi olanların ortak cihaz kullanmaktan kaçınmalı. Ya da kendilerine özel bir fritöz kullanmaları daha güvenli olacaktır” diye konuştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Nov 2022 09:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/11/yeni-nesil-pisirme-yontemleri-alerjiye-yol-acar-mi-1668841330.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmandan Uyarı: Alerjik Vakalar Dünya Çapında Artışta!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/uzmandan-uyari-alerjik-vakalar-dunya-capinda-artista-37328</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/uzmandan-uyari-alerjik-vakalar-dunya-capinda-artista-37328</guid>
                <description><![CDATA[Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte gribal semptomlar ve alerji semptomları birbirine karışmış durumda. Özellikle gribal enfeksiyonların alerjik reaksiyonları tetiklediğine dikkat çeken Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi (AID) Doç. Dr. Murat Cansever, “Kış aylarında artan viral enfeksiyonlar ve hava kirliliği astım ve alerjik nezle gibi hastalığı olan çocuklar için büyük risk taşıyor. Kış aylarında tüm dünyada artan viral enfeksiyonlar, alerjik hastalıkları tetikleyerek görülme sıklığını artırıyor. Enfeksiyonlar dışında, ev içi alerjenler ve artan hava kirliliği de solunum yolu mukozasını bozarak alerjik semptomları ve astım ataklarını tetiklediği için bu mevsimde daha dikkatli olunmalı” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış mevsimiyle birlikte ortaya çıkan alerjik yakınmaların birçok nedeni var kuşkusuz. Artan hava kirliliği, kapalı alan kullanımının artışı ve doğal olarak ev içi alerjenlere daha fazla maruz kalınması, gribal enfeksiyonların artması gibi birçok neden kış alerjilerinin en büyük tetikleyicileri arasında gösteriliyor. Alerjik hastalıkların, dünya çapında giderek sıklığı artan kronik hastalıklardan biri olduğuna dikkat çeken <strong><span style="color:black">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi <span style="background-color:white">(AID) Doç. Dr. <em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Murat Cansever</span></em>, </span></span></strong>alerjik hastalıkların günümüzdeki artışının sadece genetik faktörler ile açıklanamadığını, gelişen dünyada endüstrileşme ile başlayan yaşam şartlarında değişme, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, kentsel yaşam oranının artması, ev dışı ve içi ortamın kirliliğinin artması, sık antibiyotik kullanımı ve sigara maruziyeti gibi çok farklı nedenlerin alerjik hastalıkları tetiklediğini söyledi. Özellikle kış alerjilerine dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. <strong>Murat Cansever,</strong> konuyla ilgili şunları anlattı:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Kış alerjilerinin çoğunluğu iç ortamlardadır. İnsanlar özellikle yeterli havalandırma yapılmayan iç ortamlarda daha fazla süre vakit geçirdikleri için kış alerjilerine bağlı semptomlarla karşılaşmaları daha yüksektir. Kış alerjilerinin en sık nedenleri ev tozları, ev tozu akarları, küf sporları, böcek dışkıları ve kabuklarıdır. Soğuk hava ve nem ile özellikle ev içi atmosferinde solunan havadaki artan küf, ev tozu akarı gibi alerjenler, iç ortam ısısını ve neminin artmasını çok sever ve hızla çoğalırlar. Buna bağlı olarak kişide hem cilt hem de solunum yolu alerjileri gelişebilir. Kış aylarında atmosferin hava ısısının ciddi azalması ile birlikte soğuk havaya temas sonrası ciltte halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker şeklinde cilt alerjisi gelişir. <strong>Ayrıca astım ve alerjik nezle olan hastaların; soğuk havanın solunum yolunu olumsuz etkileyip hasar oluşturması sonrası bu hastalıklara bağlı semptomları artabilir.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/doc_dr__murat_cansever.jpg" style="height:364px; width:640px" /></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>“EV İÇİ ALERJENLER ASTIM ATAKLARINI TETİKLEYEBİLİR”</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca kış aylarında artan viral enfeksiyonlar ve hava kirliliğinin astım, alerjik nezle gibi alerjik hastalığı olan çocuklar için risk faktörü oluşturduğunu da söyleyen <strong>Cansever,</strong> “Kış aylarında tüm dünyada bu viral enfeksiyonlar çok sık görülür. Hızla bulaşıcı özelliği olan bu enfeksiyonlar alerjik hastalıkların semptomlarını artırabilir. Enfeksiyonlar dışında, ev içi alerjenler, artan hava kirliliği solunum yolu mukozasını bozarak alerji semptomlarını ve astım ataklarını tetikleyebilir” diye konuştu. Tüm bu durumların kişinin; günlük sosyal yaşamında, iş hayatında ve çocuk hastalarda okul serüveninde ciddi şekilde yaşam kalitesini bozduğuna dikkat çeken <strong>Cansever, &nbsp;</strong>bu atakların iş gücü kaybı, çocuklarda eğitim aksaması, okul başarısında düşme gibi zorlukları da beraberinde getirdiğini belirtti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>SOĞUK ALERJİSİNDE ANAFLAKSİYE DİKKAT!</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kışın sıklıkla görülen soğuk alerjisinin nadir de olsa anafilaksiye yol açarak yaşamı tehdit edebileceğini söyleyen <strong>Doç. Dr. Cansever, </strong>“Daha önce yaşanmış anafilaksi öyküsü olan hastalarda epinefrin hazır enjektör bulundurulması ve bu enjektörün doğru kullanımının çok iyi bilinmesi gereklidir. Bununla birlikte nadir de olsa anafilaksi gibi hayatı tehdit eden olayları en aza indirmenin yolu soğuk alerjisi olan bireylerin soğuktan ve soğuk sudan uzak durmasıdır. Soğuk alerjisi olan bireylerin kış aylarında kalın giyinmesi ve soğuğa maruz kalınan süreyi azaltması gerekmektedir” dedi. &nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>ALERJİ VE GRİBAL ENFEKSİYONU NASIL AYIRIRIZ?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk alerjileri kışın sık görülen gribal enfeksiyonlarla benzer semptomlar da gösterebiliyor. Peki nasıl ayırt edileceğiz? O konuda da <strong>Doç. Dr. Murat Cansever</strong> şunları söylüyor: </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Kış alerjileri semptomları ve soğuk algınlığı semptomları birbirine çok benzerdir ve ayırt etmek zordur. Alerji herhangi bir yaşta gelişebileceği gibi yıllarca semptom olmaksızın aynı evde aynı maddelerle alerji olmadan yaşamak söz konusu olabilir. Daha önce hiç alerjisi olmayan bir bireyin tüm semptomlarını mutlak soğuk algınlığına bağlamak yanlıştır. Bireyde yeni gelişmiş olabilecek alerjiler asla unutulmamalıdır. <strong>Bu iki klinik durumu ayırt ederken; semptomların birkaç haftadan uzun sürmesi daha çok alerji lehine bir durumdur, </strong>aniden ortaya çıkan semptomlar daha önceden alerjisi olmayan bireylerde sıklıkla soğuk algınlığı ile ilgilidir. Ayrıca soğuk algınlığında ateş eşlik edebilirken, alerjik hastalıklarda ateş olmaz. Soğuk algınlığında olan ağrı ve vücut kırgınlığı, alerjik hastalıklarda tipik olarak görülmez. Soğuk algınlığı olan hastalarda boğaz ağrısı daha sık eşlik ederken alerjik hastalıklarda daha nadir görülmektedir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında görülme sıklığı artan grip, nezle, farenjit gibi viral solunum yolu enfeksiyonlarının özellikle astım hastalarını olumsuz etkileyip astım kontrolünü bozabileceğini de söyleyen <strong>Cansever </strong>şöyle devam etti: “Bu nedenle astım ve alerjik nezle hastalarında kışın olumsuz etkilenmeyi azaltmak amaçlı uygun mevsimde grip aşısı yapılması faydalı olacaktır. Bu aşının yapılmasının en azından influenza virüslerine bağlı gelişen astım ataklarını önleyebileceği bilinmektedir.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>YIKANABİLEN MASKELER ASTIMI TETİKLEYEBİLİR!</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuklarda maske kullanımı konusunda aklında soru işaretleri bulunan aileler için de önemli bilgiler veren <strong>Cansever,</strong> “Maske iki yaşın üzerinde özel sağlık sorunu olmayan çocuklarda kullanılabilir. Solunum yolları küçük olması nedeniyle nefes almakta oluşabilecek güçlük nedeniyle 2 yaş altı çocuklarda maske takılmaması önerilir. Maske seçiminde yüze tam oturan, burnu ve ağzı tam kapatan TSE onaylı ürünler tercih edilmelidir. Bu ürünlerin alerji riski düşük, lateks, paraben, naylon gibi maddeler içermeyen özellikte olması önemlidir” dedi. Maske takmanın astımı tetiklediğini gösteren bilimsel çalışma olmadığının da altını çizen <strong>Doç. Dr. Murat Cansever</strong>, “Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalar astım atağında olmayan, astım semptomları kontrol altında olan hastalarda maske kullanımının herhangi bir sorun oluşturmadığını ve astımı tetiklemediğini gösterdi. Ancak bez maske kullanımında, maskenin parfümlü deterjan veya yumuşatıcı ile yıkanması sonucu astım hastalığı tetiklenebilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>KİMLER RİSK ALTINDA? HANGİ ÖNLEMLER ALINMALI?</strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında özellikle daha önceden bilinen astım, alerjik nezle, egzama, kronik ürtiker (kurdeşen) gibi hastalıkları olan bireyler,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaşadığı dış ortam ısısı olağan kış ayları ortalama hava sıcaklığının çok daha altında olan ve iç ortam neminin çok fazla arttığı bölgelerde yaşayan bireyler,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaşanılan bölgede artmış endüstriyel alt yapıya bağlı oluşabilecek hava kirliliğinin artışı ve bu bölgelerde yaşayanlar,</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kış aylarında nemin artması sonrası artan ev tozu akarları, her çeşit kumaş türünde yaşayabilmektedir. Sıklıkla yün yastık, yorgan ve yatakta, kadife perdeler gibi alanlarda yüksek oranda bulunurlar. Bu kumaşları kullananlar da risk altında.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kullanılan yatak, yastık ve yorgan yün/kuştüyü olmamalı ve mümkünse akar geçirmeyen tıbbi özel kılıflarla kaplanmalı. Mümkünse halılar kaldırılmalı, değilse büyük bir halı yerine küçük ince bir kilim kullanılmalı. Kalın perdeler yerine stor veya tül perde tercih edilmeli.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaşanılan odada mümkün oldukça az eşya bulundurup kitap ve oyuncak gibi eşyalar kapalı dolaplarda saklanmalı.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akarların çok yoğun olarak yaşayabileceği tüylü ve peluşlu oyuncaklar uzaklaştırılmalı.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her hafta en az bir defa HEPA filtreli veya yüksek vakumlu elektrik süpürgesi ile tüm oda temizlenmeli.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerjik hastalığı olan bireyler, kış aylarında diğer mevsimlere oranla daha fazla artan hava kirliliği olan ortamlardan uzak durmalı, kalabalık ve havalandırması olmayan kapalı ortamlarda uzun süre bulunmamalı. </span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sigara maruziyetinden uzak durulmalı</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk havanın solunum yollarını etkilememesi için ağız, burun ve göz gibi organlar iyi korunmalı</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk alerjisi olan bireylerin kış aylarında kalın giyinmesi ve soğuğa maruz kalınan süreyi azaltması gerekir.</span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Alerjik hastalar, hava kirliğinin yoğun olduğu ortamlardan uzak durmalı, kreş/okul gibi genel ortamlarda hijyen kurallarına dikkat etmeli ve sık sık eller yıkanmalıdır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 12 Nov 2022 15:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/11/uzmandan-uyari-alerjik-vakalar-dunya-capinda-artista-1668331474.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kene Isırığı, Kırmızı Et Alerjisi Yapıyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kene-isirigi-kirmizi-et-alerjisi-yapiyor-37242</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kene-isirigi-kirmizi-et-alerjisi-yapiyor-37242</guid>
                <description><![CDATA[Ateş, halsizlik, eklem ağrıları… Kene ısırığı ile başımıza gelecek sağlık sorunlarına bir yenisi daha eklendi: Kırmızı et alerjisi! Kene ısırığı sonrasında bazı hastalarda kırmızı et alerjisi geliştiğini söyleyen Doç. Dr. Güzin Özden, “Başta ABD olmak üzere pek çok ülkede kene ısırığı sonrası daha önce sorunsuz kırmızı et tüketebilen kişilerde kırmızı et alerjisi geliştiği saptandı. Kusma, karın ağrısı, ishal, nefes darlığı, bayılma gibi ciddi reaksiyonlar gelişebiliyor. Böyle bir durumda hastalar acilen bir alerji uzmanına başvurmalı ve kırmızı et alerjisi için tetkik edilmeli” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gün geçmiyor ki yeni bir alerji türü öğrenmeyelim. Kırmızı et alerjisi pek de alışılagelmiş alerji türlerine benzemiyor, kene ısırdıktan sonra ortaya çıkıyor ama diğer alerjiler gibi rutin hayatı çekilmez kılan semptomlara yol açıyor.&nbsp;Kusma, karın ağrısı, ishal, nefes darlığı, bayılma&nbsp;gibi belirtiler gösteren kırmızı et alerji hakkında bilgiler veren&nbsp;Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Doç. Dr. Güzin Özden,&nbsp;kırmızı et alerjisinin az bilinen ve nadir görülen besin alerjilerinden biri olduğunu söyledi. &nbsp;Her yaş grubunda görülebildiğini söyleyen Doç. Dr. Özden, “Tüm memeli hayvanların etinde alfa gal (galaktoz-α−1,3-galaktoz oligosakkaridi) isimli bir madde bulunur.&nbsp;Kene ısırığı sonrası kişide alfa gale karşı alerji gelişir ve o zamana kadar sorunsuz memeli hayvanların etlerini tüketebildiği halde alerji geliştikten sonra kırmızı et yediğinde alerjik reaksiyonlar gösterir” dedi. Kene ısırığı olmadan da bazı hastalarda kırmızı et alerjisi gelişebilir tüm hastalarda et alerjilerinin tam olarak nedeninin tam olarak açıklanamadığını da ekleyen Özden, “Az görülmesinin nedeni etin pişirilme sonucu alerjen oranının azalmasına bağlanabilir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/dr-guzin-ozden-1.jpg" style="float:left; height:800px; width:479px" />BU BELİRTİLERE DİKKAT!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kırmızı et alerjisi; et tüketimin hemen sonrasında gelişen kaşıntı, deride kızarıklık, dudakta şişme, karın ağrısı ve ishal ile gelişen “erken tip” veya 4-6 saat sonra kaşıntı kızarıklık kabarma, halsizlik, kusma, karın ağrısı, ishal, nefes darlığı, bayılma ile gelişen “geç tip” reaksiyonlar olarak ikiye ayrılıyor. Hızla ortaya çıkan belirtilerin şiddetli olma eğiliminin çok daha yüksek olduğunu ifade eden Özden, ancak kırmızı et tüketimi sonrası gelişen geç alerjik belirtilerin de şiddetli olma eğilimi olduğunu hatırlatıp uyarıyor: “Her kırmızı et yediğinizde şiddetli veya hafif fark etmeksizin bazı belirtiler yaşıyorsanız mutlaka bir alerji uzmanına başvurun ve kırmızı et alerjisi için tetkik yaptırın.”&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Oct 2022 09:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/kene-isirigi-kirmizi-et-alerjisi-yapiyor-1667116134.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabetten kurtulmanın yolu kuru meyvelerden geçiyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/diyabetten-kurtulmanin-yolu-kuru-meyvelerden-geciyor-37224</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/diyabetten-kurtulmanin-yolu-kuru-meyvelerden-geciyor-37224</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sağlıklı ürünlerle beslenme, tip 2 olarak tanımlanan ve günümüzde dünya genelinde 537 milyon kişide görülen diyabet türünün önlenmesinde ya da geciktirilmesinde çok kilit bir rol üstleniyor. Kuru meyveler bu süreçte öne çıkan gıdaların başında geliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı gıdalar olarak tanımladığı kuru meyvelerin tüketiminin artması diyabet dışında kardiyovasküler sağlıktan kilo yönetimine, lipoproteinlere ve dislipidemiye, iltihaplanma ve oksidasyon, bağırsak sağlığı, yaşlanma ve bazı kanser türlerine kadar sayısız sağlık yararı bilimsel olarak ortaya konulmuş durumda.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dünya çapında 25 bilim insanı, kuru meyvelerin sağlığa faydalarını tüm taraflarıyla ortaya koymak için Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Konseyi(INC) tarafından düzenlenen NUTS 22’de buluştu.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Universitat Rovira i Virgili’de görevli Prof. Jordi Salas-Salvado başkanlığındaki toplantıda Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu, Toronto Üniversitesi, Loma Linda Üniversitesi ve Penn Eyalet Üniversitesi'nden çok değerli araştırmacıların yer aldığı bilgisini veren Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Konseyi (INC) Türkiye Büyükelçisi Ahmet Bilge Göksan, kuruyemiş ve kuru meyvelerin sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası olduğu ile ilgili bilimsel çalışmalar yanında kuru meyvelerin sağlıklı gıdalar olduğuyla ilgili farkındalık kazandırılmasının da amaçlandığının altını çizdi.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Kuru &nbsp;ve kabuklu meyvelerin insan sağlığına pek çok faydası olduğunu dile getiren Göksan, “Hepsi sağlık üzerinde faydalı etkiye sahip besinler. Mono ve çoklu doymamış yağlar, lif, vitamin mineralleri, polifenoller ve antioksidanları içeriyor ve kuru meyveler temel besinleri ve sağlığı geliştirici antioksidanlar gibi biyoaktif bileşikler barındırıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu'na göre, şu anda dünya çapında diyabetli 537 milyon insan var ve bu sayının 2045 yılına kadar 700 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Yaygınlık dünya çapında artmakta ve her yıl 4 milyondan fazla insanın ölümüne yol açmakta. Yaşam tarzı önlemleri ve sağlıklı beslenme, en yaygın diyabet türü olan tip 2 diyabetin önlenmesinde veya geciktirilmesinde çok etkili. NUTS 22’de en çok yoğunlaşılan başlıklardan birisi de diyabet hastalarının kuru meyvelerden şeker ihtiyacını karşılamaları için projeler geliştirmek” şeklinde konuştu.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>İç tüketimi de artırmalıyız</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, fındık başta olmak üzere pek çok kuru ve kabuklu meyve üretiminde dünya lideri olduğunu aktaran Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve INC Türkiye Büyükelçisi Ahmet Bilge Göksan, sağlıklı ürünler olan kuru meyve üretim ve ihracatındaki dünya &nbsp;liderliğimize karşın iç tüketimimizin çok sınırlı olduğunu, önümüzdeki yıllarda Türkiye’de kişi başı kuru meyve tüketiminin artması için çaba göstereceklerini özellikle çocuklar ve Z kuşağının kuru meyve tüketimini artıracak tanıtım çalışmalarına odaklanacaklarını sözlerine ekledi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Kuru_meyve1.jpeg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Oct 2022 10:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/diyabetten-kurtulmanin-yolu-kuru-meyvelerden-geciyor-1666948149.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde Antibiyotik Tehlikesi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bebeklerde-antibiyotik-tehlikesi-37210</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bebeklerde-antibiyotik-tehlikesi-37210</guid>
                <description><![CDATA[Bakteriler yerine virüslere bağlı birçok üst solunum yolu, barsak enfeksiyonunda antibiyotiklerin sıklıkla kullanıldığını maalesef görüyoruz. Erken yaşlarda antibiyotik kullanmak sindirim sistemindeki sağlıklı bakterileri de öldürmekte ve bunun sonucu olarak immün yanıtın değişmesine neden olarak astım ve alerjik hastalıklara sebebiyet vermektedir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günümüzde enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin uzun dönemde vücudumuzda yaratabileceği zararları olabilmektedir. Antibiyotikler bakteriler nedeniyle meydana gelen enfeksiyonların tek ve en etkili tedavi seçeneğidir. Ancak bazen bu etkinlikleri suiistimal edilmekte ve aslında kullanılması uygun olmayan birçok üst solunum yolu, barsak enfeksiyonunda da kullanıldığını maalesef görüyoruz. Peki bu kadar sık kullandığımız antibiyotikler sanıldığı kadar masum mu?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerji ve Astım Derneği Üyesi Çocuk Alerji Uzmanı Dr. Gizem Atakul ‘Bebeklik döneminde hatta gebelikte maruz kullanılan antibiyotiklerin ilerleyen yaşlarda çocuklarda başta alerjik hastalıklar olmak üzere bağışıklık sisteminin yanıtlarını değiştirerek birçok hastalığın sebebi olabileceği tartışılıyor. Ne kadar çok ve ne kadar geniş etkiye sahip antibiyotik kullanılırsa zararlı etkileri de o kadar çok olmaktadır. Yeni bir çalışma, antibiyotiklere erken yaşlarda maruz kalmanın sindirim sistemindeki sağlıklı bakterileri öldürdüğünü bu nedenle de astım ve alerjiye neden olabileceğini gösteriyor’ açıklamasını yaptı.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuklarınızda Antibiyotikten Kaçının!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günümüze kadar yapılan birçok çalışmada antibiyotiklerin alerji hastalıkların artmasındaki rolü araştırılmıştır. En son yapılan çalışmada erken çocukluk döneminde antibiyotik kullanımı ile ilerleyen yaşlarda astım ve alerji gelişimi için neden-sonuç ilişkisini gösteren en güçlü kanıtlar sunulmuştur. Bu çalışmanın sonucuna göre dikkat etmemiz gereken şey oldukça açık. Özellikle küçük çocuklarda mümkün olduğunca antibiyotik kullanmaktan kaçınmalıyız. Çünkü uzun vadede astım veya diğer alerjik hastalıkların gelişimi ve bu hastalıklardan kaynaklanan sorunlar için riskleri arttırmaktadır.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Antibiyotikler Bağırsak Mikrobiyotasını Bozuyor</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağırsak mikrobiyatası olarak adlandırılan, bağırsağımızda yaşayan yararlı bakterilerin çeşitliliği ve sayısının birçok hastalığın gelişiminde önemli role sahip olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki antibiyotikler o anda bizim için zararlı olan bakterileri öldürürken vücudumuzda bizim için yararlı olan bakterileri de öldürmektedir. Yararlı bakterilerin sayısının azalması, bağışıklık sistemimizin dış ortamda karşılaştığı maddelere verdiği yanıtları değiştirmektedir. Bu nedenle bozulmuş bir mikrobiyataya sahip birey aslında kendisi için zararlı olmayan polen, ev tozu gibi maddeleri tehdit olarak algılayıp bağışıklık yanıtı geliştirir. Bunun sonucunda da kişi artık polen ve ev tozuyla karşılaştığında alerjik yanıt verir böylece astım ve alerjik nezle gibi hastalıkların belirtileri başlar.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Antibiyotikler Alerji Yapıyor!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Çocuk Alerji Uzmanı Gizem Atakul antibiyotiklerin alerjik hastalıklara nasıl neden olduğunu yapılan bir çalışmanın çarpıcı sonuçları ile anlatabileceğini bildirdi. Bu çalışmanın sonuçları şu şekilde: Farelerin bir kısmına 5 günlükken ağızdan antibiyotik, bir kısmına su veriliyor. &nbsp;Fareler büyüdüğünde ev tozu ile karşılaştırılıyor. Antibiyotik verilmiş farelerin, su verilen farelerden farklı olarak alerjiye neden olan bağışıklık yanıtı verdiğini görüyorlar. Ancak erişkin dönemde antibiyotiğe maruz kalmış farelerin alerji yanıtı geliştirmediğini görüyorlar. Ancak gelecek nesil için durum aynı değil. Alerjik yanıt vermeyen bu farelerin yavruları, ev tozu akarlarına daha fazla tepki gösteriyor. Tıpkı bebeklik döneminde antibiyotik alan farelerin, alerjene su alanlara göre daha fazla tepki vermesi gibi. Bu çalışma bize antibiyotiklerin bağışıklık sistemimize ait yanıtları nasıl etkilediği hakkında önemli bilgiler veriyor. Görüyoruz ki, yalnızca erişkin dönemde değil aynı zamanda bebeklik dönemindeki mikrobiyatanın değişmesi alerjik hastalıkların gelişimini arttırmaktadır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 15:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/bebeklerde-antibiyotik-tehlikesi-1666807516.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de 4 kadından birinde meme kanseri görülüyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/turkiyede-4-kadindan-birinde-meme-kanseri-goruluyor-37206</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/turkiyede-4-kadindan-birinde-meme-kanseri-goruluyor-37206</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2004 yılından beri meme kanserinde erken teşhisin önemi ve meme kanseri farkındalığı sağlamak için ekim ayı “Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı” olarak biliniyor. Meme kanseri, dünyada ve Türkiye’de en sık izlenen ilk on kanser arasında ilk sırada yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ülkemizde ve dünyada kadınlarda en sık karşılaşılan ve aynı zamanda en sık ölüme neden olan meme kanseri, meme dokusunda yer alan hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile ortaya çıkıyor. Erkeklerde meme kanseri kadınlara oranla çok daha az sıklıkta görülüyor. Meme kanseri dünya genelinde tek başına kadınlarda, tüm kanserlerin yüzde 30’unu, tüm kanserlerden ölümlerin ise yüzde 14’ünü oluşturmakla birlikte, en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diğer kanser türlerinde olduğu gibi meme kanseri ile beslenme arasında da sıkı bir ilişki bulunuyor. Sağlıklı beslenme meme kanserinden korunmada önemli bir faktör. Meme kanseri hastalarında bağışıklık sisteminin aktivasyonu, kanser tedavisi, mevcut kanser tedavisinin olumsuz etkilerine bağlı semptomların hafifletilmesi ve meme kalitesinin iyileştirilmesi gibi nedenlerle beslenme tedavisi uygulanabiliyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son zamanlarda yapılan bazı çalışmalar, meme kanserinin önlenmesi için diyet ve fiziksel aktivitenin değiştirilebilir risk faktörleri arasında olduğunu ve obezitenin meme kanseri riskini etkilediğini gösteriyor. Postmenopozal kadınlarda obezite, globulin (SHGB) düzeylerinin azalmasına neden olabiliyor.&nbsp; Bu durum ise, serbest östrojen düzeylerinin artmasına ve meme kanseri riskine yol açıyor. İdeal kiloya sahip kadınların, özellikle menopoz dönemi sonrasında meme kanseri olma riskinin daha az olduğu biliniyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sabri Ülker Vakfı</strong>; beslenmenin meme kanseri riskini azaltmadaki önemine dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="background-color:white"><span style="color:black">Beslenmenize dikkat ederek meme kanseri riskini azaltın </span></span></u></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm kanserlerde olduğu gibi sebze ve meyveden zengin, yeterli ve dengeli bir beslenme, uygun koşullarda hazırlanmış gıdaların tüketimi ile sürdürülebilir sağlıklı beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivitenin artırılması, sağlıklı kilonun korunması ve sigara kullanımından uzak durmak meme kanseri riskinin azaltıyor. Emzirmenin meme kanserinden koruduğuna dair çok sayıda çalışma bulunduğu için tüm annelerin bebeklerini en az 2 yıl süreyle emzirmeleri de öneriliyor.&nbsp; Yeterli ve dengeli bir beslenmede genel olarak alınan total kalorinin yağlardan gelen oranının yüzde 30’u aşmamasının kanser riskini azaltmaya yardımcı olduğu belirtiliyor. Ayrıca, yağ grubu içinde Omega-3 açısından zengin beslenme, kanser riskini azaltıyor. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="background-color:white"><span style="color:black">Pişirme yöntemlerine dikkat edilmesi önem taşıyor</span></span></u></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özellikle haftada 1-2 kez mevsimine uygun balık tüketilmesi önemli. Kırmızı etin yanı sıra tavuk, balık, hindi eti gibi alternatiflerinde beslenmede yer alması ve çeşitlilik sağlanması ile pişirme yöntemlerine dikkat edilmesi önem taşıyor. Örneğin,&nbsp; kızartma yerine ızgara, haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilebilir. Karbonhidrat kaynağı olarak tam tahıl ürünleri tercih edilerek lif alımı desteklenebiliyor. Yapılan bazı çalışmalar, yüksek glisemik indeksin meme kanseri riskini arttırdığını gösteriyor. Bu nedenle tam buğday ekmek, tam buğday makarna, bulgur, yulaf, kuru baklagil gibi liften zengin, düşük glisemik indeksli karbonhidrat kaynaklarını tüketmeye özen gösterilmeli. Meyve ve sebzeler beslenmedeki önemli vitamin, mineral, lif ve antioksidan kaynağı olarak önümüze çıkıyor. Yapılan çalışmalar, meyve ve sebze tüketiminin meme kanseri riskini azalttığını gösteriyor. Kanserden koruyucu bir diyette her gün en az 2 porsiyon meyve ve en az 3 porsiyon sebzenin yer alıyor olmasına özen gösterilmelidir. Özellikle mevsimine uygun sebze ve meyve tüketimi de önemlidir. Meyvelerin şeker oranı yüksek olduğundan porsiyon miktarına da dikkat edilmesi gerekiyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="background-color:white"><span style="color:black">Meme kanserinden korunmada fitokimyasallar</span></span></u></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sebze ve meyvelerdeki fitokimyasalların,&nbsp; antioksidan&nbsp; ve&nbsp; anti-kanser aktivitelerine&nbsp; bağlı&nbsp; olarak&nbsp; sinerjik&nbsp; etkilerinin olduğu ileri sürülüyor. Tüm biyoaktif bileşiklerin bazı kanser türlerinin ve özellikle de meme kanserinin önlenmesinde önemli rolünün olduğu biliniyor. Diyet posası bu koruyucu bileşiklerden biri. Avrupa Prospektif Kanser ve Beslenme Araştırma&nbsp; (EPIC)&nbsp; çalışmasında posa yönünden zengin&nbsp; diyetlerin,&nbsp; özellikle&nbsp; sebzelerin posa içeriğine bağlı olarak meme kanseri riskinde azalma sağlayabileceği belirtiliyor. Farklı sebze ve meyvelerin fitokimyasal içeriği, kanserin önlenmesindeki mekanizmalar üzerinde tamamlayıcı ve destekleyici etkiler yaratacağından meme kanserinden korunmada bu besinlerin tüketimi oldukça önemli. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="background-color:white"><span style="color:black">Zerdeçal ve çörekotu antioksidanlar yönünden destek </span></span></u></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yapılan çalışmalarda bağışıklık sistemini uyarıcı, alerjiyi azaltıcı, kan şekerini düşürücü, tansiyon düşürücü, enfeksiyonu azaltan etkileri görülen çörek otunun içerisinde bulunan maddelerin, meme kanseri hücrelerini öldürebildiği belirtiliyor. Zerdeçal ile yapılan çalışmalarda ise, zerdeçalın iltihap giderici ve antioksidan etkisi üzerinde duruluyor. Ayrıca zihinsel fonksiyonları artıran zerdeçal özellikle uzak doğuda tümörlerin de tedavisinde uzun süredir kullanılıyor. Ara öğünlerde yoğurtlarınıza, ana yemeklerde ise salata veya çorbalarınıza zerdeçal veya çörekotu ekleyerek diyetinizi antioksidanlar yönünden destekleyebilirsiniz.&nbsp; </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 11:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/turkiyede-4-kadindan-birinde-meme-kanseri-goruluyor-1666806489.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital Gülüş Tasarımı Dünyada Sıklıkla Uygulanmakta</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dijital-gulus-tasarimi-dunyada-siklikla-uygulanmakta-37202</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dijital-gulus-tasarimi-dunyada-siklikla-uygulanmakta-37202</guid>
                <description><![CDATA[Estetik Diş Hekimliğinde en merak edilen konulardan biri olan Ortodontinin önemini ve süreçteki yerini Diş Hekimi Nazan Nur Arık sizler için kısaca açıkladı. Öncelikle süreci anlamak adına Estetik Diş Hekimliğinin amacını iyi anlamamız gerektiğinin altını çizen Nazan Nur Arık, hastaların tedavi sürecini en sağlıklı, en kalıcı ve en estetik çözümle tamamlamanın önemini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Estetik Diş Hekimliğinde en merak edilen konulardan biri olan Ortodontinin önemini ve süreçteki yerini Diş Hekimi Nazan Nur Arık sizler için kısaca açıkladı. Öncelikle süreci anlamak adına Estetik Diş Hekimliğinin amacını iyi anlamamız gerektiğinin altını çizen Nazan Nur Arık, hastaların tedavi sürecini en sağlıklı, en kalıcı ve en estetik çözümle tamamlamanın önemini vurguladı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, bu süreçte nasıl ilerlemeliyiz? Dişleri tamamen kesip kaplamak mı daha mantıklı yoksa estetik protokole ortodontik tedavi ekleyip dişlerden herhangi bir madde kaldırmamak mı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nazan Nur Arık bu soruya şöyle cevap verdi;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Ben bir hekim olarak dişlerden herhangi bir madde kaldırmamayı tercih ediyorum. Biz doktorlar bu yaklaşıma minimal invaziv yaklaşım diyoruz. Yani dişten dokuyu mümkün olduğu kadar az çıkarmayı hedeflediğimiz bir yaklaşım bu.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dijital Gülüş Tasarımı Dünyada Sıklıkla Uygulanmakta</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Teknolojinin gelişmesiyle diş hekimliğinde artan alternatilerden de sıklıkla yararlanan Nazan Nur Arık ortodontinin yanı sıra kullandığı uygulamaları da şöyle özetledi;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Ortodontinin yanı sıra DSD dediğimiz Dijital Gülüş Tasarımı protokolü tüm dünyada da sıklıkla uygulanmaktadır. Yani ortodontik tedaviye başlamadan önce, hastalarımız için bir gülüş tasarlıyor ve bu tasarıma göre ortodontik tedaviyi bitiriyoruz. Bu tedavi ile dişlerden herhangi bir madde çıkarmıyoruz ve yaprak porselen ile dişlerin üzerine yerleştirdiğimiz estetik malzemelerle ideal gülüşü sağlayabiliyoruz.”</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dijital Gülüş Tasarımı Protokolü Ne Kadar Süren Bir Tedavi Süreci Gerektirir?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gülüş tasarımı uygulamasını yaptırmaya karar veren pek çok insanın hedefi, en sağlıklı ve estetik sonuca ulaşmak. Dijital Gülüş Tasarımı Protokolü de bu anlamda, oldukça başarılı bir yöntem oluşuyla dikkat çekiyor. Nazan Nur Arık, Dijital Gülüş Tasarımına ortodonti protokolü eklediği uygulama konusunda süreci kısaca şöyle açıkladı;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bu yaklaşımla tedavi sürecinin biraz daha uzun olabileceği doğrudur. Ancak bu şekilde dişten herhangi bir madde çıkarmadan da en estetik sonuca ulaşmak mümkündür.”</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/nazan_nur_arik_jpg.jpg" style="float:left; height:409px; width:320px" />Ortodontide Estetik Uygulamalar için Tüm Yaklaşımlar Bunlar Mıdır?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nazan Nur Arık son sorumuza şöyle cevap verdi;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hayır. Ortodontinin de estetik uygulamaları artık mevcuttur. Diş teli gerektirmeyen ve şeffaf plaklarla yapılan ortodontik tedaviler de vardır. Bu tedavide, kişiler su gibi şeffaf plaklar takarak ortodontik tedavi görürler. Yapay zeka teknolojisi ile üretilen bu plaklar diş problemlerinizi çözmeye büyük katkı sağlar.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 09:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/dijital-gulus-tasarimi-dunyada-siklikla-uygulanmakta-1666805052.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sonbahar yorgunluğunu önlemenin 5 yolu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sonbahar-yorgunlugunu-onlemenin-5-yolu-37077</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sonbahar-yorgunlugunu-onlemenin-5-yolu-37077</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Mevsim değişikliği, insan vücudunda yorgunluk, uykusuzluk, iştahsızlık gibi çeşitli etkilere neden oluyor. Sonbahar yorgunluğunun önlenebileceğini vurgulayan uzmanlar, yorgunluğa iyi gelecek besin önerilerine dikkat çekiyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Mevsim değişikliği insan vücudunda yorgunluk, uykusuzluk, iştahsızlık gibi çeşitli etkilere neden oluyor. Sonbahara girdiğimiz bu günlerde birçok insan, yorgunluk seviyelerinin artmasından şikayetçi. Bireylerde artan iştahsızlık sebebiyle günlük aktiviteler için gerekli olandan yetersiz enerji tüketimi, güneşe daha az maruz kalınması sebebiyle D vitamini seviyesinde düşüklük, C vitamini, riboflavin, niasin, magnezyum ve demir eksikliği sonbahar yorgunluğunun sebepleri arasında yer alıyor.&nbsp;Sabri Ülker Vakfı&nbsp;sonbahar yorgunluğunuzu besinlerle önlemenin beş yolunu sıralıyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><u>Kahve tüketiminizi sınırlandırın</u></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sabahları bir fincan kahvemi içmeden uyanamıyorum diyenlerden misiniz? Günlük içilen bir veya iki fincan kahve; içeriğinde bulunan kafein, B2 vitamini ve magnezyum ile güne daha zinde başlamanıza yardımcı oluyor. Amerikan Diyet Rehberine göre, günlük kafein alım miktarının 400 mg, bu da yaklaşık olarak 3-4 fincan kahveye denk geliyor. &nbsp;Kafein tüketiminin bu sınırları aşması, uykusuz gecelere ve dolayısıyla ertesi gün daha da yorgun hissetmenize sebep oluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><u>Güne kahvaltı ile başlayın</u></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vücudumuz uyurken bile çalışmaya devam eder. Akşam yemeği ile kahvaltı arasında yaklaşık 12 saatlik bir süre bulunduğunu düşünürsek, bu süre içinde vücut, besin ögelerinin tümünü kullanır. Yapılan çalışmalara göre; güne kahvaltı öğünü ile başlayan bireyler, kahvaltı yapmayı atlayanlara göre kendisini daha dinç ve aktif hissediyor. Bu da bireylerin günlük ve iş hayatlarında performanslarının daha üst seviyelerde olmasını destekliyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><u>Kompleks karbonhidratların gücünden faydalanın</u></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Karbonhidratlar, insan vücudu için en değerli enerji kaynaklarıdır. Günlük temel aktivitelerinizi en az yorgunluk düzeyi ile sürdürmek ise, enerjiyi kompleks karbonhidrat kaynaklarından sağlayarak mümkün. Beyaz ekmek, şekerlemeler, beyaz pirinç gibi yüksek oranda rafine edilmiş karbonhidrat içeren besinlerin tüketimi, günün ilerleyen saatlerinde kan şekerinizin hızlıca düşmesine sebep olarak kendinizi halsiz ve hatta uykulu hissetmenize sebep olabilir. Araştırmalara göre; rafine karbonhidrat içeren gıdaların tüketiminin, yorgunluğu arttıran etkileri olduğu görülüyor. Bu olumsuz durumun önüne geçmek için lif içeriği yüksek olan yulaf ezmesi, esmer pirinç, yaban mersini, portakal, baklagil, brokoli, ıspanak ve lahana gibi besinleri tüketebilirsiniz.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><u>Ana ve ara öğünlerinize protein kaynakları ekleyin</u></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Protein içeren besinlerin sindirim ve emilimi vücutta daha uzun bir süreç izlediğinden, karbonhidrat içeren öğünleriniz ile birlikte proteinli besinler tüketmeniz kan şekerinizin daha düzenli salınımını sağlıyor. Bu da, vücudunuz için daha dengeli ve düzenli bir enerji sağlanmasını mümkün kılıyor. Öğünlerinize fındık, ceviz vb. kuruyemişler ile yoğurt eklemeniz bu düzeni sağlamanız için en kolay seçenekler arasında.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><u>Ara öğünler yapın</u></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Günlük beslenme düzeninde öğün atlama ya da öğün aralıklarının çok uzun olması durumunda enerji seviyesi oldukça düşüyor. Bu da bir sonraki öğünde aşırı yemek yeme isteğine ve seçilen yemeklerin yüksek enerji içeren sağlıksız alternatiflerden oluşmasına sebep oluyor. Gün boyu enerjiyi korumak için, aralarında uzun sürelerin olduğu büyük öğünler tüketmek yerine 3-4 saatte bir küçük sağlıklı öğünler tüketilmesi öneriliyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sonbahar yorgunluğunun getirdiği tüm bu etkilerden korunmak için yukarıda sıralı örneklerin günlük yaşama entegre edilmesi tavsiye ediliyor. Aynı zamanda artmış süt ve süt ürünleri, kuruyemiş, balık ve yumurta tüketimi ile Ribaflavin ve Niasin; portakal, çilek, brokoli, biber, bezelye tüketimi ile C vitamini; koyu yeşil yapraklı sebze tüketimi ile vücudunuza ihtiyaç duyduğu magnezyum desteğini sağlayabilirsiniz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sabri Ülker Vakfı Hakkında:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türk Gıda sektörünün duayeni Sabri Ülker anısına kurulmuş olan ve misyonunu Sabri Ülker’in hayat felsefesinden derleyen Vakıf, toplumu beslenme ve sağlık alanlarında bilimsel ve güvenilir bilgi ile aydınlatmak üzere faaliyetlerini sürdürüyor. Avrupa Beslenme Vakıfları İletişim Platformu’nun Türkiye’den tek üyesi olan Vakıf, 2009 yılından bu yana topluma sağlıklı yaşam ve beslenme konularında güvenilir bilimsel bilgiyi ulaştırmakta ve dünya genelinde referans kabul edilen kurumlar ile iş birliği içinde Türkiye’nin referans kurumu olma hedefiyle yoluna devam etmektedir. Çalışmaları, alanında uzman bilim insanlarının yer aldığı bağımsız bir Bilim Kurulu tarafından yürütülen Sabri Ülker Vakfı bilimsel ve kar amacı gütmeyen bir kurumdur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/sonbahar_yorgunlugu1.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Oct 2022 11:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/sonbahar-yorgunlugunu-onlemenin-5-yolu-1665390641.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her yıl 59 bin kişi kuduz nedeniyle yaşamını yitiriyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/her-yil-59-bin-kisi-kuduz-nedeniyle-yasamini-yitiriyor-36992</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/her-yil-59-bin-kisi-kuduz-nedeniyle-yasamini-yitiriyor-36992</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">MSD Hayvan Sağlığı, Tek Sağlık yaklaşımı kapsamında, Afya Programı ile Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030'a kadar köpek kaynaklı kuduza bağlı insan ölümlerini sıfıra düşürme hedefine katkı sağlıyor. Şirket, 28 Eylül Dünya Kuduz günü kapsamında yaptığı açıklamada, tüm dünyada, her yıl 59 bin kişinin yaşamını yitirdiği kuduz ile mücadele için bugüne kadar 5 milyon doz aşı bağışladığını ve 5 milyon çocuğa kuduz eğitimi verildiğini belirtti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İnsanların, hayvanların ve çevrenin sağlığının ayrılmaz bir şekilde bağlantılı ve birbirine bağımlı olduğu inancıyla faaliyetlerini sürdüren MSD Hayvan Sağlığı, Tek Sağlık yaklaşımı kapsamında hem insanlar hem de köpekler için en ölümcül küresel hastalıklardan biri olan kuduz ile 25 yılı aşkın bir süredir mücadele ediyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aşılama ile yüzde 100 önlenebilir bir zoonotik hastalık olan kuduz nedeniyle her yıl yaklaşık 59 bin kişi yaşamını kaybediyor ve bunların neredeyse yarısı 15 yaşın altındaki çocuklar. Oysa planlı aşılama çalışmaları ile kuduza bağlı ölümleri sıfıra indirmek mümkün. MSD Hayvan Sağlığı, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030 yılına kadar dünya çapında köpek ısırıklarından kaynaklanan kuduz ölümlerini sıfıra indirmek hedefine katkı sağlamak amacıyla bugüne kadar Afya Programı aracılığıyla 5 milyon doz aşı bağışladı ve 5 milyon çocuğa kuduz hakkında eğitim verdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dünyadaki ölümcül kuduz vakalarının yüzde 95'inden fazlası Afrika ve Asya'da meydana geliyor. Küresel olarak, köpek kaynaklı kuduzların ekonomik yükünün yılda 8,6 milyar doları olduğu tahmin ediliyor. İnsanlardaki kuduz ölümlerinin ana kaynağını köpekler oluşturuyor, insan vakalarının yüzde 99'u köpek ısırıklarından kaynaklanıyor. Köpeklerde toplu aşılama girişimleri, en uygun maliyetli kuduz önlemi olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte, köpeklerin en az yüzde 70'inin yıllık toplu aşılama ile korunması halinde kuduzun endemik olduğu bölgelerde bulaşması önlenebiliyor. MSD Hayvan Sağlığı, Afya programı ile özellikle Afrika bölgesine odaklanıyor ve farklı kuruluşlarla işbirliği yapıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Kuduz ile mücadelede “Tek Sağlık” kritik öneme sahip</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Konuyla ilgili konuşan MSD Hayvan Sağlığı Genel Müdürü Burhan Hacı, “Hem insan hem de hayvan sağlığına odaklanan biyofarmasötik şirketlerinden biri olarak kuduz ile mücadele çalışmalarımızda Tek Sağlık yaklaşımını odağımıza alıyoruz. COVID-19 pandemisinin de çok açık bir şekilde gösterdiği üzere, insanların, hayvanların ve gezegenimizin sağlığını bir bütün şeklinde düşünmek zorundayız. MSD Hayvan Sağlığı olarak kuduza karşı mücadele çabaları da dahil olmak üzere hastalık önleme programlarında Tek Sağlık yaklaşımının benimsenmesini kuvvetle destekliyoruz. Afya kuduz eliminasyon programımız Tek Sağlık yaklaşımımızın güzel bir örneği. Hayvanları hastalıklara karşı korumak aynı zamanda insanları da korur ve zoonotik hastalıkların yayılma olasılığını azaltır. Kuduz ile mücadele ederken Tek Sağlık yaklaşımının getirdiği bütüncül bakış açısını ve aşılarımızın etkinliğini kullanarak 2030’daki kuduza bağlı sıfır ölüm hedefine katkı sağlıyoruz. Kuduz gibi insanlar, hayvanlar ve çevrenin ortak sorunlarını önlemek, tespit etmek ve bunlara müdahale etmek için yerel, ulusal ve global düzeyde multidisipliner yaklaşımlara liderlik etmeye devam edeceğiz,” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Afya programının, Tek Sağlık odağı ile hayata geçirdikleri önemli projelerden biri olduğunu ifade eden MSD Hayvan Sağlığı Operasyonel Mükemmellik ve Tek Sağlık Lideri Filiz Nasiri Işık şunları söyledi: “Kuduz gibi zoonotik hastalıkların oluşturduğu küresel yük, sağlık ekosistemlerini zorluyor. Bu hastalıkların ortaya çıkmasının ve yayılmasının önlenmesi sürekli izleme ve uygun, iyi koordine edilmiş aşılama politikaları ile mümkündür. MSD Hayvan Sağlığı olarak hastalıkları önlemek için aşıların kullanılmasını savunuyoruz ve bu yönde küresel destek programları geliştiriyoruz. Örneğin, Afya programımız kapsamında hem insanların hem de hayvanların sağlığını tehdit eden kuduz hastalığını ortadan kaldırmak için 25 yıldır çalışıyoruz. Ortak bir çevreyi ve ortamı paylaşan insanlar ve köpekler için kuduzdan arınmış bir çevre sağlamak adına önemli bir ilerleme kaydettik. Toplu aşılama programları da dahil olmak üzere, kuduzu önlemede sürdürülebilir çabaların ilerleme kaydedebilmesi adına insan, hayvan ve çevre sağlığı organizasyonları ile bir arada çalışmaya devam edeceğiz.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong><u>MSD Hayvan Sağlığı Hakkında</u></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dünyada önde gelen biyofarmasötik şirketi olan MSD, 130 yıldır, pek çok zorlu hastalığa karşı ilaç ve aşı geliştirerek yaşam için keşfediyor. MSD Hayvan Sağlığı ise, Kenilworth, N.J., ABD merkezli Merck &amp; Co., Inc. Şirketinin global hayvan sağlığı birimidir. MSD “Daha Sağlıklı Hayvanlar İçin Bilim®” vizyonu doğrultusunda hayvanları iyileştirmek ve daha sağlıklı olmalarını sağlamak üzere çalışmakta; veteriner hekimler, çiftçiler, evcil havyan sahipleri ve hükümetlere, veterinerlik ürünleri, aşılar ve sağlık yönetim çözümlerinin yanı sıra, dijital kimlik ve izleme ürünleri gibi hizmetlerden oluşan geniş bir portföyde hizmet sunmaktadır. Hayvanların sağlığını, refahını ve performansını korumayı ve geliştirmeyi amaçlayan MSD Hayvan Sağlığı, dinamik ve kapsamlı Ar-Ge çalışmalarının yanı sıra modern ve küresel tedarik zincirine de büyük yatırımlar yapmaktadır. 50’den fazla ülkede faaliyet gösteren şirketin ürünleri yaklaşık 150 pazarda satılmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye hayvan sağlığı pazarına 30 yıldan uzun bir süredir hizmete devam eden MSD Hayvan Sağlığı, 2017 yılında gerçekleştirdiği yatırımla Türkiye’de veteriner ilaçları üretimine başlayarak hayvan sağlığını geliştirmeye yönelik taahhüdünü daha da ileriye taşımıştır. Bu üretim yatırımı ile genişleyen ürün portföyü ile MSD Hayvan Sağlığı Türkiye’nin yanı sıra önemli ihracat pazarlarında da hayvanların sağlık ve refahının iyileştirmeye devam etmektedir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Sep 2022 10:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/09/her-yil-59-bin-kisi-kuduz-nedeniyle-yasamini-yitiriyor-1664527233.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Protein tüketimi, çocuk büyüme ve gelişiminin anahtarıdır</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/protein-tuketimi-cocuk-buyume-ve-gelisiminin-anahtaridir-36857</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/protein-tuketimi-cocuk-buyume-ve-gelisiminin-anahtaridir-36857</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Uzmanlar&nbsp;çocukların bedensel ve zihinsel gelişimleri için gerekli olan önemli temel besin öğelerinden birisinin de hayvansal protein tüketimi olduğunu belirtiyor. Onların sağlıklı büyümesi, okul hayatlarında başarılı olması, aktif yaşamda etkin olabilmeleri için kısacası çocukların büyümesi ve gelişmesi söz konusu olduğunda, hayvansal proteinin öneminin tartışmaya açık olmadığı konusunda hem fikirler.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çocukların büyüme ve gelişmesinde en önemli temel besin öğelerinden birisinin hayvansal protein olduğunu söyleyen uzmanlar; çocuk büyümesinin sadece genetik faktörler tarafından belirlenemeyeceğini mutlaka yeterli miktarda kaliteli protein tüketilmesinin başarının anahtarı olduğunu belirtiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çocuklarda yeterli miktarda kaliteli protein alımı, sadece vücudun büyümesi ve gelişmesi için gerekli değil ayrıca dokuların tamiri ve yeniden yapılanması için önemli bir gıda olduğunu belirten uzmanlar; biyolojik değeri yüksek olan tavuk, hindi, yumurta, balık, süt ve peynir gibi gıdaların yeteri kadar tüketilmesinin çocuk sağlığı için elzem olduğunu söylüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Araştırmalar, yetersiz beslenen çocukların genellikle derslerde başarı oranlarının negatif yönde etkilendiğini ve bunun sonucunda iş gücüne daha zor katılım gösterdiklerini gösteriyor. Bundan dolayı yeterli ve dengeli beslenen çocukların bir ülkede daha güçlü insan sermayesi ve ekonomik kalkınma sonuçlarını destekleyerek sınıfta daha iyi sonuçlara katkıda bulunduğunu saptıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yeterince protein, vitamin, mineral ve Omega yağ asitleri tüketen çocuklarda görülen etkiler şu şekilde sıralanabilir:</span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Zihinsel gelişim hızlanan öğrencinin akademik performans artar</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çocuklar daha az hastalanır, daha çabuk iyileşir ve devamsızlık azalır</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sağlıklı öğrencinin morali yüksek olur</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Enerjisi yüksek çocuklar aktif yaşamda daha etkin olur</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hayata daha çok katılan çocuklarda ayrımcılık azalır sosyalleşme etkinleşir</span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çocuklar neden tavuk ve hindi eti tüketmeli?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Büyüme çağında protein gereksinimi yüksektir ve vücuda kaliteli proteinin sağlanması zorunludur. Bu nedenle çocuklarda gereksinmesinin en az yüzde 60’ının hayvansal kaynaklı proteinlerle karşılanması önerilmektedir. Tavuk ve hindi eti de yüksek “protein” değerine sahip gıdaların başında gelir. Bu nedenle çocuk beslenmesinde tavuk ve hindi eti gibi iyi kaliteli protein kaynakları önemli bir yer tutar. Bu etler B grubu vitaminler, demir, çinko, fosfor bakımından da zengindir aynı zamanda tüm elzem aminoasitleri içerdiği ve aminoasit içerikleri dengeli olduğu için mutlaka tüm çocuklara günlük ihtiyaçları doğrultusunda tükettirilmesi sağlanmalıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çocukların günlük protein gereksinim miktarları</span></span></p>

<table border="1" cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;YAŞ</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; PROTEİN MİKTARI&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;1-3</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">15 - 18,8 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">4-6</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">20 – 25,5 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">7-9</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">26 – 38,7 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">KIZ ÇOCUK</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center">&nbsp;</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">10-13</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">39 – 59,8 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">14-18</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">54 – 71,5 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp;ERKEK ÇOCUK&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp; &nbsp;</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center">&nbsp;</p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">10-13</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">39 – 45,5 gr&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">14-18</span></span></p>
			</td>
			<td style="vertical-align:bottom">
			<p style="text-align:center"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">43 – 66 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/besd-bir.jpg" style="height:400px; width:600px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 Sep 2022 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/09/protein-tuketimi-cocuk-buyume-ve-gelisiminin-anahtaridir-1663146349.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Glütensiz Kafe’ye 1 Yılda 73 Bin Ziyaretçi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/glutensiz-kafeye-1-yilda-73-bin-ziyaretci-36774</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/glutensiz-kafeye-1-yilda-73-bin-ziyaretci-36774</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Başkan Büyükkılıç’ın insan ve sağlık odaklı çölyak rahatsızlığı ve glüten duyarlılığı bulunan kişiler ile sağlıklı yaşam için glütensiz beslenmeyi tercih edeceklere yönelik kafe projesi, 1 yılda büyük ilgi gördü.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın insan ve sağlık odaklı projesi olan Glütensiz Kafe, 1 yılda 73 bini aşkın ziyaretçi ile buluştu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Başkan Büyükkılıç’ın talimatlarıyla, Büyükşehir Belediyesi KAYTUR tarafından Tuna Caddesi’nde 2 Eylül 2021’de resmi açılış töreni ile halkın hizmetine sunulan Glütensiz Kafe’ye ilgi her geçen gün artıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından, dışarıya bağımlı kalmadan glütensiz tüm ürünlerin kendi üretimi olan ve İç Anadolu Bölgesi’nde ilk ve tek kafe olan Glütensiz Kafe’ye 1 yılda 73 bin kişiyi aşkın vatandaş, hem alışveriş yaptı hem de sağlıklı yemeklerin tadına baktı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vatandaşlardan yoğun ilgi gören ve takdir toplayan Glütensiz Kafe’nin personeli de glütensiz beslenen kişilerden seçildi. Kafede uzman bir diyetisyen tarafından kafeye gelen glütensiz beslenen misafirlere ücretsiz glüten ve çölyak ile ilgili aydınlatıcı bilgiler verilirken, kafede çölyakla ilgili ürünlerinin tamamı yer alıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kayseri’de 6 bin civarındaki çölyaklı vatandaşın yanı sıra sağlıklı yaşam için glütensiz beslenmeyi tercih eden tüm vatandaşlara hitap eden Glütensiz Kafe, pek çok gıda ürünüyle hizmet vermeyi sürdürüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/glutensiz-kafe1.jpeg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/glutensiz-kafe2.jpeg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/glutensiz-kafe3.jpeg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Sep 2022 13:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/09/glutensiz-kafeye-1-yilda-73-bin-ziyaretci-1662288121.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım ve Orman Bakanlığından Sağlıklı Beslenme İçi̇n İnternet Si̇tesi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/tarim-ve-orman-bakanligindan-saglikli-beslenme-icin-internet-sitesi-36670</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/tarim-ve-orman-bakanligindan-saglikli-beslenme-icin-internet-sitesi-36670</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>ULUSAL GIDA KOMPOZİSYONUNUN BELİRLENMESİ VE YAYGIN SÜREKLİ PAYLAŞIM SİSTEMİNİN OLUŞTURULMASI</strong>&nbsp;PROJESİ KAPSAMINDA İNGİLİZCE VE TÜRKÇE HAZIRLANAN İNTERNET SİTESİ KULLANIMDA&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">TÜRKİYE COĞRAFYASINDA ÜRETİLİP TÜKETİME SUNULAN, İŞLENMİŞ-İŞLENMEMİŞ TARIMSAL ÜRÜNLERE AİT&nbsp;<strong>ENERJİ DEĞERLERİ VE BESİN ÖĞELERİNİ</strong>&nbsp;İÇEREN TÜRKOMP'A&nbsp;<a href="http://www.turkomp.gov.tr/"><strong>WWW.TURKOMP.GOV.TR</strong></a>&nbsp;ADRESİ ÜZERİNDEN ULAŞILABİLİYOR</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">UYGULAMANIN MOBİL SÜRÜMÜNÜN DE DEVREYE SOKULMASI PLANLANIYOR &nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">TÜBİTAK KAMAG 1007 kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı, TÜBİTAK MAM ve Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen proje kapsamında hazırlanan internet sitesi üzerinden Türkiye coğrafyasında üretilip tüketime sunulan, işlenmiş-işlenmemiş tarımsal ürünlere ait&nbsp;<strong>enerji değerleri ve besin öğelerine ulaşılabiliyor.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ülkemizin ilk gıda kompozisyon veri tabanı olan&nbsp;<strong>TürKomp</strong>, Tarım ve Orman Bakanlığı, TÜBİTAK MAM ve Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "<strong>Ulusal Gıda Kompozisyonunun Belirlenmesi ve Yaygın Sürekli Paylaşım Sisteminin Oluşturulması</strong>&nbsp;Projesi" kapsamında oluşturuldu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ülkemiz coğrafyasında üretilen ve tüketilen, işlenmiş-işlenmemiş tarımsal ürünlere ait&nbsp;<strong>enerji değerleri ve besin öğelerini</strong>&nbsp;içeren TürKomp&nbsp;<a href="http://www.turkomp.gov.tr/"><strong>www.turkomp.gov.tr</strong></a>&nbsp;adresi üzerinden Türkçe ve İngilizce dillerinde&nbsp; hizmet veriyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>TürKomp'ta;</strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>14 gıda grubundan</strong></span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>645 gıda ve 100 gıda bileşenine</strong>&nbsp;ait</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>63.000 civarında enerji ve besin öğeleri verisi</strong>&nbsp;bulunuyor. .</span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>TürKomp'un Özellikleri:</strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sistemde yer alan tüm verilerin tamamı&nbsp;<strong>analiz sonuçlarına dayalı</strong>, ulusal ve uluslararası standartlarda&nbsp;<strong>güvenilir</strong>&nbsp;verilerdir.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Türkçe ve İngilizce</strong>&nbsp;olarak hizmet vermektedir.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tüm örneklem ve analizlerde geriye doğru&nbsp;<strong>izlenebilirlik</strong>&nbsp;sağlanmıştır.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Gıdaya, bileşene ve beslenme şekline göre arama</strong>&nbsp;yapılabilmektedir.</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Gıdaları karşılaştırma özelliği ve Beslenme çantası uygulaması</strong>&nbsp;bulunmaktadır.</span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Gıdaya Göre Arama:</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aranılan gıda maddeleri, alfabetik listeden seçilerek ya da arama kutusuna yazılarak bulunduktan sonra enerji değerleri ve besin öğeleri verilerine ulaşılabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Bileşenlere göre arama:</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aranılan gıda bileşeni alfabetik listeden seçilerek ya da arama kutusuna yazılarak bulunur. Açılan sayfada aranılan bileşenini içeren gıda maddeleri, içerdiği bileşen miktarına göre çoktan aza doğru sıralı olarak görüntülenmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Beslenmeye Göre Arama:</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bu uygulamada analiz sonuçlarına göre,</span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Düşük enerjili gıdalar</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Az yağlı gıdalar</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yağsız gıdalar</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yüksek lifli gıdalar</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yüksek proteinli gıdalar</span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">şeklinde sınıflandırılmış olan gıdalar arasından arama yapılmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Beslenme çantası:</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bu uygulama seçilen birden fazla gıdanın toplam enerji değerleri ve besin öğelerine ulaşılmasına imkan vermektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Gıdaları karşılaştırma:</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Gıdaları karşılaştırma uygulaması seçilen iki gıda maddesinin, besin öğeleri ve enerji değerleri açısından kıyaslanabilmesine olanak vermektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Planlanan Çalışmalar:</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yapılması planlanan yeni proje ile</span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">TürKomp'ta verisi bulunmayan bazı gıdaların veri tabanına eklenmesi</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakanlığımız ve Sağlık Bakanlığı ihtiyaçları doğrultusunda yeni modüllerin eklenmesi</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Mobil uygulama gibi yeni uygulamaların geliştirilmesi</span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">gibi bazı güncellemelerle Türkomp'un daha fazla veriye ve özelliğe sahip bir hale getirilmesi planlanmaktadır.&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Aug 2022 15:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/tarim-ve-orman-bakanligindan-saglikli-beslenme-icin-internet-sitesi-1661083977.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak “Akıllı Çocuk Sofrası” kapsamında mevsiminde beslenmenin önemine dikkat çekti</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/iyi-yasam-ve-beslenme-uzmani-dilara-kocak-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-mevsiminde-beslenmenin-onemine-dikkat-cekti-36654</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/iyi-yasam-ve-beslenme-uzmani-dilara-kocak-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-mevsiminde-beslenmenin-onemine-dikkat-cekti-36654</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Toplumsal yatırımlarında ''Sürdürülebilir Gıda'' konusuna odaklanan Banvit BRF’in hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi danışmanlarından İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak, projenin web sitesinde yayınlanan makalesinde mevsiminde beslenmenin önemini vurguladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Doğaya duyarlı olmanın bir zorunluluk olarak görülmesi gerektiğini belirten Koçak, makalesinde şunları yazdı; “Gıdayı oluşturan ürünleri üretmek, bunları depolamak için ormanları yok ediyoruz. Bu yüzden birçok hayvan yaşam alanlarını kaybediyor ve nesilleri giderek tükeniyor. Ayrıca ormanlardaki bitkiler de azalıyor ve bu durum karbondioksit ve diğer sera gazlarıyla ilgili sorunları daha da artırıyor. &nbsp;Gıda güvenliğinin temeli olan ve dünyayı besleyen biyoçeşitliliğin kaybını durdurmak için bir an önce harekete geçmek gerekiyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2019 yılında “Gıda ve Tarım için Dünyada Biyoçeşitliliğin Durumu” başlıklı raporunda biyoçeşitliliğin gıda ve tarıma sağladığı birçok faydayı ayrıntılı biçimde açıklıyor. Çiftçilerin, hayvan otlatıcıların, göçebe çobanların, orman köylülerinin, balıkçıların ve balık yetiştiricilerinin biyoçeşitliliği nasıl şekillendirdiğini ve yönettiğini vurguluyor. Bu anlamda çiftçimize sahip çıkmalıyız.”&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Pandemi sürecinin doğanın insanlığa verdiği bir mesaj olduğunu, yürütülen faaliyetlerin gezegene zarar vermeyecek sınırlar içinde gerçekleştirilmesi gerektiğine dair bir uyarı olduğunu vurgulayan Koçak; “Geleceğin farkındalıkta olduğunu unutmayalım. Eğer arılar olmasaydı gıdaların 3’te 1’i sofralarda olamazdı. Çoğu gıdayı arıların yaptığı tozlaşmaya borçluyuz. Dünya genelinde olduğu gibi maalesef Türkiye’de de önemli oranda arı ölümleri yaşanıyor. Pestisit olarak adlandırılan tarım zehirleri nedeniyle arıların sayısı hızla azalıyor. Yoğun tarım uygulamaları, habitat kaybı, iklim değişikliğiyle ilişkili yüksek sıcaklıklar da arıların yaşamını olumsuz yönde etkiliyor. Biyoçeşitlilik her geçen gün azalıyor. Bu da bireylerin sağlıklı beslenmek için iyi ve temiz gıdaya ulaşmasının gittikçe zorlaştığı anlamına geliyor. Aşırı tüketim dünyanın her yerinde farklı etkilere sebep oluyor. Şu anda biyoçeşitlilik açısından bir yok oluş sürecindeyiz demek mümkün. Doğanın bizim olduğu kadar diğer canlıların da olduğu unutulmamalı. Dünya Doğayı Koruma Vakfının (WWF) “2020 Yaşayan Gezegen Raporu”, son 50 yılda canlı türlerinin popülasyonlarının %68 azaldığını ortaya koyarken, veriler biyolojik çeşitlilik ve sağlığımız için zamanın daraldığının altını da çiziyor. Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) raporuna göre ise her 6 saniyede dünyada bir futbol sahası büyüklüğünde orman yok oluyor. Aslında sadece orman değil, tüm ekosistemin yok olduğunu göz önünde bulundurmak gerek” uyarısında bulundu.&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Aug 2022 15:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/iyi-yasam-ve-beslenme-uzmani-dilara-kocak-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-mevsiminde-beslenmenin-onemine-dikkat-cekti-1660825293.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süt Alerjisi Çözümsüz Değil! İnek Sütü Alerjisinde “Süt Merdiveni” Tedavisi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sut-alerjisi-cozumsuz-degil-inek-sutu-alerjisinde-sut-merdiveni-tedavisi-36595</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sut-alerjisi-cozumsuz-degil-inek-sutu-alerjisinde-sut-merdiveni-tedavisi-36595</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Besin alerjisinde güncel tedavi yöntemlerini anlatan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki, toplumda çok sık görülen süt ve yumurta alerjileri için “Süt Merdiveni” ve “Yumurta Merdiveni“ tedavi yöntemlerini anlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Süt ve süt ürünleri alerjileri günümüzde en sık görülen besin alerjilerinden birini oluşturuyor. Özellikle de inek sütü alerjisi çocuklarda en sık görülen besin alerjisi olarak öne çıkıyor. Tedavide süt ve beraberinde süt proteini içeren tüm ürünler hastanın diyetinden çıkarılsa da önemli besin kaynağı olan süt ürünlerini tüketemeyen bu çocukların beslenmesi doğru şekilde düzenlenmediğinde büyüme ve gelişmeleri olumsuz etkilenebiliyor. Ayrıca sütün pek çok besinin içeriğinde olması kazara karşılaşmalara sebep olarak hem ailelerin hem çocukların yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.&nbsp;<strong>Peki, tüketilmesi halinde hayatı kabusa çevirebilen besin alerjilerinden özellikle de süt ve yumurta alerjisinin üstesinden gelmek mümkün mü? Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki</strong>&nbsp;besin alerjilerinde yeni tedavi yöntemlerini anlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>“ALERJİ TEDAVİSİNDE UMUT VADEDEN GELİŞMELER VAR”</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Son yıllarda inek sütü alerjisinde umut vadeden gelişmeler olduğunu söyleyen&nbsp;<strong>Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki,</strong>&nbsp;“Hafif şiddette süt alerjisi olan çocukların direkt sütü tüketemeseler bile kek, muffin gibi fırınlanmış süt ürünlerini tolere edebildikleri araştırmalarla ortaya kondu.&nbsp;<strong>Çünkü sütün 180 derecede 30 dakika ısıya maruz kalması sonucu alerjenik özelliği azalıyor.&nbsp;</strong>Bunu yanında, pişirme sırasında kullanılan un ve şeker de karışımda bir matriks etkisi yaratarak sütün alerjik özelliğinin azalmasına katkı sağlıyor. Bu bilgiden yola çıkılarak&nbsp;<strong>inek sütü alerjisinde “süt merdiveni” tedavisi,</strong>&nbsp;alerjiyle mücadelede çözüm sunuyor” dedi. &nbsp;Ayrıca, süt merdiveni tedavisinin süte karşı tolerans gelişimini hızlandırdığı bilgisinin yapılan araştırmalarda ortaya konduğunu ifade eden&nbsp;<strong>Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki, Süt Merdiveni tedavisini anlattı:</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Süt merdivenini “Sütün en az alerjenik formlarından yani fırınlanmış ürünlerden, daha alerjenik formlarına doğru yani fermente süt ürünleri olan yoğurt ve peynir gibi ürünleri basamaklar şeklinde tüketerek hastanın sonunda direkt sütü tüketebilir hale gelmesini sağlamak” olarak tanımlayabiliriz. Alerjinin ve hastanın durumuna göre 4, 6 veya 12 basamaklı şekilde uygulanabilir. Bu tedavi için hangi hastanın uygun olduğu, basamaklarda yer alacak besinler, tüketilmesi gereken miktarlar, basamaklar arasını sürenin ne kadar olması gerektiği, basamaklar arasında besin yükleme testlerinin yapılması gerekliliği ve hastanede mi evde mi ve yapılacağı çocuk alerji uzmanı tarafından belirlenmeli.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>BESİN MERDİVENİ TEDAVİSİNİ KİMLER UYGULAYAMAZ?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki</strong>&nbsp;tedavi için uygun hastaların belirlenmesinde yaş, besin alerjisinin tipi ve şiddeti, önceki reaksiyon hikayesi, kan ve deriden yapılan alerji testlerindeki değerlerin dikkate alındığını söyleyerek, “Örneğin anafilaksi (alerjik şok) öyküsü olan, alerji test sonuçlarında değerleri yüksek olan, astımı ve atopik dermatiti kontrol altında olmayan hastalar bu tedavi yöntemi için uygun değildir” dedi. Benzer şekilde&nbsp;<strong>yumurta alerjilerinde de “Yumurta Merdiveni” tedavisinin uygulanabileceğini ifade eden</strong>&nbsp;<strong>Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki</strong>: “Öncelikle çocuk alerji uzmanı bu tedavi için hastanın uygun bir aday olup olmadığını belirler. Yumurtanın en az alerjenik formundan (fırınlanmış ürünler) daha alerjik formlarına doğru (pankek, haşlanmış yumurta, omlet istenirse sahanda yumurta) kademeli olarak ilerlenebilir” diyerek sözlerini tamamladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>ANAFİLAKSİYE DİKKAT!</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İnek sütü alerjisi bazı durumlarda anafilaksi adı verilen ciddi bir alerjik reaksiyona neden olabilir. Süt ya da sütten yapılmış gıdanın tüketiminden hemen sonra meydana gelen bu durum;&nbsp;solunum sıkıntısı, yüzün kızarması (al basması), tansiyonun düşmesi ile karakterizedir. Bu reaksiyon sonucu solunum yolu daralarak&nbsp;hava girişi&nbsp;engellenebilir.&nbsp;Bu reaksiyonlar da acil müdahale gerektirir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>BESİN MERDİVENİ TEDAVİSİ NEDİR?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Besin merdiveni tedavisi;</strong>&nbsp;çocukların beslenmesine olumlu etki yapması, besin çeşitliliğinin artırılmasını sağlaması, çocukların ve ailelerinin yaşam kalitelerini yükseltmesi, kazara alerjenle karşılaşma kaygısını azaltması ve alerjen besine tolerans gelişimini hızlandırması sayesinde giderek daha çok uygulanan önemli bir güncel tedavi yöntemidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>SÜT YA DA SÜT MAMULÜ&nbsp;TÜKETİMİNDEN&nbsp;HEMEN SONRA HANGİ BELİRTİLER GÖRÜLÜR?</strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ciltte döküntüler</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Hırıltılı nefes alıp verme, solunumda sıkıntılar</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ağız ya da dudağın etrafında karıncalanmalar, kaşıntılar</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ağızda, boğazda ya da dilde kızarıklık;&nbsp;şişlik</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Öksürük ya da nefes darlığı</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kusma</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sulu dışkı,&nbsp;ishal, dışkıda kan</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Karın ağrısı</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Burun akıntısı</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Gözlerde sulanma</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tansiyon düşmesi</span></span></li>
	<li style="text-align: justify;"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kolik</span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">&nbsp;<strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/1660118822_A__Betu__l_Bu__yu__ktiryaki.jpg" style="height:667px; width:512px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Aug 2022 11:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/sut-alerjisi-cozumsuz-degil-inek-sutu-alerjisinde-sut-merdiveni-tedavisi-1660121170.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım Zehirlerinde Rekor Artış</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/tarim-zehirlerinde-rekor-artis-36586</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/tarim-zehirlerinde-rekor-artis-36586</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tarım zehirleri sebebiyle 2022 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği’nden Türkiye kaynaklı 259 bildirim yapıldı. Gıda güvenliği ve sağlıklı bir gelecek için mücadele eden Zehirsiz Sofralar Platformu, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan sorumlu ve önlemini baştan alan bir yaklaşımla yönetim bekliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Pestisit, yani tarım zehiri kalıntısı sebebiyle 2021 yılında Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden yapılan Türkiye kaynaklı 372 bildirim ile, önceki üç yılın ortalamasının yaklaşık üç katına çıkarak rekor kırıldı. 2022 yılının henüz ilk yarısında ise bu bildirimlerin sayısı 259’a ulaştı. Kalıntı bildirimlerindeki artış eğilimi, geçen yıl kırılan rekorun da aşılabileceğini gösteriyor. Üstelik bildirimlere göre yasaklı madde tespiti de hâlâ devam ediyor. Bütün bu veriler, gerekli önlemlerin alınmadığını, denetimlerin yeterli ve uygun bir şekilde yapılmadığını ortaya koyuyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tarım ve Orman Bakanlığı, pestisit kalıntıları konusunda iç pazarda denetimler yapıyor. Ancak denetim sonuçlarının taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdalarda olduğu gibi şeffaflıkla paylaşılmaması ve ihraç edilen ürünlerde pestisit kaynaklı bildirimlerin artması, iç pazara sunulan ürünlerde daha fazla pestisit bulunabileceğine dair tüketicilerde endişe yaratıyor.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tespit edilen pestisitler endişe verici</span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">AB Gıda ve Yemler için Hızlı Alarm Sistemi (Rapid Alert System for Food and Feed-RASFF), Türkiye’den ihraç edilen limon, greyfurt, biber, mandalina, portakal, nar, asma yaprağı, ayva, domates, karpuz, maydanoz, üzüm, armut, kabak, patlıcan, yeşil fasulye ve keçi boynuzu zamkında limit üstü pestisit kalıntısı tespit etti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tablo 1. &nbsp;Türkiye Menşeli Bildirim Yapılan Ürünler</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img src="https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F8360%2Finline%2F1660029481_tablo_1_pestisitler.png.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=f7702aba49d789d8a82e55580386e65f" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">AB’nin tespit ettiği bazı pestisit aktif maddelerin, ABD Çevre Koruma Ajansı (Environmental Protection Agency-EPA) ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (The International Agency for Research on Cancer-IARC) tarafından muhtemel kanserojen ve AB ve Japon Kimyasalların Sınıflandırılması ve Etiketlenmesi için Küresel Uyumluluk Sistemi (GHS) tarafından kısırlığa, üreme sağlığı bozukluklarına ve kansere neden olduğu belirtiliyor. Ayrıca, GHS tarafından solunduğunda ölümcül etkilere yol açan, toprak ve su için yüksek derecede toksik olduğu kanıtlanan ve EPA tarafından arılar için oldukça zararlı olduğu belirtilen maddeler de bu pestisitler arasında yer alıyor. &nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tablo 2. RASFF Bildirimlerinde Tespit Edilen Bazı Pestisitlerin Yol Açtığı Etkiler</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img src="https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F8360%2Finline%2F1660029438_tablo_2_pestisit_etkileri.png.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=1e09a0edc2917725e943a01010497525" /></span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dış pazarda itibar kaybı, iç pazarda endişe hakim</span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Avrupa Komisyonu, 2019 yılında, Türkiye’den gelen limon, yeşil biber, nar ve asma yaprağında tespit edilen tarım zehirleri sebebiyle bu ürünlerin daha sık analiz edilmesine karar verdi. Tarımsal üretim potansiyeli yüksek olan Türkiye, ihraç ürünlerinde pestisit kullanıldığının uluslararası ölçekte ortaya konması ile ticari itibarını kaybediyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">AB RASFF portalında yayınlanan 2020 yılına ilişkin raporun tehlike ve ürün kategorisine göre yapılan değerlendirmesinde, 2020 yılında en çok bildirim yapılan 10 konu başlığının 3’ünde Türkiye’nin adı geçiyor. Bu bildirimlerin sebebinin 190 parti meyve ve sebzede pestisit, 58 parti meyve ve sebzede aflatoksin ve 38 parti tohum, kabuklu yemiş ve türevi ürünlerde aflatoksin tespiti olduğu görülüyor.&nbsp;2022’nin ilk yarısına bakıldığında, limit üstü pestisit kalıntısı tespit edilen meyve ve sebze sayısı 249 ile 2020 yılını çoktan aşmış durumda.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bakanlık yetkilileri tarafından Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’ne (GGBS), ülke genelindeki tüm gıda ve yem işletmeleri, bu işletmelere yönelik denetimler, alınan numuneler, numunelerin analiz sonuçları, işletmelere uygulanan idari cezalar, yaptırımlar, ithalat ve ihracat kayıtları gibi bilgiler giriliyor. Ancak, bu bilgiler halkın erişimine açık değil. Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de GGBS verilerinin halkın erişimine açılmasını talep eden Zehirsiz Sofralar Platformu, son dönemde rekor seviyeye ulaşan kalıntılı ürünlere ilişkin halkın endişelerinin giderilmesi gerektiğini vurguluyor.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Tarım zehirlerine mahkûm değiliz”</span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Zehirsiz Sofralar Platformu çatısı altında faaliyet gösteren Pestisit Eylem Ağı’nın tüm canlılara zarar veren pestisitlerin yasaklanması ve doğa dostu üreticilerin desteklenmesi için başlattığı Zehirsiz Kampanya’ya (Change.org/ZehirsizSofralar) bugüne kadar 170 bini aşkın kişi imza desteği verdi. Kampanya sayesinde pestisitlerin zararları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratıldı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tarım ve Orman Bakanlığı, AB geçiş sürecinde 200’ün üzerinde, kampanya döneminde ise 27 pestisit aktif maddesinin kullanımını yasakladı. Ancak kampanya talepleri arasında yer alan, Dünya Sağlık Örgütü’nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği 13 aktif maddeden 9’u hâlâ yasaklanmadı. Buğday Derneği Gıda Yüksek Mühendisi Merve Atınç,&nbsp;ülkemiz tarımında hâlâ kullanılan 9 pestisit aktif madde ile birlikte, başta bebeklerin ve çocukların hormon sistemine zarar veren, havayı, suyu ve toprağı kirleten pestisitlerin ivedilikle yasaklanması için tüm vatandaşları gıdasının sorumluluğunu alarak kampanyaya destek olmaya çağırıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, Pestisit Eylem Ağı tarafından hazırlanan “Zehirsiz Sofralar İçin Yol Haritası” metnini dikkate almasını talep ettiklerini belirten Atınç, “Tarım zehirlerine mahkûm değiliz. Dünyada ve Türkiye’de pek çok çiftçi zehirsiz gıda üretiyor. Sağlıklı bir gelecek için daha fazla ekolojik ve ekonomik kayba ve hastalığa sebep olmadan bir stratejik eylem planı geliştirmeli, doğru politikalar izlenmeli ve böylece pestisitlere dayanan konvansiyonel tarım sisteminin yerini agroekolojik, organik ve onarıcı tarıma bırakması sağlanmalı.” diyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Aug 2022 10:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/tarim-zehirlerinde-rekor-artis-1660031934.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Özgür Bolat “Akıllı Çocuk Sofrası” kapsamında çocuklara ödülle yemek yedirmenin sakıncalarını anlattı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dr-ozgur-bolat-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-cocuklara-odulle-yemek-yedirmenin-sakincalarini-anlatti-36584</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/dr-ozgur-bolat-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-cocuklara-odulle-yemek-yedirmenin-sakincalarini-anlatti-36584</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Toplumsal yatırımlarında ''Sürdürülebilir Gıda'' konusuna odaklanan Banvit BRF’in hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi danışmanlarından Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat &nbsp;çocuklara ödülle yemek yedirmenin sakıncalarını anlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Akıllı Çocuk Sofrası” projesinin web sitesinde yayınlanan makalede çocukların yemek yemeyi reddettiği durumlarda başvurulan yöntemlerden biri olan“, “yemeğini yedikten sonra çikolata yiyebilirsin” veya “ödevini yaparsan dondurma yiyebilirsin” gibi ödül verme yönteminin doğru olmadığının altını çizdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Özgür Bolat makalesinde Aston Üniversitesi’nden Dr. Jackie Blissett ve meslektaşlarının, ödül ile beslenme arasındaki ilişkiyi anlamak için yaptıkları bir araştırmaya dikkat çekerek şunları paylaştı; “Araştırma kapsamında 3-5 yaş arasında 66 çocuğu bir odaya alarak çocukları iki gruba ayırıyorlar. İki gruba da puzzle yapmaları için malzeme dağıtıyorlar ancak ilk gruptaki puzzle’ın parçalarının bir tanesini eksik veriyorlar. Aslında ilk gruptaki çocukların puzzle’ı tamamlama şansları yok. Bunun amacı çocuklarda bir hayal kırıklığı oluşturmak. Puzzle uygulaması bittikten sonra çocuklara oyuncaklar ve farklı yiyecekler sunuyorlar ve hangi grubun, daha çok yemek yediğini izliyorlar. Bu sırada çocukların annelerine de “Yemek yedirirken, ödül kullanılır mısınız?” diye soruyorlar. Araştırma sonuçları aile, yemek yedirmek için ödül kullanıyorsa, çocuğun hayal kırıklığına uğradığında bu duygusunu yönetmek için yemek yediğini ortaya koyuyor. Çocuk, yemekten aldığı hazzı, bir duygu düzenleme aracı olarak kullanıyor. Çocuklara, çikolata gibi yiyecekleri ödül veya acıyı hafifletmek için vermek istemeden de olsa onlara “Duygularınla başa çıkmak için yemeği kullanabilirsin” mesajı veriyor. Bu durumda çocuklar üzüntülerini anlamaktan ve onu yönetmektense, o duygudan kaçmayı ve yiyecekten alacağı hazza odaklanmayı tercih ediyor ve yiyecekle olumsuz duygularından kaçmayı öğreniyor. Ergen veya yetişkin olduğunda ise ne zaman kaygılı, stresli, üzüntülü veya huzursuz hissederse, bu olumsuz duygulardan kaçmak, kendini avutmak veya kendini teselli etmek için yemek yemeye başvuruyor. İşin kötüsü, duygusunu yönetmek için yemek yediğinde; sağlıklı değil, bol yağlı ve şekerli ürünleri seçiyor. Bu da sağlıksız beslenme sonucu kilo sorunlarına yol açıyor.” Bolat, araştırmanın sonuç olarak, çocuklara ödül ile yemek yedirmektense, evde bir yemek düzeni kurmanın çok daha doğru olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dr. Özgür Bolat’ın makalesinin tamamına ulaşmak için:&nbsp;<strong>https://www.akillicocuksofrasi.com/faydali-icerikler/odulle-yemek-yedirmek-neden-sakincalidir</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><em><strong>“Akıllı Çocuk Sofrası” Projesi Hakkında</strong></em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Banvit BRF’in, Milli Eğitim Bakanlığı iş birliği ile hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi sağlıklı nesillerin yetişmesine ve gıda israfının önlenmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. “Akıllı Çocuk Sofrası” projesiyle çocuklarda bilinçli gıda tüketimi alışkanlıklarının oluşturulması hedeflenirken gıda israfı konusunda da bilinçlenmeleri amaçlanıyor. Gıda tüketim alışkanlıklarının çok büyük ölçüde aile içinde edinildiği gerçeğinden yola çıkan proje, ilkokul öğrencileri ile ailelerinin ve öğretmenlerinin sürdürülebilir gıda konusundaki eğitim ve farkındalık çalışmalarını kapsıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Proje hakkında daha fazlası için:&nbsp;<strong>https://akillicocuksofrasi.com/&nbsp;</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong><u>Sosyal Medya:</u></strong></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Facebook / Instagram / Youtube:&nbsp;<strong>@akillicocuksofrasi</strong></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Aug 2022 09:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/dr-ozgur-bolat-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-cocuklara-odulle-yemek-yedirmenin-sakincalarini-anlatti-1660031468.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zika virüsünü yayıyor! Aedes sivrisineği paniği</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/zika-virusunu-yayiyor-aedes-sivrisinegi-panigi-36569</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/zika-virusunu-yayiyor-aedes-sivrisinegi-panigi-36569</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aedes sivrisineği türü İstanbul çevresinde görülmeye başlandı. Zika virüsünün bulaşmasına neden olan ‘Aedes’ sivrisinekleriyle mücadele etme aşamasında ilaçlama faaliyetlerinin yeterli olmaması durumu tüm ülkenin gündeminde. Spesifik olarak dere kenarlarında görülme sıklığına sahip Aedes sivrisineklerine karşı ilaçlama yönteminin uzun vadede alınması gereken önlemler listesinde yeterli olmadığı ve başarılı olabilecek başka yöntemlerin de kullanılması gerektiği gözlenen bulgular arasındadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aedes türü sivrisinekler, daha önceleri Asya ve Afrika'da yaygın olarak görülebilen sinek türleridir. Aedes sivrisinekleri, Zika virüsünü taşıyan ve bulaştırma riski yüksek olan sineklerdir. Dünya çapında araba lastiklerinin dolaşımının artmasıyla eş zamanlı olarak bu sivrisinek türü yayılmıştır.&nbsp;Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Özellikle dere kenarlarına yakın bölgelerde daha sık rastlanan Aedes sivrisineğinin ana belirtilerini gözlemlediğimizde; Aedes sivrisineğinin, çocuklar üzerinde sokma işleminden sonra normal sivrisineğe oranla daha büyük ve yara formunda belirtiler bıraktığı sonucunu görmekteyiz. Sivrisinek ısırığından sonra ısırılan bölgelerin kaşınması sonrası kalan izleri incelediğimizde ise normal sivrisinek izlerine oranla daha derin ve büyük formda olduğu rastladığımız bulgular arasındadır’ ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aedes Sivrisinekleri Türkiye’de</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aedes türü sivrisinekler Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Artvin’den başlayarak Giresun sınırına kadar yerleşik bir popülasyona ev sahipliği yaptığı ve Batum’dan Kırım Yarımadası’na doğru yayılım gösterdiği belirlenmiştir. Aedes türü sivrisinekler virüs taşıma ve bulaş gösterme kapasitesi yüksek bir türdür. Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Aedes sivrisinekleri yayılmacı bir türdür. Bu tür adaptasyon özelliği sayesinde artık yalnızca yaz aylarında değil; Mart ve Kasım ayları arasında da hayatta kalabilmekte ve hızlı gen aktarımı aracılığıyla soğuk aylarda da hayatta kalabilme yeteneğini geliştirebildiği saptanmıştır’ bilgisini verdi.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">5-7 Yıl İçinde Orta Anadolu’yu Saracak!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aedes albopictus&nbsp;türün<u>ün</u>&nbsp;Türkiye’nin batısında İstanbul ve Trakya’dan, doğu tarafında ise Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Giresun’a kadar yayılım gösterdiği görülmektedir. Batı tarafta Kocaeli ve Giresun arasında yayılım göstermiş olup olan bu vektörün 5-7 yıl içerisinde Orta Anadolu bölgesine kadar yayılım gösterebileceği yapılan tahminler arasındadır. Tek seferde 200’den daha fazla yumurta bırakabilen Aedes sivrisinek türü, spesifik olarak ağaç kovuklarında, ağaç kök noktalarında oluşan su birikintilerinin içlerinde, atık lastiklerin iç kısımlarında ve longozlarda üremektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İlaçlama Yöntemi Yeterli Değil</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yaz aylarında bunaltıcı sıcakların etkisiyle geceleri uyurken dahi camlar açık bırakılıyor. Geceleri daha sık görülebilen sivrisinekler için geceleri yapılan ilaçlamalar yeterli olamıyor.&nbsp;Aedes sivrisinek türünün gözlemlendiği yerlerde hava karardığı andan itibaren pencereler açılamıyor. Prof. Dr. Akçay,&nbsp;<em>Aedes&nbsp;</em>türü sivrisineklerin, iç ve dış mekanlarda, başlıca insanlar olmak üzere diğer canlılardan da gündüz saatlerinde kan emdiğini söyledi. Bu sivrisinek türünün tipik olarak kapalı yerlerde bekleyen ve gizlenen bir tür olup; en fazla 100 metrelik bir menzilde uçabildiğini açıklayan Prof. Dr. Akçay,&nbsp;<em>Aedes&nbsp;</em>türü sivrisinekleri yumurtalarını; bina çevrelerinde yer alan su depolarında, yağmur suyunu muhafaza edebilen araç lastiklerinin içlerinde, dekoratif havuzlarda, boş içecek ve yiyecek kaplarında, çatı katı veya saksı gibi yerlere bıraktığını açıkladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aedes Isırığına Karşı Önlem</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Aedes cinsi&nbsp;sivrisinekler, başlıca dış mekanlar olsa da hem iç hem dış alanlarda kan emen, saldırgan bir sivrisinek türüdür. Aeres türü sivrisinekler gündüz ve akşamüstü saatlerinde de aktiftir. Prof. Dr. Ahmet Akçay,&nbsp;Aedes sivrisinek ısırığının nasıl geçeceği konusunda spesifik bir bilgi bulunmadığını belirtmiştir. Ancak herhangi bir sivrisinek ısırığı için yapılan uygulamaların aynılarının uygulanabileceğinin altını çizdi ve ekledi: ‘Bunların dışında kökten çözüm odağından bakıldığında ilaçlama uzun vadeli ve net bir çözüm yolu değildir. Çok daha farklı çözüm yöntemlerinin birlikte kullanılması bizi esas sonuca götürür. İlk olarak bataklıkların kurutulması gerekir. Biyolojik yöntemlerin oluşması gerekiyor zira sivrisinek larvalarını yiyen balıklar hala var’ açıklamasında bulundu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Bas__ni.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/prof_dr.jpeg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Aug 2022 11:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/zika-virusunu-yayiyor-aedes-sivrisinegi-panigi-1659689064.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Solar Ürtiker Tehlikesi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yazin-solar-urtiker-tehlikesi-36554</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yazin-solar-urtiker-tehlikesi-36554</guid>
                <description><![CDATA[Bireyler gerek D vitamini için gerekse sağlıklı bir bedene sahip olmak amacıyla güneş ışığına ihtiyaç duyar. Ancak bazı bireylerde ve spesifik hastalıkların görünür olmasıyla beraber güneş ışınları vücutta beklenmedik negatif sonuçların oluşmasına neden olabilmektedir. Güneş ışınlarının yol açabileceği sağlık problemlerinden bir tanesi de Solar Ürtiker olarak adlandırılan bir deri hastalığıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, güneşe bağlı meydana gelen cilt problemlerinin genel anlamda teşhis ve tedavisi noktasında yanlışlıklar oluşabildiğini ve bu tanımların doğru yapılması halinde ise tedavilerin daha iyi sonuçlar getirebileceğini ifade etmiş olup, solar ürtiker konusu odağından detaylı bilgiler vermiştir.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ürtikeri Tanıyın</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Halk dilinde ‘kurdeşen’ olarak da bilinen ürtiker, temelde kızarma, kabarma, ödem, kaşıntı bulgularıyla kendini gösteren bir hastalıktır. Vücutta gösterdiği lezyonların renkleri kırmızı ya da pembemsi olabileceği gibi derinin kendi renginde de gözlemlenebilir. Prof. Dr. Ahmet Akçay, ürtiker hastalığının 6 haftadan kısa sürdüğü taktirde akut ürtiker, 6 haftadan fazla sürdüğünde ise kronik ürtiker şeklinde tanımlandığını belirtmiştir. ‘Akut ürtiker genellikle stres kaynaklı olarak meydana gelmektedir. Kullanılan ilaçlar, alınan gıdalar ya da bedenin bir yerinde kendini gösteren enfeksiyonların tetiklediği alerjik reaksiyonlara bağlı olarak gözlemlenir. Bunun yanı sıra ürtiker; titreşim, basınç, egzersiz, su, güneş ışığı, soğuk veya sıcak havalar gibi fiziksel etmenlere bağlı olarak da şekillenen bir deri hastalığıdır’.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bu Belirtiler Varsa Solar Ürtikeriniz Var!</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Güneş ışınlarına maruz kaldıktan 5-15 dakika içerisinde cilt yüzeyinde bir ürtiker atağı gelişebilir. Güneşe bağlı kurdeşen atakları kabarıklık, kaşıntı, kızarıklık ya da plaklar biçiminde ortaya çıkar. Bahsedilen plaklar çok büyük boyutlarda olmamakla birlikte üzerine bastırıldığı anda geri solmaktadır. Çok daha ileri boyuttaki vakalarda ataklar esnasında bulantı, nefes almada güçlük, kusma, baş ağrısı ve anafilaksi görülme ihtimali vardır. Öte yandan bazı kimyasallar, ilaçlar ve birtakım hastalıklar cilt yapısının güneş ışınlarına karşı hassasiyet oluşturmasını tetiklemektedir’ açıklamasında bulundu.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kimyasallar Solar Ürtikeri Tetikler</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Prof. Dr. Akçay, her hastada Solar Ürtiker tanısının spesifik nedenler sıralanarak konulamasa da bazı faktörlerin teşhis noktasında etkin olduğundan bahsetti. ‘Açık tenli bireyler ya da ailesinde ve yakın akrabalarında alerjiye yatkınlık bulunan kişilerde, hazır ve paketli gıdaları sıklıkla tüketen insanlarda, antibiyotik ve ağrı kesiciler başta olmak üzere düzenli aralıklarla ilaç kullanan kişilerde, solar ürtiker görülme olasılığı çok daha fazladır. Tüm bunların yanı sıra cilde temas eden kozmetikler, şampuanlar, cilt ürünlerinin yanı sıra tiner, benzin veya boya gibi mesleki açıdan kimyasallara çokça maruz kalan bireylerde solar ürtikerin ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir’.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Diğer Güneş Hastalıklarından Ayırın</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Vücudun güneş gören bölgelerinden kısa bir süre içerisinde oluşan, 1-2 saat içerisinde ise geri sönen, oluşan plakların üzerine bastırıldığında kabarıklıkların geri solması bulguları izlendiğinde akıllara solar ürtiker şüphesi gelmektedir. Prof. Dr. Akçay, solar ürtikeri, güneşe bağlı diğer hastalıklardan ayırt etme noktasında cilt yüzeyindeki belirtilerin: şeklinin, renginin, plakların bulunma süresinin, kimyasallarla temasının göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çizdi. Bunun yanında ultraviyole ışın testi, kan testi ve foto yama testi ile güneşe bağlı oluşan deri hastalıklarının ayırıcı teşhisinin yapılması noktasında kullanılabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Akçay; hasta öyküsü, fiziksel muayene bulguları ve gerekli testler aracılığıyla solar ürtiker tanısının koyulabildiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Solar Ürtikere Dur Deyin!</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Güneşe bağlı kurdeşen olarak da bilinen solar ürtiker, derinin direkt güneşle temas etmesi neticesinde meydana gelen, bazı vakalarda ise kendi kendine geçen alerjik bir durum olarak tanımlanmaktadır. Solar ürtiker kolaylıkla kontrol altında tutulabilir ve bazen de altında başka hastalıklar bulundurabilmektedir.&nbsp;Prof. Dr. Akçay solar ürtikerin tedavisi aşamasında izlenebilecek tavsiyeleri şu şekilde sıraladı:</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bireyin cildine temas halindeki kozmetikler ve kimyasalların teması tamamen ortadan kaldırılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Paketli ve katkı maddesi fazlaca olan yiyeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kişinin cilt tipine uygun nemlendiriciler, kremler, güneş koruyucuları ve losyonlar kullanılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kişiler açık renkli ve güneş ışınlarını direkt çekmeyecek nitelikte kıyafetler tercih etmelidir.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Hava sıcaklığının fazla olduğu günlerde güneş gözlüğü, şapkalar, yelpazeler ve şemsiyeler kullanılabilir.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İlaç tüketimi en aza indirilmeli, hatta uygun şartlar sağlandığı taktirde tamamen kesilmelidir.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bireyler olağan oldukça güneş ışınlarından kaçınmalıdır. Dışarı çıkmak adına saat 10:00 öncesi ve 16:00 sonrasındaki saat aralığı tercih edilebilir.</span></span></span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Aug 2022 10:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/yazin-solar-urtiker-tehlikesi-1659600211.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlar Uyarıyor: Ölümcül Arı Sokmalarına Dikkat</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/uzmanlar-uyariyor-olumcul-ari-sokmalarina-dikkat-36548</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/uzmanlar-uyariyor-olumcul-ari-sokmalarina-dikkat-36548</guid>
                <description><![CDATA[Piyade Uzman Çavuş Mehmet Burak Keçe'nin Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde arı sokması sonucu geçirdiği "Akut-alerji krizi" nedeniyle şehit olması ülkeyi yasa boğarken, arı sokmalarına bağlı gelişebilen alerjinin tehlikeleri konusunda açıklama yapan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Okan Gülbahar, “Arı sokmasına bağlı sistemik alerjik reaksiyon riski, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazla. Anafilaksinin önüne geçmek için mutlaka venom immünoterapisi olarak adlandırılan aşı tedavisini uygulanmalı ve alerjisi olanlar otoenjektörleri yanlarından ayırmamalı” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Arılar; biyoçeşitliliğin sürdürülmesi, birçok bitkinin üretimi ve yaşamının garanti altına alınması, ormanların yenilenmesinin desteklenmesi, iklim değişikliğine adaptasyon ve sürdürülebilirliğin teşvik edilmesinden tarımsal ürünlerin miktar ve kalitelerinin geliştirilmesine kadar doğada varlıkları kilit öneme sahip olan canlılar, ancak alerjik reaksiyon söz konusu olduğunda bir insanın hayati varlığını tehdit edebiliyor. Öyle ki Millî Savunma Bakanlığı, Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde Piyade Uzman Çavuş Mehmet Burak Keçe'nin arı sokması sonucu gelişen akut-alerji krizi sonrasında şehit olduğunun bildirilmesiyle beraber&nbsp;ülke yasa boğulurken,&nbsp;arı sokmasına bağlı gelişen akut alerji krizinin ne olduğuna ve alınabilecek önlemlere dair büyük bir merak oluştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr.&nbsp;Okan Gülbahar arıların neden olduğu böcek sokmalarının ülkemizdeki görülme sıklığının %50 ila %95 arasında olduğunu, bir kişinin yaşam boyu arı tarafından sokulma oranının ise %95 gibi oldukça yüksek oranlarda gerçekleştiğini söyledi. “Görüldüğü gibi bu oranlar oldukça yüksek” diyen Prof. Dr. Gülbahar şöyle devam etti: “Arı sokmalarının en korkulan klinik yansıması, sistemik alerjik reaksiyon olan anafilaksidir. Anafilaksi ya da akut alerji krizi, arı zehrinde bulunan proteinlere karşı sokulan kişide, o proteinlere özel olarak üretilmiş IgE yapısındaki antikorların, vücudun savunma sistemi hücrelerini uyarması sonucu gelişir. IgE antikorlarının gelişmesi için kişinin daha önce çeşitli kereler bu yabancı proteinlerle karşılaşması gerekir. Buna duyarlaşma diyoruz. Duyarlaşma safhası olmadan alerjik reaksiyon gelişmesi nadir bir durumdur. Bu nedenle daha önce arı tarafından hiç sokulmamış bir bireyde alerjik reaksiyon gelişme olasılığı son derece düşüktür.” </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ERKEKLERDE İKİ KAT FAZLA!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir milyon nüfus başına bildirilen ölüm sayılarının, senede 0.03-0.48 arasında olduğu, ölümcül reaksiyonların görüldüğü kişilerin %40-85<span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">’</span>inde daha önceden anafilaktik reaksiyon öyküsü olmadığını belirten Prof. Dr. Okan Gülbahar, “Yani ciddi alerjik reaksiyon yaşayanların yaklaşık yarısı, arı alerjileri olduğunun farkında değildirler. Ancak eğer bir önceki reaksiyon anafilaksi ise, bir sonraki sokmanın anafilaksi ile sonuçlanma riski daha yüksektir. Arı sokmasına bağlı sistemik alerjik reaksiyon riski, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazladır ve yaşla beraber artmaktadır” dedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/okan_gulbahar.jpg" style="height:360px; width:640px" /></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“ANAFİLAKSİYE KARŞI VENOM İMMÜNOTERAPİSİ UYGULANMALI”</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öyküsünde arı sokması ile ciddi sistemik reaksiyon öyküsü bulunan ve testlerinde arı venomuna duyarlı bulunan hastaların, bir sonraki arı sokmasında %30 ila 70 oranında anafilaksi riski taşıdıklarının altını çizen Gülbahar, “Bu nedenle, bu kişilere %85 ile %98 arasında etkin bir tedavi olduğu gösterilmiş olan ve ileride gelişebilecek ciddi reaksiyonlardan korunma sağlayan venom immünoterapisi olarak adlandırılan aşı tedavisi uygulanmalıdır” dedi. Bu tedavi yaklaşımının amacı, eğer hastayı bir daha arı sokacak olursa, hayatı tehdit eden reaksiyonların gelişmesini önlemek olduğunu ifade eden Gülbahar, alerji aşılarının bunu gerçekten de çok başarılı bir şekilde yaptığını, günümüzde normal şartlarda bu tedavinin süresinin 5 yıl olması gerektiği söyledi. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ARI SOKTUĞUNDA NE YAPMALIYIZ?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Okan Gülbahar’dan hayati adımlar…</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Arı sokmasından sonra ilk yapılması gerekenler: </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1.Arıların bulunduğu bölgeden ani hareketlerden kaçınarak ancak hızlı ve güvenli bir şekilde uzaklaşmak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;2.Eğer sokan arı bal arısıysa ve zehir kesesi halen deride kasılıp zehir vermeye devam ediyorsa, iğneyi derhal yerinden çıkartmak. Arının iğnesi, venom kesesinin zedelenmemesi için, tırnak veya sert düzgün bir cisim yardımıyla (örneğin bir kart) kazınarak çıkartılmaya çalışılmalıdır. Cımbız, pense gibi araçlar kesenin patlamasına neden olarak daha fazla venomun dolaşıma geçmesine yol açabileceğinden, iğnenin çıkartılmasında bu yöntemler tercih edilmemektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3. Sokulan bölge temiz, sabunlu su ile yıkanarak kurulanmalıdır. Antiseptikler kullanılabilir. 4.Deriyi tırnaklarla kaşıyıp yara yapmaktan kaçınılmalıdır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">5. Sokulan alanı rahatlatmak için soğuk kompres, alerji hapları, kortizonlu kremler, ağrı kesiciler kullanılabilir. Hiçbir şey yapılmasa dahi, bu durum geçicidir ve saatler içinde kendiliğinden düzelir. Fakat anafilaksi durumunda süreç farklıdır. Anafilaksi tedavisinde ilk tercih olan adrenalin kullanımıdır. Ülkemizde kullanımı oldukça kolay adrenalin otoenjektörleri bulunmaktadır. Adrenalin otoenjektörleri, özellikle sağlık hizmetlerine hızlı bir şekilde ulaşmanın mümkün olmadığı yerlerde hayat kurtarıcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ari_alerjisi.jpg" style="height:427px; width:640px" /></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BU BELİRTİLERE DİKKAT!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sistemik reaksiyonların hafif tiplerinde belirtiler genellikle deri ve mukozalarda görülür. Bu belirtiler arasında en sık görülenler ürtiker (kurdeşen), anjioödem, deride kızarıklık ve kaşıntıdır. Deri bulguları hastaların %80<span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">’</span>inden fazlasında gözlenir. Nefes darlığı, nefes almada veya vermede zorluk, öksürük, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, ses kısıklığı, ses çıkaramama gibi solunumsal semptomlar olguların %50-60’ında görülür. Üst havayollarında gelişen ödem, arı sokmasına bağlı ölümlerin en önde gelen sebeplerindendir. Bu sırada kişide, boğazda sıkılma hissi, yutkunmada güçlük, tükürüğünü yutamama, nefes alamama, nefes alırken ötme sesi, ses kısıklığı, seste kabalaşma, konuşamama ve morarma gibi yakınma ve belirtiler gelişebilir. Bu belirtilerin erkenden tanınması ve hızla tedavisi kişiyi hayatta tutacaktır. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">OTOENJEKTÖR NEDİR?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Anafilaksi riski taşıyan bireyler genellikle üzerlerinde bir otoenjektör taşır. Bu cihaz, uyluğa bastırıldığında tek bir doz ilaç enjekte eden bir şırınga ve normalde içeride kalan, gizli bir iğneden meydana gelir. Hızlı otoenjektör kullanımı anafilaksinin kötüleşmesini önleyebilir ve hayat kurtarabilir. Bu nedenle anafilaktik reaksiyon gösteren kişiler bu enjektörün nasıl kullanıldığını öğrenmeli ve kendilerine yakın kişilerin de öğrenmesini teşvik etmelidir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ANAFİLAKSİ YA DA ALERJİK KRİZ NEDİR?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Anafilaksi&nbsp;çeşitli zehir, besin maddesi ya da ilaçların kullanımı sonrasında meydana gelen ağır bir alerjik reaksiyon tablosudur. Bu vakaların çoğunda arı sokması ya da fıstık gibi besin alerjileri tespit edilir. Anafilaksi gelişimi sonrasında kişilerde cilt döküntüsü, düşük nabız ve şok durumu meydana gelebilir ve müdahale edilmezse hayati riskle hatta ölümle sonuçlanabilir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Aug 2022 12:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/uzmanlar-uyariyor-olumcul-ari-sokmalarina-dikkat-1659527721.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz sıcaklarında çocuklara su, süt ve ayran</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yaz-sicaklarinda-cocuklara-su-sut-ve-ayran-36531</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/yaz-sicaklarinda-cocuklara-su-sut-ve-ayran-36531</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları herkes gibi çocukları da olumsuz etkiliyor. Gün boyu arkadaşlarıyla oyun oynayan çocukların, vücutlarından terleyerek attıkları sıvı miktarını tekrar yerine koymaları sağlıkları için oldukça önem taşıyor. Beslenme uzmanları, çocukların gazlı ve şekerli içecekler yerine su, süt ve ayran tüketmelerinin hem sağlıklı beslenme hem de fiziksel gelişimleri için gerekli olduğuna dikkat çekiyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Okulların tatil olmasıyla birlikte çocukların hareketliliğinin süresi ve yoğunluğu artıyor. Yaz aylarında artan sıcak hava ve nem, çocukların sıvı ihtiyacını da artırıyor. Türkiye’nin en büyük süt ve süt ürünleri kuruluşlarından Teksüt, sıcak havalarda çocukları ve ebeveynlerini sağlıklı serinlik veren içecekler konusunda özenli olmaya çağırdı.&nbsp;Teksüt Satış ve Pazarlama Direktörü&nbsp;Murat Keleş&nbsp;çocukların bu dönemde daha çok şekerli ve gazlı içeceklere yöneldiğine dikkat çekti. Süt içme alışkanlığının her yaş grubunda devam etmesi gerektiğini belirterek, bu alışkanlıkların çocuk yaşlarda kazanıldığının unutulmaması gerektiğini paylaştı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vücuttaki sıvı kaybına dikkat</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Murat Keleş hem yetişkinlerde hem de çocuklarda vücuttan terle kaybedilen sıvıyı su, süt ve ayran ile yerine konulmasının sağlık açısından önemli olduğuna vurgu yaparak “Çocukların her gün yeterli miktarda ve sağlıklı içeceklerle beslenmesi fiziksel gelişimlerini de olumlu yönde etkiliyor.&nbsp;Yazın terlemeyle vücudumuzdan su ve elektrolit denilen tuz kaybı oluyor. İçerdiği mineraller ve su sayesinde, kaybedilen maddelerin telafi edilmesi ve dengelenmesinde ayran en önemli içecekler arasında yer alıyor. Sıcak havalarda tüketilen süt ve ayran, serinletici özelliğiyle vücut sıcaklığın dengelenmesinde ve hararetin giderilmesinde etkili olur. Ayran içerdiği probiyotikler sayesinde hem bağırsak florasını hem de bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayran,&nbsp;terlemeyle oluşan kayıplar sonrasında gelişen yorgunluğun giderilmesinde ve kasları gevşetici özelliği nedeniyle de sinir sisteminin rahatlamasında destekleyicidir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 10:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/yaz-sicaklarinda-cocuklara-su-sut-ve-ayran-1659425815.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu baharatı sakın mutfağınızdan eksik etmeyin !</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bu-baharati-sakin-mutfaginizdan-eksik-etmeyin-36492</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bu-baharati-sakin-mutfaginizdan-eksik-etmeyin-36492</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Safran&nbsp;(<em>Crocus sativus</em>),&nbsp;süsengiller&nbsp;(Iridaceae)&nbsp;familyasından,&nbsp;sonbaharda&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87i%C3%A7ek_(botanik)" title="Çiçek (botanik)">çiçek</a>&nbsp;açan, 20–30&nbsp;cm boyunda,&nbsp;çiğdem&nbsp;(<em>Crocus</em>)&nbsp;cinsinden&nbsp;soğanlı bir kültür&nbsp;bitkisi&nbsp;ve bu bitkiden elde edilen&nbsp;baharat. Bitkinin&nbsp;yaprakları&nbsp;şeritimsi,&nbsp;mor&nbsp;çiçekleri üç tepeciklidir. Çiçeği ve&nbsp;tepecikleri&nbsp;bitkiye bağlayan yaprak sapı da dâhil olmak üzere erkek organları kurutularak özellikle gıda&nbsp;boyası&nbsp;ve tat verici olarak kullanılılır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Safran, yetiştirilmesi zor olabilen ve iklim dalgalanmalarına karşı hassas olan telaşlı bir çiğdem bitkisinden elde edilir. Çiçek, İran’da, İtalya’da, Fransa’nın güneyinde ve İspanya’da sıcak, kurak ve güneşli iklimlerde yetişir. İspanyol safranı, üstün kalitesiyle ödüllendirilir. Bu incelik, muhteşem bir altın rengi veren kumaşlar için bir boya olarak kullanılır; Aynı zamanda Buda’yı örtmek için kullanıldı ve o zamandan beri&nbsp; Britannica’ya göre Hindistan, Orta Doğu ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Budist rahipler ve soylular tarafından giyilmeye başlandı. Safran aynı zamanda parfümeri için değerli bir bileşendir.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">YILLARCA RENGİNİ VE LEZZETİNİ KORUYOR</span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Minik Crocus sativus bitkisi, sonbaharın başlarında çiçek açan yoğun kırmızı polen organlarına sahip küçük, parlak renkli, mor, lale şeklinde çiçekler üretir. Safran iplikleri çiçeğin ercikleridir. Britannica, 1 kilo safran üretmek için yaklaşık 75.000 çiçeğin organlarının gerekli olduğunu ve her bir değerli ipliğin büyük bir özenle elle toplanması gerektiğini ortaya koyuyor. Gerçek safran, karanlık ve serin bir yerde veya dondurucuda hava almayan küçük şişelerde saklandığında, vermilyon rengini, aromasını ve lezzetini yıllarca korur. Bu bileşen, herhangi bir baharat koleksiyonunun olmazsa olmazı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">MasterClass , safranal ve pikrokrosin kimyasallarının safrana altın rengini ve kendine özgü organoleptik doğasını verdiğini öne sürüyor: İçerik, güneşin tadını çıkaran ballı ılık bir çayır gibi kokuyor ve tadı. Dünyevi, misk kokulu ve balsam, çiçek ve yabani ot notalarına sahiptir. Tadı tuhaf ve yabancıdır; aynı anda hem narin hem de keskin olan İber kırsalı gibi hissettiriyor.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">DİĞER BAHARATLARI TAMAMLIYOR</span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İnanılmaz derecede çok yönlü olan baharat, tarçın, hindistan cevizi, yenibahar, kakule ve zerdeçal gibi odunsu baharatları tamamlayan ve birçok sebze, balık, deniz ürünü ve beyaz etin lezzetini yükselten tatlı ve tuzlu yemeklere vurgu sağlar.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Safran, Orta Doğu, İtalyan, Fransız ve İber mutfağında görülür ve genellikle çorbaları, yahnileri ve paella ve risotto gibi pirinç yemeklerini demler. MasterClass’a göre klasik bouillabaisse ve bir Arap pirinç yemeği olan Tachin’in önemli bir bileşenidir. Daha tatlı tarafta, safran, pirinç, antep fıstığı, tarçın ve badem ile tatlı bir safran ve gül suyu kokulu puding olan İran sholeh zard için gereklidir. Buna ek olarak, bu incelik, geleneksel İskandinav St. Lucia çörekler, safran zeytinyağı keki, pudingler, kremalar, şekerlemeler ve içecekler dahil olmak üzere hamur işlerine tereyağlı dolgun bir lezzet katar.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">AFRODİZYAK ETKİSİ DE VAR</span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Healthline ayrıca safranın birçok sağlık özelliğine sahip olduğunu belirtiyor. Günlük alındığında kişinin ruh halini yükselttiği kanıtlanmıştır. Demir ve antioksidanlarda yüksektir ve kanseri ve iltihabı savuşturduğu ve üzgün bir mideyi yatıştırdığı iddia edilir. Safran’ın uzun zamandır bir afrodizyak olduğu düşünülüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/safran.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Jul 2022 09:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/07/bu-baharati-sakin-mutfaginizdan-eksik-etmeyin-faydalari-ile-altindan-daha-degerli-1658904742.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güzel Bir Şeftali Yazınızı Kışa Çevirebilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/guzel-bir-seftali-yazinizi-kisa-cevirebilir-36456</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/guzel-bir-seftali-yazinizi-kisa-cevirebilir-36456</guid>
                <description><![CDATA[Görüntüsü ve kokusu ile yaz mevsiminin gözde meyvelerinden biri olan şeftali, alerjik kişiler için tehlikeli olabilir. Şeftali alerjisi olanlarda ciltte döküntü, kaşınma, şişme ve alerjik şoka kadar ileri tabloların oluşabileceğine değinen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Handan Duman Şenol, bu alerji tespit edildikten sonra şeftalinin kişilerin diyetinden çıkarılması, ayrıca gıda etiketlerinin dikkatli okunup şeftali içeriğinin bulunmamasına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaz mevsimin en sevilen meyvelerinden şeftali, alerjik kişiler için sanıldığı kadar tatlı bir meyve olmayabilir. Şeftalinin kabuğunda ve içeriğinde yer alan Pru P3 isimli proteinin bazı kişilerde alerjik sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Dr. Handan Duman Şenol, şeftali alerjisi hakkında bilgiler verdi ve dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı: </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeftali tükettikten hemen 2 saat sonra reaksiyon oluşmaya başlar</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meyve alerjileri nadir görülmekle birlikte, bunlar içerisinde şeftali alerjisi en sık bilinendir. Genellikle şeftali tükettikten hemen sonra ilk 2 saatte reaksiyon oluşur. Nadiren şeftali kokusu ile veya cilde teması sonrası da reaksiyon görülebilmektedir. En sık görülen şikayetler ağızda kaşıntı ve karıncalanma, ciltte döküntü, kaşıntı, yüzde-gözde şişme, kusma, ishal, burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı, öksürük, hışıltı, nefes darlığıdır. Ancak, alerjik şoka yol açıp hayatı tehdit de edebilir. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeftali alerjisi polen alerjisi ile çapraz reaksiyon oluşturabilir</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bazen de polen-besin alerji sendromuna bağlı görülebilmektedir. Polen-besin alerji sendromunda aslında kişinin polen alerjisi mevcuttur. Polen alerjenleri ile çapraz reaksiyon veren şeftali gibi besinlerin alımını takip eden şikayetler oluşmaktadır. Şeftali ağaç polenleri ile çapraz reaksiyon vermektedir. Şeftali alımını takiben ilk 10-15 dakika içeresinde dilde, dudaklarda, damakta ve boğazda karıncalanma, kaşıntı ve bazen şişlik olabilmekte ve bu durum oral alerji sendromu olarak adlandırılmaktadır. Genellikle şikayetler yarım saat içeresinde kendiliğinden geriler, % 1-8 kadar hastada kurdeşen, nefes darlığı, hışıltı ve anafilaksi denilen hayatı tehdit eden şok görülebilmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Dr_Handan_Duman.jpg" style="height:426px; width:640px" /></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gerekli testler yapıldıktan sonra şeftali diyetten çıkarılmalıdır</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öyküsünde şeftali alımını takiben (ne kadar süre sonra şikayetlerin geliştiği, kabuklu/kabuksuz tüketme şekli, ne kadar tüketildiği, birlikte alınan diğer gıda ve ilaçlar, egzersizle ilişkisi sorgulanır) şikayeti olan kişilerde şeftali ile yapılan deri testleri veya kanda duyarlanmayı gösteren testler yardımı ile teşhis konulmaktadır. Bazen de besin yükleme testi dediğimiz, hastane koşullarında besinin az miktardan başlayıp giderek artan şekilde hastaya verilmesi gerekebilir. Tanı konulduktan sonra şeftalinin kişinin diyetinden çıkarılması gerekmektedir. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hazır gıdaların ve kozmetik ürünlerin içerikleri dikkatli okunmalı</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özellikle paketlenmiş gıdaların (örneğin meyve suları) etiketlerinin okunması önemlidir. Restoranlarda yenilecek yemeklerin/tatlıların içeriğinde şeftali olup olmadığı mutlaka sorgulanmalıdır. Bazı krem, parfüm gibi kozmetik ürünler içerisinde de şeftali kullanıldığı için bu tarz ürünlerin etiketlerinin de okunarak kullanılması uygundur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuklarda şeftali alerjisi olması durumunda çocuktan sorumlu olan kişilerin (akrabalar, bakıcılar, öğretmenler) bilgilendirilmesi önemlidir. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Jul 2022 09:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/07/guzel-bir-seftali-yazinizi-kisa-cevirebilir-1658494778.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak yaz günlerinde su tüketimine dikkat:</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sicak-yaz-gunlerinde-su-tuketimine-dikkat-36439</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sicak-yaz-gunlerinde-su-tuketimine-dikkat-36439</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Günlük su tüketimi, yaşamın her döneminde ve her mevsimde sağlıklı bir yaşam sürmek için büyük önem taşıyor. Gün boyunca vücudun sıvı ihtiyacının yeterli miktarda karşılanması hem bağışıklık sistemini koruyor hem de terleme yoluyla kaybedilen sıvının yerine konmasını sağlıyor. Sıcak yaz günlerinde ise güvenli ve kaliteli su ihtiyacı daha da öne çıkıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Günde en az 2,5 litre su tüketilmeli”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Su ihtiyacının karşılanması için güvenilir, hijyenik, kaliteli ve dengeli içeriğe sahip suların tercih edilmesi gerektiğine dikkat çeken&nbsp;Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe,&nbsp;“Vücudumuzun yüzde 60-70 ‘i sudan oluşmaktadır. Su içmenin faydaları saymakla bitmez” diye konuştu.&nbsp;Aktepe,&nbsp;konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Su, günlük 2-2,5 litre tüketilmelidir. Alınması gereken su miktarı tek seferde değil, güne bölünerek yavaş yavaş alınmalıdır. Bazı durumlarda ise su miktarını artırmak gerekebilir. Enfeksiyon varlığı, sıcak iklim, gebelik, fazla yapılan fiziksel egzersiz, tuzlu ve tatlı tüketimi, alkol alımı, kusma-ishal durumu ve protein ağırlıklı beslenmelerde daha çok su tüketilmelidir. Özellikle çocuklar, hamileler, yaşlılar ve sporcular, aşırı su kaybettiklerinde ciddi sağlık sorunları yaşayabilecekleri için günlük su tüketimine çok dikkat etmelidir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">“Vücudun birçok işlevi su ile sağlanır, doğal kaynak ve doğal mineral suları tercih edin”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Suyun sağlık açısından çok sayıda faydası olduğunu hatırlatan&nbsp;Aktepe, bunları şöyle sıraladı: “Su içmemiz terleme ile kaybettiğimiz sıvıyı yerine koymak dışında, cilt güzelliğimiz, kabızlığın önlenmesi, metabolizmanın hızlanması, ödem atılması, yağların parçalanıp idrarla atılmasını sağlayarak fit görünmemizi de sağlar. Vücut sıcaklığını ayarlar, vücutta elektrolit dengesini sağlar. Toksik maddelerin atımını hızlandırır. Eklem sağlığını korumada yardımcıdır ve solunum sistemi için gereklidir. Ayrıca kaliteli ve güvenli su tüketimi böbrek temizliğinde ve taş oluşumunu önlemede yardımcıdır. Yeterli su alımı; zihinsel faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde devamlılığını da sağlar.”&nbsp;Aktepe,&nbsp;tüketicilerin özellikle yaz aylarında sıklıkla karşılaşılan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için de kesinlikle sağlıklı, kaliteli, güvenilir ve gerekli tüm denetimlerden geçen ambalajlı suları tercih etmesinin önemini vurguladı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Jul 2022 13:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/07/sicak-yaz-gunlerinde-su-tuketimine-dikkat-1658401048.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramında Et Alerjisine Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kurban-bayraminda-et-alerjisine-dikkat-36414</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/kurban-bayraminda-et-alerjisine-dikkat-36414</guid>
                <description><![CDATA[Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketiminin artmasıyla beraber kırmızı et alerjisinin belirtileri de kendini göstermektedir. Alerjik reaksiyonlar kırmızı et tüketiminin hemen sonrasında görülebileceği gibi 3 ila 6 saat sonrasında da oluşabilmektedir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kırmızı et içerisinde bulunan karbonhidrat ve protein yapısındaki moleküllere karşı bağışıklık sisteminin aşırı tepki göstermesi sonucu alerji meydana gelebilir. Kırmızı et tüketildikten sonra vücutta yoğun kaşıntı, kızarıklık, kusma, şişme, kurdeşen, ishal, karın ağrısı reaksiyonlarının yanı sıra hipertansiyon, baygınlık, tansiyonda düşme ya da yükselme gibi belirtilerin ortaya çıkması durumu kırmızı et alerjisi olarak tanımlanmaktadır.&nbsp;Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Besin Alerjisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay,&nbsp;et alerjisinin yaşam kalitesini bozan bir sağlık problemi olduğunu, hayati tehlikeler barındırdığını söyledi. Kurban Bayramı öncesi kırmızı et alerjisine dair açıklamalarda bulundu.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kırmızı Et Alerjisi Bir Tür Sağlık Sorunudur</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Besin alerjileri özellikle çocukluk döneminde sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Kuruyemiş, deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri sık yaşanan besin alerjilerindendir. Prof. Dr. Ahmet Akçay besin alerjilerinin daha ziyade çocukluk döneminde görülse de kırmızı et alerjisinin spesifik bir durum olduğunu ve genelde yetişkinlerde görüldüğünün altını çizdi. ‘Aslında süt alerjisi bulunan her 5 çocuktan birinde kırmızı et tüketimi sonrasında et alerjisi görülebilir. Et tüketildikten yaklaşık 30 dakika sonra görülebilen alerjinin vücuttaki yansıması kızarıklık, kaşıntı, nefes almada zorluk, karın ağrısı gibi reaksiyonlar şeklinde ortaya çıkabilmektedir’ ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et Alerjisi Karın Ağrısıyla Kendisini Gösteriyor!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha ziyade erişkinlerde görülebilen et alerjisinin 3 ile 6 saat sonrasında karın kramplarıyla beraber ciddi boyutlarda alerjik reaksiyonlarla seyrettiğini açıklayan Prof. Dr. Akçay, ‘Kurban Bayramı’nda çok dikkatli olmak gerekir. Kırmızı et tüketildikten sonra ishal veya karın krampları gibi bulgular genelde tüketilen etin bozulmuş olmasına ya da hijyenik olmamasıyla bağdaştırılır. Tekrarlanarak tüketilen besinlerde tüketilen miktara bağlı olmaksızın semptomlar görülüyorsa bu durum hastanın mutlaka et alerjisi odağından değerlendirilmesi gerektiğine işarettir. Bu grup hayati tehlike taşıyan alerji grubundandır’ dedi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kırmızı Et Alerjisi Öteki Et Gruplarına Karşı Alerji Geliştirebilir</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beyaz et tüketiminin de alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebileceğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Akçay, ‘Kırmızı et grubuna alerjisi olan kişinin diğer et gruplarına da alerjisi gelişebilmektedir. Her grup hayvansal protein için bu durum geçerlidir. Beyaz ve kırmızı et tüketildikten sonra alerjik semptomlar oluşuyorsa, kesinlikle bir alerji uzmanından randevu alınması ve hastanın durumunun değerlendirilmesinde fayda vardır’ uyarısında bulundu. Prof. Dr. Ahmet Akçay alerjik bireylerin et tüketmemeleri gerektiğini vurguladı ve ekledi ‘Et alerjisi hayati tehlike taşıyan bir reaksiyondur. Eser miktarda tüketilse dahi alerjik reaksiyonlar meydana gelebilmektedir. Bu sebeple öncelikli olarak et tüketmemeleri oldukça önem taşır. Et alerjisi teşhisi bulunan kişiler için oto enjektörler reçete etmekteyiz. Bireylerin bu şekilde bir şüpheleri varsa ve daha evvelinde et tüketimi sonrasında kızarıklık, kaşıntı, ishal, nefes almada güçlük, karın ağrısı benzeri reaksiyonlar oluştuysa, Kurban Bayramı’nda et tüketmemeleri faydalı olacaktır’.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kene Isırması İle Çapraz Reaksiyon</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Spesifik olarak kene ısırmasına maruz kalan kişilerde kene tükürüğü içerisindeki maddelere karşı reaksiyonlar görüldüğü ve bu maddelerin kırmızı et içerisinde yer alan birtakım moleküllere benzer yapıda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet Akçay sözlerine şöyle devam etti: ‘Alerjiye karşı hassasiyeti bulunan kişilerde alerji gelişimi sonrasında kırmızı et tüketimiyle alakalı problemler meydana gelebilmektedir. Bu sebeple kene tükürüğü ve kırmızı et arasındaki çapraz reaksiyon oluşumu bahsedilen kırmızı et ve kene ısırması arasındaki alerjik durumu tetiklenmektedir. Bu tip bir alerjiye sahip olanlarda çapraz reaksiyona bağlı olarak bazı ilaç alerjileri de sıklıkla görülebilir’.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et Alerjisinde Teşhis</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kırmızı et alerjisi reaksiyonları gözlemlenen hastalarda kan ve deri testleri yapılmalıdır. Hatta kesin teşhis için uygun görüldüğünde doktor gözetimi altında kırmızı et ile yükleme testi uygulanabilir. Kesin olarak kırmızı et alerjisi teşhisi konulmuş hastaların et yememeleri gerekmektedir. Prof. Dr. Ahmet Akçay etin pişmesinin her daim alerjik özelliğini kaybettiği anlamına gelmediğini ve bu durumda kırmızı etten tamamen uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. Ciddi anlamda et alerjisi olan hastaların ise ev dışında herhangi bir yerde yemek yediklerinde de oldukça dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı. Bunun yanı sıra&nbsp;Kurban Bayramı’nda kurban etinden yapılan kavurma, kızartma benzeri yemeklerin hazmının oldukça zor olduğunu söyledi. Yağlı beslenmenin sindirimi zorlaştırıcı etkisiyle beraber mide boşaltımını geciktirdiğini ve reflü, gastrit gibi sağlık sorunlarını doğurduğunu açıkladı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et alerjisi Önlenebilir!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Et alerjisine karşı alınabilecek ilk önlem kırmızı et tüketmeyi kesmektir. Hasta pişmemiş ya da az pişmiş ete karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsa, etin iyi pişmiş şekilde tolere edilip edilemeyeceğini saptamak; hastanın kırmızı eti pişmiş formda diyetine dahil edip edemeyeceği konusunda yardımcı olabilir. Prof. Dr. Ahmet Akçay, halkın besin kaynaklı gıda alerjileri ve anafilaksiden kaçınma ile ilgili genel konularda bilinçlendirilmesinin oldukça önemli olduğunu vurguladı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Jul 2022 10:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/07/kurban-bayraminda-et-alerjisine-dikkat-1657311081.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Obeziteye Karşı Düzenli Olarak Bulgur Tüketin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/obeziteye-karsi-duzenli-olarak-bulgur-tuketin-36172</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/obeziteye-karsi-duzenli-olarak-bulgur-tuketin-36172</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Modern çağın en yaygın ve tehlikeli hastalığı olarak tanımlanan obezite, Avrupa’da salgın boyutuna ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı rapora göre Türkiye, Avrupa’nın en obez ülkesi. Rapora göre, Türk halkının üçte ikisi yüksek kilolu ve bunların yarısı da obez sınırında. Gıda Mühendisi Ece Duru, 22 Mayıs Dünya Obezite Günü’nde obezite ile mücadelede alınacak önlemlere dikkat çekerek, bulgur gibi glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenmenin, obezite ile mücadelede etkili araçlardan biri olduğunu anlattı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Yapılan çalışmalara göre dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen obezite, birçok hastalıkta risk faktörü olarak kabul ediliyor. Aşırı kilo ve obeziteye karşı mücadele konusunda beslenme alışkanlıklarına dikkat çeken Gıda Mühendisi Ece Duru, uzmanlarımızın da belirttiği gibi basit karbonhidrat içeren gıdaları devamlı &nbsp;olarak ve porsiyon kontrolü olmadan tüketen kişilerde; obezite, diyabet, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma oranlarının daha yüksek olduğunun yapılan araştırmalarla ortaya konulduğunu söyledi. Duru, “Glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmek ve beslenmemizde porsiyon kontrolü sağlamak, uzun dönemde diyabet, kalp hastalıkları gibi kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır” dedi.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bulgur, Düşük Glisemik İndekse Sahiptir</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Duru, bulgurun hem zengin besin değeri hem de glisemik indeks içeriğinin düşük olmasından dolayı tercih edilebileceğini ve lifli gıdalar tüketmenin sağlık üzerinde birçok olumlu etkisinin olduğunu belirtti. Duru, “Düşük glisemik indeksli gıdalar kan şekerini yavaş yavaş yükseltir ve yavaş yavaş düşürür. Uzun süre tokluk hissi verir. &nbsp;Ayrıca bulgur ve bakliyatlar iyi bir lif kaynağıdır. Başta obezite olmak üzere; kabızlık, kalp damar hastalıkları, diyabet gibi birçok hastalığa karşı diyet lifinin koruyucu etki sağladığı kesin olarak bilinmektedir. Bulgur, bu anlamda sofralarımızdaki en büyük zenginliklerimizden biri” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Obezite Günü'nde Harekete Geçelim</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Obeziteyle mücadelede egzersizi yaşamımızın bir parçası haline getirmeyi öneren Duru, “Hareketsizlik ve yanlış beslenme önemli bir etken. Obezite tedavisinde, zayıflama diyetlerinde ve sağlıklı beslenmede en önemli unsur, diyette porsiyon kontrolü ile birlikte düşük glisemik indekse sahip, posa içeriği yüksek besinlerin seçilmesidir. Beslenme uzmanları yüksek posa içeren ve düşük glisemik indekse sahip bulgurun zayıflama diyetlerinde kullanılması gerektiğini vurguluyorlar.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Gida_Muhendisi_Ece_Duru(1).jpg" style="height:398px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 May 2022 09:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/obeziteye-karsi-duzenli-olarak-bulgur-tuketin-1653114592.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilimin Rehberliğinde Zehirsiz Kentler Mümkün</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bilimin-rehberliginde-zehirsiz-kentler-mumkun-36158</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bilimin-rehberliginde-zehirsiz-kentler-mumkun-36158</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Zehirsiz Kentlere Doğru projesi kapsamında, belediye temsilcilerinin ve uzmanların katılımı ile sivrisinek mücadelesinde Türkiye’deki iyi örneklerin konuşulduğu “Belediyeler Çalıştayı” düzenlendi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Zehirsiz Sofralar Platformu işbirliği ile yürüttüğü&nbsp;<a href="https://zehirsizkentler.org/" rel="noopener noreferrer" target="_blank">Zehirsiz Kentlere Doğru</a>&nbsp;projesi kapsamında, 12 ve 13 Mayıs 2022 tarihlerinde “Belediyeler Çalıştayı” düzenlendi. Türkiye’nin farklı bölgelerinden belediye temsilcilerinin ve uzmanların katıldığı Çalıştay’da, vektörle mücadelede doğa dostu alternatifler ve bunların uygulanması konusunda bilimsel yaklaşımların, kurumlar arası işbirliğinin ve halkın katılımının önemi ele alındı.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İBB Kasımpaşa Ek Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen Çalıştay’ın ilk gün oturumları, Zehirsiz Sofralar Platformu Koordinatörü Batur Şehirlioğlu ve İBB Sağlık Dairesi Başkanı Dr. Önder Yüksel Eryiğit’in açılış konuşmaları ile başladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Halk sağlığının siyasetten bağımsız bir mesele olduğuna, ulusal ölçekte bir eylem planının benimsenmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Önder Yüksel Eryiğit, İBB’nin vektörle mücadele hizmetleri konusunda şunları aktardı: “Sağlık Dairesi Başkanlığı olarak vektörle mücadelede temel vizyonumuz halk sağlığının vektörlerden olumsuz etkilenmesini engellemek. Kültürel (eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri), fiziksel ve biyolojik mücadeleye önem veriyoruz. Hedefimiz, acil durumlar dışında kimyasal mücadeleyi gündemimizden çıkarmak.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dünyada uygulanan yöntemler ile uyumlu bir şekilde; insana, doğaya ve çevreye saygılı; sürdürülebilir, etkin ve verimli bir vektör mücadelesi üzerine çalıştıklarını belirten Eryiğit, “Vektörle Mücadele Bilim Kurulu’nun önderliğinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Halkın yaşam kalitesini artırmak amacıyla, hastalık taşıyıcıları olan sinek, fare, kene vb. zararlılar için yürüttüğümüz alternatif mücadele hizmetlerimiz diğer belediyeler için de teşvik edici ve yol gösterici bir nitelik taşıyor,” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bilimsel yaklaşımlar ve kültürel mücadelenin önemi&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çalıştay’a “Aedes albopictus: Asya Kaplan Sivrisineği İstilasının İstanbul’da Güncel Durumu ve Mücadelesindeki Bilimsel Yaklaşımlar” başlıklı sunumu ile katılan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kerem Öter, zehirli kimyasallar ile yerel türlerin yok edilmesinin domino etkisi yaratarak geri dönüşü olmayan bir ekolojik zarara neden olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İBB Sağlık Daire Başkanlığı Sağlık ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü Vektörlerle Mücadele Birimi, &nbsp;İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri işbirliği ile oluşturulan ”İstilacı Sivrisinek Türlerine Karşı Eylem Planı” çerçevesinde iki yıldır çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Öter, sözlerine şöyle devam etti: “Küresel bir istila halindeki Asya Kaplan Sivrisineği artık ülkemizin de bir gerçeği. Diğer sivrisineklerden farklı olarak, gün içerisinde aktivitelerini gerçekleştirebilen bu saldırgan tür özellikle insan eliyle yayılıyor ve 22 farklı abrovirüsün potansiyel vektörlüğünü yapıyor. Kısa ve orta vadeli planlar kapsamında, istilacı sivrisinekler ile kimyasal mücadele yapılması herhangi bir başarı sağlamıyor. Bu nedenle bilimsel tabanlı, sürdürülebilir, multidisipliner ve uzun vadeli bir eylem planının ortaya konması gerekiyor. En temel mücadele ise, vatandaşların ve diğer tüm paydaşların bu sürece aktif bir biçimde katılım sağlaması ve bilgilendirilmesi.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">İstanbul, Muğla ve Kadıköy’den belediye temsilcilerinin vektör mücadelesinde kullandıkları doğa dostu uygulamaları ve saha deneyimlerini paylaştığı Çalıştay’da, Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği (BİYOSİDER) Yönetim Kurulu Üyesi Uzm. Dr. Tülin Gönültaş da pestisitler/biyosidal ürünlerin insan sağlığı üzerine etkilerini ve çözüm önerilerini ortaya koydu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Gönültaş, tüm canlılar için ciddi riskler oluşturan pestisit ve biyosidal ürünler için takip sisteminin yeniden düzenlenerek ülke genelinde aktif hale getirilmesi gerektiğine vurgu yaptığı konuşmasında, “Bilimsel araştırmalar ve alınacak tedbirler ile pestisit ve biyosidal ürün kalıntılarının insan ve doğaya, dolayısıyla biyoçeşitliliğe zarar vermeyecek seviyede olmaları sağlanabilir ve kontrol edilebilir ise emniyetli bir kullanım gerçekleştirilmiş olacaktır.” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Zehirsiz Kentlere Doğru adımlar</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Zehirsiz Sofralar Platformu Koordinatörü Batur Şehirlioğlu, doğaya ve onun döngülerine karşı insan eliyle yapılan her müdahalenin sağlık sorunları, çevre felaketleri ve ekonomik kayıplara yol açtığını belirtti: “Çözüm daha fazla kimyasal veya pestisit kullanmakta değil; doğa ile uyumlu yaşamayı öğrenmek, insan merkezci bakış açısını bırakmak, kendimizi doğanın bir parçası olarak tekrar tanımlamak, üretim ve tüketimde doğayı, doğal döngüler ve süreçleri esas alan, onlar ile uyumlu modeller, teknikler, yöntemler ve sistemler geliştirmekte.”&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Dünyada ve Türkiye’de pek çok belediyenin ekolojik ve doğa dostu alternatifler kullanarak zehirsiz kentlerin mümkün olduğunu gösterdiğini söyleyen Şehirlioğlu, yerel yönetimler tarafından ‘Zehirsiz Kentlere Doğru’ atılacak adımları şöyle sıraladı: “Mevcut durum analizinin yapılması, pestisit politikasının oluşturulması ve kararlılık, kademeli geçiş için stratejik eylem planının hazırlanması, denemeler veya pilot projelerin yürütülmesi, kamu farkındalığının yaratılması ve katılımcılığın sağlanması, belediye meclisi üyelerinin siyasi desteğinin alınması.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Çalıştay’ın ilk gün oturumları, Türkiye’deki belediyeler arasında işbirliği ve strateji geliştirme üzerine görüşlerin ve değerlendirmelerin paylaşılması ile sonlandı.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Belediyeler arası işbirlikleri gelişiyor</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Belediyeler, Çalıştay’ın ikinci gününde, İBB Başakşehir Vektörlerle Mücadele Birimi’ni ziyaret ederek Sağlık Dairesi Başkanlığı’nın saha çalışmaları hakkında bilgi edindi.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Vatandaşlardan gelen bildirimlerin ardından personelin sahada tespit etmiş olduğu sivrisinek üreme alanlarına ovitrapler (istilacı sivrisinek türlerinin yumurtalarını bırakabilmesi için uygun tuzaklar) kullanan Vektörle Mücadele Birimi, öncelikle fiziksel ve kültürel mücadele çalışmaları yapıyor. Bu mücadele yöntemlerinin performansının düşük olduğu durumlarda ise biyolojik ve yalnızca sivrisinek larvasını etkileyen bakteri içerikli ürünler kullanılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Sivrisinek mücadelesi için geliştirilen Harita Tabanlı Vektör Kontrol Sistemi’nin (VKS) nasıl kullanıldığını uygulamalı olarak anlatan Sağlık ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü Bilgi İşlem Sorumlusu Selçuk Karabıyık, “Web ve mobil uygulamalar yoluyla erişim sağlamanın mümkün olduğu sistem sayesinde vektörlerin üreme kaynaklarının ve türlerinin tespit edilmesini sağlıyoruz. Böylece hem işgücü hem de zaman kaybını önleyebiliyoruz. Yakın zamanda bu sistemi ilçe belediyelerimiz ile entegre olarak kullanmayı ve ortaklaşa bir hizmet sunmayı hedefliyoruz” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Belediyeler___al____tay__.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 May 2022 08:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/bilimin-rehberliginde-zehirsiz-kentler-mumkun-1652870380.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pestisitler Çiftçileri Zehirliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/pestisitler-ciftcileri-zehirliyor-36142</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/pestisitler-ciftcileri-zehirliyor-36142</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:#434343">Dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) verim elde edebilmek için pestisitlerle her yıl zehirleniyor. Kullandıkları pestisitlerden zehirlenen çiftçilerin ve tarım işçilerinin sayısı dünya genelinde son 30 yılda yaklaşık 15 kat arttı.</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="background-color:white"><span style="color:#3c4043">Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği uyarıyor; Gıdalardaki kalıntı sorunları nedeniyle kanserden endoktronolojik hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununa neden olan pestisitlerden, en çok bu zehirleri uygulayan çiftçiler etkileniyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="background-color:white"><span style="color:#434343">Tarım çalışanları pestisitlerin hazırlanması ve uygulanması sırasında; karıştırma, yükleme, püskürtme, ekipman temizleme ve bakım, ayıklama ve toplama sırasında pestisit uygulanmış ürünlere temasla pestisitlere maruz kalıyor. Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’a göre “Çeşitli pestisitlerin zehirli etkisi tarımsal üretim yapılan bir alana atıldığında kimisinin 3 gün, kiminin 30 gün, kimininki 3 ay olmak üzere orada devam ediyor. Önemli bir kısmı çevreye yayılıyor. Bilimsel çalışmalara göre, birim alana atılan pestisitlerin %95’i &nbsp;hava olayları, yağış, sulama vs. gibi faktörlerle atıldığı bölgenin dışına taşınıyor.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="background-color:white"><span style="color:#434343">Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın 41 pestisit etken maddesinin çiftçi sağlığı, tarım işçisi sağlığı, çocuk sağlığı için çok tehlikeli olduğuna ilişkin yaptığı çalışmaya göre; &nbsp;13 etken madde çiftçiler ve tarım işçileri için çok zararlı. &nbsp;İnsan ve hayvan bedeninin birçok işlevini hormon sistemi düzenlediği için, hormonal sistem bozucu pestisitler sağlığı &nbsp;pek çok açıdan etkiliyor.&nbsp;</span><span style="color:#3c4043">Çiftçiler bu tür pestisitlere maruz kaldıkları her an; hormonla ilişkili kanser türleri (prostat, testis, meme), metabolizma bozuklukları (obezite, diyabet), üreme fonksiyonu bozuklukları (doğurganlığın azalması, çocuklarda cinsiyet gelişim bozukluğu, örneğin erken ergenlik), kalp ve damar hastalıkları, zihin ve davranış bozuklukları gibi ciddi hastalık riskleriyle karşı karşıya.&nbsp;</span><span style="color:#434343">Hormonal sistem bozucu pestisitler, özellikle çocuklar ve anne karnındaki bebekler için daha tehlikeli.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:black">Dünyadaki çiftçi ölümleri ve davalar</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Tarım, dünya çapında ekonomik olarak istikrarsız bir endüstri. Özellikle de Hindistan’da bu istikrarsızlık her anlamda dramatik şekilde kendini gösteriyor. Çiftçiler borçlar, çevresel bozulma ve pestisitlere maruz kalmaya bağlı aşırı kanser oranları nedeniyle yıkıcı baskılarla karşı karşıya kalıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Bazı durumlarda, çiftçiler tarım kimyasalları ve sentetik gübrelere bağlı hastalıklar nedeniyle topraklarını işleyemiyor. Çok uluslu şirketlere karşı köklü savaşlarla uğraşıyor, her yıl kredi almak zorunda kalıyorlar. Kullanılan tarım zehirlerinin topraktaki canlılığın ölmesine ve suların kirlenmesine neden olması da çiftçileri zor durumda bırakıyor.&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="background-color:white"><span style="color:black">BMC Public Health adlı hakemli dergide yayımlanan yeni bir&nbsp;</span></span><span style="color:#1c2b28"><a href="https://bmcpublichealth.biomedcentral.com/articles/10.1186/s12889-020-09939-0" style="color:blue; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="background-color:white"><span style="color:black">araştırma</span></span></a><span style="color:black">ya göre,&nbsp;</span><span style="background-color:white">dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) her yıl zehirleniyor. 141 ülkeye ait verilerin incelendiği araştırmada pestisit zehirlenmelerinin yol açtığı ölüm sayısı ise yılda yaklaşık 11 bin olarak veriliyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Kasım 2021’de, Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Enstitüsü (<em>The National Institute of Health and Medicine Research - Inserm</em>), 5.300 bilimsel çalışmaya dayanarak yaptığı açıklamada, pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalan yetişkinler ile dört patolojik durum arasında güçlü bağlantıların olasılığını teyit ediyor: Hodgkins-dışı lenfoma (NHL), multipl miyelom, prostat kanseri ve Parkinson’s hastalığı. Pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalmak ile iki diğer hastalık arasında güçlü bağlantılar olabileceğini de vurguluyor: bilişsel bozukluklar ve kronik obstruktif akciğer hastalığı / kronik bronşit.&nbsp;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Pestisit kullanımı sonucu oluşan insan ve çevre sağlığına yönelik zararların tazmini genelde mümkün olmuyor. Çünkü, oluşan sağlık ya da çevre zararı ile pestisit kullanımı arasındaki bağlantıyı bilimsel olarak göstermek çok zor. Bu zorluk, yargı süreçlerinde şirketler lehine bir durum oluştursa da, pestisitlere maruz kaldıkları için kanser hastalığına yakalanan kişilerin üretici şirketlere açtıkları tazminat davalarını kazandıkları örnekler de mevcut. Örneğin, ABD’de Dewayne Johnson’ın, Monsanto şirketine açtığı ve 2018 yılında karara bağlanan dava ile Alva ve Alberta Pilliod çiftinin Monsanto-Bayer şirketine açtığı ve 2019 yılında karara bağlanan davada, ot öldürücü&nbsp;<em>glifosat*&nbsp;</em>isimli tarım zehrini üreten şirketler yüz milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum edildi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><strong><span style="color:black">Türkiye’de durum</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="background-color:white"><span style="color:#434343">Çukurova Üniversitesi’nde Dr. Saliha Çelik tarafından yapılan bir&nbsp;</span></span><span style="color:#1c2b28"><a href="https://zehirsizsofralar.org/wp-content/uploads/2020/08/tar%C4%B1m-i%C5%9F%C3%A7ilerinde-pestisit.pdf?fbclid=IwAR0kVFaUvx0HRXhZ_v69mp8ufEtrSw-uIzj9gA5I61hUzEjoEo9mL1TAooc" style="color:blue; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="background-color:white"><span style="color:#434343">araştırmada</span></span></a><span style="background-color:white"><span style="color:#434343">, Adana Ceyhan’daki 66 tarım işçisi ve çiftçiden saç ve kan örnekleri alındı. Kontrol grubu olarak tarımla ilgisi olmayan 66 kişi de bu araştırmaya dahil edildi. Sonuçlara göre: Çiftçilerin hepsinin saçında ve &nbsp;%94’ünün kanında en az 1 tarım zehiri var. Kontrol grubundaki tarımla ilgisi olmayan 66 kişiden 55’inin saçında, 52’sinin kanında pestisit var. Bu sonuç, sadece pestisit kullanan çiftçilerin değil, bu ürünleri tüketenlerin de etkilendiğini gösteriyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="background-color:white"><span style="color:#434343">Hem çiftçi ve tarım işçilerinin sağlığını korumak, hem de pestisit kullanılan ürünleri tüketen toplumun sağlığını korumak için pestisit kullanımını azaltmaya yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="color:black">İş Güvenliği Uzmanları Derneği’nden Hakan Göçer şöyle aktarıyor: “6331 İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu tarım işçilerinin sağlık gözetimlerini zorunlu tutuyor. Tarım işçileri bu kanun ile koruma altında. Ancak kendi adına çalışan çiftçiler bu kanunun dışında tutuluyor. Çiftçinin kendi sağlık gözetimini yapması gerekiyor. Bilgi yetersizliği nedeni ile bu çiftçilerde maruziyet fazla oluyor. Tarım çalışanlarının pestisitlere kronik maruz kalması, &nbsp;Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından meslek hastalığı olarak tanımlanıyor. İşgöremezlik ve&nbsp;</span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">maluliyet tazminatı&nbsp;</span></span><span style="color:black">&nbsp;şeklinde haklar veriliyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Ancak meslek &nbsp;hastalıklarına ülkemizde hekimler tarafından teşhis konulmasında problemler yaşanıyor. Hekimin hastanın ne işle uğraştığını sormaması nedeni ile uzun süre meslek hastalığı tanısı atlanıyor. Kendi namına çalışan işçilerin koruma tedbirlerinin kendisinden beklenmesi buradaki maruziyeti artırmaktadır. Bu konuda mevzuat düzenlemesine, eğitimler ve sertifikasyon programlarına ihtiyaç var.”</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 May 2022 12:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/pestisitler-ciftcileri-zehirliyor-1652521454.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Besin Alerjisi Farkındalık Haftası Başladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/besin-alerjisi-farkindalik-haftasi-basladi-36113</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/besin-alerjisi-farkindalik-haftasi-basladi-36113</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Her yıl, 8- 14 Mayıs tarihleri Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası olarak kutlanıyor. Besin Alerjisi Derneği bu farkındalığı sağlamak amacıyla bir dizi etkinlik yaparak, besin alerjisi farkındalığını arttırmayı hedefliyor.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Besin Alerjisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet AKÇAY,&nbsp;çok az yenmesine rağmen, gıda tüketildikten hemen sonra ortaya çıkan ve genellikle dakikalar içinde müdahale edilmesi gereken besin alerjisinin önemine dikkat çekti. Besin alerjisinin anafilaksi gibi hayati tehlikelere sebep olabilecek alerjik reaksiyonlara neden olduğunu belirtti. Alerjik belirtileri arasında, kusma, mide krampları, kurdeşen, nefes darlığı, hırıltı, tekrarlayan öksürük, yutma güçlüğü, şok ve dolaşım çökmesi, zayıf nabız, soluk veya mavi cilt rengi, dilde şişme, baş dönmesi, baygınlık hissinin yer aldığını söyledi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Her yıl, 8- 14 Mayıs tarihlerinin Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası olarak kutlandığını, bu yıl&nbsp;Şişli Belediyesinin&nbsp;organizasyonu ile&nbsp;13 Mayıs Cuma günü, Özgecan Aslan Konferans Salonunda farkındalık semineri vereceklerini&nbsp;ve besin alerjilerinde alerjik şok (Anafilaksi) hakkında konuşacağını söyleyen&nbsp;Başkan AKÇAY,&nbsp;tüm halkı ücretsiz yapacakları etkinliğe davet etti.&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Seminerde ayrıca&nbsp;Besin Alerjisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay&nbsp;çocuklarda besin alerjisi konusunu anlatacak. Konuşmacılar arasında yer alan İstanbul Alerji doktorlarından; yetişkinlerde besin alerjisinin önemini&nbsp;Yetişkin Alerji Doktoru&nbsp;<em>Dr. Ramazan Ersoy,</em>&nbsp;besin alerjisi ve besin intoleransı arasındaki farkı&nbsp;Yetişkin Alerji Doktoru&nbsp;<em>Dr. Kadriye Terzioğlu</em>, besin alerjilerinde tıbbi beslenmeyi&nbsp;Alerji Diyetisyeni Ecem Tuğba Özkan, besin alerjisine sahip özel durumu olan çocuklarda beslenmeyi Alerji&nbsp;Diyetisyeni Aysu Onur&nbsp;anlatıyor olacak.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 May 2022 11:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/besin-alerjisi-farkindalik-haftasi-basladi-1652274766.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sarı Kantaron Yağının 9 Faydasını Biliyor Musunuz?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sari-kantaron-yaginin-9-faydasini-biliyor-musunuz-36081</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/sari-kantaron-yaginin-9-faydasini-biliyor-musunuz-36081</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Dünyada ve ülkemizde sarı çiçekleriyle bilinen sarı kantaron, ılıman ve tropik iklim bölgelerinde kendiliğinden yetişiyor. Türkiye’deki her iklim bölgesinde yetişebilen sarı kantaron; Anadolu’da binbirdelikotu, kılıçotu, kanotu, yaraotu, kuzukıran olarak biliniyor. Sarı kantaron yağı, cilt sorunlarından sindirim sistemi kaynaklı birçok problem için kullanılıyor. Nemlendirici özelliği nedeniyle saçlı ve saçsız deriye uygulandığında cilde daha parlak ve canlı bir görünüm sağlarken, düzenli olarak küçük miktarlarda içildiğinde mide ve bağırsak sorunlarına iyi geliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, sarı kantaron bitkisi ve sarı kantaron yağının kullanım alanları hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sarı kantaron nasıl bitkidir?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Latince adı ‘Hypericum perforatum’ olan sarı kantaron bitkisi, ‘Hyperaceae’ familyasındandır. &nbsp;Dünyadaki ılıman ve tropik iklim bölgelerinde kendiliğinden yetişen sarı kantaron, çok yıllık otsu bir bitki olarak bilinmektedir. Uzunluğu 70-90 santimetreye kadar çıkan bitki, çok dallanan kökleri ile kendi familyasındaki bitkilerden ayrılmaktadır. Çiçekleri umbella olup, dalların ucunda bulunur. Sarı renkli çiçeklerde 5 adet taç yaprağı, 5 adet çanak ve üç demet şeklinde erkek organlar (stamenler) bulunur. Sarı kantaron bitkisindeki etken maddenin yaklaşık % 90’ı, çiçek bölümündedir. Bunun için tamamlayıcı tıp alanında bitkinin çiçek bölümü kullanılmaktadır.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sarı kantaron nerede yetişir?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Türkiye’de 96, dünyada 400 ve Avrupa’da 10 türü olan sarı kantaron; Asya, Avrupa, Avustralya ve Amerika kıtasının bir bölümünde yetişmektedir. Türkiye’de ise başta Ege Bölgesi ve Akdeniz olmak üzere iç bölgelerde de yetişmektedir. Dünyadaki sarı kantaron türünün 46’sı yetiştiği bölgenin&nbsp;iklimsel veya bölgenin yapısına göre şekillenmiştir. Yani endemik olan sarı kantaron,&nbsp;Batı Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da kendiliğinden yetişebilmektedir. Sarı kantaron bitkisi dünyanın ılıman ve tropikal bölgelerindeki yol kenarlarında, akarsu kenarlarında, kalkerli arazilerde, ormanlarda, bataklık ve sahillerde, kayalık bölgeler ile ekim yapılmamış arazilerde kendiliğinden yetişmektedir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sarı kantaron yağı neye iyi gelir?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yapılan araştırmalarda sarı kantaron yağının güneş yanıkları, yaralar, cilt üzerindeki yüzeysel morluklara iyi geldiği belirlenmiştir. Ayrıca ülser gibi mide bağırsak sorunlarında da kullanılmaktadır. Naftodiantronlar (hiperisin) ve fluroglisinoller gibi antioksidan, antienflamatuar, antikanser ve antimikrobiyal içermesi nedeniyle sarı kantaronun yara iyileştirici ve ağrı kesici etkisi de bulunmaktadır. Özellikle piyasada satılan preparatlarının ise siyatiğe ve zehirli hayvan ısırıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Tarihsel süreçte ise Eski Yunan ve Roma dönemlerine ait kaynaklarda sarı kantaron, akciğer, mide, bağırsak, böbrek ve idrar yollarının kronik hastalıklarında, gece idrarını kaçıran çocukların tedavisinde ve antimikrobiyel olarak kullanılmıştır. Özellikle yatalak hastalarda oluşan bası yaralarının tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir. Antik çağlardan günümüze kadar sarı kantaron, nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Halk arasında başağrısı, hidrofobi, menopo, hipokondriyazis, nevralji, koksalji, tetani, paraliz ve spatik paraliz ile boyun tutulması, omurilik hastalıkları, spinal konvülziyon, spinal irritasyon gibi bazı nörolojik rahatsızlıklarda da kullanıldığı bilinmektedir. Türkiye’de ise çeşitli hastalıklara karşı etnomedikal kullanımı söz konusu olsa da, ağır hastalıkların tedavisinde kullanılmaması gerekir. Özellikle kanser hastalarını hayatta tutacak esas tedaviyi öteleyen bu tür bitkilerin kullanılması çok etik değildir. Ülkemizde halk arasında yüzyıllardır soğuk algınlığına, şeker hastalığına, ülsere, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına, karaciğere, sarılığa ve safra kanalı sorunlarına karşı kullanılmaktadır. Ayrıca bitkinin % 1’lik infüzyonundan hazırlanan karışımları kullananlarda bağırsak parazitlerinin düştüğü tespit edilmiştir. &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sarı kantaron yağı zayıflatır mı?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sarı kantaron yağı kilo vermeye yardımcı olmakta, bunun için de idrar söktürücü özelliğinden faydalanılmaktadır. Her gün belirli miktarda kullanılması gerekmektedir. Ancak uzun süreli kullanımının uygun olmadığı belirlenmiştir. Bağırsak sorunlarına iyi gelen sarı kantaron yağı kabızlığın giderilmesinde etkilidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sarı kantaron yağının faydaları nelerdir?</strong></span></p>

<ol>
	<li><span style="font-size:16px">Depresyona bağlı belirtilerin hafiflemesini sağlamaktadır. Hafif ve orta dereceli depresyon tedavileri için kullanılabilmektedir.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Kaygıyı azaltarak rahatlama sağlamaktadır. Vücudu gevşetici etkisi olduğu için kaygı belirtilerini azaltarak atakların önüne geçmektedir.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Menopoza bağlı belirtilerin azalmasını sağlamaktadır. İşlenmiş bir yağ olmayan sarı kantaron yağı, &nbsp;gönül rahatlığıyla kullanılabilir. Menopozun belirtilerinden olan sıcak basması sorununu ortadan kaldıran sarı kantaron yağı, bu dönemde ortaya çıkan duygu durumların düzeltilmesine yardımcı olabilmektedir.&nbsp;</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Adet öncesi sendromu (PMS) sancılarını hafifletmekte ve kan sulandırma gibi yan etkiler göstermemektedir.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Mevsimsel duygu durum bozukluğu yaşayanların kaygısını azaltmaktadır.&nbsp;</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Sigara bırakma konusunda yardımcı bir bitkidir.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Viral enfeksiyonların tedavisinde doğal bir ilaç olarak verilmektedir.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Cildin nemlendirilmesini sağlamakta ve cildi güneşin zararlı ışınlarından korumaktadır.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Mide rahatsızlıklarında da kullanılmakta; migren, baş ağrısı ve siyatiğe iyi geldiği düşünülmektedir.</span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sarı kantaron yağı ne sıklıkla kullanılır?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sarı kantaron yağının tavsiye edilen maksimum kullanım sıklığı, günde bir kez olmalıdır.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Kantaron yağı çok sık kullanıldığında, ciltteki yağ yani sebum dengesini bozabilmektedir. Sebum ciltteki yağ bezleri tarafından salgılanan bir cilt sıvısıdır. Cilt ve saçlı derinin kuruyarak zarar görmemesini sağlayan sebum, derinin dış etkenlere karşı dayanıklılığını artırmaktır. Cilt eğer hassas ve alerjik reaksiyonlara yatkınsa, kantaron yağı haftada 1-2 günden daha sık kullanılmamalıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sarı kantaron yağı içildiğinde nasıl bir etkisi vardır?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sarı kantaron yağı eğer içilecekse miktarın günde 1 çay kaşığını geçmemesi gerekir. Bu bir çay kaşığı kantaron yağı doğrudan içilebileceği gibi ılık suya da eklenerek tüketilebilir. Günde bir çay kaşığı içilen sarı kantaron yağının şişkinlik, kabızlık ve gaz sancıları ile mide rahatsızlıklarını önlediği, gastrite bağlı ağrıları azalttığı belirlenmiştir.&nbsp;Akne, e<a href="https://www.memorial.com.tr/hastaliklar/egzama-nedir-egzama-nasil-gecer" rel="noopener noreferrer" target="_blank">g</a>zama&nbsp; ve sivilceler&nbsp;ile hemoroid, boğaz, yutak, deri ve mukoza zarının iltihaplanmasına neden olan bakteriyel ve viral enfeksiyonların tedavisinde etkili olduğu düşünülmektedir. &nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Sarı kantaron yağı vücutta nerelere sürülür?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Hücre yenileme özelliği sayesinde yüzdeki yara izlerinin ve sivilcelerin yok edilmesinde kullanılmaktadır. Düzenli olarak kullanılan sarı kantaron yağı cildi yenilemekte ve cilde daha sağlıklı görünüm kazandırmaktadır. Özellikle yanık nedeniyle oluşan ağrı hissini çok hızlı bir şekilde azaltmaktadır. Ayrıca ergenlikte ortaya çıkan akne oluşumu çoğu zaman büyük bir problem haline dönüşmektedir. Akne ciltte gözeneklerin tıkanma ve iltihaplanması olarak ortaya çıkar. Bu süreçte mevcut aknelere karşı antibakteriyel özelliklere sahip olan sarı kantaron yağı sürülerek aknenin kuruması sağlanmaktadır. Temizlenmiş cilde sabah ve akşam sarı kantaron yağı sürülmeli ve bir süre sonra durulanmalıdır. Nemlendirici etkisi nedeniyle sarı kantaron yağı, cilde sürüldüğünde bir süre sonra cilt nefes almaya başlayacak ve daha parlak bir görünüme kavuşacaktır. &nbsp;Ancak çok fazla yan etkisi olmamasına rağmen çok yoğun kullanılması tavsiye edilmemektedir. Geceleri yıkanarak temizlenmiş cilde pamukla ya da parmak uçları ile masaj yaparak sürülmesi gerekir.&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 May 2022 10:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/sari-kantaron-yaginin-9-faydasini-biliyor-musunuz-1651754215.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda Şeker Tüketimine Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bayramda-seker-tuketimine-dikkat-36077</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bayramda-seker-tuketimine-dikkat-36077</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan Bayramı’nda yağlı, ağır hamur işleri, şeker, şerbetli ve çikolatalı gıdaları fazla tüketmek, sindirim sistemi sorunlarının yanında, kan şekerinin hızlı yükselmesine sebep olup, diyabet hastaları için ciddi tehlike oluşturmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan Bayramı sürecinde en sık görülen klinik vaka sıralamasının başında aşırı tatlı, şeker alımı ve ramazan ayının bitme etkisiyle vücuda yüksek oranda gıda alımından kaynaklı mide krampları yer almaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerji Diyetisyeni Ecem Tuğba Özkan, “Ramazan Bayramı’nda aşırı tüketilen şekerli ve ağır besinler tansiyon ve kan şekerini yükseltir. Bayram misafirliklerinde tatlı ikramını reddetmek zor olabilir. Fakat normalden fazla tüketilen şekerli gıdalar, bir anda kan şekerini yükseltebilir. Özellikle diyabet hastaları şeker koması tehlikesi altında olabilirler” dedi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeker Tüketimi Damarları Tıkıyor!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beyaz şeker, yapılan tatlıların ham maddesini oluşturuyor. Esmer şeker, mısır şurubu, tatlandırıcılar ya da sofra şekeri içeren ürünler kalp yetmezliği başta olmak üzere hipertansiyona, tıkanmış damarlara ve başka kalp hastalıklarına sebebiyet verebilir. Şeker tüketimi damar tıkanıklığına yol açtığı için bu maddenin tüketilmesinde çok dikkatli olmak gerekiyor. Orucun bitmesiyle başlayacak olan Ramazan Bayramı’nda börek, pasta, baklava benzeri hamur işleri başta olmak üzere yüksek şeker oranına sahip yiyecekler aşırıya kaçmadan tüketilmeli ve gerektiğinde muadili olarak doğal şeker içeren meyveler tercih edilmelidir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramda Midenizi Yormayın!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyetisyen Ecem Tuğba Özkan: “Ramazan ayı boyunca vücut bir yeme düzenine alışıyor. Tıpkı orucun ilk günlerindeki gibi vücudun beslenme düzeni değişikliğine alışabilmesi adına zamana ihtiyacı var. Yüksek tansiyon başta olmak üzere; reflü, yüksek şeker gibi büyük sağlık problemlerinin ortaya çıkmaması adına ilk günler porsiyon konusunda çok daha dikkatli olmakta yarar var” dedi. Ve ekledi: “ Tatlılar, hamur işleri, kızartmalar benzeri sağlığa zararlı yiyecekler sindirim sistemine zarar verebiliyor. Bu gıdalar yerine peynir, yumurta, tam buğday ekmeği gibi besinlerin tüketilmesi; mideyi yormadan güne sağlıklı başlangıcı ve daha dinç ve zinde bir metabolizmanın önünü açacaktır” şeklinde açıkladı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeker Kanseri Tetikliyor!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramların geleneksel yiyecekleri arasında tatlılar yer alır. Tatlının içerisinde yer alan şeker&nbsp;vücuda alındığında, insan beyni haz duyusunu ortaya çıkaran dopamin hormonunu salgılanır.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İnsan bedeni şeker yedikçe daha çok tüketmek ister. Bu durum şeker maddesine karşı bağımlılığa neden olur. Diyetisyen Ecem Tuğba Özkan, şekerin kalp hastalığı, böbrek hastalıkları hatta kanser riskini ortaya çıkarttığını ve ciddi hastalıklarla bağlantılı olduğunu söyledi. Şerbetli ve hamurlu tatlılar yerine yoğurtlu, hafif ve sütlü tatlılar, şeker yerine bal ya da pekmezle yapılmış kekler, tatlandırıcılar yerine meyveli tatlılar tercih edilebileceğini belirterek, rafine şekerin insan vücudunun bağışıklık sistemini zayıflatan, baskılayan gıdalar arasında olduğu bilgisini verdi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tam Buğday Unla Yapılmış Krep = Börek</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Börek yerine tam buğday unuyla yapılmış sebzeli krepler daha sağlıklı bir tercih olabilir. Karnabahar kısırı da bulgurdan yapılana göre çok daha faydalı. Karnabaharı robottan geçirdikten sonra çok az yağlı tavada biraz yumuşayana kadar çevirin. Sonra salça, taze soğan ve maydanoz gibi sebzelerle birleştirebilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yemekten Bir Saat Sonra Çay Kahve Tüketin!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çay-kahve gibi sıvı içecekler, yemek yedikten 1 saat sonrasında tüketilmelidir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gün içerisinde şekersiz ve çok demli olmayacak şekilde 6 bardak çay tüketilebilir. Kahve tüketiminde ise 3 fincan yeterlidir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gün sonunda sindirim sisteminin rahatlatması adına rezene, papatya ya da rezene çayları tüketilebilir. Şekerli ve asitli içeceklerden kaçınılması, şeker oranı az kompostolardan veya limonata tüketilebilir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramda Çocuklara Şeker Sınırlandırılmalı!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayram misafirlikleri esnasında tüketilen hamur, şeker, çikolata ve gazlı içeceklerin çocukların sağlığını ve beslenme rutininde olumsuz etkiler bıraktığını aktaran Diyetisyen Ecem Tuğba Özkan “Bayram ziyaretlerinde çikolata ve şekerlemelerin sık tüketilmesi, çocuklarda sinirlilik, bağımlılık, huzursuzluk ve hiperaktiviteye neden olacağı gibi obeziteye de zemin hazırlar. Misafirliklerde ısrarcı ikram tutumu, aileleriyle beraber çocukları da zor duruma sokmakta ve çocukların aşırı yeme eğilimine sürüklenmesine sebep olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu sebeple çocuklar şeker tüketirken birkaç parça şeker ya da çikolata ile sınırlandırılması faydalı olacaktır” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Asitli Yerine Taze Sıkılmış İçecekler İçin!</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramda tüketilen içeceklerin de en az yiyecekler kadar kontrollü tüketilmesi gerektiğini aktaran Diyetisyen Ecem Tuğba Özkan, “Bayram sürecinde şeker içeriği yüksek, gazlı ve şekerli içeceklerden ziyade ev yapımı meyve çayları, sade maden suları, kefir, bitki çayları, meyve suları benzeri içecekler ikram edilebilir. Kahve ve çayların şekeriz tüketilmesiyle gereksiz şeker alımının önüne geçilebilir. Yüksek tansiyon, diyabet, kalp ve damar hastalıklarına sahip bireyler uyguladıkları beslenme düzenine bayram süresince de devam etmelidir. Diyabet hastalarının özellikle hassas olması gerektiğinin altını çizen Diyetisyen Ecem Tuğba Özkan, “İnsülin kullanan hastalar tedavilerine devam etmeli ve şeker hastalığıyla alakalı ilaçlarını aksatmamalı. Bayram sürecinde uygulanan düzenli egzersizler de ihmal edilmemeli, şeker hastaları kan şeker değerlerini kontrol altında tutulmalıdır” şeklinde ekledi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 May 2022 10:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/bayramda-seker-tuketimine-dikkat-1651582908.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanların ve köpeklerin ortak hastalığı: Leishmaniasis</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/insanlarin-ve-kopeklerin-ortak-hastaligi-leishmaniasis-36041</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/insanlarin-ve-kopeklerin-ortak-hastaligi-leishmaniasis-36041</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de halk sağlığı sorunu olarak ele alınan zoonotik hastalıklar, hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar olarak tanımlanıyor. Zoonotik özellik taşıyan hastalıkların insanlara bulaşı, enfekte hayvanlara doğrudan veya dolaylı temas sonucu gerçekleşiyor. Aynı zamanda hastalık; pire, kene, kum sineği gibi vektörlerle de insanlara taşınabiliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Günümüzde en sık rastlanan zoonoz hastalıklardan biri de şark çıbanı olarak da bilinen leishmaniasis. Leishmania cinsinde yer alan farklı türdeki tek hücreli parazitlerin yol açtığı bir hastalık olan olan leishmaniasis, halk arasında yakarca veya tatarcık olarak da adlandırılan, kan emen dişi kum sineği tarafından taşınıyor ve bulaştırılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Veteriner hekimler, insan ve köpekgillerde (köpek, tilki, çakal, kurt vb.) görülen leishmaniasis’in farkındalığı, tedavi ve korunma yöntemleri konusunda hem Bakanlık nezdinde hem de sivil toplum örgütleri tarafında önemli projeler gerçekleştiriyor. Bu kapsamda yapılan çalışmalardan sonuncusu, Belediye Veteriner Hekimler Derneği, Türkiye Parazitoloji Derneği ve Ege Üniversitesi iş birliğinde, MSD Hayvan Sağlığı ve Yeniçağ Veteriner Ecza Deposu katkılarıyla İzmir’de gerçekleşti. Leishmaniasis hastalığı hakkında, güncel bilgilerin aktarıldığı toplantıda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yusuf Özbel, Prof. Dr. Seray Töz, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden Doç. Dr. Mehmet Gültekin, Dr. Metin Pekağırbaş ve Belediye Veteriner Hekimler Derneği Üyesi Veteriner Hekim Duygu Aküzüm konuşmacı olarak katıldı. Zoonozlar ile mücadelenin “multidisipliner” bir yaklaşım gerektirdiği vurgulanan ve “Tek Sağlık” yaklaşımı çerçevesinde gerçekleştirilen toplantıda insan ve hayvan sağlığı ile ilgilenen bilim insanları yer aldı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Hastalığı kum sineği olarak bilinen tatarcıklar taşıyor</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Gözle görülmesi zor olan kum sineği üzerinden bulaşan leishmaniasis’in Türkiye’de insanlarda iki klinik tipi görülüyor. Halk arasında şark çıbanı olarak da bilinen deri leishmaniasis’i ve kala-azar olarak bilinen iç organlar leishmaniasis’i. Şark çıbanı tedavisiz de kendiliğinden iyileşebilen ama kalıcı iz bırakan bir deri hastalığı. Ancak daha çok çocuklarda görülen kala-azar, tedavi edilmediği durumlarda ölüme dahi neden olabiliyor. Köpekler ve diğer köpekgillerde meydana gelen hastalığa ise kanin leishmaniasis adı veriliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Türkiye’de her iki hastalığı da yapan kum sineği türleri hemen her bölgede bulunuyor. Hastalar ve paraziti taşıyan köpeklerin de şimdiye dek çalışma yapılan illerin hepsinde bulunduğunun kanıtlanması, her iki hastalık açısından da Türkiye’nin yüksek riskli ülkeler arasında gösterilmesine neden oluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Leismaniasis sinsi ilerleyen bir hastalık</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Kuluçka belirtilerinden sonra enfeksiyon dönemi genellikle birkaç yıla yayılabiliyor. Köpeklerde, vücudun her yerine, neredeyse çoğu organa yayılabiliyor. Bu hastalıkla enfekte olmuş köpeklerde, dermatolojik bulgular ile tüm viseral veya sistemik hastalık görülüyor. Köpeklerde leishmaniasis hastalığının tedavi süreçleri belirlenirken köpekte yol açtığı şikayetler dikkate alınarak alternatif tedaviler uygulanabiliyor. Bu hastalık, zamanında ve doğru tedavi edildiğinde başarılı bir şekilde yönetilebilir bir hal alıyor. Bu nedenle köpeklerin düzenli olarak veteriner hekim muayenelerine götürülmesi ve genel sağlık kontrollerinin düzenli yapılmasının altı çiziliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><strong>Leishmanisasis’ten korunmak mümkün</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px">Tedavilerin mümkün olmasına karşın zahmetli ve maliyetli olması diğer taraftan da bir süre sonra nükslerin yaşanma ihtimali sebebiyle leishmaniasis’e karşı önleyici tedbirler almak hem insanların hem de köpeklerin ortak sağlığı için daha önemli hale geliyor. Hastalığa karşı etkin korunma yöntemleri bulunuyor. Örneğin; ilgili parazitlere karşı kovucu, beslenme önleyici, felç edici ve öldürücü özellikleriyle köpeklerin kum sineği ısırıklarından uzun süreli korunmalarını sağlayan parazit tasmalarını takmaları da öneriliyor. Koruyucu tasmalar hem köpeklerin hem de aile üyelerinin sağlığını koruyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/VETE.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Georgia,serif"><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/VETE.jpg" style="height:400px; width:600px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Apr 2022 09:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/04/insanlarin-ve-kopeklerin-ortak-hastaligi-leishmaniasis-1650980359.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Salmonella’dan korunmak mümkün mü?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/salmonelladan-korunmak-mumkun-mu-36020</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/salmonelladan-korunmak-mumkun-mu-36020</guid>
                <description><![CDATA[Son günlerde bazı gıda ürünlerinde rastlanan Salmonella bakterisi endişe vermeye devam ediyor. Salmonella bakterisinin 2 bin tane alt tipi olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, insanlarda tifo, yumuşak doku ve solunum yolu enfeksiyonu gibi rahatsızlıklar oluşturabildiğini ifade ediyor. Dr. Songül Özer, Salmonella’nın toplumda yaygın karın ağrısı ve ishal atakları ile seyreden besin zehirlenmesi salgınları da yapabildiğine, belirtilerin ise gıda alındıktan 8-48 saat sonra görülmeye başladığına dikkat çekiyor. Özer, Salmonella’dan korunmak için kaynağı belli olmayan gıdaların tüketilmemesini, çiğ yenilecek gıdaların iyice yıkanmasını, kaynağı belli ve güvenilir olan içme sularının tercih edilmesini tavsiye ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi&nbsp;Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, son günlerde gündemde olan Salmonella bakterisi hakkında çok önemli açıklamalarda bulundu ve tavsiyelerini paylaştı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Uzun süre canlı kalabiliyorlar</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong>Salmonelloz hastalığının Salmonella adı ile Enterobacterales isimli bakteri ailesinin üyesi olan bir bakteri grubu tarafından oluşturulan hastalık olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, “Salmonella’lar doğada, evcil ve vahşi hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, böceklerin sindirim sisteminde yaygın olarak bulunuyorlar. Sporsuz, hareketli, çubuk şeklinde, ısı ve kuruluğa duyarlı, gün ışığından uzak nemli ortamlarda, lağım sularında ve toprakta uzun süre canlı kalabilen bakterilerdir. Soğuğa dirençlidirler ve liyofilize edilerek yıllarca canlı kalabiliyorlar.” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Salmonella birçok rahatsızlığa yol açabiliyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong>Salmonella bakterilerinin yaklaşık 2 bin tane alt tipi olduğuna dikkat çeken Dr. Songül Özer, “Bu bakterinin insanda hastalık yapan ve en iyi bilinenleri Salmonella typhi, Salmonella paratyphi, Salmonella enteritidis, Salmonella cholerasuis’dir. İnsanlarda tifo, paratifo, gastroenterit, yumuşak doku enfeksiyonları, lokal organ apseleri, karın içi enfeksiyonlar, kemik ve eklem enfeksiyonları, solunum yolu enfeksiyonları, endokardit ve bakteriyemi oluşturabiliyorlar.” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Salmonella işte bu yollarla bulaşıyor…</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dr. Songül Özer, toplumda yaygın karın ağrısı ve ishal atakları ile seyreden besin zehirlenmesi salgınları da yapabilen Salmonella’ların en sık gerçekleşen bulaş şekillerini şöyle paylaştı:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- İnsan ve hayvan dışkı ve idrarlarının kaynak sularına karışması ile,</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- Bakterilerle kirlenmiş olan suların kaynatılmadan içilmesi ve kullanılması ile,</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- Salmonella taşıyan hayvanların etlerinin, yumurtalarının, süt ve süt ürünlerinin iyi pişirilmeden yenmesi ile,&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- İçme ve kullanma sularının yeterince klorlanarak temizlenmeden tüketilmesi ile,</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- Bakteriyle kirlenmiş sebze ve meyvelerin iyice yıkanmadan, pişirilmeden tüketilmesi ile,</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- Pastörize edilmemiş süt veya meyve suları ve kaynağı belli olmayan, kaynatılmadan yapılan veya bekletilmeden tüketilen peynir ile,</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- Özellikle yılan, kaplumbağa, kertenkele gibi sürüngenler, kurbağalar, kuşlar ve civciv gibi evcil hayvanlar ile temastan sonra ellerin iyice yıkanmaması ile,&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- Hasta kümes hayvanları ile temastan sonra ve&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">- Hasta insanlardan diğer insanlara da bulaşabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>8-48 sat sonra belirti vermeye başlıyor</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Salmonella bakterisi ile meydana gelen besin zehirlenmesinin bulaştırıcı olan gıdanın alınmasından yaklaşık 8-48 saat sonra belirti vermeye başladığını vurgulayan Dr. Songül Özer, sözlerine şöyle devam etti:&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">“Sıklıkla, karın ağrısı, karında kramplar, yüksek ateş, mide bulantısı, kusma ve ishal şikayetleri görülüyor. Hastalık genellikle 2-5 gün içinde iyileşiyor ancak nadiren bazı insanlarda şikayetler birkaç hafta sürebiliyor. Hastalığın tedavisinde antibiyotiklerle birlikte, kusma ve ishal ile kaybedilen sıvının takviye edilmesi yeterli oluyor<strong>.&nbsp;</strong>Genellikle ölümle sonuçlanmayan ve kısa sürede iyileşme görülen bu hastalığı bağışıklık sistemi yetersizliği olanlar, kanser tanısı alan veya tedavisi görenler, ileri yaştaki hastalar, yenidoğanlar, organ veya kemik iliği nakli yapılmış olan hastalar daha ağır geçirebilirler. Nadiren, sıvı-elektrolit dengesizliği nedeniyle kaybedilen hastalar da olabilir.”</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kaynağı belli olmayan gıda ve su tüketilmemeli</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Salmonella kaynaklı bir gıda zehirlenmesi saptandığında yapılacak en doğru hareketin tespit edilen gıdaların kullanımdan kaldırılması olacağını ifade eden Dr. Songül Özer, “Ardından bu gıdaları tüketenlerin tespiti ve en kısa sürede tedaviye başlanması gerekiyor. Kaynağı belli olmayan gıdaların tüketilmemesi, çiğ yenilecek gıdaların iyice yıkanması, suların klorlanmadan kullanılmaması, mutlaka kaynağı belli ve güvenilir olan içme sularının tercih edilmesi, ellerin su ve sabunla yıkandıktan sonra yemek yenmeye başlanması korunmada en önemli faktörlerdir.” dedi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Apr 2022 11:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/04/salmonelladan-korunmak-mumkun-mu-1650637982.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baharı Kâbusa Çeviren Alerjiyi Yönetmenin Yolları</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bahari-kabusa-ceviren-alerjiyi-yonetmenin-yollari-35813</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/bahari-kabusa-ceviren-alerjiyi-yonetmenin-yollari-35813</guid>
                <description><![CDATA[Pandemide evlere kapanıp baharın gelişini bekleyenler, ilkbaharın neşesini açık hava etkinliklerinde yaşamak isteyenler, dikkat!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">İlkbaharın gelişiyle çayır otlarının, çimenlerin ve ağaçların çiçek açmasıyla polenler çevreye saçılır. Doğanın bir mucizesi olan polenler, bitkilerin çevreye yayılıp çoğalmasına yardımcı olmakla birlikte polen alerjisi olan kişilerin bahar aylarını kabusa çevirebilir. Pandemi sırasında kamp, yürüyüş, bahçe, toprak gibi açık hava aktivitelerine yönelen bireyler, Covid-19 açısından daha güvenli bir ortamda bulunsalar dahi, polenler sebebiyle risk altındadır.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;Bahar aylarının yaklaşmasıyla çocuk ve yetişkinlerin hayatını kökten etkileyen&nbsp;<strong>mevsimsel alerjiler</strong>&nbsp;konusunda bilgiler veren&nbsp;<strong>Çocuk</strong>&nbsp;<strong>Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Alerji Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay</strong>, bahar aylarında alerjenlerle savaşmanın ipuçlarını açıkladı. Polenlere karşı alerji, bronşlarda&nbsp;<strong>alerjik astım, burunda alerjik rinit ve gözlerde göz alerjisi&nbsp;</strong>şeklinde kendisini gösterdiğini söyledi.&nbsp;<strong>Prof. Dr. Ahmet Akçay</strong>&nbsp;bahar alerjilerinin hastayı çok rahatsız ettiğini, yaşam kalitesini bozduğunu, alerjik bulgular nedeniyle hastaların iyi uyuyamadığını, bu nedenle yorgunluk ve halsizlik hissettiklerini, bunun sonucunda konsantrasyon ve öğrenme yeteneğinde azalma olduğunu belirtti. Mevsimsel alerjiye sahip olanların alerjenlerle nasıl savaşacağı konusunda gündelik ipuçları verdi.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Kıyafetlerinizi Açık Havada Kurulamayın!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dışarıda giyilen giysiler eve gelindiğinde değiştirilmeli ve temizlenmelidir, kıyafetleri dışarıda bir alan yerine kurutma makinesinde kurutmak, mümkünse ılık bir duş almak, burunları su ile gargara etmek, özellikle saçların yıkanması saçlara yapışan polenlerin temizlenmesi noktasında oldukça faydalıdır. Zira polen, elyaflara kolayca yerleşebilir ve daha sonra çamaşırları giydiğinizde semptomları tetikleyebilir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;<strong>Açık Havada Şapka ve Gözlük Kullanmalısınız!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Alerjiyle mücadelede başarılı olmak için başınıza şapka, gözlerinize polen girmesini önlemek için güneş gözlüğü takabilirsiniz. Özellikle bahar aylarında dışarıya çıkılırken maske kullanımı ve gözlerin yan&nbsp;kısımlarını da örten güneş gözlükleri kullanmak, bahar alerjisini kontrol etme aşamasında etkilidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;Sigaradan Kaçının!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sigara kullanımı tıkalı, akan ve kaşıntılı burnu ve gözlerin sulanmasını tetikler. Bahar aylarının gelmesiyle beraber kamusal alanlarda, park ve bahçelerde geçirilen zaman artar. Açık havada vakit geçirirken sigara içilen ortamlardan uzaklaşmak, sigara içilmeyen kolektif dış mekanları, otel odalarını ya da restoranları seçmekte yarar vardır. Unutulmamalıdır ki odun yanan şömine ateşinden çıkan dumanlar ve aerosol spreyler gibi semptomlarınızı arttıracak diğer duman türlerinden kaçınmalısınız.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;<strong>Hava Durumunu Takip Edin!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yerel hava durumu raporlarını takip etmelisiniz. Daha yüksek polen oluşumuna neden olan yüksek ısının olduğu günleri, fırtınalar sırasında oluşan rüzgârı fark ederek önlem alabilirsiniz. Covid-19 döneminde kullanılan maskeler, polenle teması önemli derecede azaltır. Bu günler muhtemelen "fırtına astımı" olarak bilinen bir fenomene neden olabilir. Astımlılar özellikle fırtınadan sonra dışarı çıkarlarsa şiddetli reaksiyonlar gösterebilirler.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;<strong>Burnunuzu temizleyin!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Nazal durulama, burnunuzda bulunan mukusu temizlemesinin yanı sıra o bölgedeki alerji semptomlarını seyreltebilir. Bunun yanı sıra ince mukusu ve bakterileri uzaklaştırıp postnazal akıntıyı hafifletebilir. Burnun su ile sık sık gargara edilmesi faydalı olacaktır. Burun temizleme kitleri kullanılabilir. Burun içinin yıkanması için fizyolojik tuzlu su solüsyonları (1 litre suya 1 çay kaşığı tuz koyarak hazırlayabilirsiniz) ve daha yoğun tuzlu su (hipertonik serum fizyolojik) solüsyonları kullanılabilir (1 litre suya 2 çay kaşığı tuz koyabilirsiniz); bir çalışmaya göre, ikincisi daha iyi bir etkiye sahiptir. Günde bir veya iki kez nazal irrigasyonun etkileri, bu uygulamaya başladıktan sonraki ilk 4 hafta içinde hissedilir. Aynı zamanda, ilaç tedavisine ek olarak nazal irrigasyonun, aynı seviyede semptom kontrolü sağlarken, ilaca yaklaşık %30 tasarruf sağlayabileceğini de belirtmek önemlidir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;Hepa Filtreli Hava Temizleme Cihazları Kullanılabilir!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Taşınabilir Hepa "High Efficiency Particulate Arresting" yani "Yüksek Etkinlikte Partikül Yakalayıcı" filtreli hava temizleme cihazı kullanmanız, Hepa filtreli bir elektrik süpürgesiyle düzenli bir şekilde evi süpürmeniz, arabanızdaki ve evinizdeki klimanın polen filtrelerini sıklıkla değiştirmeniz faydalı olacaktır. Alerjiyi yenmek için açık hava egzersizleri önemlidir ancak zamanlama kritiktir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;<strong>Yürüyüş İçin Sabah Saatlerini Tercih Etmeyin!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">En yüksek polen sayısı genellikle sabah güneş doğmaya başladığında olur. Yürüyüş için öğleden sonra veya akşam geç saatlerini tercih etmelisiniz.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Ahmet_Akcay.jpg" style="float:left; height:480px; width:320px" />Araba filtrelerini değiştirmeyi unutmayın</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Günümüzde tüm arabalara takılan filtreler, kaynaklarından bağımsız olarak partikül maddeyi ~ 0,7 ila 74 µm arasında etkili bir şekilde tutar. Bu nedenle, tüm polen ve polen parçaları bile düzenli olarak camlar kapalıyken arabaya girmelerini engellemesi ve polen alerjisinden muzdarip sürücüleri korumalıdır. Araba yolculuğu sırasında araba filtrelerinin yararlı etkisini gösteren klinik bir çalışma bugüne kadar yayınlanmış gibi görünmüyor.&nbsp;<strong>Öte yandan, hapşırma sırasında refleks göz kapaklarının kapanması da dahil olmak üzere trafik kazalarının %7'sine kadarından alerjilerin sorumlu olduğuna dair çalışmalar bulunmaktadır.&nbsp;</strong>Ancak – arabalardaki en iyi filtreler bile eskir ve dış havadaki küçük parçacıkların (PM 2.5 ) filtreleme etkisinin azaldığı kanıtlanmıştır. Polen alerjisi olanların filtreyi ~ 2 yılda bir değiştirmeleri önerilebilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;Etkili Maske Kullanın</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">COVID dönemi maskeleri, polenle teması azaltır. Birçok insanın maske taktığından beri daha az mevsimsel alerji semptomu yaşadığı gözleniyor. Maske takılıyken egzersiz yapmak güvenlidir. Alerjiler maske ile çalışmayı zorlaştırmamalıdır, bu nedenle nefes almakta güçlük çekiyorsanız bir profesyonelden yardım almalısınız. Polen mevsimi boyunca maske takmak, özellikle polen yükünün yüksek olacağı tahmin edilen günlerde, polen alerjisi olanlar için farmakolojik olmayan etkili bir seçenek olarak önerilebilir. Bu şekilde, polen alerjisi hastaları, virüslere (örn. koronavirüsler), bakterilere veya hava kirliliğine karşı maske takmanın da bazı faydaları olacaktır. Önemli bir burun tıkanıklığınız yoksa sadece üst solunum yolu alerjileri nefes almanızda çok fazla sorun yaratmamalıdır. Eğer bir solunum güçlüğü çekiyorsanız, astım olasılığı için değerlendirmeniz gerekebilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">&nbsp;<strong>Nazal merhemler, tozlar ve yağlar kullanılabilir</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Merhemlerin, tozların veya yağların nazal mukozaya uygulanması, bunların burun içine emilen polenleri püskürtmek veya alerjenlerinin mukoza zarlarına girmesini önlemek için bir bariyer görevi gördükleri ve böylece inflamatuar reaksiyonları ve semptomları önlediği fikrine dayanır. Genel olarak, çok sayıda çalışma, burundaki selüloz tozunun, alerjenlerin ve havadaki partiküler maddelerin penetrasyonuna karşı etkili bir bariyer olduğunu göstermektedir. Bu nedenlerden açık havada kaldığımız sürede polen alerjisi olanların burun etrafına bu merhemlerden kullanması faydalı olabilir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Açık havada egzersiz yapmak için ideal zaman nedir?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yağmur, poleni aşağı iter. Hafif bir yağış sırasında egzersiz yapmak, alerjiniz olduğunda açık havada olmak için en iyi zamanlardan biri olabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Burun içine Işık (Fototerapi) Tedavisi Faydalı Mı?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Burun içine fototerapi uygulanmasının faydalı olduğuna yönelik çalışmalar vardır. Bununla birlikte, dermatolojiden elde edilen bilgilere ve mukoza zarlarında olası epitel hasarına ilişkin genel değerlendirmelere dayanarak, UV ışığının lokal olarak uygulanmasının, özellikle bu tür bir uygulamanın fizyolojik olmadığı bir mukozal yüzey üzerinde risksiz olmadığı belirtilmelidir.&nbsp;<strong>Bu nedenle, bu yöntem her polen alerjisine önerilmesi doğru olmaz.&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;Akapunktur Etkili Mi?</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Standart ilaç tedavisine yeterince yanıt vermeyen veya dayanılmaz yan etkiler yaşayan alerjik rinitli bireyler için akupunktur değerli olabilir. Muhtemelen, etki büyük ölçüde akupunktur uzmanının deneyimine ve muhtemelen hastanın metodolojiye katılma isteğine bağlı olacaktır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Mar 2022 10:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/03/bahari-kabusa-ceviren-alerjiyi-yonetmenin-yollari-1648118255.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göbek Yağlarını Eritmek İçin 5 Öneri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/gobek-yaglarini-eritmek-icin-5-oneri-35785</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/gobek-yaglarini-eritmek-icin-5-oneri-35785</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, göbek eritme yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Göbek yağlanmasının nedenlerine dikkat!</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bel ve karın yağları fazla kalori alınması ile artmakta ve&nbsp;abdominal obeziteye&nbsp;neden olmaktadır. Dengesiz ve sağlıksız beslenme, durağan yaşam, yaşlanmaya ve genetik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan karın yağlanması zamanla tehlikeli boyutlara gelmektedir.</span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:16px">Şekerli içecekler aşırı kalori alımına neden olurken, karın ve bel çevresindeki yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisi olmaktadır. Şekerli ve gazlı içeceklerin büyük bir bölümünde kalorisi yüksek mısır şurubu kullanılmaktadır.</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Margarinlerde kullanılan trans yağları ise karın yağlanmasını artırmaktadır.&nbsp;</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Fast food tipi beslenme trans yağ ve yüksek kalori içerdiği için karın yağlarını arttırıcı etki yapmaktadır.&nbsp;</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">İşlenmiş &nbsp;ve &nbsp;paketlenmiş &nbsp;her türlü &nbsp;endüstriyel gıdalar, kilo &nbsp;alımını &nbsp;ve &nbsp;karın &nbsp;yağlanmasını &nbsp;artırmaktadır.</span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Yağın hangi bölgede olduğu önemli</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Abdominal (karın) yağlanma sonucunda iç organların çalışma düzeni bozularak, vücuttaki genel yağ düzeyi artmaktadır. Vücuttaki yağ oranını değerlendirirken, yağın hangi bölgede olduğu önemlidir. Karın yani göbek bölgesindeki yağlanma vücudun diğer bölgelerindeki yağlanmadan daha tehlikelidir. Vücuttaki bel ve kalça oranı hesaplanarak ideal ağırlık belirlenirken, bel ve kalçadaki yağ oranının yüksek olması abdominal yağlanmaya işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarda bel bölgesinde yağlanması olanlar, kalça yağlanması olanlardan daha fazladır. Abdominal yağlanma bel kısmından başlayarak mide, karaciğer ile bağırsakları sarmaktadır. Aşırı iç yağlanma genel sağlığı olumsuz etkiler. Öte yandan, bel kalça oranı hesaplanırken, bel ölçüsü santimetre cinsinden kalça çevresinin ölçüsüne bölünerek bulunur. Erkekler için en ideal kalça oranın 1’in altında, kadınlar için ise 0,8 altında olması gerekmektedir. Bel çevresi erkeklerde 94 santimetre kadınlarda ise 80 santimetrenin altındaysa normal, 94-102 santimetre arasındaki erkekler aşırı kilolu, 102 santimetre ve üzerindekiler ise şişman sınıfına girmektedir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Göbek eritmek için uygulanması gerekenler</strong></span></p>

<ol>
	<li><span style="font-size:16px">Kan şekerini kontrol altında tutmak oldukça önemlidir. Kan şekerini kontrol altında tutarak göbek yağlanması engellenir. Kan şekerinin dengeli biçimde artıp azalması nedeniyle aşırı besin tüketimi gerçekleşmez. Tüketilen daha az besin nedeniyle kilo alımı da ortaya çıkmayacaktır. &nbsp; Kan şekerini dengede tutmak için şeker ve şekerli gıdalar günlük beslenme planından çıkarılmalıdır.&nbsp;</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Vücutta hızlı parçalanan karbonhidratlardan da uzak durulmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine protein ağırlıklı beslenme planı uygulanmalıdır. Göbek bölgesindeki yağ oranı düşene kadar günlük karbonhidrat alımı azaltılmalıdır.&nbsp;</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Metabolizmayı hızlandırıcı gıdalar tüketilmeli, yağ yakıcı bitki çaylarından destek alınmalıdır.&nbsp;</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Günlük program yapılmalı. Uyuma ve yemek süresi ile tuvalete gidilen saat rutinleştirilmelidir. Bu sayede metabolizma daha düzenli çalışacaktır.&nbsp;</span></li>
	<li><span style="font-size:16px">Her gün düzenli olarak geceleri minimum 7 saat uyunmalıdır. Bu sayede hormonlar dengeye girecek ve metabolizma hızlanacaktır.&nbsp;&nbsp;</span></li>
</ol>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Göbek eritmeye yardımcı besinlerden faydalanın</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Doğal olarak göbekten kurtulmak için de beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yağ yakma hızını artıran bazı besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu besinlerin tamamı metabolizmanın çalışma hızını artırır.</span><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Elma sirkesi:&nbsp;</strong>Elma sirkesinin en temel özelliği kan şekerini ve kolesterolü düzenliyor oluşudur. Bu sayede besin tüketme ihtiyacını minimuma indirir. Ayrıca metabolizmayı da % 20 oranında hızlandırmaktadır. Yemeklerden önce doğru zamanda tüketilen elma sirkesi tokluk hissi oluşturmaktadır. Ancak elma sirkesinin organik olması gerekmektedir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Chia tohumu:&nbsp;</strong>Kilo vermek isteyenler tarafından kullanılan chia tohumu&nbsp;ülkemizde son 5-6 yıldır çok fazla tüketilmektedir. Besin değerleri açısından tokluk hissi sağlayan&nbsp;chia tohumu, sayesinde kişinin besin tüketme ihtiyacı azalır. Ayrıca doğal yağlar içerir. Bu yağlar, yağları yakmada oldukça etkili olmaktadır.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong></span><span style="font-size:16px"><strong>Hindistan cevizi ve yağı:&nbsp;</strong>Sağlıklı yağlardan biri olan Hindistan cevizi yağı göbek eritmede de kullanılmaktadır. Hormonları dengeleyen Hindistan cevizi yağı, tiroid hormonunun düzenli çalışmasını sağlayarak metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda da fazla besin tüketme isteğini de baskılamaktadır.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>&nbsp;</strong></span><span style="font-size:16px"><strong>Kefir:&nbsp;</strong>İçerisinde bağırsakları düzenleyen probiyotikleri barındırır. Aynı probiyotikler yağ yakım sürecini de hızlandırmaktadır. Eğer göbek bölgenizdeki yağları vermek istiyorsanız her gün düzenli olarak kefir tüketmelisiniz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, brokoli:&nbsp;</strong>Tüm bu sebzeler sağlıklıdır. Diyet dönemlerinde haşlanarak tüketilmeleri tavsiye edilir. Ayrıca zeytinyağlı şekilde tüketilmeleri halinde vücuda oldukça faydalıdırlar. Tüm bu özelliklerinin yanında, göbek eritmek isteyenler tarafından tüketilmeleri halinde yağların hızlıca erimesini sağlarlar.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Yüksek protein içeren peynir altı suyu&nbsp;ile tavuk:&nbsp;</strong>Protein zengini olan peynir altı suyu ve tavuk tüketmek gerekir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Bitki çayları:&nbsp;</strong>Az miktarda da olsa kafein içeren birçok bitki çayları, metabolizmanın hızını artırır. Diyet dönemlerinde bitki çaylarının tüketilmesi metabolizma hızını % 20 oranında artıracaktır. Gün içerisinde düzenli tüketilirse göbek yağları yakılabilir.</span></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Greyfurt:&nbsp;</strong>Oldukça sağlıklı bir meyve olan greyfurt, tadının hafif acımtırak olmasından dolayı pek tüketilmese de konu yağ yakımı olduğunda başı çekmektedir. Özellikle kahvaltıda meyve suyu olarak katkısız şekilde tüketilmesi halinde metabolizma hızını % 30 oranında artırır. Bu artış geçici bir etki değildir ve gün boyu sürmektedir.&nbsp;</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Mar 2022 10:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/03/gobek-yaglarini-eritmek-icin-5-oneri-1647718167.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Egzamanın Oluşmasını Engelleyen 8 Önlem</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/egzamanin-olusmasini-engelleyen-8-onlem-35667</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/egzamanin-olusmasini-engelleyen-8-onlem-35667</guid>
                <description><![CDATA[Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan egzama, cildi kurutarak kaşıntıya ve su kabarcıklarına yol açabiliyor. Kış aylarında nem oranının düşmesi ve soğuk hava nedeniyle daha sık görülen egzamanın tedavi edebilmesi için sorunun kaynağının belirlenmesi önem taşıyor. Egzamanın oluşmaması için bazı pratik önlemlerin de alınması gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan egzama, cildi kurutarak kaşıntıya ve su kabarcıklarına yol açabiliyor. Kış aylarında nem oranının düşmesi ve soğuk hava nedeniyle daha sık görülen egzamanın tedavi edebilmesi için sorunun kaynağının belirlenmesi önem taşıyor. Egzamanın oluşmaması için bazı pratik önlemlerin de alınması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ayşe Gökçe Tümtürk, egzama belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Uygun olmayan sabunlar egzama nedeni</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tıbbi adı “dermatit” olan egzama cildi kurutan, kaşıntı ve kabarcıklarla kendini belli eden bir deri hastalığıdır. Toplumda çok sık görülen ve değişik tipleri olan egzama, birden fazla sebebe bağlı olarak görülebilmektedir. Egzamanın en önemli nedenleri alerjik reaksiyon, ciltteki kuruluk ve strestir. Ayrıca uygun olmayan sabunların kullanılması, ortamdaki toz ve bazı kimyasalların deriyle teması egzamaya neden olabilmektedir. Ancak egzamanın kesin nedeni tam olarak bilinmemekte, bünyesel uygunluğun da etkisi olduğu düşünülmektedir. Ev kadınları, kuaförler, temizlik işiyle uğraşanlar ile meslekleri gereği ciltleri kimyasallara maruz kalan kişilerde daha çok görülmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;<strong>Egzamanın 5 önemli belirtisi</strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücudun çeşitli yerlerinde orta çıkan kızarıklıklar.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cildin kuruması nedeniyle belirginleşen kaşıntı.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bölgenin özellikle geceleri kaşınması sonucunda cildin gerginleşerek çatlaması.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zamanla ortaya çıkan küçük ve içi sıvı dolu kabarcıklar.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ciltte başlayan döküntüler ve kabuklar.&nbsp;</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Egzama eller, ayaklar, bacaklar ve saç diplerinde; kızarıklık, kaşıntı, pullanma, yanma hissi gibi belirtilerle ortaya çıkar. Derideki kuruluk ilk belirtilerdendir. Egzamalı bölge kaşındıkça tablo daha da ağırlaşmaktadır. Belirtilerin birbirini takip etmesi kaşımaya bağlı olarak devam etmekte, kısırdöngü nedeniyle şikayetler yenilenmektedir. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Egzamanın teşhisi için yama testi yapılmalı</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Egzamanın teşhisi dermatoloji hekimlerinin fiziki muayenesiyle konulabilmektedir. Tanıyı netleştirebilmek için yama testi( patch) &nbsp;yapılır. Şüpheli hastaların sırtına alerjen maddelerin düşük konsantrasyonları yapıştırılır. 48 ile 72 saat arasında deriyle temas eden alerjen maddelere cildin verdiği tepki ölçülür. Test süresince kişinin duş almaması ve terlemeye neden olabilecek aktiviteleri yapmaması gerekir. &nbsp;Alerji ilacı bu dönemde kullanılmamaktadır aksi halde test negatif çıkar. Bu sürenin sonunda test yapılan bölgede kızarıklık, kabarma ve sulanma varsa sürülen maddenin alerjik etkisi olduğu ortaya çıkacaktır. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Risk faktörlerinden kaçınmak önemli</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Egzamanın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Egzamanın tedavisinde bu soruna neden olan etkenlerden uzak durmak çok önemlidir. Cildin hangi maddeye karşı reaksiyon geliştirdiği belirlenmeli, kaynağa yönelik tedavinin ilk adımı atılmalıdır. Tedavide kortizon dışı bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar, cildi rahatlatan pansumanlar ve lokal kortikosteroidli pomadlar kullanılmaktadır. Nötral sabunlar, bariyer kremleri, nemlendiriciler ve egzama şampuanları rahatlama sağlayacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Egzamadan koruyan önlemler</strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Egzamaya aday olan kişilerin bulundukları ortam yeterli nem ve ısı oranına sahip olmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bulunulan ortamlar sık sık havalandırılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Duş alma sıklığı mevsime göre ayarlanmalı, günlük banyo yapılmamalıdır. Banyoda cildi tahriş edecek kese ve lifler kullanılmamalı, su kesinlikle çok sıcak olmamalıdır. Banyodan sonra uygun nemlendirici ürünler ile tüm vücut nemlendirilmelidir.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Duşta ve günlük el-yüz yıkamada nötr sabunlar kullanılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağışıklık sistemini destekleyen gıdalar tüketilmeli ve düzenli spor yapılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Egzamaya neden olan alerjenin mutlaka kullanılması gerekiyorsa, teması engelleyen eldivenler kullanılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İçinde toz barındıran halı ve battaniye gibi eşyalar uyuma saatlerinde yatak odasında bulundurulmamalıdır.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Günlük olarak yeterli miktarda su içilmelidir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Feb 2022 09:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/02/egzamanin-olusmasini-engelleyen-8-onlem-1645693926.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ispanağı Sağlıklı Tüketmenin 6 Kuralı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ispanagi-saglikli-tuketmenin-6-kurali-35586</link>
                <guid>https://www.tarimpusulasi.com/haber/ispanagi-saglikli-tuketmenin-6-kurali-35586</guid>
                <description><![CDATA[Mevsiminde düzenli olarak tüketildiğinde vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineral desteğinin sağlanmasında rol oynayan ıspanak, antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan korunmaya yardımcı oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mevsiminde düzenli olarak tüketildiğinde vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineral desteğinin sağlanmasında rol oynayan ıspanak, antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan korunmaya yardımcı oluyor. Ispanağı tüketirken besin değerlerinin kaybolmaması için bazı kurallara uyulması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, ıspanağın faydaları hakkında bilgi vererek, sağlıklı tüketimi konusunda uyarılarda bulundu.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vitamin açısından zengin</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çeşitli mineral ve vitaminler ile antioksidan özelliği olan ıspanak;&nbsp;karoten,&nbsp;likopen&nbsp;ile&nbsp;zeaksantin&nbsp;gibi pigmentler ve lif açısından oldukça zengin bir sebzedir.&nbsp;Ispanağın 100 gramında 469&nbsp;mg&nbsp;A vitamini ve 5626&nbsp;mg provitamin&nbsp;A veya B-karoten, K vitamini, C vitamini, B2 vitamini ve daha düşük konsantrasyonlarda&nbsp;folik&nbsp;asit (B9,&nbsp;tiamin&nbsp;dahil) bulunmaktadır. Ayrıca ıspanak; B1 ve&nbsp;riboflavin&nbsp;veya B2, C, E, K vitaminleri ile E vitamini arasında&nbsp;tokoferoller&nbsp;ve&nbsp;tokotrienoller&nbsp;gibi bilinen bileşikleri barındırmaktadır.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tam bir mineral kaynağı</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mineral açısından 100 gram ıspanakta 58 mg magnezyum,123 mg kalsiyum, 633 mg potasyum, 4,25 mg çinko, 0,128 mg bakır,&nbsp;8.75&nbsp;mg manganez, 120 mg sodyum ve 55 mg fosfor ile 4-35 mg demir bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ıspanak, diyet lifi, B6 vitamini, E vitamini ve omega-3 yağ asitlerinin önemli bir kaynağıdır. Antioksidanlar,&nbsp;polifenoller&nbsp;ve&nbsp;karotenoidler&nbsp;gibi sağlıklı gıda statüsünün ayırt edici özellikleri olan çiğ ıspanağa önemli bileşikler eşlik etmektedir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Besin değeri açısından zengin</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ispanak, besin değerleri açısından son derece zengin olan koyu yeşil yapraklı bir sebzedir. Çok çeşitli vitamin ve minerallerin yanı sıra insan dokusunun bakımı, iyileştirilmesi ve düzenlenmesi için gerekli olan diyet lifi, protein ve yağ asitlerini kapsayan birkaç önemli mikro besin içerir.&nbsp;100 gram başına yaklaşık 150&nbsp;kcal&nbsp;içerir&nbsp;ve&nbsp;folatlar, K vitamini, A vitamini durumunda toplu olarak önerilen günlük miktarın % 49’unu oluşturan çok çeşitli mineral ve vitaminleri sağlar.&nbsp;C vitamini, diyetteki demirin emilimi için önemlidir.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ispanak mevsiminde tüketilmeli</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ispanağın mevsiminde tüketilmesi gereklidir. Ispanak alındığında her yaprağının tek tek kopartılarak sirkeli su içinde bekletilmesi, aradaki yabancı otların temizlenmesi önemlidir. Yemek olarak hazırlanan ıspanak sık sık ısıtılarak yenmemelidir. Çünkü içindeki nitrat maddesi, ısındıkça nitrite dönüşebilmekte, bu yüzden tekrar tekrar ısıtılması zehirlenmelere neden olabilmektedir.</span></span></p>

<ol>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Besin değerleri açısından ıspanak mevsiminde tüketilmelidir.&nbsp;</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüketilmeden önce kesinlikle yakınmalı, topraktan ıspanağı geçebilecek bakteriler için yıkama suyuna sirke konmalıdır.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pişirilmeden önce besin değerlerinin kaybolmaması için küçük parçalara ayrılmamalıdır.&nbsp;</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ispanağın doğranması, içindeki C vitaminini azaltacağından mümkün olduğunca bütün halinde tüketilmesi daha sağlıklıdır.&nbsp;</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pişirme sırasında besin değerlerinin kaybolmaması için yağda uzun süreli yakılarak kavrulmamalıdır.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mutlaka temiz bir bıçakla doğranmalıdır.</span></span></li>
	<li><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ispanak ile birlikte kalsiyum içeren yoğurt bir arada tüketilmemelidir. Ispanaktaki demir ile yoğurttaki kalsiyum birbirlerinin emilimini engellemektedir. Bu nedenle beraber tüketildiğinde ıspanaktan beklenen fayda sağlanamaktadır.</span></span></li>
</ol>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ispanak vücuttaki pek çok sistem için faydalı</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ispanak bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olmaktadır. &nbsp; Enfeksiyon sonucu oluşan hastalıkların önlenmesine katkı sağlamaktadır. İnflamatuar özelliği sayesinde düzenli tüketiminde enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski düşmektedir. İçerdiği demir, fosfor ve kalsiyum sayesinde kemiklerin güçlenmesine yardımcı olmakta, içerisindeki A vitamini sayesinde göz sağlığını korumaktadır. Ispanak demir açısından zengindir. Demir eksikliği nedeniyle oluşan anemi hastalığının tedavisine destek olan bir besin kaynağıdır. Ispanak, osteoporoz yani kemik erimesini de önlemeye yardımcı olmaktadır. Kalp krizine neden olan sorunların ortadan kalkmasında kan basıncını düzenleyerek kalp-damar sağlığının korunmasında etkilidir.&nbsp;İçeriğindeki K vitamini, folik asit, lutein ve B-karoten nedeniyle oksidatif stresin azalmasını sağlamakta, yaşlanmanın neden olduğu oksidatif stres riskini azaltmakta, motor ve bilişsel beceriler ile zihinsel kapasiteyi artırmaktadır.&nbsp;</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalbe ve beyne iyi geliyor</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca ıspanak, Alzheimer hastalığının gelişimiyle bağlantılı ‘kolinesteraz’ adı verilen bir enzimin aktivitesini bloke etmektedir. Ispanaktaki yüksek magnezyum seviyeleri, B-amiloid adı verilen bir peptidinin neden olduğu nöron ölümü seviyesini azaltarak hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalık gibi kronik hastalıklarla ilişkili düşük seviyeleri telafi etmektedir.&nbsp;Ispanak, kardiyovasküler sistem ve merkezi sinir sistemi dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik sistemler üzerinde etkili olan çok sayıda fonksiyonel bileşiğe sahiptir. Yüksek K vitamini, folik asit, B-karoten ve lutein seviyeleri nedeniyle ıspanak tüketimi, yaşlanma ile ilişkili oksidatif stres riskini azaltabilmekte, dolayısıyla bilişsel ve motor becerilerin yanı sıra zihinsel kapasiteyi de geliştirebilmektedir. Yüksek ve hipokalorik etkisi nedeniyle ideal bir besindir. Antioksidan ve sağlığı geliştirici faydaları, yüksek düzeyde C vitamini ve lif içeriğinin yanı sıra kompleks karbonhidrat ve düşük yağ seviyesi nedeniyle ıspanak, kan şekeri konsantrasyonlarını düzenlemeye, magnezyum yoluyla insülin ihtiyacını azaltmaya yardımcı olmaktadır. Diyabetli hastalarda tokluk artışı sağlayarak kilo kontrolü sağlamaktadır.&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Feb 2022 09:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/02/ispanagi-saglikli-tuketmenin-6-kurali-1643887896.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
